Emirleri Çiğnemek

980 Words
Revir odasında sessizlik hakimdi. Tek bir ses haricinde . Gazelin mırıldanma sesleri. Gazel, ateşten sırılsıklam olmuş gibi kıvranıyor, dudaklarının arasından kopuk kelimeler dökülüyordu. Ezgi ise revirin koltuğunda uyuya kalmıştı. — Bırak kolumu… Emirhan yapma… Yalvarırım… Ter damlaları alnından süzülürken sesi giderek yükseldi. Derin bir iç çekişten sonra aniden çığlık attı: — Hayır! Dokunma bana! Bir anda doğrulup oturdu. Solgun yüzü korkuyla gerilmiş, gözleri kocaman açılmıştı. Ezgi uykudan sıçrayıp yanına koştu, sakinleştirmek için omzuna dokundu. — Tamam, tamam… kabus gördün, gecti. Güvendesin artık. Burası revir, ben de yanındayım, dedi yumuşak bir sesle. Gazel derin derin nefes aldı, gözlerinden yaşlar süzüldü. Ezgi ona bir bardak su uzattı. — Ne gördün rüyanda? Yoksa yaşadığın bir şey mi? diye sordu, gözlerini kaçırmadan. Gazel önce sustu. Dudakları titredi, boğazı düğümlendi. Sonra ağır ağır konuşmaya başladı. Arka bahçede Emirhan’ın onu sıkıştırmasından, kolunu acıtarak tutmasından, tehditkâr bakışlarından bahsetti. Ezgi dikkatle dinledi; gözlerinde hem şefkat, hem de öfkenin karıştığı keskin bir ifade vardı. — Gazel, bana güvenebilirsin. Ne yaşadıysan anlatmak zorunda değilsin ama bil ki, yalnız değilsin. Ne zaman ihtiyacın olursa, gece gündüz demeden ara beni. Buradayım, anlaştık mı? Gazel gözyaşlarını silip başını salladı. — Tamam… Teşekkür ederim abla… Ezgi, onun başını okşadı, kısa bir sarılıştan sonra ayağa kalktı. — Sana çorba getireyim, belki biraz toparlanırsın, dedi ve kantine indi. Gazel, Ezgi gittikten sonra tekrar uzandı. Ve evdekileri düşündü, şimdi ne haldelerdir kim bilir diye geçiriyordu içinden. Ve değmeyecek biri için buralara kadar gelmesinin pişmanlığını yaşıyordu içinde. Aynı dakikalarda, Yüzbaşı Zeyd’in odasında… Emirhan ayağa kalkıp selam verdi. — Yüzbaşım, izin verirseniz annemle kısa bir telefon görüşmesi yapmam gerekiyor. Belki kızın ailesine ulaşabileceğim bir yol öğrenirim. Zeyd başını onaylarcasına eğdi. — Peki çavuş. Ama uzun sürmesin. Raporunu bekliyorum. — Emredersiniz, yüzbaşım. Emirhan odadan çıkar çıkmaz adımlarını hızlandırdı. Telefon etmedi. Sessizce revire yöneldi. Kapıyı usulca açtı, içeri süzüldü. Gazel tek başına yatağında uzanıyordu. Onu görünce irkildi. Emirhan’ın sesi sertti, öfkeyle doluydu: — Dinle Gazel, bu numaralarından bıktım. Yalandan bayılıp hasta rolü yaparak beni köşeye sıkıştıracağını sandın ama bu oyun bitti. Gazel’in gözleri doldu, sesi titredi: — Ne oyunu Emirhan? Ben böyle bir şey yapmadım… Emirhan bir adım yaklaştı, omzunu kavradı. — Kes bu yalanı! Beni rezil etmekten başka bir şey yapmıyorsun. Artık son ver buna! Gazel daha fazla dayanamadı, sesini yükseltti: — Yeter artık! Sen kendini ne sanıyorsun? Niçin senin için böyle oyunlara sürükleyeyim kendimi? Sen buna değmezsin bile! Ben zaten bir kere hata yaptım, evden kaçıp buraya geldim. Ama bana yaşattıkların… o manzaralar… pişmanlığını kalbimin en derinine işledi! Şimdi çık git! Yüzünü görmek istemiyorum! Emirhan’ın yüzü öfkeyle gerildi. Yumruğunu sıktı, dişleri arasından tısladı: — Haddini aşıyorsun! Üzerine yürüdü, eli hızla havaya kalktı. Gazel gözlerini sıkıca kapadı, korkuyla titriyordu. Ama tokat hiçbir zaman inmedi. Bir el, Emirhan’ın bileğini havada kavramıştı. Zeyd’in parmakları Emirhan’ın bileğini kavramış, havada duran elini yere doğru zorlamıştı. Yüzbaşı’nın bakışları çelik kadar sertti. — Çavuş Emirhan! dedi tok bir sesle. Bu yaptığın nedir? Sen bir askersin! Bir genç kıza, hem de hasta bir sivile tokat atmaya mı kalkıştın? Emirhan, yüzbaşının gözleriyle karşılaşamıyordu. Boğazı düğümlendi, ama yine de kendini savunmaya çalıştı. — Yüzbaşım… ben… ben sadece… konuşmaya çalışıyordum. O bana oyun oynuyor. Hastalık falan yalan, ilgiyi üstüne çekmeye çalışıyor. Ben de ona haddini bildirmek istedim. Zeyd’in yüzündeki öfke daha da belirginleşti. Sesini yükseltti: — Sus! Sen kimsin ki bir kıza haddini bildiriyorsun? Senin haddine mi düşmüş? Sana verilen üniforma, masum birini ez diye mi verildi? Emirhan başını eğdi, dudaklarını ısırıyordu. Zeyd sert adımlarla ona yaklaştı, neredeyse göz göze geldiler. — Emirhan Çavuş, sana soruyorum. Sana bu görevi, bu üniformayı, bu silahı kim verdi? — Devletimiz… komutanlarımız, yüzbaşım… — Peki devlet sana ne dedi? “Git kadınlara, sivillere el kaldır” mı dedi? Yoksa “Onları koru, kollaman gereken yerde onlara sahip çık” mı dedi? Emirhan iyice küçülmüştü. Sesindeki öfke kırık dökük bir savunmaya dönüştü. — Yüzbaşım, niyetim… vallahi niyetim kötü değildi. Ama o kız… bana haksızlık etti. Ben onun için… Zeyd sözünü kesti, sesi bu defa daha sakin ama çok daha tehlikeli bir tondaydı: — O kız senin için ne yaparsa yapsın, senin onun üzerinde tek bir hakkın yok, anladın mı çavuş? Anlamıyor musun? Senin kimsenin canına, onuruna, bedenine dokunma hakkın yok! O sırada Gazel, yatağın köşesinde titreyerek olanları izliyordu. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Sesi neredeyse fısıltılıydı ama odadaki herkes duydu: — Ben… ben sadece buradan gitmek istiyorum… Zeyd başını ona çevirdi. Gözleri bir an için yumuşadı. — Gideceksin, dedi kararlı bir sesle. Sana söz veriyorum, kimse sana dokunamayacak. Sonra Emirhan’a döndü, yüzü yeniden kas katı kesildi. — Dinle beni çavuş. Şu andan itibaren senin hakkında disiplin soruşturması başlatıyorum. Burada sivile karşı şiddet girişiminde bulundun. Üstelik hasta ve korunmasız birine. Bunun adı sadece disiplin ihlali değil, insanlık ayıbıdır. Emirhan’ın gözleri büyüdü, sesi titriyordu: — Yüzbaşım… ne olur… sicilime böyle bir şey geçerse… mahvolurum. Zeyd’in yüzünde küçücük bir yumuşama bile olmadı. — Sicilini sen mahvettin, Emirhan. Ben değil. Bir anlık öfkeyle, bir gurur yüzünden bir kızın hayatını, güvenini mahvettin. Şimdi bedelini ödeyeceksin. Odayı derin bir sessizlik kapladı. Emirhan’ın nefesleri hızlanmış, Gazel’in hıçkırıkları odada yankılanıyordu. Zeyd derin bir nefes aldı, ses tonunu biraz yumuşattı: — Şimdi çık buradan. Karakola bildirim yapılacak. Komutanlığa rapor tutacağım. Seni mahkemeye çıkarıp çıkarmayacaklarına onlar karar verir. Ama bu karakolda, bu birliğin içinde sana artık yer yok.. Emirhan, yüzü bembeyaz kesilmiş halde selam verip kapıya yöneldi. Elinin titrediği açıkça belliydi. İçinden " ben bunları sana ödeteceğim gazel hanım ." dedi. Kapı kapandığında Zeyd yavaşça Gazel’in yanına yaklaştı. Kız, hıçkırıklarla titriyordu. Zeyd diz çöktü, göz hizasına geldi. — Gazel, bana bak. Artık güvendesin. Bir daha sana kimse dokunamayacak. Ne yaşadıysan arkanda bırak. Bundan sonrası için ben buradayım. Senin ailene ulaşacağız. Sen yalnız değilsin. Gazel gözyaşlarının arasından ilk kez cesaretle başını kaldırdı. — Peki… bana inanıyor musun? Ben oyun oynamadım, yemin ederim ben böyle bir şey yapmadım… Zeyd’in gözleri yumuşadı, sesi derin bir güvenle doldu. — Sana inanıyorum. Burada, gözümün önünde gördüm zaten. Senin hiçbir şey kanıtlamana gerek yok. Kızın gözlerinden yaşlar boşandı, ama bu defa rahatlamanın gözyaşlarıydı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD