Düşüyordum. Ama burası bir boşluk değildi. Hissettiğim ilk şey, ağırlıksızlıktı. Rüzgâr yoktu, sürtünme yoktu. Sanki havada asılı kalmıştım ama aynı anda sonsuz bir derinliğe çekiliyordum. Yukarı, aşağı, sağ, sol… yön kavramı kaybolmuştu. Gözlerimi kırpıştırdım, ama gördüğüm şeyler gerçekliğe ait değildi. Boşluğun içinde şekiller titreşiyordu—bulanık, tanımlanamayan figürler. Bir an için gözümün önünden geçmişin soluk anıları geçti. Bir şehir. Bir sokak lambasının altında duran çocuk. Yüzünü seçemediğim bir adam. Karan mıydı? Onu çağırmak istedim ama sesim çıkmadı. Bu görüntüler bana ait miydi? Yoksa burası, başka insanların kaybolduğu yer miydi? Düşüşüm devam ettikçe, boşluğun bir geçiş olduğunu anladım. Burası beni bir yere götürüyordu. Ama nereye? Zihnim bulanıktı, düşünceleri

