MASKELİ BALO

607 Words
​Ertesi sabah holdinge gelen bir çiçek buketi değil, devasa bir organizasyon dosyasıydı. Karadağ Holding’in geleneksel "Bahar Karşılaması" daveti kapıdaydı. Gece, masasına yığılan listeleri incelerken, Aras’ın o sert ve ulaşılmaz dünyasının bir de "vitrin" kısmı olduğunu fark etmeye başlıyordu. Ofisteki o sessiz cellat, dış dünyaya karşı nasıl bir oyun oynuyordu? ​Öğleden sonra Aras, Gece’yi yanına çağırdı. Kapıdan girdiğinde Gece, Aras’ı her zamanki gibi dosyaların arasında boğulmuş görmeyi bekliyordu. Ancak Aras, ayakta, elinde bir kadeh viskiyle pencereden dışarı bakıyordu. Odanın içinde hafif bir caz müziği çalıyordu. Aras döndüğünde, yüzünde Gece’nin daha önce hiç görmediği bir ifade vardı: Yarım, neredeyse dostane görünen bir gülümseme. ​"Bu akşamki ön davete sen de geliyorsun Aksoy," dedi Aras. Sesi hala baskındı ama o buz gibi tını yerini kadifemsi bir rahatlığa bırakmıştı. "Sadece not tutan bir asistan olarak değil... Karadağ Holding’in yeni yüzlerinden biri olarak." ​Akşam, şehrin en gözde mekanlarından birinde yapılan ön davete girdiklerinde Gece şaşkınlıktan donup kaldı. Ofiste nefesi kesilen, çalışanlarına dünyayı dar eden o diktatör gitmiş; yerine etrafına ışık saçan, şakalar yapan, kahkahası mekanın tavanında yankılanan bir "yıldız" gelmişti. Aras, yanında duran iki ünlü modelle şampanya kadehini tokuştururken o kadar doğal, o kadar kendinden emin görünüyordu ki... ​Gece, bir kenarda elinde meyve suyu bardağıyla dururken bu adamı izlemekten kendini alamadı. Bir insanın nasıl bu kadar hızlı kabuk değiştirebildiğini anlamaya çalışıyordu. Aras, kalabalığın ortasında parlıyordu. Herkes onun bir kelimesine, bir gülüşüne sahip olmak için yarışıyordu. Gece, o an garip bir duygu hissetti. Bu bir korku değildi. Bu, Aras’ın o ulaşılamaz, tanrısal karizmasına duyulan karanlık bir hayranlıktı. Adamın yakışıklılığı bir silah gibiydi; ama o gülümsemesinin arkasındaki o derin karanlığı sadece Gece biliyordu. Ve bu gizli bilgi, Gece’yi diğer tüm kadınlardan ayırıp Aras’a görünmez bir iple bağlıyordu. ​Aras, bir ara kalabalığın arasından sıyrılıp Gece’nin yanına yaklaştı. Eğildi, elindeki şampanya kadehini masaya bıraktı. "Neden böyle uzaktan bakıyorsun?" diye fısıldadı. Az önceki o sahte, neşeli kahkahası gitmiş, sesi yine o karanlık tonuna bürünmüştü. "İnsanları nasıl büyülediğimi mi merak ediyorsun?" ​Gece, yutkunarak adamın okyanus gibi derin gözlerine baktı. "Çok farklısınız," dedi dürüstçe. "Ofisteki adamla buradaki adam... Hangisi gerçek?" ​Aras, Gece’ye doğru bir adım daha attı. Aralarındaki o elektrikli sessizlikte, caz müziği bile kayboldu. Aras, elini Gece’nin beline, tam o ince kavisin üzerine yerleştirdi. Dokunuşu o kadar sahipleniciydi ki, Gece’nin tüm vücudu alev aldı. "Gerçek olan tek bir şey var Gece," dedi Aras, yüzünü genç kızın kulağına yaklaştırarak. "O da şu an teninin benim elimin altında nasıl titrediği. Diğer her şey... sadece birer dekor." ​Gece, nefesinin kesildiğini hissetti. Aras’ın bu baskınlığı, o otoriter ama bir o kadar da çekici tavrı Gece'nin savunma mekanizmalarını birer birer yıkıyordu. Ondan korkuyordu, evet; ama bu korku artık adrenalinle karışmış, tadına bakmak istediği tehlikeli bir arzuya dönüşmeye başlamıştı. ​Davet çıkışında, Aras’ın şoförü kapıda bekliyordu. Aras, Gece’yi arabaya bindirirken kulağına son bir şey daha fısıldadı: "Yarın ofise geldiğinde, bu geceki adamı unutmanı istiyorum. Ama bu dokunuşumu... bunu asla unutma." ​Gece eve döndüğünde, kalbi hala maraton koşmuş gibi atıyordu. Aynaya baktığında yanaklarının kızardığını gördü. Aras Karadağ bir zehirdi, ama Gece bu zehrin tadına bir kez bakmıştı ve artık panzehir istemiyordu. ​Yatağına yatıp ışığı kapattığında, penceresinden içeri sızan ay ışığında komodinin üzerinde bir şey parladı. Elini uzatıp aldı. Bu, davette Aras’ın içtiği o şampanya markasının küçük bir mantar tıpasıydı. Üzerinde, Aras’ın o ofisteki soğuk el yazısıyla sadece iki harf yazıyordu: ​"G. A." ​Gece, mantarı göğsüne bastırdı. Aras’ın o gürültülü kahkahalarının arasında bile onu izlediğini, onunla ilgilendiğini ve hatta onun için küçük "hatıralar" bıraktığını bilmek... Korku, yerini yavaş yavaş, kaçınılmaz bir teslimiyete bırakıyordu. Aras Karadağ, Gece’nin dünyasını sadece işgal etmemişti; o dünyayı yeniden inşa ediyordu ve Gece, bu yeni dünyanın tek kurbanı olmaya gönüllüydü.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD