Dairedeki gergin hava, Emir ile yaşanan o şiddetli yüzleşmenin ardından yerini tekinsiz bir sükunete bırakmıştı. Gece, salondaki geniş camın önünde, İstanbul’un bitmek bilmeyen trafiğini izliyordu. Elindeki kahve bardağı çoktan soğumuştu. Aras’ın arkasından yaklaştığını, o ağır ve otoriter adımlarından tanıdı.
Aras, tam arkasında durdu. Dokunmadı, sadece orada olduğunu hissettirdi.
"Ona zarar vermedin, değil mi?" diye sordu Gece, sesi yorgundu.
"Sadece sordum Gece. Gerçekleri sordum," dedi Aras. Sesi, bir robotunki kadar hissizdi artık. "Emir’in senin için hala dosya topladığını öğrenmek... Bu benim için bir hayal kırıklığıydı. Ama senin için?"
Gece yavaşça arkasına döndü. Gözlerinde, yıllardır ördüğü o savunma duvarlarının arasında küçük bir çatlak belirdi. "Sana bir şans daha veriyorum Aras. Bu yangın, o ölüm korkusu... Belki de her şeyi sıfırlamak için bir işaretti. Emir ile olan o eski planlarımı durduracağım. Londra’daki avukatlarıma çekilmelerini söyleyeceğim. Ama bu son... Eğer bu şansı da bir kafese çevirirsen, bu kez benden hiçbir iz bulamazsın."
Aras, Gece’nin gözlerinin içine baktı. Normalde bu itiraf karşısında dünyalar onun olmalıydı; Gece ona teslim oluyordu, ona bir kapı açıyordu. Ama Aras’ın zihni artık bu dili konuşmuyordu. Aras, Gece’ye hafifçe gülümsedi ve elini onun yanağına koydu. Dokunuşu şefkatliydi ama buz gibiydi.
"Buna inanmak istiyorum Gece. Gerçekten istiyorum," dedi Aras.
Aras’ın İçindeki Karanlık Duvar
Gece, Aras’ın bu cümlesini bir kabul olarak algılayıp başını onun göğsüne yasladı. Ancak Aras, Gece’nin saçlarını koklarken gözleri odanın köşesindeki güvenlik kameralarına takılmıştı. Zihni, Gece’nin söylediği her kelimeyi bir "strateji" olarak analiz ediyordu.
"Şans mı veriyor, yoksa beni gevşetip gardımı düşürmemi mi bekliyor?" diye düşündü Aras.
Aras artık Gece’ye güvenemeyeceğini biliyordu. Bu bilgi, beynine kazınmış bir mühür gibiydi. Gece ne kadar samimi olursa olsun, Aras için o artık "ehlileştirilemez bir rakip"ti. Onu seviyordu, onun için canını verirdi; ama ona asla arkasını dönemezdi. Gece’nin "şans veriyorum" demesi, Aras için sadece savaşın taktik değiştirdiği anlamına geliyordu.
Gece’nin Bilmediği Takip
Gece, odasına çekilip Londra’daki avukatına o beklenen "operasyonu durdurun" talimatını gönderirken, Aras çoktan yan odaya geçmişti. Murat ekrandan ona işaret verdi.
"Efendim, Gece Hanım’ın az önce gönderdiği şifreli mesajı yakaladık. Gerçekten de dosyaların kapatılması talimatını veriyor."
Aras, ekrandaki kodlara bakarken yüzünde hiçbir rahatlama belirtisi oluşmadı. "Güzel," dedi Aras, sesi buzdan bir kuyu gibiydi. "Ama bu dosyaların kopyalarının onda olmadığını kim garanti edebilir? Ya da bu sadece beni rahatlatmak için yapılan bir manevraysa? İzlemeye devam et Murat. Onu izlemeye, dinlemeye ve her adımını raporlamaya devam edeceksin. Gece bana güvendiğini sanmalı... Ama ben, onun her nefesinden haberdar olmalıyım."
Gece’nin Odasındaki Gölge
Gece, yatağına uzandığında içinde garip bir hafiflik vardı. Aras’a bir şans vermiş olmanın huzuruyla gözlerini kapattı. Ancak yastığının hemen altındaki telefonuna gelen o son mesajı görmemişti.
Mesajda yine bir fotoğraf vardı. Bu kez, Gece’nin şu an yattığı odanın, kapalı devre kamera sisteminden alınmış bir görüntüsüydü. Altında sadece iki kelime yazılıydı:
"Kafesdesin."
Gece, Aras’ın kollarında huzur bulduğunu sanırken; Aras, Gece’yi kaybetmemek için onu görünmez bir dijital hapishaneye çoktan mahkum etmişti. Gece dürüstçe bir şans vermişti; Aras ise o şansı, en büyük zaafını saklamak için bir kalkan olarak kullanmaya başlamıştı.
Artık savaş, sahalardan ve holding odalarından çıkmış; aynı yatağı paylaşan iki insanın zihnine, o soğuk sessizliğe taşınmıştı.