“Bir yalan, bir odaya kilitledi onu; dışarıda hayat akarken içeride yalnızca canı yanıyordu.” -Yazar *** Sabah tarlaya giden yol, bir zamanlar güllerle çevriliydi. Şimdi ise kuru otlar, çatırdayan dallar ve taşlarla dolu bir sabır sınavıydı. Gürel ile Özden, Artuk’un sert buyruğuyla evin gölgeli serinliğinden çıkıp, güneşin altında toprağı kazmaya, başakları ayıklamaya gönderilmişti. Sırtlarında ağır yükten çok gururun yükü vardı. Özden’in zayıf bedeni, nefes almakta zorlanıyordu. Her adımda dizleri sızlıyor, gözleri kararıyordu ama Artuk’un bakışı gözlerinde asılı kaldıkça yutkundu, sabretti. Gürel ise başka bir ateşle yanıyordu. Toprağı elleriyle eşelerken, parmaklarının altında geçmişin ağırlığını hissediyordu. Oğlunu doğurduğu günden beri tarlaya inmemişti. Eline yeniden kazma almas

