TEMASIN BAŞLADIĞI AN Karanlığın İlk Gölgesi

548 Words
İki Yıl Önce ​İstanbul’un sabah ayazı, Levent’in devasa cam kulelerinin arasında uğuldayarak esiyordu. Gece Aksoy, elindeki karton kahve bardağını sıkıca tutarken, karşısında yükselen elli katlı Karadağ Holding binasına bakıyordu. Bina, sanki gökyüzünü delmek için tasarlanmış siyah bir mızrak gibiydi. Gece için bu bina sadece bir iş yeri değil, hayallerine giden yolun kapısıydı. Henüz 23 yaşındaydı; taze diploması, hırslı kalbi ve dünyadaki kötülüklerden bihaber masumiyetiyle o kapıdan içeri adımını attı. ​Lobideki mermer zemin o kadar parlaktı ki, Gece kendi yansımasını bir aynaya bakıyormuşçasına görebiliyordu. Güvenlikten geçerken kalbinin ritmi hızlandı. Ceketinin düğmesini heyecanla ilikledi. "Sakin ol Gece," diye fısıldadı kendi kendine. "Sadece bir iş günü." Ama yanılıyordu. Bu, hayatının geri kalanının ilk günüydü ve geri sayım çoktan başlamıştı. ​Asansör kırkıncı kata doğru sessizce tırmanırken, içerideki steril koku burnunu sızlattı. Kapılar açıldığında, onu karşılayan manzara tam anlamıyla bir güç gösterisiydi. Asistanlar, yöneticiler, koşturmaca içindeki insanlar... Herkes sanki bir saatin dişlileri gibi kusursuz bir uyumla hareket ediyordu. Gece, kendine gösterilen masaya oturduğunda, masanın üzerindeki küçük not dikkatini çekti: "Hoş geldin Gece. Burada hiçbir şey göründüğü kadar basit değildir." İmza yoktu. "Muhtemelen diğer asistanların bir şakası," diye düşündü, ama o an ensesinde bir ürperme hissetti. Sanki bir çift göz, binanın bir yerinden onu izliyordu. ​Öğlene doğru, asistan şefi yanına gelip titreyen bir sesle konuştu: "Aras Bey seni çağırıyor. Birinci kural: O sormadan konuşma. İkinci kural: Gözlerinin içine çok uzun bakma." ​Gece, ağır ahşap kapının önüne geldiğinde nefesini tuttu. İçeri girdiğinde odanın genişliği ve camlardan görünen İstanbul manzarası başını döndürdü. Ama odadaki asıl devasa şey manzara değil, çalışma masasının arkasında, şehre sırtı dönük duran adamdı. Aras Karadağ. ​Aras, ağır ağır döndü. Üzerindeki siyah gömleğin kollarını dirseklerine kadar katlamıştı. Gece, o an duran zamanı hissetti. Aras’ın bakışları bir insanın bakışları gibi değildi; bir avın üzerine kilitlenmiş, onun her titreyişini, her kalp atışını santim santim hesaplayan bir yırtıcının bakışlarıydı. Aras, hiçbir şey söylemeden masanın etrafında dolandı ve Gece’ye doğru yürümeye başladı. Her adımı mermer zeminde bir balyoz gibi çınlıyordu. ​Gece geri çekilmek istedi ama ayakları yere çivilenmiş gibiydi. Aras, tam önünde durduğunda aralarındaki mesafe sadece birkaç santimdi. Gece, adamın pahalı tütün ve odunsu parfüm kokusunu içine çekti. Bu koku, bir sığınak kadar güven verici ama bir uçurum kadar tehlikeliydi. ​"Gece Aksoy..." dedi Aras. Sesi, derinden gelen bir gök gürültüsü gibi odayı doldurdu. Elini uzatıp Gece’nin omzuna düşen bir saç telini yavaşça, neredeyse okşar gibi kenara itti. Parmak uçlarının Gece’nin tenine değdiği o an, genç kızın vücudundan bir elektrik akımı geçti. Bu bir temas değil, bir damgaydı. ​Aras, eğilip kulağına doğru fısıldadı: "Burada olduğun her saniye, benim gölgemdesin Gece. Ve ben... Gölgeme giren hiçbir şeyi bırakmam. Git ve çalışmaya başla. Ama unutma, ben seni her zaman görüyorum." ​Gece odadan çıktığında bacakları titriyordu. Arkasında bıraktığı o karanlık bakışların, sadece bir patronun otoritesi olmadığını hissetmişti. O bakışlarda bir mülkiyet arzusu, bir saplantı ve sonu gelmez bir açlık vardı. Masasına döndüğünde, sabahki notun yanında küçük, gümüş bir anahtarlık duruyordu: Bir kafes şeklindeydi. ​Gece, o anahtarlığa bakarken ilk kez gerçekten korktu. Ama bu korku, engelleyemediği bir merakla harmanlanmıştı. Tehlikeli temas başlamıştı ve artık kaçış yoktu ve o an bunun ilk işaret olduğunu sandı. Oysa bu, uzun süredir devam eden bir sessizliğin ilk kez yüzeye çıkışıydı. Bazı gözler, fark edilmek için acele etmezdi. Ve bazı temaslar, başlamadan çok önce planlanırdı.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD