Kıyıya Vuranlar

505 Words
​İstanbul’un bir buçuk saat uzağında, sadece balıkçı teknelerinin ve terk edilmiş yazlıkların olduğu o küçük koyda zaman durmuş gibiydi. Gece, üzerine kalın bir hırka çekmiş, sahilin bittiği yerdeki eski iskelede oturuyordu. Deniz, gece karası rengindeydi ve vuran her dalga sanki geçmişten bir parçayı kıyıya bırakıp geri çekiliyordu. ​Gece saatine baktı. Sekizi beş geçiyordu. "Gelmez," dedi içinden. "Aras Karadağ telefonunu kapatıp, korumalarını atlatıp, bu ıssız yere gelmez. O, kalabalıklar olmadan nefes alamaz." ​Tam o sırada, tepedeki virajda bir arabanın farları göründü. Lüks bir makam aracı değildi bu; motor sesinden anlaşıldığı kadarıyla eski model, gürültülü bir arazi aracıydı. Araba durdu, farlar söndü. ​Aras, arabadan indi. Gerçekten de dediği gibiydi; üzerinde sıradan bir mont, kot pantolon ve postallar vardı. Elinde hiçbir şey yoktu. Yavaş adımlarla iskeleye, Gece’nin yanına doğru yürüdü. Her adımı tahta zeminde tok bir ses çıkarıyordu. ​Yanına geldiğinde durdu. İkisi de bir süre denize baktı. ​"Geldim," dedi Aras. Sesi rüzgarda hafifçe dağıldı. "Korumalar hala arkamda bir yerlerde çıldırıyor olmalı. Telefonumu denize atmadım ama arabanın torpidosunda bıraktım." ​Gece hafifçe gülümsedi ama bu hüzünlü bir gülüştü. "Aras Karadağ’ın ulaşılamaz olması... Kıyamet alameti gibi." ​Aras, Gece’nin yanına, iskelenin ucuna oturdu. Bacaklarını boşluğa sarkıttı. "Biliyor musun, 20 yaşımdan beri ilk kez kendimi bir yere ait hissetmiyorum. Ne o holdinge, ne o evlere... Ama burası, senin yanın, garip bir şekilde hem en güvenli hem de en tehlikeli yer gibi." ​"Benden hala korkuyor musun Aras?" diye sordu Gece, başını çevirip ona bakarak. ​Aras yutkundu. "Senden değil Gece. Sana olan ihtiyacımdan korkuyorum. Beş yıl boyunca seni her düşündüğümde, içimdeki o boşluğun ne kadar büyük olduğunu fark ettim. Seni geri getirmek için her şeyi yapardım ama seni getirdiğimde yine o eski Aras olmaktan korktum. Seni sevmeyi bilmiyorum ben Gece. Ben sadece sahip olmayı bilirim. Ve sana sahip olmaya çalıştığımda seni kaybettiğimi ancak sen gittikten sonra anladım." ​Gece, elini iskelenin soğuk tahtasına koydu. "Ben de seni unutmayı denedim Aras. Londra’da başka insanlar girdi hayatıma, başka sesler duydum. Ama ne zaman birinin gözlerine baksam, orada o sığınaktaki karanlığı ve senin o çaresiz bakışını aradım. Bu bir hastalık gibi. Seninle olamıyorum çünkü bana yaşattıklarını her aynaya baktığımda görüyorum. Ama sensiz de olamıyorum çünkü beni benden başka kimsenin tanımadığı kadar sen tanıyorsun." ​Aras, yavaşça elini uzattı ve Gece’nin elinin üzerine koydu. Bu kez o mülkiyetçi, baskın dokunuş yoktu. Sadece bir destek arar gibi, ürkekçe dokunmuştu. Gece elini çekmedi. ​"O zaman ne yapacağız?" diye sordu Aras fısıldayarak. "Savaşmaya devam mı edeceğiz? Yoksa bu enkazın üzerinde yeni bir şey kurabilir miyiz?" ​Gece, gözlerinden süzülen bir damla yaşı saklamadı. "Enkazın üzerine bina kurulmaz Aras. Önce o enkazı temizlemek lazım. Ve o enkazda ikimizin de elleri çok kanadı." ​Aras, Gece'ye doğru döndü, yüzünü ellerinin arasına aldı. Göz göze geldiler. "O zaman ellerimizi beraber yıkayalım," dedi. "Hepsinden vazgeçmeye hazırım Gece. Eğer yanımda sen olacaksan, ismimin önündeki o unvanların hiçbir önemi yok. Sadece Aras olmaya razıyım." ​Gece tam bir şey söyleyecekken, uzaktan bir arabanın kendilerine doğru geldiğini fark ettiler.. Aras’ın dünyası, onları bu ıssız koyda bile rahat bırakmıyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD