GÖRÜNMEZ ZİNCİRLER

686 Words
​Öğle yemeği için gidilen o lüks restoranın havası, Aras Karadağ’ın masaya oturmasıyla birlikte ağırlaşmıştı. Gece, elindeki not defterine sanki hayatı ona bağlıymış gibi sıkı sıkı sarılmıştı. Karşılarında oturan delegasyon üyeleri, Aras’ın her kelimesini bir emir gibi beklerken, Gece sadece Aras’ın masadaki elini izliyordu. Aras’ın parmakları, şarap kadehinin sapını öyle bir güçle kavrıyordu ki, Gece bir an kadehin tuzla buz olacağını sandı. ​Aras, toplantı boyunca Gece’ye tek bir kez bile bakmadı. Onu orada yokmuş gibi, sadece bir dekor parçasıymış gibi davrandı. Ancak ne zaman İtalyan iş adamlarından biri Gece’ye doğrudan bir soru sorsa veya ona bir iltifat fırlatsa, Aras’ın sesindeki o buz gibi ton bir perde daha koyulaşıyordu. ​"İş ortaklığımızın geleceğini konuşuyoruz Signore," dedi Aras, sesi bıçak kadar keskin ve pürüzsüzdü. "Çalışanlarımın estetik değerleri projemizin bir parçası değil. Eğer dikkatinizi rakamlara odaklayamayacak kadar yorgunsanız, bu yemeği burada bitirebiliriz." ​İtalyan adam, Aras'ın gözlerindeki o anlık ama yıkıcı parıltıyı görünce hızla önüne döndü. Gece, Aras'ın bu çıkışını bir "koruma" olarak değil, mülkiyetine yönelen bir tehdidi bertaraf eden bir kralın sertliği olarak algıladı. Aras onun için bir kahraman değildi; Aras, etrafındaki herkesi ezip geçen devasa bir fırtınaydı ve Gece sadece bu fırtınanın merkezindeki o sessiz, ürkütücü boşlukta duruyordu. ​Yemekten sonra holdinge döndüklerinde Aras, Gece’ye dönmeden, sadece kapısının önünde durarak konuştu: "Bugün gördüklerini analiz et ve raporla. Duygularını değil, sadece hataları yaz. Özellikle de karşı tarafın zayıflıklarını." ​Gece, masasına geçtiğinde saatler geçmişti. Ofis yavaş yavaş boşalıyor, o devasa cam binanın içine akşamın gri sessizliği doluyordu. Gece, Aras'ın ne demek istediğini düşünürken çantasını açtı. Cüzdanını almak için elini içeri daldırdığında, parmak uçları soğuk, metalik bir şeye çarptı. ​Küçük, isimsiz, siyah bir kutu. ​Kalbi bir anlığına tekledi. Kutuyu masanın üzerine bıraktı. Üzerinde ne bir isim ne bir not vardı. Titreyen elleriyle kapağı açtı. Kadife yastığın üzerinde, incecik, zarif bir altın zincir ve ucunda küçük bir "G" harfi duruyordu. Ama kolyeyi özel kılan şey lüksü değil, yanındaki küçük kağıt parçasıydı. Üzerinde sadece tek bir cümle yazılıydı: ​"Bazı bağlar görünmezdir ama koparılması imkansızdır." ​Gece, kolyeyi eline aldığında kâğıttaki el yazısını inceledi. Aras'ın gün içinde attığı imzalara, tuttuğu notlara benzemiyordu. Yazı daha kavisli, daha özenli ama bir o kadar da soğuktu. "Aras mı?" diye düşündü. Ama Aras böyle bir şeyi neden yapsın? O, birine hediye verecek bir adam değil, emir verecek bir adamdı. Yoksa biri Aras’ı mı taklit ediyordu? Ya da daha kötüsü; Aras, Gece'yi kendi dünyasında bir yerlere hapsetmek için bu belirsizliği mi kullanıyordu? ​Tam o sırada, Aras’ın odasından çıkıp asansöre doğru yürüdüğünü gördü. Aras, Gece’nin masasının önünden geçerken adımlarını yavaşlattı ama durmadı. Bakışları bir saniye bile Gece’nin elindeki kutuya kaymadı. Sadece o ağır, odunsu parfümü bir iz gibi havada asılı kaldı. ​"Hala çıkmadın mı Aksoy?" dedi Aras, sesinde en ufak bir duygu kırıntısı yoktu. ​"Çıkıyordum efendim... Sadece..." Gece elindeki kutuyu gizlemeye çalıştı ama Aras çoktan asansöre doğru yönelmişti. ​Gece o akşam eve giderken kolyeyi çantasına geri koydu ama boynunda hayali bir ağırlık hissetmeye başladı. Sanki o ince zincir çoktan boğazına dolanmıştı. Otobüste yanındaki cama yansıyan görüntüsüne baktığında, kendi yansımasının arkasında, karanlıkta kalan bir siluet aradı. Yoktu. Ya da o kadar iyi saklanıyordu ki, Gece’nin onu görmesine izin vermiyordu. ​Dairesine girdiğinde, dün geceki o bardak suyun izini aradı mutfakta. Her şey yerli yerindeydi. Ama yatak odasına girdiğinde, yastığının üzerinde tek bir şey gördü. Bir çiçek değil, bir not da değil. ​Yastığının tam ortasında, holdingde kullandığı o gümüş kalem duruyordu. Oysa Gece o kalemi masasında bıraktığından emindi. Kalemin yanında ise küçük bir not vardı: ​"Hatalar, bazen en güzel başlangıçlardır." ​Gece, kalemi eline aldığında elinin titrediğini fark etti. Aras ona ofiste "Hata benim lügatimde bir seçimdir," demişti. Şimdi ise birisi ona hataların güzel başlangıçlar olduğunu söylüyordu. Bu Aras mıydı? Eğer oysa, neden bu kadar farklı iki kişilik sergiliyordu? Eğer o değilse, Aras’ın "gölgemdesin" dediği o gölgenin içinde başka biri mi vardı? ​Gece, o gece ışıkları kapatmadan yatağın kenarında oturdu. Aras Karadağ’ın iş dünyasındaki o acımasız, diktatör devasa gölgesiyle; evine kadar sızan bu nazik ama tekinsiz el arasındaki bağlantıyı çözmeye çalıştı. Belirsizlik, korkudan daha ağır bir yüktü. Ve Gece, bu yükün altında ezilmeye başladığını ilk kez o gece hissetti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD