Chise uyandığında ilk başta nerede olduğunu anlayamadı. Tam yanında yüzüne değen güneş ışınları ile kendisine geldiğinde akademinin yurt odasında olduğunu hatırlayarak gülümsedi. Büyük camın ilerisindeki manzarayı görme fırsatı olmamıştı hiç bu yüzden arkadaşı Freya uyurken onu rahatsız etmeden cama yaklaştı tam yanında bulunmasına
Bir an gördükleri ile gözleri irileşti. Fioren cadılar akademisi büyük ve geniş yeşil düzlükler üzerine kurulmuştu bunun nedenini biliyordu Chise. Akademide dersler her zaman güneşin battığı saatte başlardı çünkü cadıların güçleri ayın ve yıldızların gökyüzünde parladığı saatler daha da çoğalırdı. Şu an akademinin yurt manzarası ise geniş yeşilliklerin üzerine inşa edilen ve her yeri kırmızı ile siyah güllerle kaplı olan arenaya bakıyordu.
Gündüzleri akademide genç cadılar zamanlarını güçlerini geliştirmeye, kendilerine öğretilen temel iksir ve şifa derslerini çalışmaya veya sosyalleşmek için harcarlardı. Yemek salonunda özel büyüler sayesinde her istenilen zamanda tze ve güzel yemekler sunulurdu. Akademinin her köşesi gizli bir keşif alanıydı bu sayede burada öğrenim gören cadılar asla sıkılmıyordu. Eskiden büyücüler ile beraberken sonbaharın gelişini kutlayan şenlikler ile açılan akademi artık baharın gelişini kutlarken açılıyor ve bir sonraki baharın gelişinden hemen önce kısa bir tatil yapılıyordu.
Chise manzarasına hayran bir şekilde bakıyordu, düşünüyordu bu hiç solmayan, kopmayan güller acaba sonbahardaki yağmurlarda nasıl görünüyorlardı? Veya bembeyaz karların altında nasıl üşümüyorlardı. Bayan Neferinin büyüsü inanılmaz zarifti. Akademiye başlamadan önce de kendisi için “Gül ve Dikenin prensesi”
Dediklerini duymuştu hep bu ismi hak ediyordu çünkü zarafeti karşısında hem cinsleri tarafından bile hayranlıkla izleniyordu.
“Günaydın Chise”
Freya’nın sesi ile düşüncelerinden koptu ve arkasını döndü Chise arkadaşı gecenin karanlığında güzel ama günün ışıklarında yağ yeşili saçlarının ve güneş rengi gözlerinin daha belirgin olduğunu gördü. Gülümsedi.
“Günaydın Freya. Umarım seni uyandırmamışımdır.”
Freya cevap vermeden önce dışarıdaki manzaraya baktı ve dişleri görünecek şekilde gülümsedi.
“Hayır hayır, zaten fazlasıyla geç uyanmışız saat on olmuş bu güzel güneşi daha fazla kaçıramazdım. Hadi Chise gidip kahvaltı yapıp akademiyi gezelim. Bayan Neferinin akademide görülecek bir sürü yer var demesinden beri her yeri görmek için can atıyorum.”
Arkadaşının neşeli hali Chiseye de yansıyordu. Hazırlanırken odanın kapısı çalındı. Bir an duraksadılar.
“Chise orda mısın?”
Chise sesin kime ait olduğunu anladı, kapıyı açtığında Wendy de onu bekliyordu yanında turuncu kıvırcık saçları ve Freyanınkilerden biraz daha koyu renkte gözleri olan bir kız duruyordu. Chise bu kızı tanımıyordu ama kabalık olmaması için gülümsedi. O an Freya da onlara katıldığında hiç çekinmeden elini önce Wendy’e daha sonrada yanındaki genç cadıya uzatarak.
“Merhaba ben Freya, Chise’nin oda arkadaşıyım sizleri dün görmüştüm hepimiz birinci sınıf olmalıyız.”
Chise hayretle bakıyordu Freya o kadar neşeli ve arkadaş edinmekten asla çekinmiyordu. Wendy de hafif şaşırsa da uzatılan eli nazikçe sıktı
“Memnum oldum ben Wendy.”
“Bende Juvia, Wendy ile aynı odada kalıyorum.”
“Bende Chise ve evet hepimiz birinci sınıf olmalıyız.”
Wendy: “Juvia ile hemen yan odanızda kalıyoruz, kahvaltıya giderken hep beraber gidelim istedik geliyor musunuz?”
Cevabını bilinen soruların cevaba ihtiyacı yoktur bu yüzden her beraber yurdun yemek salonuna ilerlerken Chise’nin etrafında birden üç yeni dost oluşmuştu sanki büyük bir zincirin halkaları gibi hissediyordu kendisini. güzel bağlar ile donatılmış bir zincirin halkası olmaktan memnundu. Yemek salonuna girdiklerinde büyük geniş hatta sonunu göremeyecek kadar geniş salonda olmalarına şaşırdılar özel büyüler sayesinde akademideki herkesin rahatça sığabileceği bir alan yaratılmıştı ve bu büyünün sahibini yakında öğreneceklerdi, uzun ahşap masalarına yerleşirken tavana baktı Freya ve dudakları aralandı.
“Hey yukarıya bakın!”
Arkadaşları denileni yaptığında hepsi elindeki çatalı birkaç saniyeliğine bıraktı. Yemek salonunun tavanı büyük yaldızlı işlemeler ile süslenmiş kocaman bir gökyüzü manzarası sunuyordu onlara. Salonun en ucunda Güneş doğuyordu, parlak ışıkları salonun ortasına doğru gelirken Chise ve diğerlerinin ulunduğu uç kısma doğru batışı ve yerini ay ile yıldızlara devredişini gösteriyordu o kadar gerçekçi duruyordu ki her detayında ayrı bir parıltı, ayrı bir renk vardı. sanki her bakışlarında yeni bir renk doğuyordu bakışlarında
“Çok güzel değil mi?” yabancı bir ses onları kızların dikkatini çekti.
Sarı saçları hafif bukleli, beyaz ve irissiz gözleri ile yine de sevimli bir kız kendilerine bakıyordu yani öyle tahmin ediyorlardı.
Wendy: “Evet gerçekten çok güzel.”
Tavandaki resimden bahsettiklerini düşünerek. Elindeki yemeği sormadan kızların bulunduğu masaya koyarak oraya oturdu yabancı ve büyük bir şekilde gülümsedi.
“İzninizle.”
Diyerek yemeğine başladı kimse bu durumu yadırgamamalıydı sonuçta burası tüm akademinin öğrencilerine ait bir salondu fakat Chise bu kızı dün akşam gördüğünü hatırlamıyordu, Freya ya baktı o dikkatli gözlerle kızı inceliyordu ve bu durumdan asla rahatsız görünmüyordu, kendisi de kızla konuşmak istiyordu fakat Freya gibi değildi ama arkadaşlarından güç alan bir yanını keşfetmişti dün gece, sanki her biri kendinde eksik olanı tamamlıyordu Freya cesareti olmuştu ve o an ne zaman ilerleme gücü bulamazsa Freyadan cesaret alacaktı belki Freya bu durumu asla bilemeyecekti ama kalpten kalbe çizilen bir yoldu onlarınki ve elbet o yolda hisleri denk gelecekti.
“Sende mi birinci sınıfsın”
Kız ağzının içindeki yemeği yutarak bilgece gülümsedi ve baş parmağı ile kendisini işaret ederek.
“Hayır sevimli acemi cadılar ben ikinci sınıf ışık büyücüsü Colette. Sizler birinci sınıfsınız değil mi?”
Chisenin yanakları kızardı biraz utanmıştı ama Colette gayet neşeli bir şekilde gülüyordu.
Freya: “Çok mu belli oluyor?”
Colette: “Akademide bulunan her yüz ezberimde.”
Bunu söylerken zihnini işaret ederek cümlesine devam etti
“Ve sizleri ilk kez gördüğüme, akademinin dün yeni döneme açıldığını düşünürsek evet çok belli oluyor ürkek duruşunuzdan da anlaşılıyor ama bu tabii ki önemsiz burayı tanıdıkça sevecek ve ürkekliğinizden kurtulacaksınız.”
Cümlesinin ardından yemeğine devam ederken diğerleri elinde çatal öylece Colette’i izliyorlardı akıllarında bir sürü soru vardı fakat Freya ve Chise hariç Juvia fazla sessiz, Wendy de hala utangaçlığından kurtulamamıştı. Soruları sıralayan yine Freya olmuştu.
“Colette bize biraz akademiden, derslerden söz eder misin? Bayan Neferin bazı yerler dışında akademiyi kendimiz keşfetmemiz gerektiğini söyledi.”
Colette: “Doğru geçen yıl ilk geldiğimde benimde sizler gibi aklımda bir sürü soru vardı fakat burada geçirdiğim her gün akademinin tarihinden, içinde barındırdığı gizemlerden, derslerin sıkıcılığını saymayalım onun haricinde kütüphanelerdeki yasaklı kitaplardan ah! Kısacası her gün yeni bir bilgi demek burada ve anlatılarak öğrenilecek bir şey değil bazen en büyük öğrenme yaşamaktır bu yüzden keşfedin.”
Wendy: “Sırlar mı?”
İlgisini çekmişti bu zamana kadar hep okumuştu şimdi Colettenin sözleri kendisinde yeni bir amacı doğuruyordu. Colette başını salladı ve etrafındakilerin duymasından endişelenerek kızlara doğru eğildi. Dördü ile de göz göze gelerek yutkundu kızlar aşırı heyecanlanmıştı bu gizemin ne olduğunu öğrenmek için nefeslerini tutmuşlardı ama Colette birden kahkaha atarak geri çekildi kızlar şaşkınca kendilerine bakarken Colette hınzır bir şekilde gülmeye devam etti.
“Söyleyeceğimi sandınız değil mi? o zaman gizemin ne anlamı kalır ki? Kendiniz keşfedin kızlar.”
Yemeği bitmişti, masadan kalkarken tekrar hınzır bir şekilde gülümsedi.
“Tek bir ip ucu yasaklı kütüphaneler kızlar adı üstünde yasağın olduğu her yerde bir gizem yatar.”
Kızlara el sallayarak kalabalığın arasında kaybolurken kızlar hala şaşkınca birbirilerine bakıyorlardı bu sırada Neferin giriş kapısından girerek yüzünde her zamanki anne şefkati gülümsemesi ile etrafına baktı. Yemek salonu gayet kalabalıktı. Ayaklarının altından başlayarak bütün salonun kendisini görebileceği bir yüksekliğe ulaşana kadar gül demetleri oluşturdu. Ellerini sadece bir kere çarptığında yemek salonundaki tüm sesler kesildi. Yarattığı etki inanılmazdı. Bütün öğrenciler kendisine bakarken bazılarının yüzünde parıltılar ve heyecanlar görülüyordu. Bayan neferinin ne söyleyeceğini tahmin eden büyük sınıflardı bunlar. Chise ve arkadaşları gibi birinci sınıflar ise merakla Bayan Neferini izliyorlardı. Zarifçe gülümsedi Neferin.
“Evet Genç cadılar Fioren Cadılar akademisinin geleneksel açılış kutlamalarına hazır mısınız?”
Evet cadılar umarım hazırsınızdır ne de olsa her yaşanan olay kaderinizde dönülmez bir sapağa açılıyor.