Dışarıdaki o bozulmuş ninni sesi, malikanenin duvarlarında yankılanırken Aras, Gece’yi adeta bir kalkan gibi gövdesiyle siper ederek koridora çıkardı. Gece, sadece bir gecelikle ve Aras’ın üzerine attığı büyük deri ceketle titreyerek ilerliyordu. Aras’ın elindeki silahın metalik parıltısı, koridordaki loş ışıklarda ölümcül görünüyordu.
"Nereye gidiyoruz Aras?" diye fısıldadı Gece. Sesi korkudan çok, duyduğu o ninninin yarattığı travmayla boğulmuştu.
"Evin en güvenli yerine. Oraya benden başka kimse giremez, kimse duyamaz," dedi Aras. Sesi bir komutan kadar sert ve tavizsizdi.
Evin alt katına, kütüphanenin arkasındaki gizli bir asansörle indiklerinde Gece şaşkınlık içindeydi. Burası sadece bir sığınak değil, lüks bir hapishane gibiydi. Modern mobilyalar, devasa bir ekran ve duvar boyu uzanan içki dolapları… Ama en çarpıcı olanı, odanın ortasındaki o devasa deri yataktı.
Aras, Gece’yi yatağa oturttu ve karşısındaki ekrandan güvenlik kameralarını kontrol etmeye başladı. "Burada kalacağız. Dışarıdaki o piç kurusu içeri sızsa bile bu kapıyı aşamaz."
Gece, üzerindeki cekete daha sıkı sarıldı. "O müziği nasıl buldu Aras? Annemin bana söylediği o ninniyi... Onu dünyada benden başka bilen kimse kalmamıştı."
Aras, elindeki silahı masaya bıraktı ve yavaşça Gece’ye doğru yürüdü. Dizlerinin üzerine çöküp Gece’nin ellerini tuttu. "Belki de yanılıyorsun Gece. Belki de geçmişin, sandığın kadar gömülü değildir."
Aras, Gece’nin dizlerine başını yasladı. Bu, o dev adamdan beklenmeyecek kadar savunmasız bir hareketti. "Sana bir itirafta bulunmam gerekiyor," dedi Aras, sesi derinden geliyordu. "Seni sadece o davette tanımadım Gece. Ben seni yıllardır tanıyorum. Sen daha o kafede garsonluk yaparken, ben karşı binadaki ofisimden seni izliyordum. Senin her gülüşünü, her ağlayışını not alıyordum."
Gece, dehşetle ellerini Aras’tan çekti. "Yani sen de mi... Sen de mi bir sapıksın Aras?"
Aras ayağa fırladı, gözleri kararmıştı. Gece’yi omuzlarından tutup sarsmaya başladı. "Ben seni koruyorum! O dışarıdaki ise seni yok etmek istiyor! Aramızdaki fark bu. Ben seni sevmiyorum Gece, ben sana muhtacım! Senin o saf, bozulmamış haline ihtiyacım var çünkü benim dünyam pislik içinde."
Aras, Gece’yi kendine çekip dudaklarına vahşi bir öpücük kondurdu. Bu öpücükte sevgi yoktu; saf bir sahiplenme, bir açlık vardı. Gece, Aras’ın bu karanlık itirafıyla sarsılsa da, adamın yaydığı o baskın enerjiye karşı koyamıyordu. Aras, elini Gece’nin bacağından yukarı doğru süzerek ceketin altındaki çıplak tene dokundu.
"Benden nefret et," dedi Aras hırıltılı bir sesle. "Bana vur, bağır... Ama sakın benden gitme. Çünkü gidersen, o dışarıdaki gölge seni paramparça edecek. Seni sadece benim karanlığım kurtarabilir."
Tam o sırada sığınağın içindeki dev ekranda bir görüntü belirdi. Bir video kaydıydı bu. Gece’nin çocukluk yatak odası... Ve yatağın üzerinde oturan küçük Gece. Videodaki küçük kız, kameraya bakıp gülümsedi ve ninninin o son mısrasını fısıldadı:
"Gözlerini kapat Gece, çünkü ışıklar söndüğünde canavarlar gerçek olacak."
Video karardı ve sığınağın tüm ışıkları kırmızıya döndü. Aras küfrederek silahına sarıldı ama kapı elektronik bir sesle kilitlendi. Artık ikisi de içerideydi. Ama dışarıdaki canavar mı onları hapsetmişti, yoksa Aras mı Gece'yi tamamen ele geçirmişti?