25.bölüm

2116 Words
Artık yorgunluktan ölmek üzereydim. Şevval ablanın yani Diyarın yengesinin oğlu olacakmış. Berçemin çocuğunun cinsiyeti belli değil ama biz hem kız hemde erkek için kıyafetler bakmış şimdide kendilerine kıyafetler bakıyorlardı. "Yenge kızım olursa adını Diyar koymak isyorum. Biz senin sayende evlendik senin adın olsun istiyorum." Elimdeki elbiseyi askıya bırakıp Berçem'e döndüm. "O zaman Hasret koyun boş ver Diyarı." sözüm tamamlandığında ikisi de gözlerini kocaman açıp bana baktılar. Omuzlarımı kaldırıp ne var dercesine bende onlara baktığımda Şevval abla yanıma gelip omzuma hafif bir fiske attı. "Kız sen yine Hasret demeye mi başladın. Düzeldi diye sevinirken." Şevval ablanın ciyaklamasıyla hemen kırdığım potu düzeltmeye çalıştım. "Şey yani Diyar eski bir isim. Bence güzel bir isim koyun bende sevmiyorum ismimi. Mesela Hasret koyun ne kadar güzel bir isim dimi. " Şevval abla ve Berçem şüpheyle yüzüme bakmayı sürdürdüğünde gözlerimi kaçırdım. Ne yapacağımı bilemez halde hemen konuyu değiştirme kararı aldım. Aklıma ilk gelen şeyle gülümseyerek şevval ablaya döndüm. " Ayyy şu elbise çok güzel dimi kızlar. Şevval abla bu sana çok yakışır bir dene istersen. " Gösterdiğim elbiseyi hızla elime alıp uzattım. " Kız emin misin ben bunun içinde patlarım. " " Yok yok çok yakışır hadi git giyin sen. " Şevval abla gittiğinde derin nefes alıp verdim. Az kalsın anlayacaklardı. Neyseki onları atlatmak daha kolay olmuştu. Berçem kendine kıyafet bakmaya gittiğinde bende koltuklardan birine oturdum. " Diyar... kızzz... Diyar! " "Efendim abla." Şevval abla kabinlerden birinden bana sesleniyordu. Yerimden kalkıp sesi takip ettim. "Bunun fermuarı kapanmıyor ya girde yardım et." Sesin geldiği kabine girdiğimde resmen karşımda patlamaya hazır bir domates gördüm. Gülmemek için dudaklarımı bir birine bastırdım. "Kız sen güzel olacak dedin ama sanki olmadı gibi." Ben elbiseye bile bakmadan sırf köşeye sıkıştığı için öylesine eline bir şey vermiştim. Kırmızı, ön dekoltesi olan balık bir elbise 9 aylık hamile bir bayanın üzerinde ağlıyor hatta patlamak üzereydi. "Şey aslında başka bir elbise bakalım sen çıkart bunu. " "Çıkmıyor ay asıl asıl canım elbiseyi yırtacağız. Senin aklına uyanda kabahat bu zaten deli sen neden buna bakarsın ki." Kendi kendine kızarak elbiseyi çıkarttığında bende kabinden çıktım. Gülmekten ölecektim. Elimi ağzıma kapatıp kabinlerden uzaktaştım. Mağazanın çıkış kapısına geldiğimde artık tuttuğum kahkahamı bıraktım. Kadını ne hallere düşürmüştüm yazık ya. " Merhaba Diyar Hanım görüşmeyeli nasılsınız." Bir adamın yanıma yaklaşmasıyla ciddileştim. Adam 30 yaşlarında görünüyor uzun boylu hafif kamburu olan bir adamdı. Yüzünde en dikkat çeken yeri kaşından saçlarına kadar uzanan yara iziydi. Bu adamı bir yerden hatırlıyor gibiyim ama tam tanıyamamışım. Adamın bakışları bedenimde gezindi. Çok rahatsız edici bakışlarından kurtulmak için konuştum. "Tanışıyor muyuz?" aklıma ilk gelen şey Diyar bu pisliği nereden tanıyordu. Aralarında ne gibi bir şey vardı. "Ben sizi çok yakından tanıyorum Behcet ağanın güzel karısısınız." Adamın iğrenç gülüşüyle ondan uzaklaştım. Adam tekrar önüme dikildiğinde bir kaç adım geriledim. "Ne güzel bir tesadüf." Bakışları rahatsız edici ve tiksindiriciydi. Yüzümü buruşturup tekrar sordum. "Kimsiniz siz?" Bir anda önüme bir bedenin geçmesi beni kolumdan tutup arkasına çekmesiyle ne yapacağımı şaşırdım. Behcet Aslan şimdi önümde duruyor bense onun bedeninden karşıdaki adamı görmüyordum. " Azat Goyan Karımdan uzak dur. " Demek adı Azat Goyandı. Ben bu ismi nereden tanıyorum. " Durmazsam ne yaparsın?" aklıma bir bir görüntüler düştüğünde yerimde sıçradım. Bu adam gecenin bir vakti konağı basan herif. Silah çekip boş tehditler savurup en sonunda kan içinde kalan kendisi olmuştu. O haplar yüzünden o günü neredeyse unutuyordum. "Yüzündekinden daha fazlasını istemiyorsan bas git!" yüzünü o hala getiren Behcet Aslan değildir inşallah. "Bir gün gelecek yaptıklarının acısını teker teker çıkaracağım Behcet Ağa. Ve emin ol bu izden daha fazlasını sende açacağım." yüzünü baş parmağı ile gösterip öfkeyle baktı. Gözlerindeki beyaz yerler tamamen kanla kaplıydı. "Yerse çıkartırsın Azat Goyan!" Adam yanımızdan öfkeyle gittiğinde Behcet Aslan bana döndü. "Sana bir şey yaptı mı?" Gözleri vücudumda dolandı. Başımı salladım. "Hayır." "İyi misin sen?" "Evet iyiyim aranızda ne var o adam kim bir yerden tanıyor gibiyim ama hatırlayamıyorum." her ne kadar o günü hatırlasamda belli etmedim. "Hatırlanması gereken biri değil." Elini omzuma koyup bana yön verdi. "Eee neler aldın bakalım." "Hiç bir şey almadım." Kaşları çatıldı. "Neden istediğini beğen alalım hadi." Başımı olumsuz salladım. "Gerek yok." Kolumdan sürükleyip kadın reyonuna soktu. "Hadi istediğini seç yoksa ben kafama göre seçerim." Nefesimi sıkıntıyla dışarı verip kıyafetlere bakmaya başladım. Berçem de yanımıza geldiğinde abisiyle koltuklara oturdu. Seçtiğim birkaç kıyafeti denemem için görevli bayan kabine götürmüştü. Kabine girdiğim de dar mavi kot pantolonu giyip üzerime kısa bir tişört giydim. Üzerime tam oturmuştu. Kalbindeki aynadan kendime bakıp üzerimi tam çıkartıyordum ki kapı tıklatıldı. "Yenge abim seni çağırıyor seçtiklerini o da görecekmiş." Hem istediğini seç diyor hemde görmek istiyor. Kabinden çıktığım da Behcet Aslanın karşısına dikildim. Elindeki telefonla ilgileniyordu başını kaldırdığında gözleri vücudumda dolaştı. "Bu ne böyle dasdar her yerin ortada olmaz bunu çıkart. Hem o tişört küçük gelmiş göbeğin görünüyor." "Yenge bence çok güzel olmuşsun." "Kız valla bencede çok sesk... Yani güzel olmuşsun." Şevval ablaya göz kırpıp Behcete döndüm. "Sen demedin mi istediğini seç diye şimdide seçtiklerime laf ediyorsun." "Bu nasıl seçim ya hem pantolon alma elbise al sen." sıkıntıyla nefes verip kabine döndüm. Seçtiğim zümrüt yeşili bir elbiseyi giydim. Sırt dekoltesi olan diz kapağımın biraz üzerinde bitiyordu. Kabinden çıktığım da Behcet Aslana doğru yürüdüm. Kendi etrafımda dönüp Behcet Aslana baktım. Yüzünde anlayamadığım bir ifade vardı. Bir anda yerinden kalkıp beni hızla kabine sürükledi. Etrafa bakıyor sanki bir şeyden kaçıyor gibiydik. Kabine geri soktuğun da hala arkasına bakıyordu. "Sen kafayımı yedin burada böyle şeyler giyinilir mi? Çabuk çıkart bunu." "Offf... İstediğimi almayacaksam ne diye al al diye ısrar ediyorsun o zaman." Kabinin kapısını sinirle kapattım. Kendi kıyafetlerimi giyinip çıktım. Yüzüm asıktı ben zaten almayacaktım hem heveslendirip hemde aldıklarıma laf ediyor uyuz adam. Kabinden çıktığım da Behcet Aslana bakmadan yanından geçtim. Kapıdan çıktığımda Berçem ve Şevval ablada çıkmıştı. Diyarın abisi Mirza, Berçem ve Şevval ablayı almaya gelmiş ikisinide eve o götürmüştü. Behcet Aslan ile ikimiz kalmıştık. Elindeki poşetlerle yanımda yürüyordu. Çaktırmadan poşetlere baktığım da kabinde denemek için aldığım kıyafetler olduğunu gördüm. "Neden aldın bunları?" Durmadan yürümeye devam etti. "Sana soruyorum neden aldın?" Durakladığında bende durdum. Çarşının ortasında bir birimize baktık. "Çünkü sana istediğini beğen alalım dedim ve sözümü tuttum aldım." "Sözünüze de ne sadıkmışsınız vay gözlerim yaşardı." Bir adımda dibimde bitti. Sıcak nefesini kulağımda hissettiğimde huylandım. İstemsizce kasılıp başımı boynuma kıstım. "Benim yanımda giydiğin sürece bir sorun olmaz nasıl olsa." şuan bu sözlerine sinirlenmem gerekirken ben kasılıp kalmıştım. Etraftaki bize bakan gözlerden kurtulmak için yürümeye devam ettim. Kalbim hızlı hızlı atmaya başlamıştı. Elim delicesine atan kalbimin üzerinde kendi kendime konuştum. Sadece huylandım bir erkeğe bu kadar yakın olmaya alışkın olmayan bedenim tepki verdi o kadar. Ve sakinim. Benim aksime Behcet Aslan sakin adımlarla arabaya kadar arkamdan yürümeye devam etti. Arabanın önüne geldiğimizde eşyaları arabaya koydu. Kapıyı açıp biniyordum ki onun sesiyle durdum. "Bir şeyler yiyelim öyle gidelim." Başımı olumlu anlamda salladım. "Hadi gel ne yemek istersin?" elimden tutup beni tekrar çarşıya soktuğun da birleşen ellerimizden gözlerimi alamadım. "Farketmez benim için." "Tamam o zaman." Önümüze bir adam birde kadının çıkmasıyla durup onlarla ayak üstü sohbet etmeye başladı. Anladığım kadarıyla adam, Behcet Aslan ile iş yapıyordu. Adamın yanındaki kadının bana bakıp gülümsemesine karşılık verdim. "Behcet bu eşin mi?" "Evet. Eşim Diyar." Kadın elini uzattığında tebessüm edip tokalaştım. Adam ve kadın buralıya pek benzemiyorlardı. Behcet Aslanın yüz ifadesi bıkmış bir an önce sussada gitsek gibi bakıyordu. Adam bir türlü konuyu kapatacak gibi değildi. Adamın bakışları bana deydiğinde gözlerini kısarak uzunca baktı. "Bir yerden tanıyor gibiyim daha önce hiç görmüşmüydüm sizi?" Adamın sözleriyle bende ona baktım. Ama bana pek tanıdık gelmemişti. "Sanmıyorum." başını salladığında Behcet Aslanla konuşmaya devam etti. Gözlerimi onlardan çekip çarşıda gezdirdim. Farklı şartlarda tanışsaydık seninle Mardin çok iyi anlaşırdık güzel memleketsin. Küçük bir sahaf dikkatimi çektiğinde Behcet Aslanın elini bırakıp karşımızdaki sahafa yürüdüm. Önüne tahtadan bir masa iki sandalye atmışlar masanın üzerinde kitaplar ve camın önünde rengarenk çiçekler kitaplar insanın içine açıyordu. Cama yapıştırılmış kağıda kaydı bakışlarım tiyatro broşürüydü. Kimsesiz çocuklar için düzenlenmiş iki tane tiyatroda oynamıştım. Onlar aklıma geldiğin de gülümsedim. Keşke yine bir tiyatroda yer alabilseydim. Gözlerim oyuncuların isimlerinde takılı kaldığında gözlerim büyüdü. 'Derya Koparan'hemen tarihe baktım. Neyseki zamanı geçmemişti tam 10 gün vardı. Ve ben ne yapıp edip o tiyatroya gitmem lazım. Deryayı eğer orada görebilirsem herşey bambaşka olabilir. ???????? Elimdeki tiyatro buroşönü masaya üzgünce bıraktım. "Beraber gitsek olmaz mı?" "Hayır o güne önemli bir toplantım var başka zaman başka bir tiyatroya götüre bilirim belki." "Ama ben bu tiyatroya gitmek istiyorum." elindeki çatalı masaya sesli bir şekilde bıraktı. Gözlerini gözlerime dikti. "Yemeğini ye bu konuyu bir daha açma." Bende elimdeki çatalı bıraktım. Ellerimi önümde bağlayıp arkama yaslandım. "Doydum." "O tabağında ki bitmeden kalkmayacağız. Hadi bitir. Omuz silktim. " "İstemiyorum." "Diyar!" Sesi biraz yükseldiğinde yan masadaki iki bayan bize baktı. Her kesin içinde sesini yükseltmesi morelimi iyice bozmuştu. "Diyar bir daha uyarmayacağım yemeğini ye kalkalım." Broşürü gördüğüm zamandan beri yaklaşık iki saattir o tiyatroya gitmek için uğraşıyorum. Bir yalvarmadığım kalmıştı. Başımı aşağı yukarı sinirle salladım. Benim adımda Hasretse ben ne yapıp edip bu tiyatroya giderim. Tabağımdakileri sinirle ağzıma tıkıp kalktım. "Oldu mu?!" "Oldu." Birlikte kalktığımızda o hesabı ödemeye giderken bende çıkışa yöneldim. Nasıl gidebileceğimi hiç bilmiyordum. Sıkıntıyla nefesimi verdim. Bir bedene çarpmamla ayağım burkuldu. Düşeceğimi sanırken belime dolanan kollarla zorda olsa toparlandım. Kara gözlerle karşılaştığım da beni kollarıyla saran adamın dudaklarından fısıltıyla "Diyar..." dediğini duydum. Kolları arasından çıktığım da yüz yüzeydik. Adam gözlerini ayırmadan gözlerimin içine baktı. "Diyar..." Ellerimin üzerinde ellerini hissettiğim de geriledim elimi elinden çekmek istedim. "Diyar... Ben çok üzgünüm." Ellerimi ellerinden çekmek için çabaladığımda daha sıkı kavradı. "Sen o gün yanlış..." Ellerimin üzerinden elinin çekilmesi ve parmaklarının kırılma sesi o kadar ani olmuştu ki. Behcet Aslan, adamın parmaklarını tek bir hamlede kırıp elini sırtına dayadı. Adamın yüzünü duvara dayadığın da ne yapacağımı bilemez bir haldeydim. "Lan sen benim karıma nasıl dokunursun sen kimsin si.................................... O............ P..........." Adamın kafasını duvara bir kaç kere daha vurduğun da Behcet Aslanın elini adamın üzerinden çekmeye çalıştım ama başarılı olmamıştım. "Beh... Behcet Ağam... Ben bir yanlışlık oldu... Affet ben birine benzettim... Özür dilerim." Adamın az önce Diyar diye seslendiğine eminim ama şuan paçayı kurtarmak için böyle yalan attığı belliydi. Ama Diyarla ne derdi var orasını anlayamamıştım. Ne konuda üzgündü. "Seni bir daha görürsem ölmekten beter ederim. S....... Git şerefsiz." Adamı yere fırlattığın da elimden tuttuğu gibi beni arabaya bindirdi. Burnundan soluyordu. Arabayı çalıştırdığın da gaza yüklendi. "Ben tanımıyorum yemin ederim yani nolduğunu anlamadım gerçekten. Bir anda bana çarptı düşüyordum tuttu sonra elimden tutmaya başladı yemin ederim tanımıyorum noldu anlamadım." Bir tepki bile vermeden yola bakıyordu. "Bir şey söylesene..." Ben niye kendimi açıklamaya çalışıyorum ki. Onun bizi el ele gibi görmesi çok rahatsız etmişti ne diyeceğimi bilemiyordum. Kendimi kanıtlamak istiyordum. "Neden bir şey söylemiyorsun. Ben tanımıyorum birden elimi tuttu..." "Kes sesini!" bütün sözlerim boğazımda düğümlendi yutkunamadım. Gözlerim dolsada belli etmeden camı açıp yola bakmaya başladım. Tek bir cümle çıkmadı dudaklarımdan. Sıra sıra ağaçları ay ışığın aydınlattığı kadar izlemeye daldığım da Behcet Aslanın hızını arttırmasıyla başımı çevirdim. Yüz hatları oldukça gergindi. Sık sık dikiz aynasından bakıyordu. Bir eli direksiyonda diğer eliyle vitesi arttırıp gaza yüklendiğinde kemerimden tuttum. Ne olduğunu anlayamadan bir silah sesi duyuldu. "S.... Anasını satayım. Diyar yat yere çabuk yat başını ey sakın kaldırma." Emliyet kemerini çıkartıp koltuğun önündeki boşluğa eyilip ellerimi başımın üzerine koydum. Filmlerde gördüğüm şey başıma gelmişti. Silah sesleri bile kalbimin sesini bastırmıyordu. "Aslan!" "Diyar korkma! Başını sakın kaldırma sakın." zikzak çizerek ilerliyor kurşunlardan kaçmaya çalışsada bir çoğu camlara ve arabaya isabet ediyordu. Sağa sola savrulmamak için kapı koluna ve koltuğa tutunmaya çalışıyordum. "Bedir... Beni iyi dinle peşimizde birileri var silahlılar... Şimdilik iyiyiz sus beni dinle!... Arabanın tekerleri patladı. Dibekteyiz, üçyol da Diyarı indireceğim oradan al koru onu... Sen dediğimi yap ben hallederim gerisini... Oğlum ikileme Diyarı üçyol dan al. " Kurşunlar arabaya isebet ederken ellerimle başımı koruyup eyildim. Korkudan ayaklarım titriyor çaresizce Aslana bakmaya çalışıyordum.Gözleri kısa süre bana kaydığın da konuştu. " Diyar şimdi seni indireceğim ve dümdüz koşmaya başlayacaksın arkana bile bakmadan koşacaksın Bedir seni almaya gelecek. " Başımı biraz olsun kaldırıp olumsuzca salladım. " Sen peki sana ne olacaksın. Bu adamlar kim ne istiyorlar bizden." sesim titremişti. " Korkma sen dediklerimi yap arabayı kısa bir süre durduracağım ve arabadan atla koş. Tamam mı? " " Yapamam. " " Diyar bak güzelim bu adamların derdi benimle senin kaçman lazım tamam mı? Şimdi hadi... " Arabayı yavaşlattığında eğilip kapımı açtı. Bir şey beni sıkı sıkıya tutuyordu sanki atlayamadım. " Sen gelecek misin? " " Diyar sana dediğimi yap in arabadan." Ön camın kırılmasıyla çığlığım arabada yankılandı. Çok güçlü bir çarpışma olduğunda savruldum. Çarpmanın etkisiyle dengemi kaybedip açık kapıdan düştüm. Bayırdan yuvarlandığım da her yerime dikenler batmıştı. Çok uzun bir bayır değildi. Otlar düşüşümü yavaşlatsada dikenler daha büyük acılar bırakmıştı. "Diyar..." "Bırakın lan beni bırak. Diyar iyi misin?" Ellerimden destek alıp kalktığım da adamlardan 3 ü koşarak bayır aşağıya geliyordu. Bayırın en başında kafasına silah dayalı 10 dan fazla adamın etten duvar ördüğü Behcet Aslan vardı. "Diyar kaç!" "Diyar kaç diyorum kaç." İşte şimdi fırsatım varken kaçabilirim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD