Velmora’nın kıyıya bakan yüksek tepelerinden birinde, mermer sütunlarla çevrili bir balkonda, güneşin sarı ışıkları ince şarap kadehlerinde kırılıyordu. Havada tuz, yasemin ve hile kokusu vardı. Velmora’nın narin kraliçesi, ince işlemeli ipek elbisesiyle koltuğuna yaslanmış, parmaklarının ucuyla kristal kadehini döndürüyordu. Gözleri, aşağıda kaynaşan pazara değil, kıtaya çevrilmiş gibiydi.Kıtanın dört köşesinden haberler yağmur gibi yağıyordu bugünlerde. Ama hiçbiri, kraliçenin yüzüne Zelra’yla konuşacağı an kadar ince bir tebessüm getirmemişti. On bir yaşındaki Zelra, elbisesinin pilelerini çekiştirerek kraliçesinin karşısındaki mindere oturdu. İnce, zarif boynu eğikti. Onun gözleri yumuşak, konuşması ise kır çiçekleri gibi nazikti. Uysaldı. Ama narin kraliçesi, içindeki potansiyeli gö

