Bölüm 18

1122 Words
Miray Çetin beni eve atacaktı. Yani o öyle sanıyordu. Ama ben planımı baştan yapmıştım. Kızlar pubda bizi bekliyordu ve ben asla ve asla eve gitmeyecektim. “Sen beni öyle kızlardan sandın galiba,” dedim kucağına iyice yerleşerek. Öyle kızlardan lafı da dilime pelesenk olmuştu. Eskiden çok kullanılırmış, şimdi dalga konusu oldu. “Neyle kızlardan?” dedi müstehzi bir gülüşle. Biz de deriniz. “Mesela şimdi senin evine gidip orada seninle sevişen kızlardan,” dedim masum masum. “Sevişebiliriz bence. Sen de istiyorsun.” İstediğimi inkar edemeyeceğim için konuyu değiştirmem gerekiyordu. “Kızlar bekliyor. Arkadaşlarım. Sen de geleceksin ve seni onlarla tanıştıracağım. Bu ilişkimiz için önemli bir adım.” Bir of çekti ki karşı ki dağlar yıkıldı. Başını arkaya atıp gözlerini kapattı. “Ben seninle ne yapıcam Miray? Ben otuz yaşındayım, işten sonra evime gider kafa dinlerim.” “Ama ben yirmi iki yaşındayım. Boş her anda partiler, içer, disko disko gezerim.” Bu kadar da değildi ama baştan gözünü korkutayım ki sonra çatal muhabbetine dönmesin. “Eee? Napıcaz?” “Sen evde oturabilirsin istersen ama ben gezmeye giderim. Kızlarla takılırım ne olacak?” Sanki gözlerinden çıkartabileceğim tüm rezilliklerin geçtiğini gördüm. Karısı olarak hem de. “Yok,” dedi kedi gibi. “Anca beraber kanca beraber. Yapışık ikizler gibi gezeceğiz seninle.” Her yere beraber mi gidecektik? “Saçmalama,” dedim bacaklarımı sallayarak. Bir ayağımı diğerinin üzerine attım. Kucağında ayaklarım yere değmiyordu. “Kızlarla date giderken seni mi götürücem yanımda? Sikendal.” Güldü. “Siken dal derken?” Türkçe’nin azizliği. “Şu an üzerinde oturduğun daldan mı bahsediyorsun?” “Dalını kırdırma bana istersen.” “İnsan bindiği dalı kırar mı?” O bir dal değildi. Köklü asırlık koca bir çınardı. Balta bile kesemezdi onu, elektrikli testere gerekti. Ama yorumumu yine kendime sakladım. “Hadi gidelim artık. Bestielerim beni bekliyor.” Kucağından hopladım indim. Eteğim yukarı sıyrılmıştı, düzelttim. Fermuarımı yukarı çektim. Saçımı başımı düzeltirken Çetin beni izledi. “Ben seninle ne yapıcam?” diye mırıldandığını duydum ama bana demiyor gibiydi. Üstüme alınmadım. Ben çantamı alırken o da kendi eşyalarını toparladı. Kabanımı giyindim ve bilgisayar çantamla proje çantamı Çetin aldı. Elimi tuttu ve beraber çıktık odasından. Karizmaydık he! Şöyle bir bakıyorum da bize, ayna önlerinden geçerken, havalı olduk. Çetin’in arabasındaydık yine. Ali kapımızı açmış sonra da yerine gitmişti koşarak. Ona gideceğimiz yerin adını verdim ama bilmiyordu. Numarasını alıp w******p’tan konum gönderdim. Uzak değildi de trafik ne olurdu bilmem. Çetin’le bir elimiz el ele onun dizinin üzerinde gittik yol boyunca. Sol elimi tuttuğu için telefonuma bakabildim. Çetin’se yolu izledi çenesindeki sakallarıyla oynayarak. Bizim fakültenin takıldığı bir pubdu burası. Bazen canlı müzik olurdu, bizim okuldan çıkan çocuklar vardı. Bazen de parti için kapatırdık. Ali kapımızı açtığında burası için fazla geldi bu hareket bana. Çok kasıntı hissettirdi. “Benim arkadaş çevreme girerken Ali’yi getirmeyelim,” dedim yadırgayan bakışlarla. Tek yadırgayan ben değildim. “İçeceksek mecbur gelecek,” dedi Çetin olgun bir tavırla. Bakışlarıyla bize bakan diğer herkesi eziyor, üstün alfa tavrı yerlerine sinmelerine sebep oluyordu. “İçebiliriz de ama gelmesin. Benim bir klasım var.” İçeri girdiğimize sevinmiştim. Etimle kemiğimle nefret ettim şu elbiseden. Arka planda Faruk K Bomba çalıyordu. Bugün canlı müzik günü değil belli ki. Sen, sen, sen nerdeysen Ben, ben, ben ordayım Senin için denizleri Köprüleri bombalarım Aramıza gireni vururum Ah, umurumda mı Canını yakarım Bu şehri baştan başa Bom, bom, bombalarım “Çoluk çocuğun arasına düştüm resmen,” diye mırıldandı Çetin. Yaşlı moruk. Bizim kızları görünce sevindirik oldum, el salladım hemen. Yanlarında okuldan başkalarıda vardı ama çok samimi değildi. Yine de beni de Çetin’i de tanıyorlardı, emindim. Yanlarına gittiğimizde kızlarla selamlaştık ve oturduk. Çetin’in kolunun altına oturdum, bacak bacak üzerine attım. “Hoş geldin heybetli enişte,” dedi Asena muzır. Çetin anlamamıştı. “Ben Asena, Miray’ın kankası.” “Ben de Sibel. Miray’ın number one bestiesi.” Sibel yine bildiğimiz gibiydi. Işık saçıyor arkadaşım. “Memnun oldum,” dedi Çetin ve diğerleriyle de tanıştı. Karışık bir gruptu. “Ay siz de gündeme düşmeyi bekliyormuşsunuz el ele gezmek için.” dedi sevmediğim salak bir kız. “İş ilişkilerimiz yüzünden saklıyorduk,” dedi Çetin. Diğerlerinin yayman oturuşları ve bezgin tavırları karşısında o kadar eğreti duruyordu ki. İçmeye başladık. Ben ağzının ayarı olmayan bir insandım. Öyle güzel içerdim ki. Bugün de o günlerden biriydi. “İçme bence artık.” diye elimdeki kadehi aldı. “Ya ver, bir şey olmaz.” Benim aksime o oldukça kontrollüydü. Bir bardak viskiyi bitirmemişti daha. “Sarhoşsun Miray.” “Değilim, kafam gayet ayık. Hem sen götü başı dağıtmamı önlersin.” Elinden aldığım kadehi tekrar kafama diktim. Sibel bir şey dedi, bir sikim anlamadım ama kahkahalarla güldük. “Gidelim mi artık? Sabah işe gidicem, senin de sekizde dersin var.” Öyle miydi? Hiçbir fikrim yoktu. Benim derslerimi nereden biliyor bu lavuk? “Yaşlı sevgilinin tek zor yanı bu gençler. Şarjı hızlı bitiyor. Bataryası eskimiş iphone gibi.” Kızlar güldü. “Götünün başının dağıldığı kısma geldik sanırım,” dedi Çetin ve kalktı. Ben de kalktım. Kalkamadım. Otururken anlamadığım alkol yükü omuzlarıma çöktü. Zınk diye kaldım, geri oturdum. “Bana bir şey oluyor Çetin!” Dünya dönüyor etrafımda. Şımarıklığın zirvesindeyim dünyayı etrafımda döndürüyorum. “İçtin ya sevgilim. Pilin aşırı yüklendi.” Belimden tutarak kaldırdı beni. “Çok kötüyüm,” dedim zırıl zırıl. “Ben ilk kez içmiyorum böyle. İçkime ilaç mı attın Zeki Müren?” “Zeki Müren ne alaka?” “Gazoza ilaç atmıyor muydu o?” Beraber yürümeye başladık. Ben tamamen Çetin sayesinde yürüyordum. O olmasa asla kalkamazdım o koltuktan. “Nuri Alço o. Zeki Müren şarkıcı.” Öyle mi? “DJ patlat bir Zeki Müren!” diye bağırdım arkaya. Sonra kolumu Çetin’in omzuna sardım. Beni Pubdan çıkarttı. Ali’nin açtığı kapıdan arka koltuğa attı. Yanıma bindi. Ben sarhoş değildim bence. “Bir şey sorcam,” dedim merakla. “Sormasan olmaz mı?” dedi bezgin bir sesle. Olmazdı. “Heybetliyi elime alabilir miyim? Senin elinde gördüm ama elimde duruşunu merak ediyorum.” Kocamandı. Elini bileğinden tutup kaldırdım ve avucumu avucuma yasladım. Ben mimarım, oran orantı bilirim. “Heybetli kim?” diye sordu beni izlerken. Ne yaptığımı anlamaya çalışıyordu sanırım. Bilmiyorum çok da umurumda değil. “Sikin işte!” Göz devirdi. “Alabilirsin. İster eline, ister ağzına, ister a-” bakışları öne kaydı ve sustu. Ali de ilişkimize üçüncü olmuştu resmen. “Ali çıksana aradan! Dedim sana Ali’yi getirmeyelim diye.” Tam moda giriyorum bir şey oluyor, çıldırırsın. “Ali’yi getirmesek arabayı kim kullanacaktı?” Kendi giden arabalar çıktı, bu nasıl bir cehalet. Kulağıma doğru eğildi sonra. “Şimdi eve gidiyoruz küçüğüm. Heybetliyle bizzat haşır neşir olacaksın.” Korkmalı mıydım? Bölüm sonu. Miray Çetin'i dinleyecek diyen bebeklerim, Miray'ı tanıyın aldaşldsadşla Neyse iş ÇEtin'in umduğu yere de varacak gibi. Bu çiftin couple enerjisi hakkında ne düşünüyorsunuz? İkili dinamikleri benim çok hoşuma gidiyor. Beğenmeyi, yorum yapmayı unutmayın. Ruh öküzümle diğer kitabımız Eflal'e de beklerizz... Seviliyorsunuz...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD