Özür

1275 Words
Selamun aleyküm 🍂🍂 Keyifli okumalar...🍭🍭 Hazır banyodayken duşa girdim. Bornozuma sarılıp banyodan çıkıp giyinme odasına geçerken yatak odasındaki koltuk da oturan Selim'i gördüm. Oralı olmayarak giyinme odasına geçtim. Raflardan giyineceklerimi alarak rahat bir ev elbise de çıkardım. Kıyafetleri alarak banyoya geçtim. Selim yine aynı yerindeydi. Saçımı kurutup abdest alarak hazırladığım kıyafetleri giyindim. Namaz eşarbımı da takarak banyodan çıktım. Selim oda da yoktu. Yaşadığımız kavgayı şimdilik unutarak akşam namazı için seccadenin başına geçtim. Namazımı kılıp koltuğa oturdum. Şirketten çıkarken ne konuşmuştuk, ne olmuştu. Bu adamın çocukla derdi neydi? Neden çocuk istemiyordu? Çocukları seven biri neden kendi çocuğunun olmasını istemezdi ki? Çocuğuna iyi bakamayacağımı mı düşünüyordu? **Hayır... Bunu hiç düşünmedim. Ben sadece... Yıllar önce duyduklarımdan sonra.** Çalan kapı ile düşüncelerimi kenara atarak gel diye seslendim. -Ebru hanım akşam yemeği hazır. Masa da sizi bekliyorlar. -Geliyorum. Siz inebilirsiniz. Başımdaki namaz eşarbını çıkararak giyinme odasına geçtim. Bir şal alarak başına onu taktım. Normal de başımdaki eşarp ile inerdim ama akşam akşam Gülbahar hanım ile laf dalaşına giremezdim. Kendimi kadına daha alıştıramamıştım bir de eşarbımı laf ettiremezdim. Tesettürlü bir gelini ailesini, soyadına yakıştıramıyordu hanımefendi. Odadan çıkarak alt kattaki yemek odasına geçtim. Herkes masadaki yerine oturmuştu. Ben de Selim 'in yanındaki boş sandalyeye oturdum. Sergen beyin afiyet olsun demesinin ardından yemeğimize başlamıştık. Sofrada her zaman ki gibi sessizlik hakimdi. Gülbahar hanım ve Sergen bey yemeğini yerken çaktırmadan yanımdaki Selim' e baktım. O da benim gibi tabağı ile oynuyordu. Sessiz geçen yemeğin ardından salona geçmiştik. Selim babası ile konuşurken ben de yanlarında oturuyordum. Gülbahar hanım da dernekten birini arayacağını söyleyerek odasına çıkmıştı. Hira' da ders çalışmak için odasına çıkmıştı. Biraz sonra gelen kahvemi içerek yatsı namazını kılmak için müsaade isteyerek odaya çıktım. Abdest alıp namazımı kıldım. Rutin işlerimi halledip pijamalarımı giyerek yatağa geçtim. Selim hâlâ gelmemişti. Onu düşünmeyerek gözlerimi kapattım. .... Sabah ezanının sesiyle gözlerimi açtım. Arkadan sarılan Selim' e dönerek ona bakmaya başladım. Ben uyurken gelmişti demek ki. Biraz daha aşağıya kayarak başımı göğsüne koydum. Dün akşam o hapları attığım için pişman olmuştum ama bu adamı seviyordum. Onunla hayatımı geçirmek istiyordum. Ondan çocuklarım olsun istiyordum. İleri de hamile kaldığım da başta kızsa da sonradan yumuşayacağına adım kadar emindim. Tanıyordum Selim' i . Onun gibi mavi gözlü bir kız çocuğu ya da onun gibi mavi gözlü bir erkek çocuğu... Daha ne isterdim ki. Kalbinden öperek onu uyandırmamaya özen göstererek yataktan çıktım. Abdest alıp namazımı kılıp tekrar yatağa geçtim. Dün ki gibi sırtımı dönmedim. Sırt üstü uyumuştu, ben de bunu fırsat bilerek başımı göğsüne koydum. Hissetmiş gibi bir eliyle belime destek vermişti. Diğer eli ile de karnının üstündeki elimi tutmuştu. Anın getirdiği huzur ile gözlerimi kapattım. Duyduğum fısıltılarla uyandım ama gözlerimi açmadım. -Özür dilerim. Keşke sana gerçeği anlatabilsem. Beni bırakmayacağını bilsem bir dakika bile durmam. **Sahi o sabah kulağıma ne fısıldamıştın? Uyku sersemiydim anlamadım. Ama şimdi diyorum ki keşke duysaydım. ** -Selim? -Uyu güzelim. -Saat kaç? -Ona geliyor. -Hihh. Herkes uyanmıştır. Kesin kahvaltıyı da kaçırdık. -Evde kimse yok. Hem olsa da bugün haftasonu keyfini çıkar. Rahatlayarak tekrar gözlerimi kapatıp Selim' e sokuldum. Selim de bunu bekliyormuş gibi iyice sarılmıştı. Dün ki kavgayı düşünmeyecektim. Zaten sakin kafayla konuşunca hallederdik. Gözlerimi açtığım da yatak da tek başınaydım. Yatağı toparlayıp banyoya geçtim. Rutin işlerimi hallederek giyinme odasına geçerek rahat ve günlük giyilebilecek pantolon, tunik takımı giyinerek aşağıya indim. Salona baktığım da boştu. Ev halkı gelmemişti demek ki hâlâ. Ya Selim, o neredeydi acaba? -Günaydın Ebru hanım? -Hihh. -Özür dilerim, beni gördünüz sandım. -Önemli değil. Ben fark etmedim. Sana da günaydın. Ev halkı gelmedi mi hâlâ? -Yok akşamüstü gelecekler. -Selim ? -Bahçe de. Kahvaltıyı oraya kurdurmamızı istedi. Size haber vermeye gelecekti ama telefonu çalınca beni gönderdi. -Tamam canım, anladım. Hemen bahçeye çıkıp kamelyaya yöneldim. Selim masadan uzak bir yerde telefon da konuşuyordu. Onu boşverip masaya kuruldum. Tabağımı doldurup, termostan bardağıma çay doldurup kahvaltımı etmeye başladım. Birkaç dakika sonra karşımdaki sandalye çekilince oralı olmadan kahvaltımı devam ettim. -Afiyet olsun. -Sana da. Birkaç dakikalık sessizlikten sonra tabağımı öne iterek sırtımı sandalyeye yaslayıp çayımı içmeye başladım. -Sohbetine de doyum olmuyor. -Konuşmam mı gerek? -Genel de kahvaltı ederken konuşursun. Özellikle yanlız olduğumuz da. -Evet genel de öyle yaparım ama sen de laflarınla doyurursun beni değil mi? -Ebru... -Ne Ebru? Her seferin de aynı şeyi yapıyorsun. Konular konuşulmadan halının altına süpürüyorsun, yoruldum. Bir kere de insan gibi sorunlarımızı çözüp konuşalım. Ama sen ne yapıyorsun her tartışma da kendini haklı görüp, bir de üste çıkıyorsun. -Konuyu saptıyorsun. -Doğru yine saptıyorum. Diğer bütün konuları boşver, bana neden çocuk istemediğini açıkça söyle. Bana öyle geçerli bir sebep göster ki ben de bu adam haklı diyerek konuyu kapatayım. -Kendimi hazır hissetmiyorum. -Bütün problem bu mu gerçekten? Kimse annesinin karnından anne ya da baba olarak çıkmıyor. Biz de öğreniriz. Baksana Eymen' e adam olmaz dediğin arkadaşın bile nasıl çocuklarına düşkün. Gözünden bile sakınıyor. Sen de yaparsın. -Offf Ebru off... Bir daha açma bu konuyu. Kalbini kırmak istemiyorum. -Hiç yapmadığın şey zaten. -Empati kuramaz mısın Ebru. Sevmiyorum, istemiyorum. -Sen bana gerçek nedenini anlatana kadar benden çocuk konusunu hep duyacaksın... Neyse sana laf anlatmak deveye hendek atlatmaktan daha kolay. Ben Gülsüm anneye geçiyorum. -Kahvaltı ediyorduk. -Ağhhh. Yeter be. Başlayacağım kahvaltına. İnsan da iştah mı bırakıyorsun. Her kavgadan sonra hiç birşey yokmuş davranmandan bıktım. Delireceğim şimdi. Cevap vermesine fırsat vermeden oradan ayrılarak üst kata çıkarak hemen üstümü değiştirip hemen evden çıktım. Güvenlikten taksi çağırmasını istemiştim. Birkaç dakika sonra taksiye binerek Gülsüm annenin adresini verdim. Gülsüm anne... Büyüdüğüm yetimhanenin müdürüydü kendisi. On sekiz yaşına geçip yurttan ayrıldıktan sonra iletişimimizi koparmamıştık. Hatta üniversite yurt başvuruları açıklanana kadar evinde misafir etmişti beni ve Kübra' yı. -Geldik abla. Taksi ücretini vererek aşinası olduğum iki katlı küçücük apartmana girdim. Alt katta Gökhan ağabey ve eşi oturuyordu. Daha üniversiteye giderken evlenmişlerdi. İkisi de öğretmendi, sınavlara girmişlerdi, sonuçların açıklanmasını bekliyorlardı. İnşallah bu yıl atanırlardı. Üst katta ise Gülsüm anne ve eşi oturuyordu. Gülsüm annenin tek bir çocuğu olunca ve o da evlenince koca evde yanlız kalmışlardı. Zile basıp açılmasını bekledim. Kapının arkasında Gülsüm annenin sesini duymuştum. Hemen ardından kapı açılmıştı. Sarılıp, selamlaşmanın ardından salona geçmiştik. -İyi ki geldin kızım. Bıraktılar üçü de beni evde. -Nereye gittiler ki? -Dün akşam bizimkilerin atama sonuçları açıklandı. İkisi de Van' a gidiyor. Onlar birşeyler anlatıp işleri için çıktılar. Hasan da nakliye şirketi ile anlaşmaya gitti. Gökhanların bir haftaya gitmeleri gerekiyor. Kalacakları yer belli. Şimdiden eşyaları toplayalım dedik. -Hayırlı olsun. İkisi adına çok sevindim. Eee biz niye oturuyoruz, anahtar varsa alt kata inelim, toparlamaya başlayalım. -Sonra biz hallederiz. Sen niye geldin. Haftasonunu eşinle geçirseydin ya kızım. -Seni görmek istedim. -Hmmm, neden acaba? -Hiç öylesine. Seni görmeye geldim. Hem niye öyle bakıyorsun, gören de ilk defa geliyorum sanacak. -Ebru!!! Seni dinliyorum. -Yine tartıştık. -Neden? -Aslında her zaman ki konu. İnatla çocuk istemediğini söylüyor. Bana gerçek nedenini söylese susacağım ama hep saçma sapan şeyleri bahane ediyor. Ben de çocuğumun olmasını istiyorum. Bir annem yoktu ama ben de anne olmak istiyorum. -Kızım sen bir herşeyi baştan anlatsana. -Dün gün sonunda yanına gittim .............................................................................................................................. sonra taksiye atlayıp buraya geldim. -Yanlış yapıyorsun. -Ben mi? Yapma Gülsüm anne çocuk istememin neresi yanlış. -Tabi ki çocuk istemen senin en doğal hakkın. Ama doğacak çocuğa ikiniz bakacaksınız, o yok diyorsa ondan habersiz o ilaçları atman çok yanlış. Emrivaki yapamazsın. Eve gidince herşeyi söyle ona. Belki şimdi zamanı değil. Biraz zaman geçsin kocan belki diyecek çocuğumuz olsun diye. -O zaman hiç gelmeyecek öyleyse. -Niye böyle karamsarsın . -Dördüncü yıla gireceğiz birkaç ay sonra. Birinci yılımızda ben de hiç konuyu açmadım ama şu iki yıldır konuyu konuyu açtığım da adamın içinden başka biri çıkıyor. Bu zamana kadar istemeyen saatten sonra hiç istemez. Tam Gülsüm anne birşey söylecekken zil çalmıştı. -Sen kapıya bak kızım. Ben de çayları yenileyeyim. Bizimkiler gelmiştir. Yerimden kalkarak kapıyı açtım. Gördüğüm kişi ile ufak bir şaşırdım. -Selim? 💫💫💫 **…** arkadaşlar böyle yazan yerlerde Ebru şimdi ki zaman içinde konuşuyor.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD