-11-

1038 Words
Kahvaltının son demleri, pencerelerden süzülen parlak sabah güneşiyle ısınırken, masadaki o huzurlu sessizlik Leyal için artık taşınamaz bir yük haline gelmişti. Sinan’ın her sevgi dolu bakışı, Leyal’in göğsündeki o gizli boşluğu daha da derinleştiriyordu. Leyal, "Ben çantamdan telefonuma bakayım, annem merak etmiştir," diyerek yavaşça ayağa kalktı. Adımları parkenin üzerinde belli belirsiz sesler çıkarırken oturma odasına geçti. Güneş ışığı odayı boydan boya kat ediyor, havadaki toz zerrelerini bile belirginleştiriyordu. Çantasına uzandığı sırada, bakışları gayriihtiyari televizyon ünitesinin en kenarına, o loş köşeye kaydı. O an, zaman durdu. Nefesi boğazında düğümlendi. Orada, tozlu rafların arasında, yıllar önce kaybettiği, bir daha asla göremeyeceğini düşündüğü o eski oyuncak bebeği duruyordu. Porselen yüzündeki hafif çatlak, solmuş çiçekli elbisesi ve tek tarafı kopmuş saç bandıyla ona çocukluğunun en masum günlerinden el sallıyor gibiydi. Dün geceki o zifiri yorgunluk ve korku, bu bebeği fark etmesini engellemişti; ama şimdi, gün ışığı bu acı hatırayı tüm çıplaklığıyla önüne sermişti. Leyal, titreyen elleriyle bebeğe doğru uzandı. Parmak uçları bebeğin soğuk porselen yüzüne değdiğinde, sanki bir elektrik akımı tüm bedenini sarstı. Bebeği yavaşça göğsüne bastırırken dizlerinin bağı çözüldü ve oracıkta halının üzerine çöktü. "Bir zamanlar oyuncak bebeklerim kaybolduğunda hıçkırıklara boğularak ağlardım," diye mırıldandı Leyal, sesi odanın sessizliğinde yankılanan bir feryat gibiydi. Gözlerinden boşalan yaşlar bebeğin eski elbisesine damlıyordu. "Ve o geceyi yaşadıktan sonra... Ellerimdeki o sıcak kanı silerken sadece boşluğa bakıyordum. Ağlayamıyordum bile. Ruhum o gece bu bebek gibi porselendenmiş de bin parçaya bölünmüş gibiydi." O an her şey birbirine karıştı. Leyal, omuzları sarsılarak, hıçkırıklarını dizginlemeye çalışmadan ağlamaya başladı. Masumiyetinin bittiği o an ile çocukluğunun geri gelişi arasındaki bu tezatlık canını yakıyordu. Mutfaktan gelen ayak sesleri durakladı. Sinan, koridorun başında belirdiğinde Leyal’i yerde, eski bir bebeğe sarılmış, darmadağın bir halde ağlarken görünce donup kaldı. Sinan’ın yüzündeki o neşeli sabah ifadesi, yerini derin bir keder ve korkuya bıraktı. "Leyal?" dedi Sinan, yanına doğru koşup diz çökerek. "Leyal, ne oldu?" Sinan, Leyal’in yanına diz çöktüğünde odadaki havanın bir anda ağırlaştığını, anıların tozlu raflardan inip odaya doluştuğunu hissetti. Leyal, gözyaşları içinde bebeği göğsüne bastırırken, bakışları hem bir hesap sorma hem de büyük bir hayretle Sinan’ın gözlerine saplanmıştı. "Bu benim bebeğimdi..." dedi sesi hıçkırıkların arasında titreyerek. "Yıllar önce kaybolmuştu. Sende... Sende ne işi var? Neden burada duruyor?" Sinan, derin bir iç çekti. Bakışları yumuşadı, hüzünlü bir gülümseme dudaklarına yayıldı. Elini yavaşça uzatıp Leyal’in bebeği tutan parmaklarının üzerine koydu. Dokunuşu, fırtınalı bir denizde güvenli bir liman gibi sıcaktı. "Çocukken seninle parkta oyun oynarken," diye başladı Sinan, "O gün bebeği parkta unutup eve gitmiştin. Hava kararmaya başlamıştı, park ıssızdı. Onu orada öylece, bankın üzerinde bırakmaya gönlüm el vermedi. Ben de alıp evime getirmiştim. Biliyordum Leyal... Biliyordum ki bu senden bana kalan son hatıra olacaktı. Ve öyle de oldu." Leyal, duyduklarıyla birlikte gözyaşlarını sildi ama hıçkırıkları henüz dinmemişti. Sinan, bebeğin porselen yüzündeki o çatlağa parmağıyla dokunurken devam etti "Sonra siz aniden yurtdışına taşındınız. Elimde sadece bu porselen bebekle kalakaldım. Yıllarca, her akşam bu odaya girdiğimde bu bebeğe baktım. Senin geri dönmeni bekledim. Belki saçma gelecek ama, onunla konuştum, ona senin kokunu sordum. Belki de bu bebek, bu küçük porselen parça seni tekrar İstanbul’a, bana getirdi. O bizim aramızdaki kopmayan tek bağdı." Sinan, Leyal’in yüzüne dökülen yaşlı bir tutamı şefkatle kulağının arkasına itti. Leyal, Sinan’ın bu sarsılmaz sadakati ve yıllardır sakladığı bu sessiz aşkı karşısında kalbinin sıkıştığını hissetti. Sinan onu ne kadar masum, ne kadar saf bir hatırayla beklemişti oysa Leyal, o kapıdan içeri girerken beraberinde karanlık bir sokağın, kurumuş kanın ve geri dönüşü olmayan bir günahın ağırlığını getirmişti. Sinan onu kendine çekip başını göğsüne yasladığında, Leyal bebeği hala kucağında tutuyordu. Sinan’ın kalp atışlarını duydukça, içindeki o parçalanmış porselen bebek hissi daha da büyüdü. Sinan onu "eve dönmüş" sayıyordu ama Leyal, ruhunun o gece o dar sokakta kaldığını haykırmak istiyordu. "Beni bekledin..." diye mırıldandı Leyal, Sinan’ın gömleğinin kumaşını sıkarak. "Bunca yıl sadece bir hatıra için mi bekledin?" Sinan, onun saçlarını öpüp fısıldadı: "Ben sadece bir hatırayı değil, o hatıranın içindeki seni bekledim." Sinan, Leyal’i göğsüne bastırmış, çocukluk aşkının kokusunu yıllar sonra yeniden içine çekerken; salonun sessizliğini Leyal’in çantasından gelen o ısrarcı bildirim sesi bir kez daha böldü. Leyal, bu güvenli sığınaktan zorla koparılıyormuş gibi bir ürpertiyle Sinan’dan ayrıldı. Dizlerinin üzerindeki porselen bebeği yavaşça ünitenin üzerine, Sinan’ın onu yıllarca beklediği o eski yerine bıraktı. Ayağa kalkıp çantasını eline aldı ve titreyen parmaklarıyla telefonun ekranını kaydırdı. Bu kez beklediği o karanlık tehdit değil, annesinin mesajıydı "Leyal, sabah oldu. Neredesin? Kahvaltıyı hazırladım, seni bekliyorum kızım." Leyal, mesajı okurken derin bir suçluluk duygusuyla Sinan’a döndü. "Gitmem lazım Sinan. Annem bekliyor, daha fazla gecikirsem şüphelenir," dedi. Sesindeki hüzün, az önceki duygusal patlamanın yorgunluğunu taşıyordu. Çantasını omzuna asıp kapıya doğru yönelirken, Sinan onu durdurmak istercesine kolundan nazikçe yakaladı. Leyal’in gitmesine izin vermeye pek niyeti yokmuş gibi bakıyordu gözlerinde hem bir özlem hem de bitmek bilmeyen bir arzu vardı. "Gitmeden önce şunu söylemeliyim," dedi Sinan, sesi sabah güneşinin sıcaklığı kadar etkileyiciydi. "Dün geceki gibi... Tekrar aynı zamanda, aynı şekilde kokunu içime çekme gibi bir şansım olacak mı? Yoksa bu sadece büyülü bir rüya mıydı?" Leyal, kapı koluna uzanan elini geri çekti. Çantasının sapını daha sıkı kavrayarak Sinan’a doğru bir adım attı. Aralarındaki mesafe kapandığında, Sinan’ın vücudundan yayılan o tanıdık sıcaklığı yeniden hissetti. Başını hafifçe kaldırıp Sinan’ın gözlerinin içine baktı dudaklarında gizemli ve kışkırtıcı bir gülümseme belirdi. "Belki de daha fazlası olur Sinan... Bilemeyiz," diye fısıldadı. Leyal, bu sözlerin hemen ardından Sinan’ın boynuna sarıldı ve dudaklarını onunkilere hırsla mühürledi. Bu öpücük, sadece bir veda değil, aynı zamanda yeni bir başlangıcın ya da daha büyük bir fırtınanın vaadi gibiydi. Sinan, Leyal’in belini kavrayıp onu kendine daha çok çekerken, ikisi de zamanın durmasını istedi. Ancak Leyal, kendini son bir güçle Sinan’ın kollarından kurtardı. "Görüşürüz," diyerek arkasına bakmadan evden çıktı. Apartmanın merdivenlerinden inerken elindeki çantasının ne kadar ağır olduğunu bir kez daha fark etti. Sokak kapısından dışarı adım attığında İstanbul’un serin sabah havası yüzüne çarptı. Leyal, apartmandan çıktığında sabahın keskin ayazı yüzüne çarptı, ama içindeki karmaşa bu soğuktan çok daha yakıcıydı. Sokak lambaları çoktan sönmüş, İstanbul'un gri sabahı her yeri kaplamıştı. Birkaç sokak ileride, tenha bir köşede yeşil bir çöp konteyneri gördü. Duraksadı. Elini çantasına atıp parmaklarını kumaşların arasına daldırdı. Önce o geceye ait olan, üzerine yabancı birinin kanı bulaşmış o lanetli pantolonu çıkardı. Kumaş parmaklarının arasında kaskatı ve soğuktu. Hiç düşünmeden, o geceyi zihninden söküp atmak istercesine çöpün derinliklerine bıraktı. ~~~ Pazartesi Çarşamba ve Cuma Günleri Yeni bölüm...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD