Dönemin mahkumların yatakları, sigaraları, demir ranza ve dolapları gibi birçok eşyaları tahta masa ve sandalyelerinin dahil orijinalliği bozulmadan titizlikle yerleştirilmiş ve balmumu heykellerle görsel zenginlik ön plana çıkartılmıştı. Mustafa’nın yaptığı konuşma şimdi her detayına kadar hafızamda canlanınca, insanı kanını dondururcasına o karanlık gecelere götürüyordu. İçeriyi yarım saat kadar gezdikten sonra o kasvetli, karanlık gecelere şahitlik eden mekandan kendimizi dışarı atmıştık. Yarım saat kalmak bile bizi bunaltmışken aylarca belki de yılarca burada duvarlar ardında yaşamak, tabi yaşamak denirse, kim bilir nasıldı…
Yeniden insanlarla hınca hınç dolu dar sokaklara inmiş bahçesinde güllerin ve çeşit çeşit çiçeklerin olduğu, yeşilliğin ön plana çıkartıldığı otantik bir kafe de oturmuştuk.
Mustafa ‘’ Ensar gelsin de öyle sipariş verelim’’
-Ensar’da mı gelecek ? Neden söylemedin onuda bekler Ulucanları beraber gezerdik. Hem senin işini çok iyi yapan bir rehber gibi anlatışını oda görürdü’’ diyerek tebessüm ettim.
Oda aynı samimiyetle karşılık verip teşekkür mahiyetinde başının salladı. Ensar’ın gelecek olması beni sevindirmişti. Oturalı birkaç dakika olmamıştı ki Ensar girişte belirdi.
Şimdi üç ev arkadaşı, manevi ve bize ders verip hayatın toz pembesini üfleyerek uçuracak mekanlarda buluşmuştuk. Demli çay siparişimizi verdikten sonra az sonra bizi içine alıp sürükleyecek olan muhabbetten haberiz, kare bir masanın etrafında oturuyorduk.
‘’Eee’’ diyerek söze başladı Ensar.
-bugün neler yaptınız ? nasıl geçti ?
- Mustafa kardeşim sağ olsun sabah rahatsız etmeden kapıya not bırakmış, notunda ki teklifini de kabul edeceğimi ön görüp ta okul kapısına kadar gelip beni aldı. Sonra o nereye ben oraya diyerek peşine takıldım.
Ensar gülümseyerek Mustafa’ya bakıp ‘’ arada yapar böyle güzellikler’’ deyip omuzlarını sıktı.
Ulucanlar da yaşadığım o duyguları, gördüklerimi ve tabi ki de Mustafa’nın o eşsiz anlatışını duyanların da bizi dinlemek için yanımıza geldiklerini de es geçmenden anlattım.
Ensar demli çayından bir yudum alarak ‘’ bir gün bu dünya treninden ineceğiz, istesek de… Bu yüzden ömür sermayesini güzelce değerlendirmeliyiz.
Bu sözler Mustafa’nın hoşuna gitmiş olmalı ki ‘’ömür sermayesi pek azdır, lüzumlu işler pek çoktur’’ diyerek tamamladı. Konuşmalarımız sanki karşılıklı bir tatlı söz yarışına doğru ilerliyordu.
Ensar, gözlerini boşluğa dikerek bir süre düşündü. Belli ki söylemek istediği şeyi aklında derleyip toparlıyordu. Kısa süre sessizliğin ardından ‘’ Derdi hakikat olmayanın hiçbir derdi, hakiki değildir.’’ Diyerek sözünü beyan etti. Karşılıklı söylenenler ortamı git gide daha da güzelleştiriyordu. Söylenen sözlerle beraber saçılan tebessümleri gördükçe, Ulucanların kasvetini üzerimden atmaya başlamıştım.
Söz sırası Mustafa’daydı. Bir bana bir Ensar’a bakarak ‘’yalnız kendi menfaatini gözeten dosta gönül bağlama. Fayda görmezse, sana düşman olur, ondan vazgeç.’’derken bizleri ir nevi yanlış dostluklar konusunda uyarırmışçasına mesaj vermişti.
‘’Ee’’ dedi Esar. ‘’öyle bizi dinleyip, bedavaya güzel vakit geçirmek olmaz. Sende bir iki kelam ette bizde neşemizi bulalım.’’ Beni de sohbetlerine çekmek istiyorlardı ama ben böyle şairane sözlerden çok uzaktım. Lakin ayıp olmasın diye kendimi, güzel bir iki söz söyleme mecbur hissedince kısa bir müsaade isteyip düşünmeye koyuldum. Çayımdan bir yudum aldım. Birden aklıma pekte bana uymayan ama ortamımızın havasına güzellik katacak bir söz çıktı dudaklarımın arasından. ‘’ Allah’ı seviyordum sanırdım. Ama anladım ki esas olan onun sevmesi imiş. Allah bir kulu severse, onun kalbini kendisi ile meşgul edermiş.’’ Bir alkıştı koptu. Mustafa ve Ensar yaşantımı bildiklerinden dolayı böyle biz sözün ben tarafından söylenmesi çok şaşırmışlar ve şaşkınlıklarını gizlemeden yansıtmışlardı. Bu alkışlarını biraz abarttıklarını düşünsem de onların penceresinden baktığımda biraz hak veriyordum. Ensar biraz yanıma sokulup ‘’Beyazi-di Bestami’den söylediğin bu söz, demin bizim söylediklerimizden daha manidardı.’’ Dedi.
‘’EyvAllah’’ diye karşılık verince, Mustafa ‘’ eyvAllah ne güzel bir kelimedir bilirmisiniz ? EyvAllah bazen bir kabulleniş, bazen boş veriş ve bazen de yol veriş ama sonunda hep bir rahata eriştir.’’ Sözleriyle muhabbetimize son noktayı koymuştu.
Akşam yemeğinden sonra uzun zamandır aramayarak ihmal ettiğim annemi aradım. Güzel sözlerini o güven veren dualarını aldım. Telefonu kapattıktan sonra anladım ki rahatlık maddiyatta değil, belki maddiyat bir yere kadar insanı rahat ettirdi ama önemli olan gönül rahatlığıydı. Geçirdiğim son günler bana bunu öğretmişti. Her şeyden önemlisi gönül rahatlığı…