Bölüm: Nefes Gibi Güneş o sabah konak avlusuna altın rengiyle dokunmuştu. Baharın sonu, yazın eşiğindeydiler. Hazel geniş karnını hafifçe ovarken pencere önünde durmuş, Ateş’in bahçede çimenleri süpürmesini izliyordu. Bir anlık içgüdüyle pencereyi açtı. “Ateeeşş!” diye seslendi. Ateş başını çevirdi. “Buyurun hanım?” Hazel yanaklarını şişirerek seslendi: “Yürüyüş zamanı geldi. Ama bu sefer yalnız değilim. Eşim benimle eşlik edecekmiş.” Ateş süpürgeyi bir kenara bıraktı. “Şerefle. Hem yürür, hem doğum egzersizi yaparız. O nefes şeylerinden de…” Hazel gözlerini kıstı. “O nefes şeyleri mi? Doğumun nefesi bu Ateş Bey! Haydi gel bakalım, bakalım doğururken ben mi daha çok zorlanacağım, sen mi?” *** Bahçenin biraz ilerisinde, çimenlerin üzerine örtülmüş bir kilimin üstüne oturdular. Hazel

