19.Bölüm

1823 Words
Bir ömür sustum, yuttum yangını, Kendi içimde büyüttüm fırtınayı, Şimdi bir çocuk kaldı elimde, Ve arkasında bıraktıkları Koca bir yıkım sadece… Annemin feryadı göğü delerken, Babamın sustuğu her an Bir hançer gibi saplandı yüreğime. Sevgiye düşman bir yürek Ne kadar baba sayılırdı ki zaten? Ben kaldım… Bırakılan her acının ortasında. Bir bebek… Annesiz, babasız… Ama sahipsiz değil! Ben buradayım. Kucağımda Ferman’ın emaneti, Gözümde Dicle’nin vedası. Kaldırabilir miyim bilmem, Ama deneyeceğim. Çünkü Avesta’nın Bir gülüşü kaldı bana … Bir kurşun susturdu yıllarımı. Ferman toprak oldu, Dicle suya karıştı. Bir yürek, iki kere kırıldı. Baba dedik, cellat çıktı. Ana dedik, ziyan oldu. Ben susmadım! Ben direndim! Avesta için… Bir ömürlük karanlığa Tek başıma ışık yaktım. Ben Hevi’yim… Yıkıldım, öldüm, Ama yine kalktım. Her şey yarım kaldı… Bir gülüş, bir şarkı, bir umut. Ben her gece Bir mezarın başında Bir köprünün ucunda Bir beşikte uyanıyorum. Beni kim tutacak şimdi? Kim silecek gözümdeki Yaşı? Bir ben varım, Bir de elimde tuttuğum avuç içi kadar can… *** Bu gün konakta tüm aşiret büyükleri bir araya toplanmıştı. Sessizlik hâkimdi. Herkes ne söyleyeceğimi merak ediyordu. Ayağa kalktım, derin bir nefes alarak sesimi yükselttim: “Bu berdel artık hükmünü kaybetti. Ben bu evliliği abim Ferman ve Dicle için kabul etmiştim. Ama şimdi... ikisi de yok. Gözlerimi kaldırıp tek tek etrafıma baktım. Aşiretin ağır ağabeyleri, başlarını öne eğmişti. Kadir ağa bir şey söylemeye yeltendi ama sustu. Çünkü kararımda ne kadar kararlı olduğumu görmüştü. Sonra Hejar’a döndüm. “Sizin huzurunuzda, bu evliliği bitiriyorum. Hejar’ı boşuyorum. Buna hiçbir engel yoktur.” Hejar başını eğdi. Dudakları titriyordu ama bir şey diyemedi. Kalbinde kırgınlık vardı belki ama o da artık biliyordu; bu evlilik hiçbir zaman gerçek bir yuva olmamıştı. O sadece bir bedeldi, bir yük. Ve bu yük artık taşınmayacaktı. “Bos ol. Bos ol. Bos ol.” Üç defa söyledim. Her kelimede içimden bir düğüm daha çözüldü. Hejar sessiz kaldı, itiraz etmedi. Bu son, ikimiz için de kurtuluştu belki. Gözlerimi kapatıp içimden bir dua geçirdim. “Allahım, bundan sonra tek derdim Avesta olsun. Onun için yaşayacağım, onun için güçlü duracağım.” Sonra başımı kaldırdım, gözlerim Devran'la buluştu. Bana öyle bir bakıyordu ki… içinde hem şefkat vardı, hem de saygı. Herkesin bakışları bu sefer Hejara döndü. Hejar'ın bakışları yerdeydi, sesi her zamanki kadar güçlü değildi. Üç kere "Boş ol, boş ol, boş ol!" diyerek sözünü tamamladı. Şahitler de şahitlik edince nikâh bosa düştü. Ayağa kalkıp odadan çıkmak için davrandım, ama Kadir Ağa "Dur Hevi kızım," dediğinde olduğum yerde kaldım. Kadir Ağa, diğer ağalara dönerek, "Hevi artık gelinim değildir, ama o benim kızımdır. Mirasımın yarısı onundur," dediğinde herkes şaşırdı. Ben "Hayır!" dedim, ama Kadir Ağa net bir dille uyardı: "Ben hiçbir şey istemiyorum, Kadir Ağam. Bu eve nasıl geldiysem, öyle gideceğim," dedim, Hejar'ın gözlerine bakarak. "Ama eğer istersen, Avesta'ya verebilirsin." Kadir Ağa bana bakıp, "Öyle olsun o zaman, Hevi kızım. Ama unutma, ben hep buradayım. Bunca insanın huzurunda söz veriyorum, ne zaman gelirsen kapım sana açıktır," dediğinde ona yaklaşıp elini öptüm ve alnıma koydum. "Sağ ol, bundan hiç şüphem yoktur," diyerek geri çekildim. "İzninizle," deyip odadan çıktım. Kapıda duran Hazan Hanım ayaklarıma kapandı. "Etme Hevi, ne olur!" Eğilip kollarını tuttum. "Kalk Hazan Hanım," diyerek doğrulttum onu. "Ben asla bu evin gelini olmadım, olmayacağım da. Ayşe hamileydi, bebeğinin cinsiyeti de belli olunca el üstünde tutuluyordu. Ayşe'nin amacına ulaşmıştı, bir erkek evlat sahibi olacaktı. Hazan Hanım için zor günler başlamıştı." "Hem tek başına nasıl bakacaksın Avesta'ya? Kadın başına..." Hejar, onun dayısı... Birlikte bakarsınız. Diclem'in emanetine..." "Niye kadın olduğunuz halde kadınları bu kadar güçsüz görüyorsunuz? Ne varmış kadın başına? Ben bakarım Avesta'ya. Hejar dayısı yine baksın, sevsin, ama ben artık daha fazla kalamam burada." Hazan Hanım ağlayarak, "Hakkını helal et Hevi, çok çektirdim sana," dedi. "Hakkım helaldir, ama sizi asla affetmeyeceğim. Kendim için değil, canına sebep olduğunuz masum can için. Hepinizin elinde onun kanı var," diyerek arkamı döndüm ve geldiğim bu konaktan şimdi gidiyordum. Özgürdüm, biliyordum. bir gün gidecektim ve bu o gündür ama ruhum yaralıydı, hem de fazlasıyla. Ama ben bu yaraları Avesta'yla iyileştirecektim. Belki çok şey kaybettim, ama ben bu savaşı kazandım. Derin bir nefes aldım. Arkamdaki konakta dönüp bakmadım bile, direkt eve yol aldım. Avesta'yı daha fazla yalnız bırakmak istemedim. Bahçeye girdiğimde, Serhat Babam ayağa kalkıp gülümseyerek yanıma geldi. Elini koluma dokundurup, "Keşke seninle gelmeme izin verseydin," dedi. "Sağ ol baba, senin desteğini hep hissettim. Ama bu savaşı tek başıma bitirmek istedim ki bir kadının güçsüz olmadığını görsünler istedim." Babam bana gülümseyerek baktı. "Avesta çok ağladı mı?" "Yok, Esme annem karnını doyurdu, uyudu o da." Babamla birlikte içeri girdik. Avesta yeni uyanmış, annemin kucağındaydı. Gün geçtikçe daha da güzelleşiyordu. Üç aylık olmuştu, büyümesi beni mutlu ediyordu ama bir yandan da hüzünlendiriyor, hem de korkutuyordu. Büyüdüğünde annesini, babasını anlatacaktım, ama onların eksikliğini hep hissedecekti. Ben bununla nasıl başa çıkacaktım, bilmiyordum. Avesta'yı kucağıma aldım, karnını doyurdum. Biraz uyanık kaldıktan sonra yorulup uyudu. Bugün annemi görmeye gidecektim. Garip anam, ömrü boyunca gün yüzü görmedi, en sonunda da parmaklıkların ardına girdi. Babamla birlikte evden çıktık. Cezaevinin kapısında durduk, kimliklerimizi alıp biraz bekletildikten sonra beni içeri aldılar. Görüş salonunda bekledim. Kapıdan annem girince dolu gözlerle ayağa kalktım, koşarak sarıldım. Annemin kokusunu içime çektim. Annem o kadar çok ağladı ki bir şey diyemedim. Sonra masaya geçip oturduk. "Ah garip anam, niye böyle yaptın?" dedim. "Çok geç kaldım Hevi. Eğer yapmasaydım, diğer evlatlarımı da kaybedecektim. Ben niye ölmedim? Ben ölseydim de Ferman'ım, Diclem yaşasaydı. Onlar gencecik yaşta toprağın altına girerken ben burada nasıl yaşayayım?" "Öyle deme anne. Sen çok güzel bir anne oldun, bizim için çok fedakârlık yaptın. Güçlü duracağız, Avesta için." "Artık gücüm kalmadı Hevi'm. Ben katil oldum. Sana yıllarca hasret yaşadım, daha sana kavuşmanın sevincini yaşamadan Ferman'ı kaybettim. Yüreğim dayanmaz," diyerek daha çok ağladı. "Benim oğlum kara toprakta yatarken ben nasıl rahat yatakta uyuyayım? Nasıl yemek yiyeyim, güleyim? Ha, söyle anana!" "Yapma ana, Avesta ne olacak?" Annem acı bir şekilde gülümsedi. "Sen varsın Hevi'm, sen çok güçlüsün. Onun dağ gibi halası var." "Yapma anne, ben tek başıma nasıl yaparım? Kadir Ağa yardım edecek, bir ay çıkarırsın burada, sabret, olur mu?" dedim. Annem derin bir nefes çekti. "Vakit doldu," diyen gardiyana döndü. Bakışlarımız... Annem ayağa kalktı. Öyle bir sarıldı ki sanki bu sonmuş gibi... Gülümsedim. "Az kaldı anne, artık yan yana olacağız. Hem Avesta'nın, hem benim sana ihtiyacımız var," dedim. Annem geri çekildi. "Avesta'ya, kardeşlerine iyi bak, ama kendini de ihmal etme." "Artık mutlu ol Hevi'm." "Birlikte mutlu olacağız anne," dedim. Annem eğilip saçlarımdan öptü, kokladı. Ben de ona sarıldım, kokusunu içime çektim. Annem çıkış kapısına yaklaşınca, "Affet beni Hevi," dedi. "Sen affedilecek bir şey yapmadın anne," dedim. Ama annem ağlayarak kapıdan çıktı. Ben öylece olduğum yerde kaldım. Sonra ben de çıktım o kapıdan... Eve varmıştım. Kadir Ağa haber göndermişti. Annemin mahkemesi daha da erkene alınmıştı ve bu sefer kesin çıkacaktı. Avesta ağlamaya başlayınca onu kucağıma aldım, ama bir türlü sakinleşmedi. Bu esnada ev telefonu çaldı. İçerde kimse olmadığı için ben açtım. "Zarife Karacan'ın yakını mısınız?" dedi bir erkek sesi. Korkuyla, "Evet, ben kızıyım. Anneme bir şey mi oldu?" dedim. Ama karşıdaki ses sustu. "Size diyorum," dediğimde... "Başınız sağ olsun, Zarife Hanım vefat etti." "Vefat etti" cümlesi zihnimde yankılanıyordu. Bu nasıl olurdu? Güldüm, sadece güldüm. Bu çok saçmaydı. Annemi daha birkaç saat önce görmüştüm, hiçbir şeyi yoktu. "Yalan!" diye bağırdım. "Anne!" Sesim tüm odayı kaplarken, içeri babamlar girdi. Esme, annem, kucağındaki Avesta'yı alıp salondan çıkardı. Babam yanıma oturup, "Ne oldu?" diye sordu. "Annem ölmüş. Annem... Biri aradı, öldü diyor. Baba, ne olur yalan olsun!" Babam yerdeki telefonu alıp bir şeyler konuştu. Telefon kapanınca yerdeki bakışları benim gözlerimi buldu. "Hadi kalk Hevi, anneni bekletmeyelim," dediğinde daha çok ağladım. Esme annem, kolumdan tutup beni kaldırdı. Evden çıkıp cezaevine gittik. Annem kendini asmıştı. Ah anam, garip anam... Hiç gün yüzü görmedi. Yanında kaldığı kadına söylemişti: "Abimin, Diclem'in acısına dayanamıyorum. Hevi'mi görürsen söyle, affetsin beni," diyerek kendini asmaya gitmişti. Kadın fark edene kadar annem can vermişti. Şimdi karşımda bana bunları anlatan kadına acıyla bakıyordum. Buradan annemin cansız bedeniyle çıkacaktık. Onu Ferman abimin yanına gömecektik. Artık kalbim dayanmıyordu bunca acıya. Annemin mezarına baktım, yeni atılmış toprağı avuçladım. "Neden anne? Neden doyamadım kokuna? Neden bıraktın beni?" diyerek ağladım. Ne zordu bu hayat bazıları için... Ama benim için çok zor olmuştu. Artık dayanacak gücüm yoktu, ama mecburdum. Ayakta kalmak için... Ruhum o kadar çok yara almıştı ki artık yaralanacak tek bir yer kalmamıştı. Sadece zamanı bekleyecektim, yaralarımı iyileştirene kadar bekleyecektim. **6 Ay Sonra** Emekleyen Avesta'ya tebessümle baktım dokuz aylık olmuştu.. Ben hâlâ Dicle ve abimin yasını tutuyordum. Ama aynı zamanda, Avesta için ayakta kalmalıydım. Ve belki de, zamanla… kalbimin kırık yerlerinden çiçekler açılacaktı. Henüz hiçbir şey tam değildi. Ama bu kez... umut vardı. Avesta'yı kucağına alan Devran'a baktım. Bu süreçte bize çok destek olmuştu. Avesta'ya olan sevgisi gerçekten çok güzeldi. Avesta da Devran'ı çok seviyordu. Avesta mız mızlanınca onu uyutmak için odaya götürdüm. Beşiğe koyduğumda hemen uyudu. Sessizce odadan çıkıp bahçede oturan Devran'ın yanına gittim. Bana gülümseyerek baktı, ben de ona gülümsedim. **"Her şey için çok sağ ol Devran."** **"Ne yaptım ki Hevi?"** **"Çok şey... Bana bu süreçte çok yardım ettin. Avesta'ya olan sevgin için içten teşekkür ederim."** Devran elini uzatıp dizlerimde duran ellerimi tuttu. Gözlerinin içine baktım, ama elimi geri çekmedim. O kadar yumuşak bir şekilde tutmuştu ki... Ellerinin sıcaklığı bana iyi geliyordu. Hava soğuktu belki, ama Devran'ın ellerinin sıcaklığı beni ısıtmıştı. Birden derin bir nefes aldı ve gözlerime bakarak: **"Hevi... Seni seviyorum. Hem Avesta'yı, hem seni. Artık yalnız yürümek zorunda değilsin. Benimle evlenir misin?"** Kalp atışlarım hızlandı. İçimde bir korku dalgası yükseldi. Ayağa fırladım. **"Neden, Hevi? Görmüyor musun sana olan sevdami? Yüreğimi sana açıyorum!"** Yavaşça döndüm, ona baktım. Gözlerim dolmuştu. **"Senin sevdanı görüyorum Devran. Senden yana şüphem yok... Ama artık gücüm kalmadı. Korkuyorum."** Devran ayağa kalktı, bana doğru yürüdü. Ellerimi nazikçe tuttu. **"Yapma Hevi, korkma. Ben hep senin ve Avesta'nın yanında olacağım. Belki yaralarını tamamen iyileştiremem, ama sararım. Olmaz mı?"** Gözlerimden süzülen yaşları tutamadım. Devran elini uzattı, gülümsedi: **"Ağlama... Sadece 'evet' de. Ben gelip seni alacağım. Sana sözüm olsun, seni gelinliğinle çıkaracağım bu evden. Sadece 'evet' de."** *"Evet..."* Tek kelime, bütün korkularımı yıktı geçti. Devran’ın gözlerindeki o ışığı görünce, içimdeki buzlar eridi. Ben daha ne diyeceğimi düşünemeden, o beni kollarına aldı. Kalbimi, nefesimi, her şeyimi çaldı o sarılış. Saçlarımın arasına düşen o sıcak öpücük, yıllardır unuttuğum bir güveni hatırlattı bana. *"Ben gideyim, anamı yollayım,"* dedi, sesi gülümsemeyle titreyerek. *"Akşam gelelim, işteyelim."* Göğsüme bastırdığım ellerim hâlâ titriyordu. Ama bu sefer korkudan değil... Bir şeyin başlangıcının verdiği o tatlı heyecandan. Güldüm. Kendimi bile şaşırtarak. *"Sakin ol Devran,"* dedim, yanağıma düşen bir saçımı geri iterek. *"Bizimkilere bir söyleyelim önce. Anam, babam... Avesta..."* Adını ağzıma alır almaz, içeri baktım. Uyuyordu. Belki de rüyasında bile bizi görüyordu. Devran, bir adım geri çekildi ama elimi bırakmadı. Avuçlarımız ter içindeydi. Onunki heyecandan, benimki... Benimki her şeyi bir anda kabullenmenin şaşkınlığından. *"Hevi..."* Bir kez daha sarıldı. Bu sefer daha sıkı, daha sonsuz bir inatla. Sanki bırakmak istemiyordu. Ben de istemiyordum aslında. Ama bahçe kapısına doğru yürüdüğünde, ona baktım. Gölgesi uzuyordu öğle güneşinde. *"Geliyorum,"* diye fısıldadım, kimseye duyurmadan. Sonra Avesta’nın odasına döndüm. Minik göğsünün inip kalkışını izledim. *"Bak,"* dedim ona, *"artık bizi koruyacak bir dağımız daha var."*
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD