Silahlı Saldırı 💥

1337 Words
Yiğit Kucağımda bir kızla araç kapısına yürüdüğüm gün, meslek hayatımda “başımıza gelmez” dediğim her şeyin yalan olduğunu anladım. Normalde kucağıma aldığım tek şey yaralı asker olur. Bu… bağıran, çırpınan, gözleri dolu bir kızdı. Ve timimin tamamı, tek bir kelime etmeden beni izliyordu. Şaşırdıklarını biliyordum. Ama umurumda değildi. Bu sefer kaçmasın diye gerekirse kendime bağlardım. Araca vardım. Arka kapıyı açtım. Eğilip onu koltuklara bırakırken hâlâ direniyordu. Parmakları üniformama kenetlenmişti. Bıraksam… gerçekten yine kaçardı. “İndir beni dedim sana!” diye tısladı. Dişlerimi sıktım. “Bir daha düşersen,” dedim sakin ama sert, “bu sefer yere çarparsın. Otur.” Homurdandı. Tam kapıyı kapatacaktım ki… Bir anda. Bir şey oldu. Cemre’nin vücudu gerildi. Bakışları omzumun arkasına kilitlendi. Korku. Ama bildiğim türden değil. Bu… tanıma korkusuydu. “Yüzbaşı—” dedi sesi titreyerek. Sonra bağırdı. “EĞİL!” Ne olduğunu anlamama fırsat kalmadı. Beni göğsümden yakaladı. Bütün gücüyle kendine çekti. O anda— Silah sesi patladı. Kulağım çınladı. Hava yırtıldı. Bir küfür yankılandı. “Ulan orospu—!” Refleksle Cemre’yi bastırdım. Ama o hâlâ titreyerek beni tutuyordu. “Yat!” diye bağırdım. Tim aynı anda harekete geçti. Sungur silahını kaldırdı. Tek el ateş. Adam sendeledi. Dizlerinin üzerine düştü. İlyas bağırdı. “Silah var! Yerde!” Çınar ve Savran adamın üstüne kapandı. Ben arkamı döndüm. Adam… Cemre’ye bakıyordu. Gözleri delirmiş gibiydi. Aynı kan. Aynı yüz. “Abi—” diye kekeledi Cemre. O kelime… Beynimde patladı. Abi. Adam tükürdü. “Şerefsiz,” dedi. “Namusumuzu kirletiyorsun.” Cemre titriyordu. Gerçekten titriyordu. Kolları hâlâ bana sarılıydı. Üstünden yavaşça kalktım. Cemre korkuyla bana sığınmıştı. “Beni öldürmeye geldi,” dedi fısıltıyla. “Küçük abim.” Küçük. Ama gözlerinde cinayet vardı. Kafam karıştı. Çok. Hain dediğim kızı… Neden kendi kanı vurmaya çalışıyordu? Cemrenin gözleri dolu dolu kızların üstünde gezindi. Özür diler gibiydi. Naz’ın sesi arkadan patladı. “LAN SEN DELİ MİSİN!” Zerda ağlıyordu. “Bu kız kaçmakta haksız mı?!” Nefes titrek bir sesle: “Abi falan değil bu, katil!” Gece dişlerini sıktı. “Bir daha yaklaşsın, ben vururum.” Cemre bir anlık cesaretle doğruldu. Ama dizleri tutmadı. Tekrar bana yaslandı. “Yeter…” dedi. “Lütfen…” Kollarım istemsizce sıkılaştı. Onu kendime çektim. Koruma refleksi. Farkında olmadan. Tim fark etti. Sungur bana baktı. Kaşını kaldırdı. Ama sustu.. " Komutanım hedef siz ve cemreydiniz!" dedi İlyas. Savran başını salladı. “Valla adam seni vuracaktı.” Cemre başını kaldırdı. Gözleri dolu doluydu. “Özür dilerim…” O an… Bir şey oldu. Boğazım düğümlendi. “Karakterli hareketti,” dedim kısa bir tonla. “Özür dileme.” Ama kafam… Allak bullaktı. --- Hepsini karakola götürdük. Cemre konuşmuyordu. Hiç. Ne ifade. Ne bakış. Ne itiraz. Sadece yürüyordu. Naz denilen kız Sungurun elinde çırpınıyordu. Cemrenin yanına gelmek istiyordu ama şuan kimse yanına gelemezdi. En son baktı olmuyor bana döndü. “Onu sakın yalnız bırakma.” Sungur da yanımdan geçerken fısıldadı. “Komutan… Yalnız bırakmayın dedi sarıp sarmalayın demedi.” “Susun,” dedim. Ama sustular mı? Hayır. Çınar kıkırdadı. “Abi kız seni vurulmaktan kurtardı. Evlilik sebebi.” Savran ciddi ciddi: “Komutan, rapora ne yazacağız?” “YAZMA,” dedim. Tam o sırada… Albay koridorda belirdi. Hepimiz hazır ola geçtiler. Cemre başını kaldırdı. Önce bana baktı sonra Albaya. Göz göze geldiler. Bir an durdu. Sonra… “Komutanım,” dedi titreyen ama net bir sesle. " Cemre ne yapıyorsun?" diye onu tuttum ama Albay elini kaldırıp durdurdu beni. “Lütfen… sizinle konuşmak istiyorum.” diye devam etti Cemre. Albay durdu. Şaşırmıştı. Bana baktı. Sonra başını salladı. Hepimiz hazır oldaydık. Hiçbirimiz beklemiyorduk. “Gel kızım.” Kalbim hızlandı. Ben de içeri girdim. Cemre bir adım geri çekildi. Bakışı sertleşti. “Hayır,” dedi. “Onu istemiyorum.” O kelime… İstemiyorum. Boğazıma yumruk gibi oturdu. Albay kaşını kaldırdı. “Yiğit?” Cemre gözlerime bile bakmadı. “Lütfen… yalnız.” İçimde bir şey kırıldı. Gerçekten. Albay eliyle durdurdu. “Yiğit, dışarı.” Çıktım. Koridorda timim bekliyordu. Hepsi aynı anda baktı. Sungur yavaşça sordu: “Komutanım… kız seni istemedi.” Çınar ekledi. “Abi çok fena reddedildin.” Savran omzuma dokundu. “İlk defa seni böyle görüyorum.” İlyas sırıttı. “Komutanım… geçmiş olsun. İlk defa bir kız tarafından reddedildiniz.” deyip gülüştüler. " Diğer kızlar nerede?" dedim sertçe askeri kimliğime dönerek. Cemrenin beni kurtarması ne yalan söyleyeyim etkilemişti. Üstüne odada kalmamı istememesi morelimi bozmuştu. " Çok dırdır ettiler. Sorgu odasına kapattım." dedi Sungur. Gözümü devirdim. Sungura döndüm. " Onlardan birini tanıdığın gözüme çarpmadı sanma. Bunu sonra konuşacağız," dedim. Omuz silkti. Bir şey diyemedim. Kapının arkasında… Cemre konuşuyordu. Düşünmeye başladım. Bu kız sadece kaçmıyordu. Bu kız hayatta kalmaya çalışıyordu. Ve ben… Yanlış tarafta duruyor olabilirdim. . . . Cemre Peşime düşeceklerini biliyordum… Ama bu kadar çabuk bulunacağımı hiç düşünmemiştim. Abimi karşımda gördüğüm an içime öyle bir korku çöktü ki; dizlerim titredi. Ölmekten değildi bu. Ben zaten hiç yaşamamıştım. Asıl korkum, tekrar satılmaktı. Bir eşya gibi… Bir bedel karşılığı. Yanımdaki kızların yüzündeki dehşet beni kendime getirdi. Eğer şimdi konuşmazsam, bir daha asla konuşamayacaktım. Gözüm karşıdan gelen saygın adama takıldı. Üniformasından belliydi… Albay olmalıydı. Artık birine anlatmalıydım. Suçsuz olduğumu, kaçmadığımı, kaçırıldığımı haykırmalıydım. Yüzbaşı odadan çıktığında yüzü bozulmuştu. Umurumda değildi. O, beni kaç kere bozmuştu zaten… “ Söyle kızım… ” dedi Albay. O an tutamadım kendimi. Hıçkırıklarım boğazımı yaktı. Koca Albay ne yapacağını şaşırdı. Sert görünümünün aksine, kolumdan nazikçe tutup beni sandalyeye oturttu. Kendisi de karşıma geçti. Konuşmam için bekledi. Nefesimi toparlayınca boğazımı temizledim ve anlatmaya başladım. Yüzbaşının ilk gece kaçarken beni yakaladığı andan… Tehditlere… Yanlış anlamalara… “ Yiğit nasıl fark edemedi durumu? ” dedi sonunda. “ Halbuki en iyi askerlerimizdendir.” Gözlerimi devirecektim, vazgeçtim. Demek adı Yiğitti. Hiçte yiğit birine benzemiyordu. Dağ ayısı. “ Albay amca… ” dedim şaşkınlıkla. “ Emin misin? ” “ Neyden kızım? ” İstemeden güldüm. Yaşlı dediğin böyle olurdu işte… Kendine torunu yaşında kız almaya kalkmazdı. “ En iyi asker olduğundan. ” dedim. “ O gün anladı aslında. Ama sonra Ağa beni tehdit edince gitti. Zengin diye evleniyorum sandı. ” Gözlerim doldu. Albay başını kaşıdı. “ Kızım… ” dedi yavaşça. “ Onun yanlış anlaması normal. Bir gün sana anlatırsa… sen de anlarsın. Kadınlara çok güvenmez.” Merak ettim ama sormadım. Devam ettim. “ Sonra kına gecesine geldim. Kapıdayken duydum… İnsan kaçakçılığı yapıyormuş. Silah… sevkiyat… bir de— ” Duraksadım. O an yeniden boğazıma çöktü. Kalbim sıkıştı. Albay gülümsedi. “ Rahatla kızım. Orada değilsin artık. ” Başımı salladım. “ Sitmir mi… Kıtmir mi… ” dedim fısıltıyla. “ Birine beni satacağından bahsetti. ” Albay bir anda ayağa fırladı. “ Kim dedin? ” Ses tonu değişmişti. Az önceki yumuşak adam gitmişti. Yerine sert, ürkütücü biri gelmişti. Ben de istemsizce ayağa kalktım. Elini kaldırdı. “ Otur. ” Hemen oturdum. “ Kızım… " dedi bu kez şaşkınlıkla. “ Sen neye bulaştın? ” O an gözyaşlarım yeniden aktı. “ Ama ben bulaşmadım ki Albay amca! ” dedim homurdanarak. “ Bizimkiler sattı dedim ya… Niye sürekli yaramı deşiyorsun? ” Derin bir nefes aldı. Karşıma geçti. “ Cemre… ” dedi ciddi bir sesle. “ Seni koruma altına almamız gerekiyor. Bugün bir saldırı oldu. Seni böyle koruyamayız. ” Kalbim hızlandı. “ Sitmir dediğin it, büyük bir terörist elebaşı. Ona ulaşmaya çalışıyoruz. Seni mutlaka arar… ve bulur.” Başım döndü. “ Bu yüzden… ” dedi. “ Bir askerle aynı evde kalman gerekebilir. Ama koruma için...” Yerimde sıçradım. “ HAYATTA OLMAZ!" Kaşlarını kaldırdı. “ Niye kızım? ” “ Nikâh yoksa olmaz. ” dedim net bir sesle. “ Günahtır. ” Bir an durdu… Sonra güldü. “ Tamam kızım. Veririz birini sana. ” “ Hepsi bekar. ” Saymaya başladı. Rütbeler… İsimler… Sözünü kestim. “ Uzman falan olmaz Albay amca. ” “ Uzmanı bizimkiler dakikada öldürür. Hemde dediğin o adam...” “ Sen en iyisi… yüksek rütbeli, eli kuvvetli biri bul. ” Durdu. Bana baktı. Sonra tekrar güldü. “ Yüzbaşı. ” dedi. Gözlerim büyüdü. “ O da olmaz! " dedim hemen. Albay sesi sertleştirdi. “ Kararımı verdim. ” “ Ancak o seni korur. ” Bir an durdu… Ve ekledi: “ Evlendireceğim sizi. ” Kapıya yöneldi. “ Yüzbaşıyı çağırın. ” dedi dışarı. “ Hazırlansın. ” Sonra bana döndü. “ Düğünün var kızım. ” Ve dünya… Tam o anda başıma yıkıldı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD