Annesizlik bir yüreğe uğradığı vakit hiçbir zaman tam manasıyla mutluluğa ulaşamaz çünkü baba bir şeydir anne ise her şeydir sözü gerçek hayattaki karşılığını bulmuştur hayat acı tecrübelerle dolu olduğundan annesizliğin yerim bu dünyada var olan hiçbir şey ile doldurulamaz.
Kış vakti.
Yaklaşık bir metrelik boyla karın içerisine bata çıka ilerleyen alim havanın soğuk olmasına aldırış etmeden gülücükler saçarak eğleniyordu hemen ardından onu takip eden büyük ablası Ayşe kardeşine göz kulak olmak için bir yandan oynamaya çalışıyor bir yandan bir yandan da sorumluluğunu yerine getiriyordu çünkü eğer anneleri ölüm ile onları terk edecek olursa kardeşine o annelik yapmalıydı henüz bu yaşta bu çocukların bu bilince sahip olması hayatın acı gerçeklerin belirtisiydi. Minnacık ellerine Giymiş olduğu ince ve yamalı eldivenleriyle yapmış olduğu kartopunu ablasına yavaşça attı havada süzüle süzüle ilerleyen kartopu Ayşe'nin omzuna çarpınca Ayşe kardeşine hiç sinirlenmeden seni bacaksız seni şimdi görürsen görürsün sen deyip avuçladı karı avuçlarında sıkarak kartopu haline getirip Ali'nin ayaklarına attı o da kardeşi gibi bunu yavaşça yaptı çünkü hiçbir zaman kardeşinin Canını yakmak istemezdi. Onların bu neşeli neşeli hallerini kısa zaman önce sahiplendiklerim yavru Sokak köpekleri de katıldı üçü lapa lapa yağan karın altında mutluluklar saçarak oynuyorlardı anneleri ise buğulanmış camı silerek onları içeriden seyrediyordum ilk defa yüreği onlara karşı bu kadar mutlulukla bakıyordu çocuklarının bu halleri bu ne şeyleri anneyi bir hayli mutlu etmiş hayatta hala güzel şeylerin var olduğuna onu nebze de olsa inandırabilmişti. Çocukların mutluluğu neşesi annelerine bu şekilde yansırken anneleri artık olumsuz düşüncelerden aklını arındırmak için elinden gelen her şeyi yapıyordum her ne kadar hastalığı ölüm korkusu ve maddi problemler buna müsaade etmese de o çocuklarının varlığından mutluluğundan güç alarak bunu yerine getiriyordu artık bir karar vermişti çocuklarına gücü yettiğince bu hayatı en güzel şekilde yaşatmak istiyordu hemen çeyizliğinden kalan ipleri alıp gençlik yıllarında örmüş olduğu el işlerini hatırlamaya çalışarak işe koyuldu artık evde boş boş oturup Karalar bağlamanın değil bu hayatta bir şeyler yapmanın zamanıydı artık para kazanmalıydı çocukları güzel beslenmeli. Yoksa bugüne kadar çekmiş olduğu problemler hep devam eder stres dert keder onu Ecelin pençesine. Annenin hayata bakış açısını değiştirmesi hem kendisi hem de evlatlarına çok büyük moral kaynağı olmuş hayatlarını daha da mutlu bir hale getirmişti çocukları daha neşeli daha sağlıklı beslenmeye başlamış artık ölüme dair şeylerim bir tarafa bırakıp çocuksu hayallerini gerçek benliklerine dönmüşlerdi. Bir anne bir Ayşe bir Ali. Bu hayatın tüm zorluklarına rağmen ayakta durup birbirlerine destek olan üç güzel varlık.
Pazar günü olması dolayısıyla anne bugün El işlerini ara verip çocuklarıyla lapa lapa yağmakta olan karın altına oynamaya başladı üçü birbirlerine şakalar yapıyor kar Topları atıyor birbirlerini karın içinde Yuvarlıyordu köpekleri Times te onların bu oyuna dahil olup ne şeylerine neşe katıyordu.
Ali'nin karların içerisinde yuvarlanıp kaybolduğunu gören Times hemen Ali'yi bulup üzerine atlayarak yüzünü yalamaya başladı temesin sevgisi de en az diğerlerinin sevgisi kadar samimiydi aile Arasında times'i en çok Ali severdi
Zaten Times te en çok Ali'yi severdi şimdi ikisi karın içerisinde yuvarlanarak oynuyorlar ne şeylerine neşe katıyorlardı onların bu vaziyeti anneyi ve Ayşe'yi de kıskandırmaya yetiyordu anne ve Ayşe bu kıskançlığı daha fazla dayanamayıp hemen onların bu mutluluğuna ortak olmak için karın içerisine onlara doğru yuvarlanmaya başladı bunu gören Times hemen Ayşe'nin üstüne atlayıp Ali'yi de yalayıp sevdiği gibi sevmeye başladı Times Times bir anneye bir Ali'ye bir Ayşe'ye atlayıp duruyor hepsini ayrı ayrı sevmeye çalışıyordum artık saatler sonra hepsine yorgunluk hakim olunca Anne neşeli bir ses tonuyla haydi yavrularım hep beraber yağlı katmer yemeye gidiyoruz deyip çocuklarını içeri aldı hepsinin de kıyafetleri kardan sırılsıklam olmuş kan ter içinde kalmışlardı kıyafetlerini çıkartıp yeni ve kuru kıyafetler gittikten sonra çocuklar sobanın kenarındaki kenarındaki yerlerini alıp ısınmaya koydular Times de kendisini buldu küçük bir yere kıvrılıp ısınmaya başladım anne hamurunu daha önceden hazırladığı Katmeri sobanın üzerine koyduğum sac tava Üzerinde pişirmeye başladı havaya yayılan tere yağlı katmer kokusu çocukların iştahını açarak onları bir hayli acıktırmıştı annenin Katmerin içerisine kattığı köy peyniri Katmeri ayrı bir lezzet ayrı bir koku vermiş onu bile çok acıktırmıştı kendilerine yetecek kadar Katmeri pişirdikten sonra sobanın üzerinde demledikleri Çaylarını da alarak güzel bir yer sofrası kurup afiyetle yemeye başladılar onlar henüz katma ellerinden birkaç ısırık almamışken Times kendisine verilen iki tane katmerim hemen mideye indirmiş Gözünü onların Katmerine dikmiştim Katmerinde Temesin gözünün olduğunu gören Ali büyük bir sırık aldıktan sonra katmerli tamamını temesin önüne koydum Times hemen onu da diğer Katmerler gibi mideye indirince anne onların bu haline tebessümle bakıyor evladı Ali'nin yüreğinde müthiş bir rahmet duygusunun olduğunu görüyordu hemen tepsinin içerisine sıcacık duran katmerlerden birini alıp oğlu Ali'ye bir tanesinde alıp tekrar Temi severdi Times küçüktü ama midesi bugün doymak bilmiyordu Ayşe de doymak için katmerini hızlı hızlı yiyip bitirmişti. etrafına çocuklarını toplayan anne onlara unutamayacakları öğütler dolu olan bir olay anlatmaya başladı. çocuklar annelerinin ne anlatacaklarını can kulağıyla merak ediyor ben bekliyorlardı. anne, boğazını temizledikten sonra söze başladı. Bir ormanda iki kişi ağaç kesiyormuş. Birinci adam sabahları erkenden kalkıyor, ağaç kesmeye başlıyormuş, bir ağaç devrilirken hemen diğerine geçiyormuş. Gün boyu ne dinleniyor ne öğle yemeği için kendine vakit ayırıyormuş. Akşamları da arkadaşından bir kaç saat sonra ağaç kesmeyi bırakıyormuş.
İkinci adam ise arada bir dinleniyor ve hava kararmaya başladığında eve dönüyormuş. Bir hafta boyunca bu tempoda çalıştıktan sonra ne kadar ağaç kestiklerini saymaya başlamışlar.
Sonuç: İkinci adam çok daha fazla ağaç kesmiş. Birinci adam öfkelenmiş: "Bu nasıl olabilir? Ben daha çok çalıştım. Senden daha erken işe başladım, senden daha geç bitirdim. Ama sen daha fazla ağaç kestin. Bu işin sırrı ne?"
İkinci adam yüzünde tebessümle yanıt vermiş: "
Ortada bir sır yok. Sen durmaksızın çalışırken, ben arada bir dinlenip baltamı biliyordum. Keskin baltayla, daha az çabayla daha çok ağaç kesilir.
"Kendimizi geliştirmek, baltamızı bilemektir. Kendimize zaman ayırıp, yaşamımızı objektif bir bakışla gözden geçirmektir. Zayıf bulduğumuz yanlarımızı geliştirmek için çaba göstermektir. Bu, zihnimizin, ruhumuzun, karakterimizin güçlenmesi için olmazsa olmaz bir koşuldur. Delhi'deki ünlü tapınakta Sokrat’ın şu sözü yer alır: "İnsan Kendini Tanı." Kendini tanımak, şu anda olduğumuz noktayla olmak istediğimiz nokta arasındaki yoldur. Kendini tanımak, kendimizi nasıl gördüğümüz ile başkalarının bizi nasıl gördüğü arasında fark olmaması anlamına gelir. Bireysel ve iş yaşamımızda başarılı, mutlu ve doyumlu olmak istiyorsak, baltamızı bilemek için kendimize zaman ayırmalıyız.
Beyaz At ve Hükümdar
Hükümdarın birinin beyaz bir atı varmış. Hükümdar, bu atını çok severmiş. Bir gün bütün maiyetinin ("kendi adamlarının") hazır bulunduğu bir sırada:
- Bu beyaz atımın ölüm haberini getirenin kafasını uçurabilirim. Çok dikkatli olun. Çünkü bu beyaz atı canım kadar seviyorum. Onun ölüm haberi bende kriz geçirtebilir, demiş.
Günün birinde, her şeyin eceli gibi beyaz atın da eceli gelir. Ve beyaz at ölür. Hükümdarın adamlarında bir telaştır kopar. Kimse cesaret edemez ki, beyaz atın ölümünü hükümdara haber versinler. Seyis başı, düşünür taşınır, olacak gibi değil. Ben gidip hükümdara haber vereceğim. Öyle olsa da, böyle olsa da bizim kafa gidecek, der. Ve Seyis başı, hükümdarın huzuruna çıkar:
- Hükümdarım, der. Sizin beyaz at var ya!
- Evet der, Hükümdar. Seyis başı:
- O, yatmış, ayaklarını dikmiş, gözlerini yummuş, karnı şişmiş, hiç nefes almıyor, der. Hükümdar :
- Seyis başı, seyis başı! Desene, bizim beyaz at öldü!..
Seyis başı:
- Aman hükümdarım! Ben demedim, siz dediniz hükümdarım, siz dediniz der ve kafayı kurtarır.
Söyleme şeklimiz bir çok şeyi değiştirir.
Kırlangıcın Hikâyesi
Kırlangıcın biri bir gün bir adama aşık olmuş. Her gün pencerenin önüne gelir onu izlermiş.
Bir gün bütün cesaretini toplamış ve adama hey adam ben seni seviyorum uzun zamandır, seni izliyorum, demiş. Adam, "Saçmalama sen bir kuşsun ben ise bir insan durduk yere sende nereden çıktın?" diye bunu içeri almamış, pencerenin önünden kovalamış. Kırlangıç yine gelmiş, "Tamam seni hiç rahatsız etmicem, demiş sadece çok iyi dost olalım." Adam yine kabul etmemiş ve kovalamış. Kırlangıç tekrar gelmiş, "bak demiş, hava çok soğuk seninle çok iyi arkadaş olalım, beni içeri al soğukta donacağım. Sıcak ülkelere göç etmek zorunda kalacağım, lütfen beni içeri al." demiş. Adam yine almamış.
Kırlangıç çok üzgün bir şekilde başını önüne eğmiş ve gitmiş. Aradan çok zaman geçmiş, adam pişman olmuş. Yaz gelmiş, diğer kırlangıçlara sormaya başlamış; ama gören olmamış. Sonunda danışma ve bilgi almak için bilge bir kişiye gitmiş, olanları anlatmış. Bilge kişi demiş ki: "Kırlangıçların bütün ömrü altı aydır. Hayatta bazı fırsatlar vardır sadece bir kez elinize geçer; değerlendiremezseniz uçup gider.
Hayatta bazı insanlar vardır, sadece bir kez karşınıza çıkar; değerini bilmezseniz kaçıp gider ve asla geri gelmez. Dikkatli olun, farkında olun. Bir düşün bakalım acaba sen farkında olmadan bugüne kadar kaç kırlangıç kovaladın."