Hastane yolunda araba sessizdi. Hazel arka koltukta nefes egzersizlerini yapıyordu. “Bir… iki… üç… ver. Bir… iki…” Ateş dikiz aynasından onu izliyordu. Bir yandan direksiyonu kavrıyor, bir yandan içindeki panikle baş ediyordu. Bu onun binlerce kez gördüğü bir tabloydu ama bu sefer doğan bir bebek değil, kendi kalbiydi. Hazel’in her inlemesiyle içine çöken o korku… “Ya bir şey olursa?” sorusu onu parçalara ayırıyordu. “Hazel…” dedi sonunda. Hazel gözlerini araladı. “Efendim?” Ateş kısık sesle konuştu. “Sana bir şey olursa ben… ben yaşayamam. Gerçekten.” Hazel gözlerini kapadı. “Bana bir şey olmayacak. Sen varsın ya… ben hep senin ellerinde güvendeyim.” *** Hastaneye vardıklarında görevliler hemen devreye girdi. Ateş kimliğini gösterdi. “Doktorum. Ama bu hasta… karım.” Hazel sedyeye

