-8-

1488 Words
Sinan cevap vermek yerine yavaşça aşağıya süzüldü. Dudaklarını Leyal’in boyun çukuruna, o küçük nabız noktasının tam üzerine bastırdı. Leyal, hissettiği bu yakıcı temasla başını geriye doğru atarken Sinan’ın sıcak nefesi tenini kavuruyordu. Sinan, onun boynuna küçük, kesik öpücükler bırakırken fısıltısı tenini okşadı "Sen de bunun böyle olmasını istememeliydin," dedi Sinan, sesi arzunun ve kederin en derin tonundaydı. "Ama artık çok geç. Ruhun ruhuma değdi bir kere. Artık seni daha fazla istiyorum. Bu gece ne cennet ne cehennem var... Sadece senin tenin ve benim nefesim." Sinan’ın elleri, Leyal’in çıplak belinden kalçalarına doğru ağır ağır süzüldü her dokunuşuyla onu kendine daha çok çekti. Aralarındaki o çıplak temas, bir günahın itirafı değil, iki yalnız ruhun dünyadaki tüm kötülüklere karşı birbirinde erimesiydi. Sinan’ın dudakları tekrar Leyal’in dudaklarını bulduğunda, Leyal ilk kez gerçekten güvende olduğunu sandı. Zaman, bu loş odanın duvarları arasında eriyip giderken; Sinan’ın elleri Leyal’in her bir kıvrımını keşfediyor, Leyal ise bu yasak ama büyülü anın bitmemesi için ona daha sıkı sarılıyordu. Sinan’ın elleri, Leyal’in belinin kavisinden aşağıya, kalçalarının dolgunluğuna ve bacaklarının pürüzsüz sıcaklığına doğru ağır ağır süzülürken, odadaki hava artık solunması güç, yakıcı bir yoğunluğa ulaşmıştı. Tenleri arasındaki ter ve sıcaklık, onları tek bir vücutmuş gibi birbirine mühürlüyordu. Sinan’ın dizleri, Leyal’in bacaklarının arasına yerleşip onları hafifçe araladığında, Leyal hissettiği bu en mahrem temasla bir an nefesini tuttu. Leyal, Sinan’ın çıplak ve sert gövdesini kendi yumuşaklığında hissederken, kasıklarındaki o zonklayan, derin sızının Sinan’ın her hareketiyle biraz daha büyüdüğünü fark ediyordu. Sinan, bacaklarının arasındaki o hassas boşluğa kendi ağırlığını bütünüyle verdiğinde, Leyal’in tırnakları Sinan’ın sırtına, kürek kemiklerinin arasına sertçe gömüldü. "Daha yakın..." diye inledi Leyal, sesi artık kontrol edemediği bir arzunun esiriydi. "Aramızda hiçbir boşluk kalmasın." Sinan, Leyal’in kalçalarını avuçlarının içine alıp onu kendine doğru daha sert, daha kararlı bir şekilde çekti. Özel bölgelerinin o en mahrem, en sıcak temasıyla ikisi de eşzamanlı bir ürpertiyle sarsıldı. Sinan’ın dudakları, Leyal’in göğüslerinin üzerine, kalp atışının en şiddetli duyulduğu yere indi. Oradaki sıcak teni dudaklarıyla kavrayıp emdiğinde, Leyal’in kalçaları istemsizce yukarı kalktı, Sinan’ın ritmine ve sıcaklığına cevap verdi. "Bedenim sana itaat ediyor," diye fısıldadı Leyal, başını yastığa gömüp gözlerini devirirken. Sinan, Leyal’in bacaklarını kendi beline dolamasını sağladı bu kilitlenme, onları dünyanın geri kalanından tamamen koparan, en ham ve en saf birleşmenin habercisiydi. Sinan’ın çıplak teni Leyal’in kasıklarına her sürtündüğünde, Leyal’in boğazından kopan o kısık sesli iniltiler odanın duvarlarında yankılanıyordu. Sinan, Leyal’in kulağına doğru eğildi, sıcak nefesi ve dudakları oradaki ince deriyi okşarken konuştu "Senin her bir kıvrımın, teninin her bir santimi benim için bir ibadet gibi... Bu yoğunluk bizi bitirecek Leyal, ama durmak istemiyorum." Leyal, Sinan’ın kalçalarının altındaki o karşı konulamaz gücü ve arzuyu hissettikçe kendini tamamen ona bıraktı. Bacaklarını onun beline daha sıkı doladı, bedenini onun ritmine teslim etti. Aralarındaki bu bedensel konuşma, hiçbir kelimenin anlatamayacağı kadar derin, yakıcı ve karanlık bir tutkuyla harlanıyordu. Sinan’ın elleri Leyal’in göğüslerinden kalçalarına, oradan bacak içlerine kadar her yeri keşfederken, Leyal bu yangının içinde kül olmayı her şeyden çok istiyordu. Fırtına dinmiş, odadaki o yakıcı enerji yerini ağır, nemli ve huzurlu bir sessizliğe bırakmıştı. Sinan, yorganı ikisinin üzerine usulca çekerek dışarıdaki serin havayı tamamen kesti. Leyal, Sinan’ın çıplak göğsüne başını yaslamış, onun düzenli ama hâlâ biraz hızlı olan kalp atışlarını dinliyordu. Sinan’ın kolu, Leyal’in çıplak omuzlarını bir zırh gibi sarmış parmak uçları genç kadının pürüzsüz teninde, omuz başındaki ince kavislerde şefkatle geziniyordu. Sinan, derin bir nefes alıp Leyal’in saç kokusunu içine çekti. Sesi, odanın loşluğunda kadife gibi yumuşak ama bir o kadar da şaşkınlık doluydu. "İlk olduğumu neden söylemedin?" diye sordu Sinan, bakışlarını Leyal’in yüzüne indirmeye çalışarak. "Bilseydim... Belki daha farklı, daha yavaş davranırdım." Leyal, bakışlarını kaçırıp Sinan’ın göğsündeki belli belirsiz gölgelere odaklandı. Parmakları, Sinan’ın teninde rastgele çizgiler çiziyordu. "Her şey bir anda oldu," diye mırıldandı. Sesindeki o titreyiş, hem az önceki yoğunluğun hem de içindeki o gizli yaranın izlerini taşıyordu. Sinan, elini Leyal’in çenesine koyup başını nazikçe kaldırdı mavi gözleri, Leyal’in dumanlı gözlerine kilitlendi. "Sana duygularımı açtım ve sen benimle birlikte oldun Leyal... Bu, bir anlamda teklifimi kabul ettiğin, hayatını hayatıma katmak istediğin anlamına gelmez mi? Bu gece birbirimize bu kadar dokunmuşken, artık biz olduk sayılmaz mı?" Leyal’in kalbi, o karanlık sırrın ağırlığıyla yeniden sıkıştı. Sinan’ın bu dürüst ve sevgi dolu sorusu, ruhundaki lekeyi daha da belirginleştiriyordu. "Her şey bir anda oldu," dedi tekrar, ama bu sefer sesi kendi içine, ruhunun derinliklerine döner gibiydi. Dudakları neredeyse hiç kıpırdamadan, Sinan’ın duyamayacağı bir tonda mırıldandı: "O gece de her şey bir anda oldu..." Sinan kaşlarını hafifçe çatarak üzerine eğildi. "Bir şey mi dedin? Anlayamadım." Leyal, boğazındaki o acı yumruyu yuttu ve zoraki bir tebessümle Sinan’ın gözlerine baktı. "Hayır yani... Bilmiyorum Sinan. Sadece sana teslim olmak istedim, bu duyguyu hissetmek istedim. Ama her şeyi zamana bıraksak olur mu? Zihnim çok karışık." Sinan, Leyal’in yüzündeki o çözemediği hüznü gördüğünde onu zorlamak istemedi. Şakağına uzun, sıcak bir öpücük kondurdu. "Olur, peki... Nasıl istersen. Sadece burada, kollarımda güvende olduğunu bil." Bir an duraksadı ve aklına gelen o tedirgin edici düşünceyle ekledi "Annen... Annen anlar mı? Eve gittiğinde değiştiğini, bu geceyi... Yani, bir şeyler olduğunu hisseder mi?" Leyal, annesinin her şeyi sezen bakışlarını ve o temiz, düzenli evlerini düşündü. Artık o eve ait olmayan bir parçası vardı hem bu geceye dair bir sır, hem de çantasındaki o karanlık yük. "Sanmıyorum," dedi Leyal, sesi bir fısıltıdan farksızdı. "Anlayamaz. Kimse gerçekten ne olduğunu anlayamaz." Sinan, Leyal’i göğsüne daha sıkı bastırdı. Odanın içindeki o ağır, puslu hava, yerini tatlı bir yorgunluğun getirdiği rehavete bırakmıştı. Sinan, yorganın altından Leyal’in çıplak sırtına elini koydu; parmakları omurga kemiklerinin üzerinde tıpkı bir piyano tuşuna dokunur gibi nazikçe gezindi ve saçlarının arasına bir öpücük kondurup hafifçe doğruldu. Sesi, uykulu ama kararlı bir yumuşaklıktaydı. "Hadi," dedi Sinan, Leyal’in kulağına doğru fısıldayarak. "Duş almamız gerekiyor. Sıcak su ikimize de iyi gelecek, tüm bu gerginliği akıtıp gideririz. Sonra da... sonra güzel bir şekilde uyuruz." Leyal, gözlerini açmadan bir kedi gibi Sinan’a biraz daha sokuldu. Vücudundaki o tatlı sızı ve Sinan’ın teninden yayılan sıcaklık o kadar huzurlu geliyordu ki, bu kozadan çıkmak istemiyordu. "Biraz daha böyle dursak..." diye mırıldandı, sesi uykunun eşiğindeydi. "Üşendim şimdi, suyun altında." Sinan, muzip bir gülümsemeyle Leyal’in bu nazlı haline karşılık verdi. Bir anda çevik bir hareketle Leyal’in üzerine doğru yükseldi. Çıplak bedenleri boylu boyunca birbirine değdiğinde, tenler arasındaki o pürüzsüz temas ikisinin de nefesini bir anlığına kesti. Sinan, kollarını Leyal’in iki yanına dayayıp onun yüzüne doğru eğildi. Burunları birbirine sürtünürken, Sinan Leyal’in dudaklarına tüy kadar hafif, kışkırtıcı bir öpücük bıraktı. "Böyle mi durmak istiyorsun yani?" dedi Sinan, sesi alaycı ama bir o kadar da yakıcı bir arzuyla titreyerek. "Eğer böyle durmaya devam edersek, o duşa hiç giremeyebiliriz." Leyal, Sinan’ın gözlerindeki o parıltıyı görünce hafifçe kızardı ve ellerini onun çıplak göğsüne koyup yavaşça itti. "Çok kötüsün," dedi gülümseyerek. "Beni ikna etmek için her yolu deniyorsun." Sinan’ın üzerinden hafifçe sıyrılıp yatağın kenarından ayağa kalktığında, odadaki loş ışık Leyal’in narin hatlarını bir heykel gibi ortaya çıkarıyordu. Sinan da aynı hızla ayağa kalktı aralarındaki o çekim gücü, giyinik olmadıkları her saniye biraz daha artıyordu. İkili elini kavradı. Parmakları birbirine kenetlendiğinde, bu sadece bir banyoya gidiş değil, az önceki o mahrem birleşmenin sessiz bir onayı gibiydi. El ele, parkelerin üzerinde çıplak ayaklarının çıkardığı hafif seslerle banyoya doğru yürüdüler. Banyoya girdiklerinde, Sinan musluğu açtı. Banyonun fayanslarından yükselen o hafif soğukluk, sıcak suyun musluktan akmaya başlamasıyla yerini yavaş yavaş ılık bir buhara bırakıyordu. Sinan, suyun ısısını ayarlamak için duşakabine doğru eğilirken Leyal, buğulanmaya başlayan aynanın karşısında durdu. Kendi çıplak yansımasına baktığında, az önceki tutkunun teninde bıraktığı o hafif kızarıklıkları ve gözlerindeki o hüzünlü parıltıyı gördü. Kendini savunmasız hissettiği bir anla, kollarını göğsünde kavuşturup kendi bedenine sıkıca sarıldı. Sanki bu şekilde içindeki o paramparça ruhu bir arada tutmaya çalışıyordu. Sinan, aynadaki bu kırılgan görüntüyü fark etti. Sessizce yaklaştı ve Leyal’in arkasında bir gölge gibi durdu. Kollarını onun beline dolayarak göğsünü Leyal’in sırtına mühürledi. Çıplak tenlerinin bu yeni teması, aynadaki buğunun ardında estetik bir tablo gibi duruyordu. Sinan, çenesini Leyal’in omzuna yasladı ve aynadaki yansımalarına bakarak fısıldadı "Bedenin, tenin o kadar güzel ki Leyal... Bakmaya doyamıyorum. Sanki her santimin ayrı bir hikaye anlatıyor." Bu sözlerin ardından dudaklarını Leyal’in omzuna, o narin kemiğin üzerine bastırdı. Leyal, bu dokunuşla birlikte gözlerini kapattı ve başını hafifçe Sinan’ın boynuna doğru eğdi. Sinan’ın sıcak nefesi, aynadaki buğuyu dağıtmasa da Leyal’in içindeki o buz dağlarını eritmeye yetiyordu ve suyun altında arkasını dönüp Sinan’ın ıslak gövdesine yaslandı. Elleri, Sinan’ın su damlalarıyla parlayan karın kaslarında gezindi. "Sıcak suyun bu kadar kışkırtıcı olabileceğini düşünmemiştim," diye fısıldadı Leyal. Sesi, suyun fayanslara çarparken çıkardığı ritmik sese karışıyordu. "Tenin... suyun altında bile ateş gibi yakıyor beni." Sinan, Leyal’i belinden tutup kendine sertçe çekti. Aralarındaki o ıslak ve çıplak temas, banyonun buharlı sıcağında arzuyu en uç noktaya taşıyordu. Sinan, başını eğip Leyal’in suyla sırılsıklam olmuş boynuna dudaklarını gömdü. "Senin bu halin varken," dedi Sinan, sesi suyun gürültüsünü delen boğuk bir tondaydı "Benim sadece ısınmam imkansız. Dokunduğum her yerin titriyor, bunu hissedebiliyorum." Leyal, inleyerek başını geriye attı Sinan’ın dudakları boynundan omuzlarına doğru inerken suyun şiddeti yüzüne çarpıyordu. "Dokun o zaman," dedi Leyal, nefes nefese. "Hiçbir boşluk kalmayana kadar... Her zerremde senin izini hissetmek istiyorum. Bu su bile aramıza girmesin." ••• Bölüm Sonu...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD