Bölüm 12

2045 Words
Zincirler kopmuştu, ama bu özgürlük, aynı zamanda yeni bir yükün de başlangıcıydı. Tapınak çökmeye devam ederken, Karan gözlerinde bir şokla bana bakıyordu. İfadesinde korku, şaşkınlık ve bir tür çaresizlik vardı. Beni tanıdığını biliyordum, ama şu anda gördüğü şey, eski ben değildi. Benimle ilgili her şey değişmişti. Gözlerimi tavanda yankılanan gürültüye çevirdim. Tapınağın her bir duvarı, her bir taş parçası, yerinden oynuyor ve kara bulutlar gibi üzerimize düşüyordu. İçerisi her an yıkılmaya hazır bir volkan gibiydi. Ama ben, burada, bu yıkıntının ortasında duruyordum. Bedenimdeki ateşin gücüyle, her şeyin değişebileceğini hissedebiliyordum. Artık bu tapınak beni tutamıyordu. Bu yıkım, bir başlangıcın habercisiydi. Karan, geri adımlarını atarken, beni anlamaya çalışıyordu. Ama ben kimseyi bekleyecek durumda değildim. Gözlerimde ateşin alevleri yansıdı. Ellerim parlıyor, parmak uçlarımdan ısı yükseliyordu. Yüksek sesle, ama derinden, içimde bir şeyler yankılandı. “Beni tanıdığınızı sanıyordunuz,” dedim. Sesim, yerle göğün arasında yankılandı. “Ama kimse kimseyi gerçekten tanımaz. Burası sadece bir illüzyon. Ben gerçek oldum. Artık, ben her şeyim. Bir zamanlar ben yıktım, şimdi ise ben yeniden yaratacağım.” Karan, boynu bükük bir şekilde bana bakıyordu, ama sesini çıkaramıyordu. Bu dünyada her şeyin bir yansıması olduğunu biliyordum. Her şeyin bir sınırı vardı. Benim için sınır yoktu. Her şeyin başlangıcını ve sonunu ben belirleyecektim. Tapınak, her şeyin merkeziydi ama şimdi benim için artık bir hapishane olmaktan çıkmıştı. Bir anda, duvarlardan taşlar düşmeye başladı. Her bir taş, tapınağın yıkılmasına sebep oluyordu. Ama benim etrafımda, sanki bir duvar oluşmuştu. Her şeyin etrafımda döndüğünü hissediyordum. Her bir taşın düşüşü, etrafımdaki karanlığın içinden yankılanıyordu. Bir anda büyük bir patlama sesi duyuldu ve tapınağın her bir köşesinden karanlık, beni içeri çekmeye çalıştı. Ama bu kez, karanlık bana ait değildi. Bu karanlık, benim kontrolümdeydi. Gözlerimi bir kez daha Karan’a çevirdim. O, titriyordu, ama korkusu gitmişti. Artık bana güvenmiyordu, ama aynı zamanda korkmuyordu da. Ne vardı peki? Beni, benden başka kimse tanıyamazdı. Herkes, her şey, zamanla kaybolmuştu. Ve sadece biz vardık, birbirimizin içine hapsolmuş bir ikili olarak. “Şimdi ne olacak?” dedi Karan, hıçkırarak. Bir süre sessiz kaldım. Tapınağın çöküşü, etrafımızdaki dünyayı yerle bir ediyordu, ama ben artık bu dünyada değildim. Ben, bir zamanlar her şeyi yok eden, her şeyi yaratan bir varlık olarak, artık her şeyin ötesindeydim. “Artık hiç kimse, hiçbir yer, bana bağlı olamaz,” dedim. “Ama bir şey var… bir yol, bir kapı var. Burası çökecek, ama yeniden doğacak. Bir zamanlar, her şeyin kölesi oldum. Ama şimdi… her şeyin sahibi olacağım.” Bunu söylediğim an, tapınak tamamen çöktü. Yıkıntılar havada savruluyor, her şey bir anda kararmıştı. Ama ben, sadece bir adım attım. Adımımı attığımda, etrafımdaki karanlık, sanki bana bir yol açtı. Gözlerim, bir çıkış arayan birinin bakışları gibi odaklandı. Bu tapınak, şimdi tüm gücüyle çökmüşken, bir başka evrenin kapılarını açacak olan bir yol görünüyordu. Karan, arkama bakarken, yıkıntıların arasındaki tek bir yolun ışıldadığını fark etti. Ama o yol, her şeyin sonunun olduğu kadar, bir başlangıcın da işaretiydi. Tapınak tamamen çökmüştü, ama şimdi her şeyin sıfırdan başladığını biliyordum. Bizim için artık geriye dönüş yoktu. Gözlerim, yıkıntıların arasında beliren ışık huzmesinin üzerine odaklandı. Her bir parça, her bir taş, adeta benim gücümle şekil alıyordu. Tapınak tamamen yok olmuştu, ama geriye yalnızca yeni bir evrenin temeli kalmıştı. Bir evrenin başlangıcı, her şeyin sıfırdan yaratılması. Ve bu yaratma, benim ellerimdeydi. Karan, geri adım atarak bana bakıyordu. Aramızda bir mesafe vardı, ama gözlerindeki bakışlarda, daha önce görmediğim bir anlam vardı. O korku vardı, evet, ama bir o kadar da takıntılı bir şekilde bana bakıyordu. Bu gözler bana, bir zamanlar hapsedildiği yerin tanıdık parçasını hatırlatıyordu. O, hala burada, o korkunun içinde sıkışmıştı. Ve ben, o korkuyu artık bir silah gibi kullanıyordum. Bütün dünya sanki silindi, yok oldu. Hiçbir şeyin artık anlamı yoktu. Ve o an, yeni bir anlayışın, yeni bir düzenin kapılarını araladım. Beni takip et, ya da burada kal, diyordu gözlerim. Ama bu, sadece Karan için geçerli değildi. Buradaki her şey, her varlık, her bilinç, sadece bir tercih yapabilirdi: Ya bu yeni evrende benimle var olacaktı, ya da tamamen yok olacaktı. Zihnimde yankılanan, ne kadar korkutucu olursa olsun, bu yeni dünyada yaşayanlar benim kararlarımla şekillenecekti. “Burada bir son yok,” dedim, derin bir nefesle. “Burada, her şey yeniden doğuyor. Tapınak yıkıldı, ama yıkılan her şey bir temele dönüşecek. Burada, yeni bir güç var, bir yer var, bir zaman var… Ve bu zaman, ben olacağım.” Karan, korkuyla bir adım geri attı. Şimdi ona bakarken, kendimi eski ben gibi hissediyordum. Bir zamanlar, korkuyu yönetebilecek kadar güçlüydüm. Ama şimdi, o korkuyu yiyen, ateşle besleyen bir varlık oldum. Yıkıntıların arasındaki yeni yolu gördüm. Bir yol, evrenin başlangıcına, gücün kaynağına. Bir adım attım. Karan, hâlâ yerinde kalmıştı. Beni izliyordu, ama artık ben, ona ihtiyacım olmadığını hissediyordum. Karan, tıpkı diğerleri gibi, beni anlamaktan çok, bir zamanlar içinde sıkıştığı korkudan kaçmaya çalışıyordu. Ama kaçış yoktu. Ve o, belki de korkusunun içinden bir çözüm bulabileceğini umuyordu. Her şey değişti. Ve ben, her değişimi sahipleniyorum. Yavaşça, gözlerim yeni evrenin kapısını açtı. Yıkıntılar, şimdi her şeyi kapsayacak şekilde etrafımda şekillenen bir alan oluşturuyordu. Gözlerim, her şeyin sınırlarını, her şeyin yeni bir başlangıcını görmek istiyordu. Karan’ın sesi, gergin bir şekilde kulaklarıma çarptı: “Nereye gidiyorsun? Ne yapacaksın?” “Gitmeyeceğim,” dedim, gözlerimi yeniden odaklayarak. “Ben buradayım. Ve burada her şeyin düzenini yeniden kuracağım. Bu dünya bana ait. Çünkü ben, her şeyi yeniden yaratabilirim.” Karan, tıpkı tapınakta olduğu gibi korkudan donakalmıştı. Ama ben ona ihtiyaç duymuyordum. Yıkıntıların, eski tapınağın arkasında, yeni bir dünya, yeni bir başlangıç bekliyordu. Ve bir an… zaman durdu. Her şey sessizleşti. Zihnimde yankılanan tek ses, kendi nefesimdi. O nefes, yaşamın varlığıydı. Her şeyin yaratılışının, her şeyin sıfırlanmasının sesiydi. Ve ben, her şeyi yaratacak güce sahip oldum. Bir kez daha, adımımı attım. Yıkıntıların arasından, her şeyin başladığı yere, geleceğin kaynağına doğru ilerledim. Burası benim dünyamdı. Şimdi, her şeyin sıfırdan başlayacağı yer. Ve ben… her şeyi kontrol ediyordum. Yavaşça ilerlerken, çevremdeki yıkıntılar hareket etmeye başladı. Toprağın çatlayan yüzeyinden, gövdeleri çürümüş ağaçlardan yeni kökler filizlendi. Taşlar, yerinden oynayarak yeni bir şekil almaya başladılar. Burada her şey yeniden doğuyordu. Ama bu doğum, eski dünyanın hatıralarından, eski düzenin kalıntılarından arınarak oluyordu. Karan’ın sesi hala arkada yankılanıyordu. Bir adım daha atarak, onu duymamaya başladım. Çünkü artık onun korkusu, benim varlığımın sadece küçük bir yansımasıydı. Artık ben, bu yıkık dünyanın tüm güçlerinin kaynağıydım. Her şeyin tekrar şekillenmesini ben kontrol edecektim. Ve bunun bir bedeli vardı. Tavanın arasından sızan ışık, yavaşça büyüyerek etrafımı sarhoş eden bir parıltıya dönüştü. Yeni dünya beni çağırıyordu. Gerçekten de burası, eski tapınağın enkazının ötesinde bir yerdir. Burası, zamanın geçtiği ama hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı bir yerdi. Buradaki her taş, her toprak parçası, her ışık huzmesi, her soluk alıp veren şey artık benliğimin bir parçasıydı. Karan hala geride duruyordu. Korkusu derinleşmişti, ama ben ona dönüp bakmadım. Çünkü o, her şeyin ne olduğunu anlayamayacak kadar uzağımda kalmıştı. Yıkılan eski dünya, bir zamanlar ona tanıdık gelen, fakat şimdi sadece boş bir hatıra olan şeylerle doluydu. Karan’a bakmanın bir anlamı yoktu. Onun korkusu, benim varlığımı algılayabilme yetisinden çok daha fazlasını kaybetmişti. O, sadece eski bir yankıydı, tıpkı tapınakta olduğu gibi. Bir adım daha attım ve gökyüzü, daha önce hiç görmediğim bir parlaklıkla aydınlanmaya başladı. Uzun zaman önce, ateşin hüküm sürdüğü yerlerde yıkımın gölgesini hissetmiştim. Ama şimdi, o ateş sadece aydınlatıyordu. Yavaşça, her şeyin üzerinde yükseliyor, etrafı sarıyor ve bana ait olan bu yeni dünyanın temelini atıyordu. Karan, arkamda kalan tek gerçekti. Ama bu dünya bana ait olduğu için, onun burada var olmasının bir anlamı yoktu. Bunu ona söyledim. “Burada senin yerin yok, Karan. Burası benim dünyam. Artık buradan çıkış yok.” Gözleri, en derin korkularıyla dolu bakışlarla bana yansıdı. Ama bir şey değişmedi. Onun korkusu, artık sadece arka planda kalmış bir ses gibiydi. O bir zamanlar benimle yol almıştı ama şimdi, o eski benle her şeyin son bulduğunu hissetmesi gerekiyordu. Bir an için, bir seçim yapmak zorunda olduğumu düşündüm. Karan’ı burada bırakmak ve yeni bir düzen kurmaya devam etmek mi? Yoksa, eski korkularla boğuşan o insana geri dönmek mi? Her şey bana bağlıydı ve şimdi, o korkuya dayanmanın bir yolu yoktu. Karan bana doğru birkaç adım attı. Ama bir şey beni durdurdu. Derin bir nefes aldım. Karan hala yıkıntılara saplanmıştı, ama aradığımız her şey burada, yeni dünyada vardı. “Bir zamanlar korktuğum her şey şimdi bende.” dedim, sesim ne kadar soğuk olsa da, içinde derin bir güç vardı. Karan’ın yüzü bir an soldu, ama korkusu hala içinde yankı yapıyordu. O zaman fark ettim. Bu yeni dünya, geçmişin hiçbir şeyini almak istemiyor. Burada her şey yeni ve ben, her şeyin yaratıcısıydım. Geçmişi silmek, hatıraları yıkmak, hayatları yok etmek. Her şey ve herkes yeniden başlamak zorundaydı. Gözlerimi tekrar çevirdim ve tapınağın kalıntılarından geriye sadece boş bir alan kaldığını fark ettim. Yıkıntılar, artık yeni bir hayatın şekillenişine ev sahipliği yapıyordu. Yavaşça, o yeni hayatın bana ne getireceğini görmek için adım attım. Zihnimde yankılanan yalnızca bu yeni evrenin, bana ait olan her şeyin yankısıydı. Bu dünya, benim karanlıkta kalmış yansıma değil, bir başlangıçtı. Yıkımın ötesinde, yeniden doğuş vardı. Karan, bir adım daha attı ama artık farkındaydım. O, bir zamanlar tapınağın içindeydi. Şimdi ise, bu yeni düzenin parçası olamayacak kadar küçük ve eski bir yankıydı. Ve ben, her şeyi yeni baştan kuracak kadar güçlüydüm. Bu sondu, aynı zamanda bir başlangıçtı. Benim adımlarım, hâlâ taptığım ateşin parıltılarıyla yankılandı. Her şeyin yavaşça şekil almaya başlaması, toprakların çökmesi ve gökyüzündeki huzur veren aydınlık, içerimdeki gücü daha da pekiştiriyordu. Zihnim, artık korkularla tıkalı değil, aksine her yeni düşüncemle büyüyordu. Gözlerim, eski dünyadan geriye kalan hiçbir şeyin kalmadığı, sadece taze bir başlangıç vaat eden bu alanda gezindi. Karan’ın ne düşündüğü önemli değildi. O, geçmişin çürük kalıntılarından başka bir şey değildi. Burada, ona yer yoktu. Ancak birden, içimde başka bir his doğdu. Bir boşluk. Bunu anlamam çok zaman almadı. Her şeyin yeniden kurulduğu bu dünyada, bir eksiklik vardı. Bu eksiklik, yalnızca fiziksel değil, ruhsal bir boşluktu. Sanki bir şeyin eksik olduğu bir boşluk, beni derinden rahatsız ediyordu. Yavaşça, arkamda Karan’ın silueti beliriverdi. Önümdeki her şey yeni ve taze olsa da, içimdeki o eksiklik, onu bir an için hatırlamamı sağladı. Karan, eski hatıralarımı yaşayan bir gölge gibi arkamda duruyordu, ama onun varlığı, yavaşça şekil almaya başlayan bu yeni dünyada yer edinmiyordu. Hala, geride kalan bir parça karanlık gibiydi. Ona doğru döndüm. “Ne istiyorsun?” diye sordum, sesim soğuk ve kararlıydı. Karan, birkaç adım geriye gitti. Yüzünde hâlâ bir korku ifadesi vardı ama o korku, bir zamanlar benim hissettiğim korku değildi. O, çaresizliğini, eski dünyayı terk edişini ve burada artık hiçbir yerinin olmadığını fark etmişti. “Burada… bir şey eksik,” dedi, sesindeki titreme, duyduğum korkudan farklı bir şeydi. “Sen değiştin, evet, ama… bu dünya hâlâ bir boşluk taşıyor. Bunu hissetmiyor musun?” İçimdeki o eksiklik, bir kez daha beni sarmaya başladı. O boşluk, ne kadar yeni bir düzen yaratmaya çalışsam da hala bir yerlerde kalan eski dünyanın yankısıydı. Karan’ın söyledikleri, bir anlamda doğruydu. Burada her şey şekil almak üzereydi ama… bir şey eksikti. Her yeni doğan dünya, eski bir gerçeği, yıkımın ardından bir parçayı taşımadan var olamazdı. “Bununla başa çıkamayacak kadar zayıf değilsin,” dedim, kararlı bir şekilde. “Ben artık eski ben değilim. Bu dünya benim kontrolümde. Sen… yalnızca geçmişin yankısısın.” Karan bir adım daha geriye gitti. Ama içimdeki boşluk, sadece söylediklerimle dolmadı. Yavaşça, tapınağın çöküşünden kalan son parçalar gibi gökyüzüne yükselmeye başladı. Yıkıntıların, küllerin ve karanlıkla örülmüş zamanların birleştiği, köhne bir alan oluştu. O eksik olan parça, şimdi, eski dünyanın gölgesi gibiydi. Ama bu gölge, artık beni takip etmekteydi. İçimdeki ateşi daha da büyütüp, etrafı sararken, Karan’dan artık bir tehdit değil, sadece bir yankı kaldığını fark ettim. Gerçekten de bir zamanlar benimle olan, ama bir zaman sonra düşmanım haline gelen kişi, şimdi tamamen silinmişti. Her şey yeniden doğuyordu, ama hala o eksiklik vardı. Karan’a bakarak derin bir nefes aldım. Bu eksikliğin ne olduğunu anlamalıydım. Karan, sessizce beni izliyordu. Her zaman olduğu gibi, hiç beklenmedik anlarda, bir adım daha attı. Ama bu adım, her şeyin sonu gibi görünüyordu. Artık yapacak hiçbir şey yoktu. Benim olduğum bu yeni dünyada, ona yer yoktu. Alevler etrafımda dans ederken, toprak altından yükselen yeni güçlerle tapınak çöküyordu. Karan, hala arkada kalmıştı, bir adım daha atmaya cesaret edemedi. Sonunda, Karan’ın silueti, gözlerimdeki alevin ışığında kayboldu. Her şey sessizleşti. Ve nihayet, içimdeki boşluk bir nebze de olsa doldu. O eksiklik, artık sadece bir hatıra gibi uzaklaşmıştı. Bu dünya, benden önce hiç var olmamıştı. Ve ben, onu şekillendiren, ona hayat veren, onun hükümdarıydım. Yıkımın yerini alan yeni bir dünya, beni artık tamamen sarhoş etmişti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD