“Bazı yerler düşer, ama düşen yerden insanlığın sesi yükselirse, hâlâ umut vardır.” *** Velmora’daki büyük yangın, yalnızca meyhane bacalarından yükselen dumanla sınırlı kalmadı. Dalgaların taşıdığı is kokusu, ayrık kıtanın dört bir yanına yayılırken, yanan yalnızca bir ada değil, aynı zamanda ayaklar altına alınmış bir geçmişin, öfkeyle kıvranan bir geleceğin habercisiydi. Meyhaneler, yelçin evleri, ince taşlarla işlenmiş şarap odaları ve baharat kokan kadın kervanlarının geçtiği sokaklar… Her biri önce küle, sonra da efsaneye karıştı. Velmora, kıtanın eğlence başkentiydi. Ama eğlencenin perdesi aralandığında ardında ne saygı ne de gerçek bir hüzün vardı. Çünkü o adada çoğunlukla kadınlar yaşıyordu. Ve kadınlar, hele ki ‘satın alınabilir’ kadınlar, hanedanlıkların nezdinde sadece geç

