6.BÖLÜM

1388 Words
-VI- "Kimsesiz değilim, bir kimsem vardır elbet." Beni bıraktın...beni bıraktın. Duvarları soğuk bu odadan artık hissetmediğim yine soğuktu. Artık canıma batmamaya karar vermiş olmalı ki üşümüyordum bile. Başım yerinden kopup yere düşse bile kapanmayacaktı gözlerim. Ben benimle böyle sınanmamalıydım. Kulaklarım patlayana kadar aynı şarkıyı dinleyeceğimi bilsem bile geçemeyecekti bu başından atılmışlık hissi. Tamda şuan sardunya oldum. Hani şu ben olmak istiyorum diyen kadın. Ne olursa olsun umudu kesmeyen. Dünyada kimse kalmayana dek seven sardunya. Beni böyle yalnız bırakmamalıydı. Ona güvenmiştim. Gerçekten yanımda olacak sandım, elini tutarken varlığını hissettiğim o yabancıya ısınırken büsbütün kutupta kalmamalıydım. Gözlerim donmamalıydı. Yaşları biriktirirken canıma okumamalıydı bu duyguların karmaşıklığı. "Günce" diyen babam kulaklığı çekip almıştı kulağımdan. Herkesten nefret ediyordum şimdi, kendimden de. Kendimi sevecektim oysa. Sözlerim beni acıttı yine. Kendimi sevmeyi reddediyordum. "Kızım geldiğinden beri çıkmadın odadan. Gel bir şeyler ye." Konuşmak istemiyorum, ses duymak istemiyorum. Hala biçare Melih'in gelmesini, beni alacakmış gibi hissetmeyi bırakmayı deniyordum. "Niye böyle yapıyorsun kızım? Neden bu kadar işkence ediyorsun kendine." Canım istemiyor çünkü. Canım istemiyor yaşamayı. Yaşamıyordum ki zaten. Ölüyorum, hasretten, özlemden, umuttan, güven duygusundan ölüyorum işte. "Bir şey söylesene yavrum." "Rıfat, bırak" dedi annem. İnanır mısınız? Beni görünce boynuma atlayıp sımsıkı sarılmış, ağlamıştı. Güvenmiyorum onun gözyaşlarına, güvenmek kelimesini siliyorum şimdi hayatımdan. "Bir şeyler yesin ama böyle olmaz." "Ben konuşurum onunla, bırak yalnız kalsın." Ne konuşacaktı ki! Beni sevmediğini, aslında ne kadar istemediğini mi anlatacaktı. Sözünü dinlesem bile yine dövmeyecek miydi beni. Onun yüzünden kendimi affetmedim hiç. Sevgi budalası oldum ondan sevgi dilenirken. Saçımı okşasın istedim, acıyan yerlerimi okşasın istedim. Tamda bu isteklerimi söylemeden yaptığına inanmamıştım Melih'in. Beni göğsüne saklayışına inanmıştım, yüzüme dokunmasına, elimi tutmasına. Söz verişleşlerine. Söz vermek bu kadar basit olmamalıydı, insan söz verince sonunda kadar tutmalıydı. Köprüyü görmeden son çıkışın ilk akla gelen olduğuna inanmamalı insanlar. Artık kalbimi ısıtacak kimseyi tanımıyordum. Gözyaşlarım akmıyorsa, bu dünü yaşıyor olduğumdandı. Pencere önü çiçeği, işte ait olduğu yerde yine. * Bir kaç günüm annemin beni okula götürüp getirmesiyle, her an başımda olmasıyla geçerken, bir kere evden kaçtım diye yine kaçacağımı bilerek peşimi bırakmıyordu. Kaçamam ki! Nereye gideceğim şimdi. Melih yok! Bana ailemi bulduğunu söyleyen o kadın yok! Yine annemden başka kimse yok etrafımda. Babam yine yola çıkmıştı. Eve gelir gelmez odama kapandım. Girdiğim sınavları, kağıdı boş vererek hayatımdan çıkardığımı düşünüyordum. Camın önüne geçip yine sokağı izlemeye başladım. Bu oda artık soğuk gelmiyordu bana. Kanım donmuş olabilirdi, Melih'in hayatıma girmesiyle, çıkması arasında yaşadıklarımın etkisinden çıkamıyordum. Keşke diyordum, keşke onu dinleyip evden hiç çıkmasaydım, böylece beni göndermezdi buraya. "Günce, kalk duş aldırayım sana." "İstemiyorum." "Ama sen rahat edemezsin ki! Hadi yavrum, kalk yıkayayım seni." "İstemiyorum." "Biliyorum, inan sabırlı kalmaya çalışıyorum. Yeter artık, çık şu hayal dünyasından, burdan başka evin yok!" Biliyorum...anlamam çok acı oldu maalesef. Yanıma gelip elimi tuttu. Kendine bakmamı sağladı. "Ne oldu İstanbul'da anlat hadi." Dilim varmıyor ki bunu söylemeye. Melih diye bir adam tanıdım, beni üç günde bulutların üzerinde çıkarıp, yerin dibiyle tanıştırdı. "Günce? Aileni bulamazdın!" Neden? Neden ama neden? Beni sorularla bırakıp durmaktan vazgeçsinler artık. Kendime verecek bir cevabım yok benim. Artık okuduğumu bile anlayamıyorum. "Ailen senin burda olduğunu biliyordu. Onlar için tehlike arz ediyorsun. Neden bilmiyorum ama seni istemiyorlar kızım." Gözlerine bakmaya devam ettim. Bunlar beni ikna etmeye yetmezdi. İstemediklerini anlıyordum, yetimhanede açtım gözlerimi ben. "Bak sana kim olduklarını söyleyeceğim ama şartlarım var." Hevesle hızlandı nefeslerim. "Kalkıp duş alacaksın, yemek yiyeceksin. Ve en önemlisi kim olduklarını söylememi istiyorsan derslerine çalışacaksın. Eğer dediğimi yaparda iki hafta sonrasında bitecek olan tüm sınavlarından başarıyla geçersen, bende sana söz veriyorum kim olduklarını söyleyeceğim. " En azından insaflı davranarak yapamayacağım bir şey istemedi benden. Uslu bir kız olup başımı salladım. Ona güvenmiyordum, sadece zaman tanıdım. Beni bir kere daha hayal kırıklığına uğrattığı anı beklenmeyecek kadar nasibimi almıştım tarafından. " Ah harika. Kalk bakalım, birazdan sofrada ol." Saçıma bir öpücük kondururken zorla tebessüm ettim. İnsanların nasıl kötü olduğunu biliyordum, birden bire iyi olacaklarına da inanmıyordum. Kalkıp duşa girdim aklımda Melih. Çıktım yemek yedim aklımda Melih. Akşama kadar ders çalıştım aklımda Melih. Kafam çatlayacak gibiydi artık, sanki beynime hiçbir şey girmiyordu. "Al sana papatya çayı yaptım. Rahatlarsın." Sobanın yanında oturup ders çalışırken annemin arada bir yaptığı jestini yine geri çevirmedim. "Teşekkür ederim." "Rica ederim." Benimle oldukça sabırlı diyaloglar kuruyordu. Sinirleri yıpranmış bir kadındı o, aniden parlayan, asla sabırlı kalmayı başaramayandı. Bir kaç gündür beni gözünde büyütmüyor olacak ki iyi anlaşıyorduk. "Abla, şu problemime bakar mısın?" Tuğra defteriyle yanıma gelip oturdu. Onun problemleri benim için sorun değildi, onları kolayca anlayıp çözmesine yardımcı olabiliyordum ama peki ya benim problemlerim, onların çözümü kimde. Tek seferde okuyup anlamıştım. Ona anladığım şekilde anlatıp sonucu bulmasını sağladım, yanağıma öpücük kondurup defterini aldığı gibi sehpanın başına gitti, bu sırada annem bizi izlemişti. "Üç gün boyunca başımı yedi sen diye." dedi. Tuğra'yı ben büyütmüş gibiydim. Bana düşkün olması, ablası olduğumu sanmasındandı. Hoş aksi pek de mümkün değildi. "Beyza Demirel aradı bugün." Demirel soyadını duyunca yine içim çekilir gibi olmuştu. Melih Demirel... Melih... Ah aklımı yitirecektim." Seni sordu. " " Bilmek istemiyorum anne. " Bilmek istemiyordum. Bana Melih'i hatırlatan hiçbir konuda konuşmak istemiyordum. " Hafta sonu seni almak isteğini söyledi ama" deyince nefes alamadım bir an. Garip bir şekilde gülmek geldi içimden. Melih'i görecek miydim! "Bende sınavları iyi geçerse olur dedim. Öğretmenin söyledi iki sınav kağıdın boşmuş, yani üzgünüm ama izin veremem." Yüzüm asıldı. Şansım olduğunu zaten hiç düşünmemiştim. * "Neyin var canım? Anlat bana?" "Bir şeyim yok hocam." "İki sınav kağıdın boştu Günce. Sen böyle bir şey yapmazsın, sınavların hayatının en önemli şeylerdir. Ben bu başarısızlığı senden hiç beklemezdim." Rehber öğretmeni beni öğle arasında odasına çağırmış, benim için bana yakınıyordu. "Bir sonraki sınavlarda hallederim." "Not ortalaması peki. Mazeretin varsa söyle, bende sınav tekrarı isteyeyim." Bu benim için bir fırsattı. Yarından sonra Melih'i görebilmem için de öyleydi ama kendimi ruhen iyi hissetmiyordum, iyi olmadığımı da gizleyemiyordum. "Mazeretim özel hocam, sınav tekrarı olursa bu defa boş bırakmayacağımdan emin olabilirsiniz." "Harika, geç bakalım sınıfına. Böyle bir cevap alacağımı bildiğim için önceden hocalarınla konuşmuştum. Hemen geliyorum." Başımı sallayarak odasından çıktım. Sınıfa gidip yerime oturdum. İçimde tatlı bir telaş vardı hafta sonunu gözleyen. İçimi kaplayan mutluluğu engelleyemiyordum. Ona giden bir yol bulunca bundan vazgeçemiyordum da. Melih aklıma gelince o son gördüğüm adam olsa da, hâlâ benden umudu kesmemiş olması gururumu okşamıştı. Sınavın birine hemen girmiştim, diğerini yarına bırakmıştı hoca. Akşama kadar bu iyi hisle idare etmiştim. Hafta sonuna da bu hisle erişirsem Melih'i gördüğüm ilk anda ne yapacağımı düşünmeye başlayabilirdim. Evde ben yine ders çalışırken annem kahve içip psikoloji kitabına gömülmüştü. Kendini böyle tedavi ettiğine inanıyordum. Sessizliği, sakinliği gözle görünürken benimle çatışmayı bırakmış olması onun için büyük bir şey olmalıydı. Yine bir çay yapmıştı ikimize, bana çayımı verip koltuğa oturdu. Biraz ara vermiş gibiydi. "Ne okuyorsun?!" Sorumu duyunca keyifli bir kahkaha patlattı. Evin annesi gülünce, evde huzur hiç eksik olmazdı. Bunu biliyor muydunuz? Onun kahkahasının bana böylesi iyi geleceğini kim bilebilirdi. "Aah"dedi inceden." Hala düzelecek bir psikolojim olduğuna inanıyorum. Sence bunun için geç mi? " " Yoo, yerinde bir karar. Böylece "dedim soruma dönerken."Kavgasız, gürültüsüz, tokatsız günler geçiyoruz. Ben halimden biraz memnun olabilirim. Sonuçta evlatlık olup, dayak yiyen benim." Sözlerimi içimden saldığımı fark ettiniz mi? Hiç gocunmadım bile bunları söylerken. Bir yerlerimden kırılıp dökülen de olmadı. Hissizleştim mi yoksa? Kalem elimden düştü. Ah hayır... " Üzüldün mü? "diye sordum dehşete kapılarak. " Ben böylesi yara aldığını hiç görmedim Günce "dedi o da aynı şaşkınlıkla. " Hissetmiyorum ama, sözlerimin ağır olduğunu hissetmiyorum. Ağlamak bile gelmiyor içimden. Ben hisselerimi mi kaybediyorum? " "Hayır" dedi önüme çökerek. Yüzümü okşadı. "Hayır tatlım, sadece ağlamayı başaramadın bir kaç gündür ondan böyle oldu. Geçici tamam mı? Geçecek." "Anne, bana hiç üzüldün mü?" Ona oldukça ağır gelen bu soru bende bir etki yaratmadı. Duygularım bir anda azalıp çoğalınca içimde kaybolanlar olmuştu. "Açıkçası bunu kaçmadan önce sorsaydın muhtemelen sinirlenip saçmalama falan derdim ama o gece kaçtığını söyleyince fark ettim ki;" üzülerek soldu yüzü. "Hayatımda hiç bu kadar korktuğumu hissetmedim. Gözümün önünde olman, her sözümü dinlemen, sinirimi senin üzerinde patlaması aslında senin ne kadar korku içinde olduğunu anlattı bana. Kendimi suçladım, hiç bitmeyecek bir vicdan azabının içindeydim artık. Anladım ki seni çok seviyorum. Sen benim bu evin içinde bir şekilde gerçek şeyler konuştuğum tek insansın. Tamam evlat edindik seni, tamam bir pislik gibi davrandım ama o evden ayrı geçen üç gün yok mu? "dedi sesinde zorlanmalar olarak." Hiç bitmeyecek gibiydi. Şimdi burda, dizimin dibinde olman hâlâ vicdanımı susturmuyor ama en azından hâlâ bir vicdanım olduğunu biliyorum. Özürler dilesem bile kendimi affetiremem ama ruhundan öpersem, anne gibi! Affedebilir misin beni?" Sustuk... Affetmek! Ben affetmeyi bilmiyorum ki...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD