ahmet hoca

453 Words
 Güzel günler ardı ardına gelince, geçmişimden dersler çıkartarak bu günlerin kıymetini bilmeye özen gösteriyordum. Henüz 14-15 yaşlarındayken boyumdan büyük sözler söyleyip nice hatalar yaptığım (bu hatalar kitabın içeriğine gölge düşürüp ahlak kuralları dışında kaldığı için yazılmadı) için tekrar tekrar pişman olmuş ve yeniden o yanlışlara düşmemek için büyük gayret sarf ediyordum. Şuan burada, üniversite de okumamda en büyük desteği veren Doğan hocam, aynı zamanda ‘’affetmek nedir ?’’ ‘’insanlık nedir ?’’  her şeyden önemlisi ‘’yıllarca menfaatsiz destek vermek nedir ?’’ sorularının en büyük cevabını oluşturuyordu. Okulda dersleri zor diye sınıf arkadaşlarımın birçoğunun gıcık olup sevmediği ama benim şahıs olarak çok sevdiğim hatta derslerinin olduğu günleri iple çektiğim ve suyuna gittiğim zaman derslerinin çok keyifli geçtiği Ahmet diye bir hocamız vardı. Nihayet o iple çektiğim günlerden biriydi ve ders için sınıftaki yerlerimizi almıştık. Dersleri kısmen tartışma, soru cevap, karşılıklı atışıp fikir beyan etme, görüş dile getirme havasında geçiyordu. İkimizde çok farklı fikirlere sahiptik ama buna rağmen kendisine çok içten samimi duyuyor ve seviyordum. Çünkü o bizi sorgusuz sualsiz kabul etmemeye, hazır bilgiye yeltenmeden araştırıp öğrenmeye teşvik ediyordu. Ahmet hocamın sınıfa gelmesi ile uğultular kesildi. Gözler pür dikkat üzerindeydi. Ben her zaman olduğu gibi ön sırada ki yerim almıştım. Neredeyse her dersin başında bana birkaç laf atmayı adet haline getirmişti. Bugünde giydiğim kırmızı tişörtten sataşmaya başladı. -oo Yiğit hocam kırmızı giymek caizmi ? diye gülerek sordu. Artık onun bu sorularına alışmış olduğumda hazır cevaplarımla saygısızlık yapmadan hemen karşılık veriyordum. -fetvası kuran da yazıyor hocam. Hazır bilgiye konmayın. Okuyun, araştırın. Bu cevabımla onu kendi silahıyla vurmuştum. Ee nede olsa bunu bize kendisi öğretmişti. Sıkışıp cevap veremediği durumlarda hemen derse dönerdi. Bu hali bende büyük keyiflere vesile olurdu. Bazen o kadar çok ‘’Yiğit hocam yok o caizmi ? yok bu caizmi ?’’ diye sorardı ki sinirlerimi tepeme çıkarırdı. Ama sorularını gülerek sorduğunu görünce bende sinir namına bir şey kalmaz onun anladığı dilden cevaplar verirdim.   Derste arka sıralarda oturanlar benim lisede yaptığım gibi genelde dersi takip etmeyen, sanki okula değil de kahvehaneye gelmiş gibi muhabbet edenlerden oluşuyordu. Ahmet hocam onların koyu ama boş muhabbetlerini her defasında sert bir şekilde tepki vererek böler, sonra bana dönüp ‘’Yiğit hocam, derste sohbet etmek caizimi ?’’ diye sorardı. Bu sorularından o kadar çok bunalmıştım ki artık kuru kuruya ‘’caizdir’’ ya da ‘’değildir’’ der geçerdim. Sınıf bizim bu ‘’caizimi’’ olayımıza o kadar alışmıştı ki Ahmet hocaya ‘’ hocam beton, üzerine binen yüklere karşı mukavemet göstermesi caizimi? betonun 3 günde priz alması caizimi ? Diye sorardı. Bu sorulara karşısında tüm sınıf kahkahalara boğulurdu. Hal böyle olunca Ahmet hocayı ve derslerini sevmemek mümkünmüydü.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD