18.Bölüm

3021 Words
ÜÇ AY SONRA... Hastane koridorunda titreyen ellerimle Ferman abimin elini tuttum. Bana gülümsedi, saçlarımı öptü: "Onlara bir şey olmayacak Abi . Birazdan kızını kucağına alacaksın, Dijle de sağ salim çıkacak." Annem, abimin omzuna elini koydu: "Korkma oğul." Hazan Hanım ise gayet sakindi, ama Dijle'nin sezaryen olmasına karşı çıkmıştı: "Doğum yapan kadın asıl anne olur" diyerek Dijle'nin kafasını karıştırmıştı. Sanki sezaryenla doğum yapınca , anne olmaya engeldi. Annem Hazan Hanım'a bağırdı: "Sen nasıl anasın? Kadın dokuz ay karnında bir can taşıdı! Sezaryen olunca acı çekmiyor mu sanıyorsun?" Sonra Dijle'ye döndü, saçlarını öptü: "Kızım, hadi bakalım. Böyle yaparak kendini ve evladını tehlikeye atma. Sen en güzel anne olacaksın."diyerek konusunca dijle ameliyat olmayı kabul etmisti . **Ameliyathanenin kapısında** hepimiz beklerken, nihayet kapı açıldı. Hemşire kucağında dünyalar güzeli bir bebekle çıktı. Abim ayağa fırladı: "Karım nerede?" Hemşire gülümsedi: "Hanımefendi birazdan odaya alınacak. Bebek uyuyor." Minik prensesi abimin kucağına verdi. Abim titriyordu: "Ana yardım et, düşüreceğim!" Hepimiz güldük. Annem bebeği aldı ve :"Düşmez oğul. Ah ne kadar da güzelsin! Tıpkı Dijle'ye benziyor."diyerek bize baktı . Hemşire rutin kontroller için bebeği alıp götürdüğünde, hepimiz bir anlık tedirgin olduk. Ama her şey yolundaydı. Dijle de normal odasına alınmıştı. **Hastaneden ayrılırken,** Kadir Ağa torunum doğdu diye tatlılar dağıttığını duyduk. Kadir ağa gerçek bir dedeidi Babamsa kız doğdu diye görmeye bile gelmemişti. Konaktan İçeri adımımı atar atmaz, artık gitme zamanının geldiğini hissettim. Beni üzecek tek şey Kadir Ağa ve Zeynep'ti. Gerisi boştu. Hejar'ın odasının önünde duraksadım. Hejar odadan çıkarken bana baktı. Ben bir adım geri çekildim: *"Sana söyleyeceklerim var."* Hejar durdu, gözlerindeki o eski öfke yerini derin bir yorgunluğa bırakmıştı: “Buyur hevi .” *"Boşanmak istiyorum."* Anında yüzü değişti. **Asla** dedi adeta gözleriyle: *"Asla izin vermeyeceğim Hevi. Hem sen berdel ile geldin, sen gidersen diclede boşanır bunu unutma."* **Başımı iki yana salladım:** *"Şimdi değilse bile bir gün mutlaka gideceğim. Hejar, hem senden çocuk isteyecekler. Ağalık için."* **Bu son sözlerimdi ona.** Ama Hejar beni şoka uğratan cümlelerle karşılık verdi: *"Gerekirse ağalıktan vazgeçerim. Ama yine de senden vazgeçmem."* **Yanımdan geçip gitti.** **Ben ise öylece kaldım.** **Bu konakta sonsuza kadar kalmak zorunda kalsamda Hejar'ı Asla affetmeyecektim.** **** Kucağımdaki minik Pirenses’e baktım. Bir aylık olmuştu Avesta. Kokusunu içime çektim. "Çok güzel bir hayatın olsun halasının prensesi," dedim. Avesta’yı beşiğine bırakıp odadan çıktım. Avesta’ya hediyeler getirmiştik. Kadir Ağa, ilk torunu için her şeyi almıştı. Çok mutlu olmuş, Avesta’yı kucağına alınca öpmüştü. Ama babam ise daha Avesta’yı hiç görmemişti. "Neden?" dedim kendi kendime. Herkes farklıydı. Kadir Ağa, kız torunu oldu diye sevinirken; babam sanki Dicle kız doğurduğu için öfkeliydi. Sanki Dicle kendisi seçmişti. Hem kız evlat daha hayırlıydı, daha sevgi doluydu. Allah kimseyi ne erkek evlatsız, ne kız evlatsız bırakmasın; ikisinin de sevgisini tattırsın, dedim. Ama bu, babam için anlamsızdı. Neyse ki abim kızı olduğu için çok mutluydu. O, babam gibi değildi. Onlara baktım. Hepsiyle kan bağım vardı ama ben onlara hem çok yakındım, hem de bir o kadar uzaktım. Abim ve Dicle her fırsatta pişmanlıklarını dile getirirdi ama onların bir suçu yoktu. Artık gitmemiz gerekiyordu. Anneme sarılıp diğerleriyle vedalaştık. Kapıdan çıkarken Avesta’ya bakıp, "Çok mutlu ol prenses," diyerek evden ayrıldık. Konağa çok az kalmıştıki Kadir Ağa’nın telefonu çaldı. "Hayrola?" diyerek açtı ama sonra, "Ne diyorsun sen?" diye telaşla telefonu kapattı. "Cemşit, dön. Hastaneye gidiyoruz," dediğinde yüreğime bir korku düştü. "Ne oldu Ağa’m?" diye sordum. Kadir Ağa, "Korkma Hevi," dedi ama nefesim kesilmişti. Kime ne olmuştu? "Abin," dedi ama sustu. Derin bir nefes aldı, "Abin bıçaklanmış." Gülümsedim ama bu normal bir gülümseme değildi. Acı doluydu. "Ne diyorsun sen Ağa’m? Az önce oradaydık, kim bıçakladı abimi? Bir yanlışın yok mu?" "Sakin ol kızım, ben de tam bilmiyorum ama yaralandığını söylediler. Hastanede tanıdık biri görmüş, o haber verdi." Başımı hayır anlamında salladım. Gözyaşlarım akmaya başladı. "Hayır, onu daha yeni bulmuşken… Allah’ım, sen anneme evlat acısı yaşatma," dedim titreyen sesimle. Kadir Ağa, "Bilmiyorum, ama korkma, inşallah bir şey yoktur," dedi. Yol sanki bitmek bilmiyordu. Dakikalar saat olmuştu. "Daha hızlı Cemşit abi," dedim. Cemşit abi “ bu en son, Hevi, kızım," diyerek önüme döndü. Araba hastanenin önünde sert bir frenle durdu. Hemen dışarı fırladım, Kadir Ağa arkamdan geldi. İçeri girince danışmaya abimin nerede olduğunu sordum. Ameliyathane bekleme salonuna yönlendirdiler. Koşar adımlarla merdivenleri çıktım. Sandalyede, gözyaşları içinde, kucağında Avesta olan Dicle’yi gördüm. Annem yere çökmüş, abim için ağıt yakıyordu. Kardeşlerim perişandı. En son babama baktım. Ağlamıyordu ama bir köşeye çökmüş, acı içinde duruyordu. "Anne," dedim. Sanki bir yangının ortasındaydım da bir damla su uzatan olmuyordu. Kime yetişeceğimi bilemiyordum. Tam o esnada ameliyathane kapısı açıldı. İçeriden orta yaşlarda bir doktor çıktı. Hepimize tek tek baktı. Annem doktoru görünce ayağa kalkamadı, emekleyerek doktorun ayaklarının dibine geldi. Dicle hemen ayağa fırladı. Babam da kalkıp doktora baktı ama ben sanki olduğum yere çivilenmiştim. Hareket dahi edemiyordum. Sadece doktorun ağzından çıkacak bir çift güzel lafı bekliyordum. Doktor, annemin yanına eğilip ellerini omuzlarına yerleştirip sıkıca tuttu. Annem sanki gelecek haberi biliyormuşcasına başını iki yana salladı. "Başın sağ olsun teyzem. Kurtaramadık," dedi. Dicle baygınlık geçirince doktor hızlı bir refleksle Avesta’yı tuttu ama Dicle’nin bedeni yere yığıldı. Annemin feryadı tüm hastaneyi inletti. Babam olduğu yere çöküp ağladı. Onu ilk defa ağlarken görmüştüm. Ben sadece olanları izliyordum. Ta ki dizlerimde ki güç bitince kendimi yerde bulana kadar. Bu hayat çok acımasızdı. Ben abime yeni kavuşmuşken onu kaybedemezdim. Avesta daha çok küçüktü. Babasını hiç görmeyecekti, bilmeyecekti, Abim, kızına doymadan gitmişti. *** BİR HAFTA SONRA… Abimi kaybedeli bir hafta olmuştu. Ama ne acısı dinmişti, ne de Dicle ve annemin feryatları… Artık gücüm kalmamıştı. Ama ben de kaybedersem, Avesta’ya kim bakacaktı? Onun için biraz daha güçlü olmalıydım. Elimde tuttuğum mamayı çalkaladım. Dicle’nin sesi kesilmişti, kesilmese bile artık kendinde değildi. Çoğu kez Avesta aç kalmasın diye mama vermiştim. Başta kabul etmese de şimdi içiyordu. Dicle’ye yaklaştım, elimi omzuna bıraktım. “Bak kızın için güçlü olmalısın, onun sana ihtiyacı var,” diyerek Avesta’yı Dicle’nin kucağına bıraktım. Dicle, Avesta’ya uzun uzun baktı… Sonra acıyla kucağına bastırdı. “Baban bizi bıraktı Avesta… Kimsemiz kalmadı. Avesta sahipsiz kaldık…” diyerek ağıt yaktı. Onun bu hâline herkes ağladı. Evdeki diğer misafirler yavaş yavaş dağılınca biz bize kaldık. Herkes bitkindi. Annem babama dönerek bağırdı: “Hepsi senin yüzünden! Sen oğlumun canına sebep oldun. Allah belanı versin! Evlatlarıma ettiklerin yetmedi, birine yıllarca hasret kaldım, birini toprağa verdim!” Diyerek babama saldırdı ama babam annemi geri itti ve bağırdı: “Ben mi dedim salak oğluna, bıçağın önüne atlasın diye! O Dicle için yaptı! Kendisi seçti kaderini!” Dicle sadece ağlıyordu. Annem tekrar babama saldırmaya çalıştı ama araya girdim: “Bırak anne, bırak!” Ama annem dinlemiyordu. Babama dönerek bağırdı: “Senin gibi baba olmaz olsun! Keşke abim yerine sen olsaydın!” Babam yüzüme sert bir tokat attı: “Defol git bu evden! Ne işin var burada?! Ne o, seviniyorsun mu? Abin öldü diye berdel bozulacak, sen de geri geleceksin diye mi seviniyorsun?!” “Ya sen nasıl bir insansın? Sen gerçekten benim babam olamazsın! Allah belanı versin!” “Bu berdel bozulmayacak! Dicle, Ali’yle evlenecek. Bu iş burada bitecek!” Dediğinde Dicle ayağa kalktı: “Ölürüm de Ferman’dan başkasına varmam! Sen ne diyorsun?! Kulakların duyuyor mu kendini?!” Ali öfkeyle ayağa kalktı: “Sen ne diyorsun baba?! Ferman abimin karısı o benim kardeşim ! Sakın ola baba bir daha böyle bir şey deme ,” dedi. “Bugüne dek lafını çiğnemedim ama bundan sonra karışmam!” Babam öfkelendi: “Ne o? O zaman babanın evine mi döneceksin? Akılsız kadın! Kim kabul eder seni çocuğunla? Babanmı bakacak verir yaşlı birine görürsün gününü.” Ali araya girerek: “Burada kalacak. Biz bakacağız. Abimin emaneti o bize!” Babam: “Eller ne der? Yok olmaz öyle Ali evlenecek! Sen de defol git evine!” “Eğer sustuysam bu güne kadar, abim ve Dicle için sustum. Ama bundan sonra Avesta için susarım Cemil Efendi! Artık ‘baba’ kelimesi yok! O bir baba olamadı hiç! Bu sözüm onu daha da öfkelendirdi. Üstüme yürüdü, ama tek elimle durdurdum. “Dicle kimseyle evlenmeyecek! Kendi rızası olmadan! Ona bakacaksın, bu evde de yeri olacak! Bu berdel bozulmayacak ,anladın mı?! Ama sen de karışmayacaksın. Bırakacaksın! Kızını büyütsün!” Babam üzerime bir adım daha attı: “İstese de istemese de evlenecek! Sen de defol git evine! Boş boş konuşma bana zaten ancak geçiniyoruz bir boğaz fazla bakakam .” Ya sen ne dersin? Biri gelinin, diğeri torunun! “O Ferman varken öyleydi!” “Lanet olsun senin gibi babaya! Sakın ola Dicle’ye karışma! Gerekirse babasının evine gitsin!” Babamın amacının Dicle’yi kardeşlerimden biriyle evlendirmek olduğunu artık çok net anlamıştım. Kadir Ağa’dan koparacağı parayı düşünüyordu. Söylediği son söz bunu açıkça gösteriyordu. “O zaman gelsin seninle! Ama o kız burada kalacak! Ferman’ın kızı...” Torunum bile demiyordu, “Ferman’ın kızı” diyordu. Ona bir adım attım: “Asla bırakmam! Anladın mı? Dicle kalk, gidiyoruz!” Babam: “Eğer gidersen, gelin fermanın kızını burada bırak öyle git!” Dicle sadece ağlıyordu. “Sana dedim, gelin! O benim torunum, götürsen bile alacağım senden!” dediğinde, Dicle daha da ağladı. Babama dönüp: “İstediğini alamayacaksın! Şimdilik gidiyorum ama döndüğümde Dicle’yi de Avesta’yı da alacağım! Onlar abimin emaneti! Ben bakarım! Anladın mı Cemil Efendi?!” Dicle’ye döndüm: “Bekle beni Dicle, gelip seni alacağım.” Dedim ve evden çıktım. Hızla konağa gidip Kadir Ağa’dan yardım isteyecektim. Elbet yardım ederdi, o babam değildi. Dicle’yi ne kadar sevdiğini bilirdim. Konak uzaktı. Hızlı hızlı yürüyordum, artık nefessiz kalmıştım. Her şey üst üste gelmişti. “Hadi Hevi,” dedim kendi kendime, “Hadi… Dicle ve Avesta için biraz daha dayan.” Taş duvara elimi yerleştirip soluklandım. Soluklandıktan sonra yürümeye devam ettim. Dicle’nin zaten durumu çok kötüydü. Babam daha fazla baskı yapıp yanlış bir karar aldırmadan hızlı olmalıydım. Nihayet konağın avlusuna vardım. Avludan içeri girmeden önce, tüm gücümle bağırdım: “Kadir Ağaam!” Avluda oturan Hazan Hanım çıktı hemen, yüzüme sertçe baktı: “Ne var edepsiz! Böyle bağırılır mı hiç? Terbiye nedir bilmez misin sen? Nerede görülmüş gelinin bu şekilde bağırdığı?” Yanında duran Ayşe araya girdi: “Bırak ne konuşursun ana bununla… Hejar, Miran ve diğerleri de avluya çıktı, şaşkın şaşkın bana bakıyorlardı. Tam o sırada Kadir Ağa odasından çıktı, merdivenlerden inerek yanıma geldi: “Ne oldu kızım?” dedi, yüzü üzüntüyle doluydu. O da Dicle için çok üzgündü, bunu gözlerinden görebiliyordum. “Yardım etmen lazım,” dedim ağlayarak, “Kızın Dicle’ye sahip çık ne olur…” Hazan Hanım o anda devreye girdi, alaycı bir gülümsemeyle: “Ne o, sana gün doğdu değil mi? Sende boşanırsın, baba evine dönersin “ Ona öfkeyle baktım: “Sen nasıl bir annesin ya?! Senin evladın acı çekiyor, hiç mi yüreğin yanmaz?! Kadir Ağa, Hazan Hanım’a sertçe döndü: “Sen nasıl bir insansın Hazan?! Nasıl bir annesin?!” Acı bir gülümseme yerleşti kadir ağan’ın yorgun yüzüne. Sonra başını ağır ağır iki yana salladı. “Belli… Zaten bak etrafımıza… Herkes mutsuz, herkes acı içinde. Eğer sen bir anne gibi yanlarında dursaydın, bunlar olmazdı!” Bakışları tekrar bana döndü . “İşte bu yüzden diyorum… Hiçbiriniz Hevi’nin tırnağı bile olamazsınız! Senin gelip, ‘kızımı getir’ demen lazımdı! Ama hevi bunu yapıyor. Kadir Ağaya bir adım attım: “Söz gitemem… Bu berdel yine devam etsin ama… Dicle’ye sahip çık! Ne olur!” dedim, gözyaşları içinde. Kadir Ağa, elini omzuma koydu: “Ne sen, ne de Dicle bir yere gitmeyecek. İkinize de ben bakacağım. Ama… Gitmek istersen, seni zorlamam Hevi. Berdelin hükmü kalmadı artık. Hadi, gidelim içeri.” Gülümsemeye çalıştım ama o anda… Annemin feryadını duydum. Elimi kalbime koydum, içime bir şey oturdu. Konağın kapısı açıldı, annem panikle içeri girdi, gözleri beni arıyordu. Koşarak yanına gittim: “Anne! Ne oldu?!” Annem titreyen elleriyle elime sarıldı, sesi kısık ama endişeliydi: **“Dicle buraya gelmedi mi Hevi?!” “Ne diyorsun anne?! Evde değil mi?!” “Yok Hevi… Avesta çok ağlayınca odasına gittim ama… Dicle yoktu. Bu kâğıdı bırakmış…”** Elinde tuttuğu kâğıdı titreyerek bana uzattı. Hemen aldım. Üzerinde sadece şu yazıyordu: “Hevi’ye.” Ellerim titreyerek açtım ve okumaya başladım. Her kelime kalbime bir bıçak gibi saplanıyordu: Hevi, affet beni. Yine senin omuzlarına koca bir yük bırakarak gidiyorum ama ben yapamıyorum. Ferman’dan başkasına varmam, ölürüm daha iyi. Avestamı bırakamam… Doyamadım ne Ferman’a ne de gül kokulu kızıma. Ben yapamıyorum Hevi, çok kötüyüm. Biliyorum… Beni Ali’yle evlendirecekler. Ama ben, Ferman’dan başkasına varmam Affet beni. Avestam sana emanet. İkimiz de doyamadık yavrumuza. Gördüm bu zaman zarfında nasıl da sahip çıktın kızıma. Ona en iyi sen bakarsın, biliyorum. Ona nasıl bir sevgiyle baktığını gördüm. Affet beni. Ama ben yapamıyorum… Çok düşündüm ama ben güçlü değilim, olamadım. Ferman gitti. Kalan tüm gücüm de onunla gitti. Ben onsuz yaşayamam Hevi. Avestam sana emanet… Kızıma anlat ne olur … Beni iyi bilsin. Ne olur bana kızgın olmasın. Anlasın beni. Onu çok sevdiğimizi söyle… Sana emanet… Ben Ferman’ı ilk gördüğümde onunla tamamlandım. Ama şimdi o yok… Ben yarım kaldım. Yine onunla tamamlanmaya gidiyorum. Onu ilk gördüğüm yerde nasıl başladıysa, öyle de bitecek… Affet , kızım sana emanet. Ona iyi bak.”** “Hayır… Hayır Dicle! Ne olur yapma!” dedim büyük bir acıyla. Gözyaşlarım önüme akıyor, ellerim titriyordu. Hızla konaktan fırladım. Diğerleri ardımdan “Ne oldu?” diye bağırdı. “Dicle canına kıyacak!” dedim. Annemin feryadı kulaklarımda yankılandı ama duramazdım. Koşmalıydım! Tam o anda bir araba önümde sert bir frenle durdu. İçinden Devran indi: “Hevi?! Ne oldu?!” Ona doğru koşup tam önünde durdum: “Devran yardım et! Dicle… Dicle canına kıyacak! Beni dicle nehrine götür! Ne olur!” “Bin arabaya!” diyerek hemen kapıyı açtı. Annem de konaktan koşarak çıkıp son anda arabaya bindi. Devran son sürat yola koyuldu. Annem ağlıyordu… Ben içimdeki fırtınaya hâkim olamıyordum. Devran’a yalvarıyordum: “Çabuk ol Devran, ne olur çabuk ol…” Korku bedenimi sarmıştı. İçimde çığlıklar atıyordum. “Yapma Dicle, ne olur yapma… Avesta’yı bırakma…” diye içimden geçirdim. Araba sert bir frenle durdu. Devran hemen arabadan indi, ben de hızla kapıyı açtım, etrafıma bakındım. “Yok… Yok Devran, burada da yok!” dedim, gözlerim dolmuş, sesim titrek çıkıyordu. Devran bana baktı, endişeyle: “Emin misin buraya geleceğinden?” “Evet!” dedim, “Abimi ilk burada gördüğünü söylemişti. Burada her şey başlamıştı… Ve şimdi…” Sözüm yarım kaldı. Annem artık ayakta duramıyordu, dizlerinin üzerine çöktü, ellerini yüzüne kapattı, “Diclem… Diclem neredesin?” diye hıçkırdı. Gözlerimi yeniden çevirdim… Ve o an… Köprünün üstünde bir siluet… Dicle! “Orada!” dedim, koşarak köprüye yöneldim. Kalbim göğsümü parçalayacak gibi atıyordu, nefesim kesilmişti. Koşarken Dicle’ye seslendim: “Dicle!” Gözleri kana bulanmış gibiydi. Uzaklara bakıyordu ama gözleri bomboştu. Sanki dünyayla tüm bağlarını koparmıştı. “Hevi…” dedi, sesi neredeyse bir fısıltıydı. Ama o ses içimi titretti. “Hevi, geldin…” Elimi uzattım, bir adım daha yaklaştım. “Gel… Lütfen gel Dicle, yapma ne olur… Avesta seni bekliyor. O daha çok küçük. Sensiz ne yapar?” Gözleri doldu. Ama sadece gözleri değil, yüreği de doluydu. Gözyaşları yanaklarına aktı. Yorgun bir tebessümle: “Yapamıyorum Hevi… Ferman olmadan yaşayamıyorum. Şimdi olmasa da… İleride olacak bu. Ben şimdiden yarım kaldım. Onunla tamamlanmaya gidiyorum…” “Hayır!” dedim bir adım daha atarak. “Bak, kimse seni zorlamayacak. Kimseyle evlenmeyeceksin. Avesta senin yanında kalacak. Hatta beraber büyüteceğiz. Birlikte güçlü olacağız. Ne olur, gel… Tut elimi…” Gözleri dolu dolu bana baktı. “Ama ben ona bakamıyorum bile Hevi… Gücüm yok… O bana bakınca, Ferman’ın yüzünü görüyorum. Her gece sesini duyar gibi oluyorum. Her şey o kadar acıtıyor ki… Yaşayamıyorum Hevi…” “Beraber aşarız, ne olur…” dedim, elim hâlâ havadaydı, elini uzatsın diye dua ediyordum. Tam o sırada… arkadan bir ses geldi. Annem. “Gel Dicle’m! Ne olur kızım. Bak, ben senin yanındayım. Kimse sana karışamaz! Ne olur gel kızım, torunuma da beraber bakarız. Gel!” Ama Dicle başını iki yana salladı. “Affedin beni… Ben güçlü olamadım…” dedi ve… Bir anda kendini köprüden diclenin soğuk sularına bıraktı. “Dicleee!” diye bağırarak ardından koştum ama… Devran beni son anda tuttu. Kolumdan yakaladı, yere düşmemi engelledi ama kalbimi tutamadı. “Hayır!!!” dedim, gözyaşlarım sel olmuştu. “Dicle! Avesta’ya ne olacak?! Onu nasıl bırakırsın?! Hayııır!!” Saçlarımı çekiyordum, yumruklarımı yere vuruyordum. “Seni koruyamadım… Seni tutamadım Dicle… Özür dilerim…” Devran beni kendine çekti, göğsüne yasladı. Elini sırtımda gezdirdi, sesi kısık ama netti: “Senin suçun yok Hevi… Elinden geleni yaptın… Ama bazı yaralar, insanın içine kazınıyor…” Ben sadece ağlıyordum. Annem, Dicle’nin ismini haykırıyordu. Herkesin içinde paramparça olduğu bir sessizlik çöktü üzerimize. Ama o sessizlik uzun sürmedi. Yeni sesler eklendi… Acı çığlıklar… Çaresiz feryatlar… Suda savrulan umutların sesi… Hayır!" dedim, "Dicle!" diye bağırarak saçlarımı çekiştirdim. "Hayır!" dedim yine. "Avesta çok küçük… hayır…" diyerek hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. "Seni bırakmamalıydım… seni de götürmeliydim kendimle…" Ama Devran ellerimi tuttu, beni geriye çekti. "Yapma," dedi, sesi titriyordu. Başımı göğsüne yasladım. Elini sırtıma bıraktı, içtenlikle: "Senin suçun yok," dedi. "Var!" dedim. "Var! Onu ardımda bırakmamalıydım, Devran! Avesta çok küçük… Ne yapacak şimdi? Hem annesiz hem babasız…" Artık sesim çıkmıyordu. Sadece annemin feryatları yankılanıyordu kulaklarımda. Ve benim sessiz gözyaşlarım... Yeni sesler eklendi annemin feryadına. Başımı Devran’ın göğsünden kaldırdım. Hazan Hanım, olduğu yere çökmüştü, ağlıyordu. Onu ilk defa böyle gördüm. Yüzüme acı bir gülümseme yerleşti. Zor da olsa ayağa kalktım. Ve ona doğru yürüdüm. "Niye ağlarsın Hazan Hanım?" dedim. "Niye? Söylesene! Bak Dicle de yok artık! Gitti!" diye bağırdım. Babam da gelmişti. Ona döndüm, gözlerim öfke doluydu: "Senin yüzünden! Hepsi senin yüzünden! Sen yaptın! Sen hem abimin hayatına, hem de Dicle'nin hayatına sebep oldun! Ama sen de yaşayamayacaksın! Herkesin hayatını kararttın!" diyerek ona doğru adım attım. Tam o anda… Annem, Kadir Ağa’nın yanında duran korumanın belinden silahı çekti. Babam şaşkın, kekeler halde: "Ne edersin Zarife…?" "Ne mi ederim? Bunu çoktan yapmalıydım! Allah'ın belası!" diye haykırdı annem. "Bana ettiklerine sustum. Kızımdan ayrı kaldım… Hasretiyle yandım sustum . Sonra evlatlarıma zulmettin, sustum. Ama yetmedi sana! Ferman’ın ölümüne sebebp oldun, yine sustum. Gelinimin canına sebep oldun. Daha kimin canına sevebep olacaksın .Artık susmayacağım!" Annem daha çok ağladı, sesi titriyordu: "Seni en başta öldürmeliydim belki! İşte o zaman evlatlarım böyle olmazdı! Küçük Avesta… Yetim kaldı… Öksüz kaldı… Ama sen yaşayacaksın öyle mi, Cemil Efendi?!" Babam elini kaldırıp: "Yapma..." diyebildi. Ama annem… hiç düşünmeden… elindeki silahı art arda ateşledi. Babam’ın kanlar içindeki bedeni yere yığıldı. Annem dizlerinin üstüne çöktü, ağlamaya devam etti. Ben… artık hiçbir şeyi kaldıramıyordum. Her şeyin bir kâbus olmasını diledim, ama değildi. Her şey gerçekte yaşanıyordu. Dizlerimdeki güç artık beni taşımıyordu. Yere düştüm. Sonra gözlerim karardı. "Avesta…" dedim, son gücümle. Sonrası yoktu… Koca bir karanlık.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD