20.Bölüm

2939 Words
--- Anne, "Gitmeyeceğim," diyerek seslendim. Annem, kucağındaki Avesta ile yanıma geldi. "Aklın kalmasın kızım, git. Ben Avesta'ya bakarım. Hem Hazırsın, babanla gidip görür, gelirsin. ben gidemem, hem Avesta ile ilgilenirim. Biraz yorgunum." Aynada son kez kendime baktım. Sarı, dalgalı saçlarım omuzumun aşağısına kadar uzamıştı. Siyah elbisemin göğüs kısmını düzeltip odadan çıktım. Babam bana bakarken, "Çok güzel olmuşsun," dedi. Babama gülümseyip ayakkabımı giydim. Komşumuz olan Ferda'nın kına gecesi vardı. Hiç gitmek istemezdim ama annemin ısrarına dayanamadım. Çünkü Ferda, Berat Ağa'yla evleniyordu. Oraya Hejar da gelecekti. Babamla birlikte evden çıktık. Çok uzak değildi zaten. Kına, kız tarafında olacaktı. Düğünün sesi yakından geliyordu. Bahçeden içeri girdiğimizde insanların bakışları bana döndü. Aylar sonra ilk defa dışarı çıkıyordum. Babam, erkeklerin olduğu tarafa geçti, ben de kadınların arasına karıştım. Biraz oturduktan sonra Ferda bahçeye çıktı. Yanına gidip tebrik ettim. Berat Ağa'ya ise baş selamı verdim. En son küçük çocuğu azarladı diye karşı çıkmıştım bana. Mhaçupça bakıyordu. Ferda'nın annesi Suzan Hanım'ın yanına gidip elimdeki altını uzattım. "Annem rahatsızdı, gelemedi. Kusuruna bakmasın, çok hayırlı olsun," dedi. Suzan Teyze iyi bir kadındı, kendi halinde, sessizdi. "Sağ ol yavrum, ne kusuru. Darısı başına," diyerek gülümsedi. Masama geri dönüp oturdum. Ortada halaylar çekiliyordu. İnsanların bakışları beni rahatsız etse de umursamadım. Yanıma oturan Cimen'le göz göze geldik. Tam kalkacakken, "Tebrik ederim, boşanmışsın," dedi. Bir şey demedim ama o devam etti: "Ne güzel Hevi, değil mi? Her istediğini yapıyorsun ve kimse bir şey demiyor. Ya söylesene, nasıl beceriyorsun?" "Ne saçmalıyorsun Çimen? Bilmiyorum ama umurumda da değil," dediğimde Servan yanımızda bitiverdi. "Kalk Çimen, gidiyoruz," dedi öfkeyle. Çimen , Servan'a dönüp, "Gelmiyorum. Hem bak, sen de Hevi'yi görmüş olursun," dediğinde Servan'ın bakışları bana döndü. Ama tekrar Cimen'e baktı ve kolundan tutup, "Yürü," dedi. Ama Çimen öfkeyle kolunu çekti. "Bak işte Hevi, boşanmış," diyerek öfkeyle bana baktı. Ne saçmalıyordu bu kadın? Şervan , Çimen’i kolundan tutup çekti. Onlar bahçeden çıkarken ben onlara anlamaz gözlerle baktım. Sonra bakışlarım karşıda bana bakan Dervan'a kaydı. Bana gülümsedi ama ben tepki vermedim. Biri görse ne derdi? Babam olduğu yerden kalkıp yanıma geldi. "O kadın sana ne dedi?" "Bir şey demedi baba, gidelim mi?" "Yeni geldik ama istersen gidelim. Senin için diyorum, aylardır evden çıkamadın." "İyiyim baba, gidelim. Avesta'yı özledim." Babam gülümseyerek kolunu uzattı. "Hadi gidelim gül gonca'm." Babamın koluna girip bahçeden çıktık. Babama sarıldım. Babam gülümsedi. "Seni çok seviyorum baba. Sen ve Esme annem, yirmi yıllık hayatımın en güzel hediyesisiniz." Babam gülümseyerek beni koluna sıkıca aldı. "Sen gel, bir de bize sor. Senin gibi bir evladımız olduğu için nasıl da mutluyuz." Gözlerim doldu. "Bazen çok zor oluyor baba. Ama senin ve Esme annemin sevgisi beni güçlü tutuyor. İyiki tanıdım, sizi." "Hadi deli kız, ağlatacaksın beni. Eve gidelim de babana güzel bir çay demle." Güldüm ve birlikte eve geçtik. --- **1 Ay Sonra** Heyecandan titreyen ellerime baktım. Sonra üstümdeki krem rengi elbiseyi düzeltmeye çalıştım. Annem, "Hadi kızım, kahveleri getir," dediğinde, "Çok heyecanlıyım anne," dedim. Annem gülerek, "Hep mutlu ol gül gonca'm," dedi. Kahveleri alıp salona geçtim. Önce babama, sonra Dervan'ın annesine, sonra Esme anneme, en son da Dervan'a uzattım. Dervan gülümseyerek bana baktı. Geri çekilip kenara oturdum. Dervan'ın annesi Leyla Hanım, babama bakarak, "Sebebi ziyaretimizi biliyorsunuz. Allah'ın emri, beygamberin izniyle kızınız Hevi'yi oğlum Dervan'a istiyoruz," diyerek sözü bitirdi. Babam bana baktı, sonra Leyla Hanım'a dönerek, "Kızım ne derse odur," dedi. Sonra tekrar bana dönüp, "Ne dersin Hevim?" "Başım eğdim sesizce evet ," dedim. Utançtan kıpkırmızı kesildiğime emindim. Babam, "Kızım evet der. Bana da vermek düşer. Allah utandırmasın," diyerek gülümsedi. Leyla Hanım ve Devran ayağa kalktı. Ben de ayağa kalktım. Devran, babamın ve annemin elini öperken, ben de Leyla Hanım'ın elini öptüm. Sonra annemin ve babamın elini öptüm. Babam ağladı, ben de ağladım. Babam, "Çok şükür," diyerek tekrar sarıldı bana. Mutfakta çay koyarken. Sonra Devran geldi, bana sarıldı. "Rüya gibi Hevim. Ama sen inanamayacağın kadar gerçeksin. Seni çok seviyorum," diyerek sarıldı tekrar. Annem mutfağa öksürerek girdiğinde Devran geri çekildi. Ben utancımdan hemen önüme dönüp bardakları hazırlarken, Devran da mutfaktan çıktı. Annem de yardım edince çay ve tatlıları servis ettik. Devranlar gitti. Elimde bana getirdiği telefona bakıyordum. "Arayacağım," demişti giderken. Tuhaftı. Her şey çok tuhaftı ve korkuyordum. Sonuçta Devran , Servan'ın kuzeniydi. İstemesem de hem Servan'ı hem de Çimen’i görmek zorunda kalacaktım. Eyşan 'ı hiç hesaba bile katmıyordum. Ama kalbimde bir heyecan vardı. Adını koyamadığım bir heyecan. Ve biliyordum ki Devran bana iyi gelecekti. Leyla Hanım, "Bir ay sonra düğün yaparız," dediğinde babam, "Çok erken," demişti. Ama Esme annem, "Olur," demişti. Annem bana bakarken, "Yanlış anlama gül gonca'm, ama artık kendi yuvanı kur, mutlu ol. İsterim ha şimdi, ha sonra. Ama artık geç kalma istiyorum," dedi. Ona dolu gözlerle baktım. Leyla Hanım çıkmadan önce, "Yarın gelinlik seçmeye gideriz," demişti. Ben hayır diyemedim. Devran, "Tek oğlumdur. Sen de tek gelinim olacaksın. Düğün yapmadan, gelinlik giymeden olur mu?" diyerek konuşmuştu. Annem de bana hak vermişti. Telefona gelen çağrıya cevap verdim. Devran heyecan dolu bir sesle, "Hevi," dedi. "Efendim devran," dedim, yüzümdeki gülümsemeyle. Sonra uzunca konuştuk. Devran telefonu kapatacakken, "Seni çok seviyorum Hevi," dedi. Ben sustum, utanmıştım. Telefonu kapatınca düşündüm. Avesta, düğünden sonra benimle kalacaktı. Devran hayır dememişti. Ama kafam karışıktı. Devran çok iyi biriydi ama korkularım vardı. Hejar'la olan evlilik, abim ve Dicelin'in kaybı, sonra annemin ölümü, Avesta... Her şey o kadar ani olmuştu. Ve şimdi Devran... Tek korkum, onu bir sığınak olarak görmek ve sonunda yine yaralanmak istemiyordum. Düşündüm, şu an aklım o kadar karışıktı ki bilmiyordum. Ama Devran'ın gözlerindeki o sevgi beni iyileştirecekti, bunu biliyordum. --- **Sabah erkenden Devran beni almaya geldi.** Ben, Dervan, Leyla Hanım ve Dervan'ın kız kardeşi Roni de gelmişti. Devran'dan bir yaş küçüktü, evlenmemisti okuyordu . Devran'ın desteği hep üzerindeydi. Farkındaydım çünkü burada yirmi beş yaşına kadar evlenmemek zor olurdu. Ama nedense bana çok soğuk davranıyordu. Çok da takmamıştım. Kabinde prenses model , kolarından boncuk işlemeli bir gelinlik giydim. Kabinden çıktığımda Devran kapının önünde telefonla konuşuyordu. Leyla Hanım ve Roni birbiriyle konuşuyordu. "Bu kız abime yakışmıyor. tamam güzel, ama evlenmiş, boşanmış," diyordu Roni. "Abin seçmiş, beğenmiş. Roni, bir daha böyle konuşma. Hem çok akıllı, iyi ve güzel bir kız. Hem ne olmuş, evlenmiş, boşanmış? Abin sevmiş ," dedi Leyla Hanım. "Ama Hejar'dan hamile kaldı ya." "Tamam sus Roni. Devranım evlensin, mutlu olsun. Ben bir şey istemem." Derin bir nefes alarak yanlarına gittiğimde Leyla Hanım, "Maşallah, çok yakışmış kızım," dediğinde Devran'ın bakışları beni buldu ve yüzünde koca bir gülümseme vardı. Kolundaki telefonu diğer eline alıp cebine koydu ve bize doğru geldi. "Çok yakışmış," diyerek gülümsedi. Ben de gülümsedim. Ama Roni, "Dar olmuş," dediğinde Leyla Hanım, "Gözünde sorun mu var kızım? Baksana, sanki ona göre dikilmiş," dedi. "Beğendin mi Hevi?" diyen Devran'a baktım. "Beğendim, bu olsun," dedim. Üçüncü denediğim gelinlikti. Hepsi ayrı güzeldi ama en güzeli buydu. Gelinlikçiden çıkıp çarşıda diğer alışverişleri yaptık. Sonra beni eve bıraktılar. Çok gezmiştik ve herkes çok yorulmuştu. Devranlar izin isteyerek evden çıktılar. Ben üzerimi değiştirip daha rahat bir şeyler giyerek Avesta'nın yanına geldim. Avesta'yı kucağıma alacakken, Hazarın boynuna sarılıp gülümsedi. "Ya ben bu cadıya bayılıyorum. Aferin abisinin prensesi. Bak, benden başka kimseye gitmiyor. Hevi Abla'ya bile gitmiyor," diyerek Avesta'yı öptü. "Sen benim prensesimsin. Beni abi yaptın cadı." Avesta, Hazara bakıp gülümsedi. Onların bu haline ben de güldüm. --- **1 Ay Sonra** "Ay, çok güzel olmuşsun Hevim," diyen Zilsan'a baktım. Kucağındaki oğlu bana bakıyordu. "Teşekkür ederim," dedim. "Zilsan, sen de bu süreçte çok yanımda oldun." Zilsan buruk bir gülümsemeyle, "Elimden ancak bu kadar geldi. Çok zor zamanlardı. Hep yanında olmayı isterdim ama işte... Buraya gelmek için bile zor izin aldım." Elini tutup, "Biliyorum kardeşim, sen benim can yoldaşımsın.diyerek sarıldım. Kucağındaki Umut mızıldanınca geri çekildim ve gülümseyerek yanağına bir öpücük kondurdum. "Bu da çok anneci be." "Öyle Hevi, öyle. O benim umudum. Ben artık gideyim Hevi'im." "Tamam," diyerek tekrar sarıldım. Umut'u da öpüp geri çekildim. Zilşan odadan çıkınca gelen korna sesleriyle Devran'ın geldiğini anladım. Kalbimdeki heyecan beni ele geçirmişti bile. Annem Avesta'yla yanıma gelip beni odadan çıkardı. Devran tüm ihtişamıyla karşımda duruyordu. Siyah takımı ona çok yakışmıştı. İçeriye gülüşmeler eşliğinde Roni, Zerin, Dila ve diğerleri girdi. Babamla vedalaştıktan sonra evden yüzüme kırmızı duvak örterek çıkardılar. Adetendi. Babamların balkonundan inmeden toy başının eşi önümde bir çay bardağı kırdı ve beni bekleyen arabaya zılgıtlar eşliğinde bindirdiler. Araba Aslanbeyli Konağı'nda durdu. Arabadan Leyla Hanım indirdi beni. "Evine hoş geldin kızım," dediğinde eğilip elini öptüm, duvağın izin verdiği kadar. Devran koluma girdi ama sanki huzursuzdu, biraz tedirgin davranıyordu. “İyi misin?"dedim, gülümseyerek. “İyim, hevim. Sen yanımdasın,"diyerek bana baktı. Kapıda durduk. Leyla Hanım, elindeki şerbetli suyu bana uzattı: “Bir ömür boyu tatlı, mutlu bir evliliğiniz olsun," diyerek önce bana, sonra Devran'a birer yudum içirdi. Bardağı önümde tutup elimi içine batırmamı bekledi. Parmaklarımı şerbetli suya batırdım. Leyla Hanım elimi tutup konağın kapısına sürdü. Bunu üç defa yaptıktan sonra kapıdan içeri girdik. Devran bu esnada korumalara dönüp, “Dikkatli olun," dedi. Bunu neden dediğini merak etsemde bir şey diyemedim. Acaba Hejar mı sorun çıkaracaktı diye düşünürken, çalan zılgıtlarla dalıp gittiğim düşüncelerden uzaklaştım. Bizi ortada dönen halaya soktular. Devran'la birlikte halay çektik. O kadar kalabalıktı ki, halayın başı vardı ama sonu yoktu. Yorulduktan sonra gelin ve damat masasına geçip oturduk. Ama Devran'ın arkadaşları onun oturmasına izin vermedi. Bu esnada beni tebrik etmek için yanıma genç kızlar ve Devran'ın akrabaları geldi. Eysan ve Çimen de geldi. Uzaktan bana bakıp: *"Vay be, Hevi Hanım! Önce abim, şimdi de Devran, ha?"* diyerek konuştu. derin bir nefes aldım. Çimen ise: *"Nerde görülmüş, evlenmiş boşanmış kadının düğün yaptığı? Bunda utanma da yok!"* *"Utanmayı senden öğrenecek değilim, Çimen !"* Çimen öfkeyle bana baktı ama tam o esnada Devran onun kolundan tutup geriye çekti: *"Karımla ne derdin var, Çimen ?"* dediğinde, Çimen korkuyla geri çekildi: *"Bir derdim yok, Devran abi."* Çimen neden Devran'dan bu kadar korkmuştu? Anlamamıştım. Eysan'a baktığımda, o da aynı şekilde korkmuştu. Devran yanıma gelerek: *"İyi misin?"* diye sordu. *"İyim, ama niye bu kadar korktular senden?"* Devran gülümseyerek: *"Bilmem. Ama kimse karıma karışmayacağını bilsin, değil mi, hevim?"* dediğinde gülümsedim. Dila yanımıza gelip: *"Hadi abi, misket oynayacaksın!"* dediğinde, Devran: *"Olmaz,"* dedi ama Dila dinlemedi. Beni ve Devran'ı ortaya aldı. Herkes bizi izlerken, ben ve Devran ortada misket oynadık. Devran bana doğru gülümseyerek geldi. Tam o anda müzik bitince Devran bana baktı, ama sonra bakışları arkama kaydığında gözlerinde sanki bir korku geçti. Bana dönüp: *"Seni çok seviyorum, Hevi. Bunu bil. Sen mutluluğu hak ediyorsun,"* dedi. *"Ben de seni seviyorum,"* dedim. Ama Devran benim önüme geçerek beni arkasında bıraktı. Ona anlamaz gözlerle baktım. Tam o anda kulağıma gür bir erkek sesi dokundu: *"Ne o, Devran? Aslanbeyli yaptığının yanına kalacağını mı sandın?"* diyerek bağırdı. *"Devran!"* dedim. *"Ne oluyor?"* *"Hevi, arkamda kal!"* diyen Devran’ın sesi endişeliydi. *"Devran, ne oluyor?"* dedim ama Devran sadece: *"Seni seviyorum. Affet beni, Hevi,"* dedi. *"Ne diyorsun?"* dedim ama kulaklarıma dolan kurşun sesiyle düğün alanındaki herkesin çığlıkları birbirine karıştı. Devran’ın kanlar içindeki bedeni ayaklarımın dibine düştü. Aklımı kaçıracaktım sanki. Etrafta kaçışan insanlar, yerde kanlar içinde kalan Devran, Devran'ın başında ağlayan Leyla Hanım... Hepsi bir anda olmuştu. Elimi kalbime dokundurdum: *"Allah'ım, bu nasıl kader?"* dedim. Kalbimdeki elimle boşluğa düşünce , güldüm ama acı dolu bir gülüştü bu. Aklımı yitiriyordum galiba . Sonra ileriye takıldı gözlerim. Devran'ı vuran adam yerde kıvranıyordu. Onu da vurmuşlardı. Gelinliğe bulaşan kana baktım. Sonra tekrar yerde yatan Devrana ... Sanki bedenim kilitlenmişti, hareket dahi edemiyordum. Kolumdan tutup beni sarsan anneme baktım. *"Hevim, iyi misin?"* dedi. Ama tepki veremiyordum. Annem yüzüme bir tokat attı: *"Kendine gel!"* dediğinde güldüm, ama gözlerimden yaşlar akıyordu. Daha çok güldüm. *"Hevim, kendine gel!"* dediğinde ona sarıldım ve ağladım: *"Anne, bu rüya olsun! Lütfen!"* dediğimde anneminde ağladığını duydum. Geri çekilip yere çöktüm. Yerdeki kanlar içinde yatan Devran’a baktım. Onu sarsıyordum: *"Devran, uyan! Devran!"* Leyla Hanım'a bakarak: *"Yardım edin! Hastaneye götürelim!"* diye bağırdım. Ayağa kalktım. Herkes gitmişti, sadece akrabalar vardı. Cafer Ağa'nın sesini duydum: *"Götürün atın bu iti evinin bahçesine!"* Korumalar yerdeki adamı alıp gittiler. Yerde yarı baygın duran Leyla Hanım'a baktım. Sonra ağlayan Roniye, Dila... Hepsi Devran'ın başında ağıt yakıyordu. Etrafıma baktım. Hızla Cafer Ağa'nın yanına koştum: *"Yardım edin! Hastaneye gidelim!"* dedim ama o sadece bana baktı. Sonra Baran'ın yanına koştum. *"Ne bakıyorsun? Hadi!"* dedim ama o da ağlıyordu. En son Şervan 'ı gördüm. Yanına koştum. Bana acıyla bakıyordu. *"Şervan, ne olur! Hadi, Devran’ı hastaneye götürelim!"* dedim ama hiçbir şey söylemiyordu. *"Neden?"* Sonra Devran'ın yanına gittim. *"Devran, uyan!"* dedim ama ses yoktu. Elimle yarasına dokundum ama biri beni çekti. Bu Şervan’dı. *"Bırak!"* dedim ama o bana bakarak: *"Öldü, Devran öldü,"* diyerek beni geri çekti. *"Hayır!"* dedim. Devran’a baktım. Bayılan Leyla Hanım'ı, Şervan'ın annesi ve diğer yengesi yerden kaldırmaya çalışıyordu. Roni zerin ve Dila ise Devran'ın başında ağlıyordu. *"Devran!"* dedim. *"Uyan! Uyan!"* diyerek yere çöktüm. Annem ve babam bana sarıldı, ağlayarak: *"Anne, Devran uyansın! Lütfen anne, baba!"* dedim ama onlar da ağlıyordu. *"Bu rüya!"* dedim. *"Kötü bir rüya sadece! Ama neden uyanmıyorum?"* --- **Bir hafta sonra...** Devran'ın mezarına baktım. Elimle toprağa dokundum: *"Neden, Devran? Neden gittin?"* Gözümden düşen yaşı sildim. *"Hadi, Hevim, gidelim,"* diyen anneme baktım. Derin bir nefes aldım. Bugün mevlüdü verilmişti. Herkes gitmişti ama ben gidememiştim . Annemin yardımıyla ayağa kalktım ve eve gittik. Babam, annem ve Hazar bana bakıyordu ama ben kucağımdaki Avesta'ya baktım. Ağlamıyordum artık. Avesta korkuyordu ama canım yanıyordu. *"Neden?"* dedim. *"Neden bu kadar acı? Neden her şey düzelirken hayatım alt üst oluyor?"* Artık dayanamıyordum. Önce bebeğim, sonra abim Dicle, annem ve en son Devran gitmişti. --- **İki gün sonra...** Babamla birlikte Leyla Hanım'ın evine geldik. Sadece Gülü Hanım ve Zilan Hanımlar vardı. Leyla Hanım bu kısa zamanda o kadar çökmüştü ki... Benim için bu kadar zorsa, onun halini düşünemiyordum. Bir annenin evladını kaybetmesi çok zordu, hele ki tek erkek evladı... Evde herkese güç veren devrandı .Roni, dila ve Zerin için de çok zordu. Onlar hem abilerini hem de tekrardan babalarını kaybetmişlerdi. Devran onlar için hem abi hem de baba olmuştu. Leyla Hanım'ın elini tuttum: *"Ağlamayın artık. Devran sizi böyle görseydi ne derdi?"* dediğimde Leyla Hanım ağlamayı bıraktı. Elim sıktı: * devran seni çok seviyordu, Hevi. Ama sana doyamadan gitti oğlum,"* diyerek ağıt yaktı. Gözümden düşen yaşı sildim: *"Hadi gelin, biraz dinlenin,"* dedim. Herkes bize bakıyordu. Herkes ne yapı tıysa dinlenemeyi kabul etmemişti ama ben söyleyince ayağa kalktı. Onu odasına götürüp yatağına uzattım. Bu süreçte sakinleştirici ilaç veriyorlardı. Kutudan ilacı çıkarıp bir bardak suyla uzattım. Başını isteksizce sallasa da içti. Üzerini örttüm. Yorgun olan bedeni uykuya dalınca odadan çıktım. Salona geçtim. Babam bana baktı, sonra Cafer Ağa'ya dönüp müsade istedi. Ama Cafer Ağa: *"Hele oturasınız. Serhat konuşacaklarım var. Biz size gelecektik ama siz geldiniz,"* deyince herkes sanki ne olacağını biliyordu ama kimse ses etmiyordu. Babam itiraz etmeyince: *"Buyur, Cafer Ağam,"* dedi. Cafer Ağa önce bana, sonra babama baktı: *"Devranla Hevi nikah kıydı, evleneceklerdi. Lakin kadere böyle varmış."* Babam sadece başını salladı. Ben Cafer Ağa'yı dinledim. Ne diyecekti? *"Devran öldü, acımız çok taze ama artık zamanı geldi."* Babam: *"Neyin zamanı, ağam?"* *"Hevi, Şervan’la evlenecek."* *"Ne diyorsun sen cafer ağa ?"* Birden odanın ortasına doğru yürüdüm. *"Ne dediğini duyarmısın, Cafer Ağa!"* *" Ne duyduysan O , Hevi. Sen Aslanbeylerin gelini oldun. Kaderde böyle varmış. Oğlum Şervan’la evleneceksin. Ben arkamdan gelinlerini ortada bıraktılar dedirtmem!"* Babam ayağa kalktı: *"Günahtır, Cafer Ağa! Benim kızım ortada falan da kalamaz! Devran ağa öldü,, Allah rahmet eylesin, lakin bu evlilik bitti!"* *"Bitmedi!"* diyerek ayağa kalktı Cafer Ağa. *"Ben başkaları gibi değilim! Servan'la evlenecek dediysem, evlenecek!"* Öfkeyle: *"Asla!"* dedim. *"Sen ne diyorsun? Oğlun evli, Cafer Ağa! Servan'la evlenmektense ölmeyi tercih ederim!"* Cafer Ağa bana baktı: *"O zaman sen bilirsin, Hevi Hanım. Ben dediğimi dedim! Ama o küçük kıza kim bakacak? Söyle! Sen Aslanbeylerin gelini oldun, bunu böyle bil! Hem o kızı da getir, bak, buna karşı çıkmam. Ama sen bu konakta olacaksın!"* *"Sana bir hafta mühlet. Hem senin de bilmediklerin var. Sen de tehlikedesin, bunu iyi düşün!"* *"Ne tehlikesi ? Ne diyorsun, Cafer Ağa?"* *"Devran'ı vuran adam... Ben de onu vurdum. Kan davası peşindeler. Tekrar gelecekler. Sen, Devran'ın karısısın, anladın mı? Ona göre! Bir hafta sonra bu konakta olacaksın. Sen artık bir Aslanbeylisin, bilirm Yaşadığın çok zor ama törede böyle! Sen Şervan'la evleneceksin!"* Öfkeyle: *"Bu asla olmayacak!"* diyerek çıktım evden. Babam arkamdan gelerek: *"Korkma kızım, olmayacak!"* dedi. *"Baba, niye? Ben niye bu kadar acı çekiyorum? Söylesene!"* diyerek ağladım. Babam da ağladı. *"Ben ne yapacağım baba? Ya o adamlar bir şey yaparsa?"* *"Korkma kızım! Nerede görülmüş kan davası için kadın vurulduğu? Böyle bir şey olsa herkes ayağa kalkar! Kadına silah uzatıldığı nerede görülmüş? Gel hadi, korkma!"* Ben ve gelip Odaya girmiştim. Ne yapacaktım? Bunu asla kabul etmezdim! Şervan evliydi, bu nasıl olurdu? *"Asla!"* dedim. *"Asla olmayacak!"* --- **Bir hafta sonra...** Babam bana: *"Hevim, yapma!"* dedi. Ama ona acı dolu bir tebessümle baktım: *"Mecbur bıraktılar, baba."* *"Mecbur değilsin! İzin vermem!"* *"Yapacağım, baba. Lütfen. Zaten size yeterince acı çektirdim. Hem en doğrusu bu,"* dedim, kendimi kandırmaya çalışarak. Cafer Ağa dün gelmişti ve ben kabul etmeyince, beni ailemle ve Avesta'yla tehdit etmişti. *"Ben Kadir ağa değilim ben , Hevi! Beni tanımıyorsun! “ demişti ve gitmişti. Kabul etmiştim ama Avesta'yı şimdilik anneme bırakmıştım. Onu sonra yanıma alacaktım. Cafer Ağa: *"Ona bakabilirsin,"* demişti. Buna karşı gelemezdi zaten, gelemezdi de... Ama ben yine de Avesta'nın iyiliği için burada kalmasını istedim. Babamda bunu doğru bulmuştu. Vedalaşıp evden çıktım. Bahçede duran Şervan’a baktım. Yanına yaklaşıp yüzüne baktım: *"Bunu asla gerçek bir evlilik görme, Şervan Ağa. Senden ne kadar nefret ettiğimi anlatmama gerek yok herhalde. Eğer kabul ediyorsam, bu ailem içindir."* Şervan bana gülümsedi: *"Emin ol ki, düşündüğüm tek şey seni korumak, Hevi."* *"Ne koruması, Şervan? Ne koruması?"* *"Bilmediğin şeyler var, Hevi. Hadi gidelim."* *"Çimen’in yüzüne nasıl bakacaksın, Şervan? Niye kabul ettin?"* *"Baban beni mecbur bıraktı. Ya sen? Doğru ya, sen zaten böyle birisin,"* dediğimde , uzun boyuyla üzerime hafif eğildi. *"Ben nasıl biriyim, Hevi? Beni ne kadar biliyorsun? Bilmediğin çok şey var. Ama sana bir şey diyeyim: Çimen sana karışmaz. Hadi!"* *"O senin karın!"* Şervan gülümsedi ve geri çekildi: *"Belki zamanla öğrenirsin birçok şeyi. Hadi gidelim,"* dedi. Neyi öğrenecektim, bilmiyordum. Ama Servan'a, Çimene nasıl dayanacaktım? Onu bilmiyordum. Sadece artık ölecek gibiydim, bunu çok iyi biliyordum. ---
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD