5. Bölüm

1781 Words
Aslan, Leyla’yla odalarında sessizce konuşurken, Fatma Ana kendi odasında derin bir düşünceye dalmıştı. Oğlunun kararlılığını görünce, her zamanki gibi doğrudan yaklaşmanın işe yaramayacağını fark etti. Aslan, ona karşı sert bir duruş sergilemişti. Bu yüzden ona karşı tavrını değiştirmeye karar verdi. Konağın salonuna girdiğinde, evin içi hâlâ sessizdi. Fatma Ana, zehrini bir kenara bırakıp daha dikkatli olmalıydı. Aslan’ın gözlerindeki kararlılığı gördükten sonra, onunla kavga etmek, ona baskı yapmak hiçbir şey değiştirmeyecekti. Ama bir şeyler yapmak zorundaydı. Eğer oğlunun ve gelininin bu durumu sürdürmesine izin verirse, köyde daha fazla dedikodu çıkacak ve bu, hem ailesinin onuruna hem de ağalıklarıyla ilgili büyük bir yara açacaktı. Fatma Ana, odasının kapısını kapatıp masanın başına geçti. Kafasında kurduğu yeni planı gözden geçirirken, Leyla ve Aslan’ın arasındaki bu sessiz savaşı daha iyi yönlendirmek için bir strateji oluşturdu. Bir süre sonra, Fatma Ana, Aslan’la görüşmek üzere odasına çağırdı. Aslan biraz şaşkın bir şekilde kapıyı açtı ve içeri girdi. "Ne oldu anne?" diye sordu Aslan, annesinin gergin tavırlarını fark ederek. Fatma Ana, yere düşen başakları dikkatle toplarken yavaşça gözlerini kaldırdı. "Aslan, otur lütfen. Konuşmamız gereken önemli bir şey var." Aslan sandalyeye oturdu ve annesinin gözlerinin derinliğine bakarak merakla bekledi. "Leyla ve seninle ilgili çok düşündüm, oğlum. Biliyorum, senin için en iyisini istediğini ve onunla çok mutluluğunun peşindesin. Ama…” Fatma Ana derin bir nefes aldı, sonra devam etti. "Eğer çocuk sahibi olamazsanız, köyde Leyla hakkında konuşmalar başlayacak. Herkes, ağanın gelini olmasına rağmen çocuk yapamayan, 'kısır' bir kadın olduğunu dile getirecek. Bu da, hem senin ağalığını hem de bu evin itibarını çok zedeler." Aslan, annesinin söyledikleri karşısında gerildi. "Bunu söyledikçe, daha da üzülüyor Leyla. Onun hakkında böyle konuşulmasını istemiyorum, anne!" diye kesmek istedi, fakat Fatma Ana onu sakinleştirerek devam etti. "Biliyorum, Aslan. Bunu sana söylemek istemezdim ama gerçekleri görmek zorundayız. Eğer çocuk sahibi olamazsanız, köylüler ona 'kusurlu gelin' derler. Ve ne yazık ki, kadınlar hakkında yayılan dedikodular bir kere çıktığında geri alınamaz. Senin ağalığını ve ailenin şerefini korumak da benim sorumluluğum." Fatma Ana, gözlerindeki ifadeyi değiştirerek, oğlunun yumuşamasını umarak yavaşça ekledi: "Leyla da bu durumu yaşayarak çok üzülür. İnsanlar ona, 'ne işe yaramaz bir gelin' gibi bakmaya başlar. Oysa ki, Leyla bu evi seviyor, seni seviyor. Ama insanlar ne derse desin, bir kadının görevi bir evlat doğurmaktır. Senin ağalığını ve şanını da korumak, sana bir torun vermek de gelinlerinin sorumluluğunda." Aslan, annesinin sözleriyle bir an durakladı. Kafasında karışık düşünceler dolaşıyordu. "Benim için önemli olan Leyla’nın mutlu olması, onun üzülmemesi. Senin dediğin gibi herkes ne derse desin, onu asla yalnız bırakmam." Fatma Ana, oğlunun gözlerindeki kararlılığı gördü ama aynı zamanda çok hassas bir konuda olduğunu fark etti. Aslan'ın duygusal yönünü bildiği için, onu kırmadan doğru şekilde konuşması gerekiyordu. "Ben de senin mutlu olmanı istiyorum, oğlum. Ancak bazı gerçekler var. Eğer gerçekten Leyla’yı seviyorsan, onun mutlu olmasını istiyorsan, onun da toplum içinde düzgün bir yer edinmesini sağlamalısın. Eğer bir çocuk sahibi olamazsanız, bu hem ona hem de sana büyük bir yük olur. Köylüler de, bizim aileyi her zaman takdirle anmayacaklar." Fatma Ana, annelik duygusuyla hareket ederek, "Bunu sana bir anne olarak söylüyorum, Aslan. Ailenin onuru, senin geleceğin ve Leyla’nın da huzuru için en iyisini düşünmek zorundayız. Kuma meselesi, belki de en iyi çözüm olacak." Aslan, annesinin söylediklerini duyar duymaz sert bir şekilde kalktı. "Hayır, anne. Kuma almayı asla kabul etmiyorum." Fatma Ana bir an sessiz kaldı. Aslan’ın gözlerinde öfke vardı. Fakat oğlu hala kararını değiştirmemişti. Ancak annelik içgüdüsüyle, bir adım daha atarak, daha ılımlı bir yaklaşım sergileyip onu sakinleştirmeye çalıştı. "Peki, Aslan. Anlıyorum, belki bu çok ağır bir teklifti. Ama unutma, ben sana bir çözüm önerdim. Hala senin kararına saygı duyuyorum. Ancak unutma ki, gerçekler her zaman bizden önce gelir." Aslan, annesinin sözlerinin içinde bir parça haklılık bulmuş olsa da, hala kesin kararlılıkla başını sallayarak "Benim kararım değişmeyecek. Leyla ve ben, kimseye boyun eğmeyeceğiz." diyerek odayı terk etti. Fatma Ana, gözlerinde eski planların geride kaldığını hissederek derin bir nefes aldı. Oğlunun bu kadar kararlı olması, ailesinin geleceği için daha da büyük bir sınavın başladığının farkına vardı. Ama yine de, savaş bitmemişti. ... Aslan, annesinin odasından çıkıp konağın koridorlarında adımlarını ağır bir şekilde atarken, kafasında bir fırtına kopuyordu. Her ne kadar annesinin sözlerine karşı çıkmış olsa da, onun haklılık payını içten içe kabul ediyordu. Gözleri önünde hala Leyla’nın yüzü vardı, onun masum bakışları, içindeki acıyı fark etmeden yaşadığı gerginlik… Ve Aslan, o an hissettiği ağır sorumluluğun farkına vardı. Annesiyle olan tartışmasından sonra, zihninde bir türlü susturamadığı sorular döne döne yankı yapıyordu. "Eğer çocuk sahibi olamazlarsa ne olacak?" Bu soru, sürekli olarak peşinden geldi. Aslan, köy halkının, Leyla hakkında ne gibi dedikodular yapacağını çok iyi biliyordu. Bir kadının çocuğu olamadığı zaman, her zaman suçlu görülen kişi, kadındı. Toplumun gözünde, bir gelin, en önemli görevini yerine getirememiş olurdu. Ve erkekler… Erkekler hiçbir zaman suçlanmazdı. Herkes, Aslan’ı ağalık koltuğunda daha da güçlenen bir adam olarak görecekti. Ama Leyla… O, köyde her zaman merak edilen, “kısır” gelin olarak kalacaktı. Aslan, adımlarını hızlandırarak konağın arka bahçesine doğru yöneldi. Bahçedeki kuytuluk, onun düşüncelerini dinlendirmek için en iyi yerdi. Ancak bu sefer, zihnindeki karmaşık düşünceler onu rahatlatmıyordu. Leyla’nın bu durumu nasıl karşılayacağını, insanların sürekli ona bakışlarını nasıl tahammül edeceğini düşünüyordu. Ne olursa olsun, o, bu çirkin dedikodulardan kaçamayacaktı. Leyla'nın acısını, duygusal yükünü nasıl hafifletecekti? Bir kadının çocuğu olmaması, bu topraklarda bir tür ayıp sayılırdı. "Bunu ben nasıl engellerim?" diye sordu Aslan, hafifçe başını sallayarak. Leyla’ya ne kadar sahip çıkarsa çıksın, insanların bakışlarını, onların düşüncelerini değiştiremeyecekti. Onların gözünde, Leyla hala "kusurlu" bir gelindi. Ve bu etiket bir kere takıldığında, geri alınamazdı. Aslan, bu gerçekleri sindirebilse de, bu durumu değiştirebilecek güce sahip olup olmadığını bilmiyordu. O anda Aslan, elini cebine koyarak bir sigara çıkardı ve yakmaya başladı. Dumanı gökyüzüne doğru yükselirken, her bir nefeste derinleşen içsel çatışması daha da büyüdü. "Leyla’yı bu durumla baş başa bırakmak istemiyorum. Ama ne yapabilirim? Kuma olayına karşı çıkmak, evliliğimizi ve saygınlığımızı korumak için yeterli olur mu?" Çevresinde rüzgar hafifçe esmeye başlamıştı, ancak Aslan’ın içindeki fırtına dinmek bilmedi. Aslında annesinin söyledikleri doğruydu. Bu köyde ve çevrede, insanlar ne kadar güçlü olursa olsun, ilk olarak kadını suçlarlardı. Aslan, karısına sahip çıkıyor gibi görünse de, dışarıdaki dünya onu ve Leyla’yı her zaman bir adım geride tutacaktı. Bu gerçek, Aslan’ın içindeki en büyük korkusuydu. Bir anda, annesinin o sözleri tekrar zihninde yankılandı: "Köylüler ne derse desin, bir kadının görevi bir evlat doğurmaktır." Aslan’ın ruhu bu sözlere dirense de, bir köyün katı kuralları ve hayatta kalma mücadeleleri, onların üzerinde ağır bir baskı kuruyordu. Ve Aslan, daha fazla düşünemediği için sigarasını yere atıp söndürdü. "Ne yapacağım?" diye içinden tekrarladı, fakat bir cevap bulamıyordu. Gerçekten de Leyla’nın üzerine düşen bu ağır yükü kaldırıp kaldıramayacağı konusunda hala kararsızdı. Kumaya karşı çıkan, ama yine de onların dedikodularını ve sosyal yargıları göz ardı edemeyen bir adam olarak, Aslan'ın bu çıkmazdan nasıl kurtulacağına dair en ufak bir fikri yoktu. Zihnindeki düşüncelerle baş başa kaldığı bu an, Aslan’ı daha da yalnızlaştırdı. Ailesinin baskıları, köyün dedikoduları ve Leyla’nın gözlerindeki sevgiyle karışan hüzün, her şey daha da karmaşık bir hale geliyordu. "Leyla... Ne yapmalı?" diye iç geçirdi, ama cevap hiçbir zaman kolay gelmeyecekti. ... Fatma Ana, oğlunun odasından çıktığını gördü ve derin bir nefes aldı. Aslan’ın kararlı duruşunu görüp ona karşı çıkan tavrı, annesinin kafasında yeni bir planın tohumlarını atmaya başlamıştı. Ancak, son görüşmeden sonra fark etti ki, Aslan tamamen annesinin söylediklerini yok saymamıştı. Biraz kafa karıştıran, biraz da zor bir durumda olduğunu hissetmişti. "Aslan, hala kararlı olsa da, söylediklerim bir şekilde kafasını kurcalamış olmalı." Fatma Ana, oğlunun içsel çatışmasını hissetmişti. Oğlunun, Leyla'nın durumu hakkında bir kez daha düşünmeye başlaması, aslında onun zaafıydı. İçsel bir gülümseme belirdi yüzünde. "İyi, iyi… Oğlum biraz olsun bu konuda düşünmeye başladı." Fatma Ana, Aslan’ın önceki kararını göz ardı etmeyeceğini, ama en azından kuma meselesini bir kere de olsa düşünmek zorunda kaldığını fark ettiğinde, planı üzerine çalışmanın zamanı geldiğini düşündü. Oğlunun bu kararsız hali, Fatma Ana için fırsattı. Gerçekten de, Aslan bu konuda hala direnç gösteriyor olsa da, annesi onun ailesinin ve toplumun baskıları karşısında bir karar almak zorunda kalacağını biliyordu. "Kuma meselesine karşı çıkmak, Leyla’yı yalnız bırakmak demek olursa, Aslan’ın ikilem içinde kalacağı kesindi." Fatma Ana, oğlunun beynine bu konuda şüphe tohumlarını ekerken, aynı zamanda ona biraz daha mantıklı bir bakış açısı kazandırmak istiyordu. Ve bu planın başarılı olabilmesi için, Aslan’ın kendisinin bu düşüncelerle yüzleşmesi gerektiğini çok iyi biliyordu. --- Bir süre sonra, Fatma Ana, Aslan’ın odasına gitmeye karar verdi. Ancak bu sefer daha dikkatli davranacaktı. Oğlunun kafasındaki belirsizliği daha da derinleştirmenin zamanıydı. Çünkü asıl teklifini şimdi sunacaktı. Fatma Ana, Aslan’a yaklaşırken, gözlerinde biraz da olsa zafer hissi vardı. "Bir kez de olsun, oğlu için doğru olanı yapmaya karar verirse, bu işin sonunda hepimizin kazanacağına eminim," diye düşündü. Oğlunun bu konuda kararsız kalması, ona yeni fırsatlar sunmuştu. Aslan, annesinin odasına girdiğinde, Fatma Ana’nın oldukça sakin bir tavırla onu beklediğini fark etti. "Gel, otur oğlum." Fatma Ana’nın sesi yumuşak ama derin bir anlam taşıyordu. Aslan biraz gergindi, ancak annesinin tavırlarını iyi bilirdi. "Ne oldu, anne?" Aslan hafifçe dudaklarını ısırarak sorusunu tekrarladı. Fatma Ana, Aslan’ın gözlerinin içine bakarak yavaşça konuşmaya başladı. "Oğlum, biliyorum, seni zor durumda bırakmak istemiyorum. Ama… düşündükçe, senin ve Leyla’nın arasındaki bu durumu daha iyi anlayabiliyorum." Aslan, annesinin ne demek istediğini anlar gibi oldu. Yavaşça gözlerini annesinden ayırarak, kafasını kaldırıp bir an sessiz kaldı. "Ne demek istiyorsun anne?" Fatma Ana, oğlunun zihnindeki karışıklığı fark ettiğinde, başını sallayarak devam etti. "Bu kuma meselesini hiç istemediğini biliyorum. Ama Leyla’yı da seviyorsun. Ve bazen, bazı şeyler biz istesek de, istemesek de bizim dışımızda gelişiyor. Aslında, daha fazla düşünüp mantıklı bir şekilde hareket etmek, bu durumu çözmek için tek yol olabilir." Aslan, annesinin söylediklerini dinlerken, kafasında beliren soruları bir kenara bırakıp annesinin tavırlarını daha dikkatli bir şekilde incelemeye başladı. Fatma Ana, ona doğru yaklaşarak "Biliyorsun, Leyla’nın durumu herkesi zorluyor. Ama belki de bu, hiç istemediğimiz çözümün en iyi yoludur." Ve işte o an, Fatma Ana Aslan’a ne yapması gerektiğini gösterecek en stratejik hamleyi yaptı. "Eğer gerçekten Leyla’yı seviyorsan ve köyün dedikodularına karşı koymak istiyorsan, belki de bu işi daha kolaylaştıracak bir teklifim olabilir. Kuma meselesi, tek bir seçenek olarak kalmayabilir. Senin gibi güçlü bir adamın ve Leyla’nın olduğu bu evde, belki bir çözüm yolunu birlikte bulabiliriz." Fatma Ana, bu kez Aslan’a gözlerini kırpmadan baktı. Oğlunun zihninde hala şüpheler olsa da, artık ona bir fırsat sunma zamanı gelmişti. "Bir adım at, oğluşum. Kuma meselesi seni de rahatsız ediyorsa, sana başka bir yol gösterebilirim. Ama, bu işin en sonunda Leyla için de en iyisini bulacağına inanıyorum." Aslan, annesinin sözleriyle biraz daha kafasının karıştığını hissederek, derin bir nefes aldı. "Ne demek istiyorsun, anne?" Fatma Ana, daha sakin bir şekilde, "Sana bir teklifim var. Ama bu teklifi kabul etmek zorunda değilsin, tabii ki." dedi. "Leyla’nın adına seni rahatlatacak bir çözüm öneriyorum, ama bunu kabul edebilmen için biraz daha düşündüğünden emin olman gerek." Fatma Ana, o an tek bir şeyin farkındaydı: Aslan’a sunduğu teklifin, geri dönülemez bir yola girmesine neden olabileceğini.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD