-7-

1440 Words
Hızla ayağa kalktı. Salonun kapısını, Sinan’ın duymayacağını umduğu bir hafiflikle, sadece ince bir aralık kalacak şekilde itti. Odanın loş, kehribar ışığında hırkasını ve kazağını omuzlarından sıyırıp yere bıraktı. Üzerinde sadece ince sütyeni kalmıştı. Soğuk hava çıplak tenine değdiğinde vücudu kasıldı sanki hava bile çıplak omuzlarına bir suçlama gibi çarpıyordu. Tam o sırada, tam pijama üstünü başına geçirecekken, kapı menteşesinin o ince sesi sessizliği bıçak gibi kesti. "Leyal, sana en yumuşak çarşafları..." Sinan cümlesini bitiremedi. Elinde bembeyaz çarşaflarla kapı eşiğinde donup kaldı. Leyal, arkası dönük bir halde, omuz başları ve sırtı tamamen çıplak bir şekilde kalakaldı. Odanın cılız ışığı, Leyal’in narin sırt hatlarını ve soluk tenini, bir tablonun en hüzünlü detayı gibi belirginleştiriyordu. Sinan’ın nefesi boğazında düğümlendi. Bakışları bir anlığına o korumasız sırtın üzerinde asılı kaldı, ardından hızla başını yana çevirip gözlerini sıkıca yumdu. Yüzü anında alev aldı. Hızla geri adım atıp kendisini kapının dışına, koridorun gölgesine attı. "Çok özür dilerim!" diye fısıldadı, sesi mahcubiyetten ileri geri sarsılıyordu. "Gözlerimi kapattım... Gerçekten, kapının kapalı olduğunu fark etmedim. Özür dilerim." Leyal’in kalbi, kucağındaki pijama üstüne tutunurken yerinden çıkacakmış gibi atıyordu. Hemen kumaşı başından geçirdi ve kollarını hızla kollarından sokarak vücudunu örttü. Pijamanın kol ağzında ve göğüs kısmında, poşetin içindeki pantolondan bulaşmış o silik, pas rengindeki kan lekeleri vardı ama Leyal bunu göremiyordu. Hemen düğmelerini ilikledi. Saçlarını pijamasının içinden dışarı çıkardı ve derin bir nefes alarak kapıya doğru seslendi. "Sorun değil... Girebilirsin. Giyindim." Sesi, az önceki o hırçın şokun aksine, tuhaf bir yorgunlukla doluydu. Sinan, başı hâlâ hafifçe öne eğik, sanki büyük bir hata yapmış gibi çekinerek içeri girdi. Elindeki çarşafları nazikçe koltuğun kenarına bıraktı. O açık mavi gözlerini Leyal’in gözlerinden kaçırıyor, yerdeki halının desenlerini inceliyordu. Sinan, odadaki o yoğun mahcubiyetin yarattığı ağırlığı dağıtmak istercesine yavaşça sehpanın yanına yaklaştı. Elindeki bembeyaz, taze yıkanmış çarşafları koltuğun kenarına bıraktı. Hareketleri son derece ölçülü ve nazikti sanki en küçük bir gürültü, Leyal’in o ince pamuk ipliğine bağlı sükunetini paramparça edecekmiş gibi davranıyordu. Pijama üstünün kolundaki o silik, pas rengi lekeyi görmüştü ama zihni bunu henüz bir tehlike sinyali olarak kodlamıyordu. Belki bir çay lekesi, belki de eski bir iz diye düşündü şu an tek odak noktası Leyal’in titreyen omuzlarıydı. Sinan, çarşafın bir ucunu kavrayıp koltuğun üzerine genişçe serdi. Kumaşın havada süzülürken çıkardığı o yumuşak hışırtı, odadaki tek sesti. Leyal, hiçbir şey söylemeden bir adım öne çıktı. Kendi iç dünyasındaki o fırtınadan bir anlığına sıyrılıp, çarşafın diğer ucundan parmak uçlarıyla tuttu. O an, kelimelerin bittiği, sadece nefeslerin ve bakışların konuştuğu o tekinsiz boşlukta kaldılar. Leyal, başını yavaşça kaldırıp Sinan’ın gözlerine baktı. Sinan da aynı şekilde duraksamış, çarşafın gergin dokusu aralarında bir bağ gibi uzanırken bakışlarını Leyal’in yüzüne sabitlemişti ve dakikalarca öylece kaldılar. Çarşafın her iki uçtan gerilen beyazlığı, aralarında sessiz bir köprü gibi uzanırken, Sinan yavaşça ellerini kumaştan çekti. Koltuğun üzerine özenle yayılmış olan yatak, odanın geri kalanındaki belirsizliğe inat, düzenli ve huzurlu bir sığınak gibi görünüyordu. Sinan, çarşafın köşelerini koltuğun altına sıkıştırırken hareketleri bir ayin kadar yavaştı; Leyal’in yorgun zihnini yormaktan korkar gibiydi. Yastığı koltuğun baş kısmına yerleştirip eliyle hafifçe kabarttı. Ardından doğruldu ve bakışlarını Leyal’in bitkin yüzüne çevirdi. "Güzel bir uyku sana iyi gelecek," dedi Sinan. Sesi, sanki tozlu bir raftan indirilmiş eski bir plak gibi cızırtılı ama son derece yatıştırıcı bir tondaydı. "Zihnini susturmanın tek yolu bazen sadece gözlerini kapatmaktır." Leyal, konuşacak dermanı kendinde bulamadı. Dudakları hafifçe aralandı ama kelimeler boğazındaki o düğümü aşamadı. Sadece başını yavaşça, minnet dolu bir ifadeyle aşağı yukarı salladı. Bu sessiz teşekkür, odadaki tüm ağır kelimelerden daha anlamlıydı. Sinan, Leyal’in bu kabullenişini gördüğünde hafifçe gülümsedi ve bir adım geriye atarak kapıya doğru yöneldi. Koridorun gölgesi ona dokunurken duraksadı ve omzunun üzerinden Leyal’e son bir kez baktı. "Ben kendi odamda olacağım," dedi, elini kapı pervazına koyarak. "Bir şeye ihtiyacın olursa, en küçük bir sesin bile bana ulaşması için kapımı aralık bırakacağım. Bir şey olursa seslenmen yeterli. Sadece seslen, hemen buradayım." Sinan’ın sesi koridorun sessizliğinde yankılanıp kaybolurken, Leyal onun gidişini izledi. Sinan odasına geçip kapıyı o mahrem aralıkta bıraktığında, Leyal koskoca salonda, kendi sırları ve Sinan’ın sunduğu o huzurlu yatakla baş başa kaldı. Leyal, yavaşça yatağa ilişti. Üstündeki o lekeyi fark etmeden, başını yumuşacık yastığa koydu. Vücudu koltuğun yumuşaklığına gömülürken, gözlerini tavandaki belli belirsiz gölgelere dikti. Leyal, Sinan’ın serdiği tertemiz çarşafların arasına uzandığında, odadaki lavanta kokusu zihnini uyuşturmaya çalıştı ama nafileydi. Gözlerini her kapattığında, o dar sokağın taşları üzerine devriliyor, kulağında o meçhul adamın kışkırtıcı fısıltısı yankılanıyordu. Kalbi, sessiz salonun içinde ritmi bozuk bir saat gibi çarpıyordu ve dayanamadı. Bu sessizlik, dışarıdaki fırtınadan daha gürültülüydü. Yavaşça doğruldu. Çıplak ayakları parkelerin soğuk dokusuyla buluştuğunda ürperdi. Koridora sızan cılız ışığı takip ederek Sinan’ın odasına doğru yürüdü. Kapının o mahrem aralığına geldiğinde duraksadı, göğsü hızla inip kalkıyordu. Elini titreyerek ahşap kapıya koydu ve hafifçe itti. Sinan, yatağında yarı uzanmış, elindeki kitabı göğsüne indirmiş bir halde tavana bakıyordu. Kapının açılmasıyla birlikte irkilerek doğruldu. Karanlığın içinde Leyal’in o solgun, darmadağın silüetini görünce bakışlarına derin bir şaşkınlık ve şok dalgası yayıldı. Kitabı bir kenara fırlatıp hızla yataktan doğruldu. "Leyal? Bir şey mi oldu?" dedi sesi endişeyle titreyerek. Leyal, kapı eşiğinde öylece kalakaldı. Kollarını bedenine sarmış, sanki her an yere yıkılacakmış gibi duruyordu. "Biraz... biraz korkuyorum," dedi fısıltıyla. Sesi o kadar çaresizdi ki, Sinan’ın kalbi yerinden oynadı. Sinan, tek bir saniye bile tereddüt etmeden üzerindeki yorganı savurup ayağa kalktı. Uzun adımlarla Leyal’in yanına ulaştı ve ellerini onun buz kesmiş omuzlarına koyarak onu yatağına doğru yönlendirdi. Onu yatağın kenarına, yumuşak örtülerin üzerine yavaşça oturttu. Kendisi de hemen yanına yerleşti aralarındaki mesafe, o odadaki yoğun elektriği taşıyamayacak kadar azalmıştı. Sinan, gövdesini Leyal’e doğru çevirdi. "Neden korkuyorsun Leyal?" diye sordu sesi bir dua gibi alçalarak. "Ve neyden? Seni bu kadar sarsan şey ne?" Konuşurken eli istemsizce Leyal’in yüzüne gitti. Yüzüne düşen bir tutam saçı, büyük bir özenle parmak uçlarıyla kulağının arkasına doğru itti. Leyal, bu dokunuşla birlikte başını yavaşça yere eğdi. Sinan’ın o temiz dünyasına bu kadar yakın olmak, kendi karanlığını daha da belirginleştiriyordu. "Bilmiyorum," diye mırıldandı. "Sadece... geçmiyor. Hiçbir şey geçmiyor." Sinan, bir süre sessizce onun eğik başını izledi. Sonra, parmaklarını Leyal’in çenesine koyup başını yavaşça yukarı kaldırdı. Leyal’in dumanlı, yaşlı gözleri Sinan’ın açık mavi, huzur veren gözleriyle çakıştı. Sinan, sanki bir büyü altındaymış gibi, elini Leyal’in dudaklarına götürdü. Başparmağının ucu, Leyal’in titreyen alt dudağına belli belirsiz, tüy kadar hafif bir dokunuş bıraktı. Bunu tamamen istemsizce, Leyal’in acısını kendi teninde hissetmek istercesine yapmıştı. Sinan’ın başparmağı Leyal’in alt dudağında asılı kalmışken, odadaki hava bir anda elektriklenmiş, zamanın akışı yavaşlamıştı. Sinan, Leyal’in gözlerindeki o dipsiz hüzne ve kendisine olan muhtaçlığına daha fazla kayıtsız kalamadı. Aralarındaki o son santimlik mesafeyi de kapatarak dudaklarını, Leyal’in titreyen dudaklarına usulca bastırdı. Bu ilk temas, dışarıdaki fırtınanın ortasında kalmış iki ruhun birbirine sığınması gibiydi. Leyal, bu öpücüğün içindeki o duru şefkati hissettiğinde gözlerini yavaşça yumdu. Geri çekilmedi aksine, Sinan’ın sunduğu bu sıcaklığa, sanki hayatı buna bağlıymış gibi tutundu. Sinan’ın eli, Leyal’in narin beline yerleştiğinde, pijama kumaşının altından bile hissedilen o yakıcı temas Leyal’in vücudundan bir ürperti gibi geçti. Sinan onu kendine daha çok çekerken, diğer eliyle Leyal’in ensesini kavrayıp öpücüğü daha derin ve arzulu bir hale getirdi. Leyal, kollarını Sinan’ın boynuna doladı. Parmaklarını onun saçlarının arasına geçirirken, zihnindeki o kanlı görüntüler, o dar sokak ve meçhul adamın sesi, Sinan’ın teninin kokusuyla birer birer silinmeye başladı. Sadece Sinan vardı; onun nefesi, onun kalp atışı ve onun güven veren varlığı... Yatakta birbirlerine biraz daha yaklaştılar. Sinan, hareketlerini bir ayin titizliğiyle, Leyal’in her bir tepkisini ölçerek sürdürüyordu. Eli, pijamasının düğmelerine gittiğinde bir an duraksayıp Leyal’in gözlerine baktı sanki sessizce onay istiyordu. Leyal, cevap vermek yerine Sinan’ın elinin üzerine kendi elini koydu ve ilk düğmeyi kendisi çözdü. Bu, karanlığa karşı verilen son teslimiyet nişanesiydi. Sinan, pijamanın üstünü omuzlarından yavaşça sıyırdığında, odanın serin havası Leyal’in tenine değdi ama Sinan’ın elleri hemen o boşluğu doldurdu. Sinan da üzerindeki tişörtten kurtulup tamamen Leyal’e yöneldi. Tenleri birbirine değdiği an, dünyadaki tüm kötülükler o odanın kapısının dışında kalmış gibiydi. Yavaşça yorganın altına süzüldüler. Çarşafların hışırtısı, birbirine karışan nefes seslerine eşlik ediyordu. Sinan, Leyal’i göğsüne yatırıp kollarını ona sıkıca sardığında, Leyal nihayet kendini tamamen bırakabildi. Sinan’ın sıcaklığı, ruhuna sızan o buz gibi korkuyu yavaş yavaş eritiyordu. Odanın içindeki loşluk, birbirine kenetlenen iki bedenin etrafında koyulaşırken, dış dünyadaki tüm gürültüler sustu. Sinan, Leyal’i yatağın yumuşaklığına usulca bırakırken, tenlerinin birbirine değdiği her noktada elektriklenmiş bir huzursuzluk ve hapsolmuş bir arzu vardı. Giysilerinden yavaşça ve neredeyse ayinsel bir sessizlikle arındıklarında, ikisi de çıplaklıklarının sadece bedensel değil, ruhsal bir savunmasızlık olduğunu hissediyordu. Sinan, dirseklerinin üzerinde doğrularak Leyal’in üzerine eğildi. Bakışları, genç kadının porselen kadar duru ama korkuyla gerilmiş teninde, boyun çukurunda ve hızla inip kalkan göğsünde gezindi. Sesi, odanın nemli sessizliğinde yankılanan, kadifemsi ama uyarı dolu bir fısıltıydı "Odama hiç gelmemeliydin," dedi Sinan. "Buraya adım attığında, bunları düşünmen gerekliydi." Leyal, Sinan’ın çıplak omuzlarına ellerini koydu parmakları onun sıcak teninde titriyordu. "Bana teslim olmamalıydın," diye karşılık verdi Leyal. ••• Bölüm Sonu...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD