Sığınağın içindeki o kırmızı ışık, her şeyi olduğundan daha tekinsiz ve vahşi gösteriyordu. Duvardaki dev ekranda donup kalan küçük Gece’nin o masum gülüşü, odadaki iki yetişkinin üzerine bir karabasan gibi çökmüştü. Aras, elindeki silahı sıkmaktan parmak boğumları beyazlamış bir halde ekrana bakıyordu.
Gece, yatağın üzerine tünemiş, Aras’ın az önceki "Seni yıllardır izliyordum" itirafının şokuyla sarsılıyordu. "Sen..." dedi Gece, sesi hıçkırıkların arasından zorla süzülerek. "Sen o videoyu nereden buldun Aras? O ev, o oda... Ben altı yaşındayken yıkıldı. Annemle babamın öldüğü o yangında her şey kül oldu sanıyordum."
Aras yavaşça Gece’ye döndü. Gözlerindeki o karanlık parıltı, kırmızının altında daha da korkutucu bir hal almıştı. Silahı masaya bıraktı ve ağır adımlarla Gece’ye doğru yürüdü. Her adımında, sığınağın metalik zemininde yankılanan ayakkabı sesleri, Gece’nin kalbine birer çivi gibi çakılıyordu.
"Küllerin arasında her zaman bir şeyler kalır Gece," dedi Aras. Sesi, bir canavarın kükremesinden çok, yaralı bir hayvanın inlemesine benziyordu. "O yangından seni kurtaran adamı hatırlıyor musun? Dumanların arasından seni kucağına alıp çıkaran o silüeti?"
Gece’nin gözleri fal taşı gibi açıldı. "Babam..." diye mırıldandı. "Babam çıkardı beni."
Aras, Gece’nin önünde diz çöktü ve kadının buz gibi olmuş ellerini kendi sıcak avuçlarının içine aldı. "Baban o yangında merdivenlerde kalmıştı Gece. Seni o cehennemden çıkaran, benim babamdı. Ve o günden beri, sen bizim ailemizin en değerli günahıydın."
Gece duyduklarına inanamıyordu. Aras’ın ailesiyle kendi geçmişi arasında böyle bir bağ olması, içine düştüğü labirenti daha da karanlık bir hale getirmişti. Aras, Gece’nin şaşkınlığından faydalanıp ona daha çok sokuldu. Bir eliyle Gece’nin belini kavrayıp onu kendine çekerken, diğer eliyle kadının yüzüne dökülen saçları sertçe geriye itti.
"Seni korumak benim görevimdi," diye fısıldadı Aras, dudakları Gece’nin dudaklarına santimler kala. "Ama sonra... bu görev bir takıntıya dönüştü. Seni başka bir adamın elini tutarken gördüğümde, o adamın ellerini kırmak istedim. Seni gülerken gördüğümde, sadece bana gülmeni istedim. Şimdi buradasın. Benimlesin. Ve dışarıdaki o gölge her kimse, senin geçmişini benden daha iyi biliyor."
Aras, Gece’yi yatağa doğru sertçe itti ve üzerine çıktı. Bu kez dokunuşlarında hiçbir nezaket yoktu; sadece yılların biriktirdiği o bastırılmış, karanlık arzu vardı. Gece, Aras’ın bu itiraflarıyla ondan iğrenmesi gerektiğini biliyordu ama Aras’ın teninin sıcaklığı ve yaydığı o baskın erkeksi güç, kadının savunma mekanizmalarını birer birer yıkıyordu.
Aras, Gece’nin üzerindeki o büyük deri ceketi tek bir hamlede kenara fırlattı. Altındaki ince gecelik, kırmızı ışığın altında adeta yok gibiydi. Aras, Gece’nin boynuna, omuzlarına ve göğüslerine yakıcı öpücükler bırakırken, Gece tırnaklarını Aras’ın sırtına geçirdi. Bu bir aşk değildi; bu, iki yaralı ve karanlık ruhun birbirini yok etme çabasıydı.
Tam o sırada, sığınağın havalandırma sisteminden bir ses duyuldu. Islık çalarak söylenen o aynı ninni... Ama bu kez çok daha yakından, sanki hemen tepelerindeki boruların içindeymiş gibi.
Aras durdu, başını yukarı kaldırdı. Gözlerinde ilk kez gerçek bir nefret ve öldürme arzusu belirdi. "Buraya kadar girmiş..." diye mırıldandı. Gece’nin üzerinden kalkıp silahına uzandı. "Bu gece bitecek Gece. Ya o ölecek ya da ben bu sığınağı ikimizin mezarı yapacağım."