bc

Ouroboros

book_age16+
0
FOLLOW
1K
READ
opposites attract
second chance
badboy
sporty
drama
campus
childhood crush
like
intro-logo
Blurb

Bir yanda babasından şiddet gören Yakut, diğer yanda bağımlılığın batağına çekilen Rasim. Aynı kanayan farklı yaralar.

Sevgi birbirini kurtarmaya yeter mi?

''Yaşam ve ölümün döngüsünde, bırak ki yeniden doğasın; ama sen her seferinde öleceğini de bilsen, aynı hatada takılı kalırsın.''

Ouroboros: Kendi kuyruğunu yiyen yılan. Sonsuzluk ve döngüsel zaman.

chap-preview
Free preview
Bir
''Rasim!'' Kendisine nereden seslenildiğini anlayabilmek adına kafasını sağa sola çevirse de, kimseyi görememişti. Yalnızca okulun dışını çevreleyen yeşil çam ağaçları ve yaz ayında olduklarından kurumaya yüz tutmuş derenin hafif şırıltısı vardı. Bir anlığına güvenliğe yakalandığını sandığından, kalbi neredeyse ağzında atacaktı; fakat adamın sesi bu kadar kısık ve cılız değildi ki. ''Yukarıdayım. Yardım et.'' Her gün spor salonunda en az bir kere gördüğü, bedeni haricinde dikkatini çekmeyen kız oradaydı. Lisenin çevresine, hapishaneden farksız hissettiren, örülmüş duvarın üzerindeydi. Sivri uçlu demirlerin üzerinden esnekliğini kullanarak geçmiş ve her an atlayacakmış gibi tek bacağını aşağı doğru sarkıtmıştı Yakut. Uzun kollu bir bluzla aynı renk, siyah bir şort giyiyordu; antrenmandan henüz çıkmıştı. Beyaz spor ayakkabıları eskidiğinden yıpranmıştı ve sık yıkandığı için rengi griye dönmüştü. ''Nasıl çıktın oraya sen? Atla.'' dedi çocuk, yarısı kül olmuş sigarasını dudakları arasında sabitlemeden önce. Uzun kollarını yukarıya kaldırmış ve kızın kendini aşağıya sarkıtmasını beklemişti. ''Bekçi merdiven unutmuş.'' diye yanıtladı Yakut, muzip bir gülümsemeyle bacaklarını serbest bırakırken. Rasim'in gri, bol sweatshirtünün esnemiş kumaşı hafifçe dirseklerine doğru kaydı. Duvar normalde en fazla iki metreyi geçmemesi gerekirken, nereden baksa kendisinden yarım metre daha uzundu. Büyük ve altındaki tenden daha soğuk olan avuçları, kalçalarının iki yanından kavrayarak onu kendisine çekti ve yere basmasını sağladı. Yakut, önce omuzlarına tutunsa da, elleri hızlıca dirseklerine indi; zira Rasim ona iki saniye dahi tanımadan zemine biraz sertçe bırakmıştı. ''Ben olmasam nasıl inmeyi planlıyordun?'' diye boğuk bir sesle sordu, sigarasını silkelemek için dudakları arasından çıkarmadan hemen önce. ''Burada olduğunu biliyordum ki.'' dedi gülümseyerek. Şortunun cebinden mavi-beyaz renkli sigara paketini çıkartırken gülüşü kıkırdamaya dönüştü. Başını eğdiğinden, nemden kabarmış siyah saçları perde misali yan profilini gizledi. ''Kapıdan çıktığını gördüm. Yoksa gelmezdim.'' İnce dalı yakmaya uğraştı; ancak çakmağı aksi gibi bir türlü çalışmıyordu. Rasim, ucuz, turuncu renk çakmağıyla ucunu tutuşturana dek. O anda etraflarını mentolün nikotine karışmış ferahlatıcı kokusu sardı. ''Yasemin seni arıyordu sanırım. Sahada gördüm, Kerem'le konuşuyordu.'' ''Olabilir.'' Rasim'in omuz silkerek verdiği cevap sebebiyle, konuşmak istemediğini fark ettiğinden üstelemedi kız. Belki kendisinden hoşlanmıyordu, belki şimdiye kadar bir kere iletişime gelmemişlerken; şimdi ona flörtü hakkında bir şeyler söylemesinden hazzetmemişti. Birçok sebebi olabilirdi ve Yakut buna sadece saygı duyardı. Ancak bilmediği şey, Rasim'in dikkatinin sık sık kendi üzerine kaydığıydı. Kişiliğiyle, tavırları veya çevresindeki insanlarla pek bir ilgisi yoktu bu durumun. Daha çok esnekliği, kıyafetlerinin tenini sarışı ve yürürken kalçalarının nasıl göründüğüyle alakalıydı. Ne de olsa ergendi, hem o hem basketbol takımındaki erkekler. Arkasından çok kez konuştuklarını hatırlıyordu, her kelimesine kadar; özellikle de meşhur pembe tişörtünü giydiğinde. Arkadaşlarının, iç çamaşırının modeline değin görebildikleri o ince kumaşı üzerine geçireceği günü beklediklerine emindi. Sırf bu sebepten Rasim, Emir'in neden herkesin dilinde olan bu kıza yandığını anlamıyordu. Sokakta gördüğü herhangi biri diyebilirdi onun için; güzelliğinin bu konuda bir rolü yoktu. ''Sevgili misiniz?'' diye bir anda sordu Yakut; halbuki daha fazla konuşmayacağına dair kendini telkin etmişti. Sözlü bir yanıt alamadı, fakat Rasim dumanı burnundan bırakırken başını olumlu anlamda sallamıştı. İletişime geçmesi, zihnindeki düşünce bulutunun dağılmasına neden oldu. ''Sen hangisiylesin?'' dedi, kalın sesiyle. ''Göktuğ mu, Semih mi yoksa diğeri mi?'' ''Emir'den mi bahsediyorsun?'' diye sorarken, kaşları şaşkınlıkla yukarı kalktı. Normalde olsa böyle bir soruyu asla cevaplamazdı, ancak Rasim'in soruş şeklinde yanlış bir şeyler vardı. Sanki amacı onu sinirlendirmek, ya da işlediğini bilmediği bir suç sebebiyle cezalandırmaktı. ''Hiçbiriyle.'' dedi sakince. Bir tepki bekliyorsan, alamayacaksın, demeye çalışmıştı. Sana ne yaptım bilmiyorum ama benimle sorunun her neyse, sorumlusu da sensin. Çocuk, daha fazla konuşmadı. Zaten kendi arkadaş çevresindekiler haricindekilerle pek muhabbete girdiği söylenemezdi; Hüseyin ve Kerem'in aksine. O iki salak o kadar sosyal kelebeklerdi ki, bazen Emir'le bile muhabbete girmek durumunda kalıyordu. Sigarasını duvarda söndürüp de yere attığında, beden dili her an gideceğini haber verir gibiydi. ''N'apıyorsun?'' diye, panikle sordu Yakut. Henüz sigarası bitmemişti ve Rasim'in yardımı olmadan o duvara çıkamayacağının pekala farkındaydı. ''Gidiyorum?'' diye, aynı sorar tonda yanıtladığında; sigara paketini eşofmanının cebine sıkıştırmış ve sweatshirtünün kollarını dirseklerine değin sıyırmıştı. ''Ben de geleyim.'' Rasim, başını sağa eğerek kıza kısık gözlerle baktı; sanki bunu yapmasının ona sağlayacağı artıları zihninde değerlendiriyordu. Aralarındaki normalden yakın mesafe sebebiyle, hem birbirlerinin yüzlerini yeni görüyor gibilerdi; hem de aşina olmadıkları ten kokuları hafızalarına işleniyordu. ''Tamam. Önce ben çıkayım. Çekerim seni yukarı.'' Yakut, gülümseyerek hızla başını salladı ve çocuğun çıkabilmesi için iki adım geri çekildi. Basketbol antrenmanlarında potaya diğerlerinden daha kolay erişebilmesinin asıl nedeni boyunun uzunluğu olsa da, yukarıya zıplayabilmesi de büyük rol oynuyordu. Lacivert, paslanmış demirlere tutunduğunda, Yakut demirlerin sökülecekmişçesine titrediğini gördü. ''Nasıl yapacağız? Ben-'' dese de lafları ağzına tıkılmıştı adeta. Zira Rasim, kendisi orada değilmişçesine demirlerin öbür tarafına çevik bir hareketle geçti ve Yakut'a bakarken yüzünde yalnızca intikam alır gibi bir ifade vardı. ''Antrenmanda görüşürüz.'' dedi, boğukça. Gülüşünü bastırmasının bir getirisiydi. **** Güvenlik kulübesindeki ağabeye yakalanmıştı kız, ancak adam bir seferliğine geçmesine izin vermişti. Bir daha aynı şeyi yaparsa ailesini arayacağını söylemiş, Yakut da başını öne eğip özür dilemişti. Adamın arkasını dönmesini bekledikten sonra dilini çıkarması, özrünün pek samimi olmadığını kanıtlar nitelikteydi. Kapalı spor salonuna girmek için açık futbol sahasının tribünlerinin altından geçti ve gördüğü ilk kişi, potaya yaslanmış su içen Rasim oldu. Bir eli eşofmanının cebindeydi, Hüseyin'in söylediği bir şeye gülerken; neredeyse boğulacaktı. Yakut'un kendisine yürüdüğünü fark ettiğinde ise yüzündeki gülümseme kaybolmadı; yalnızca kaşlarından biri yukarı kalktı. Biraz önce yaptığının son derece normal olduğuna emindi. "Seninle bir daha hiçbir yere gitmeyeceğim." Rasim'in sırıtışı genişlerken, umursamazca omzunu silkti: "Bir yere gitmedik ki." "Bok kafalı. Şu an seni dövesim var." "Sıraya gir." Kız kollarını göğsünde birleştirirken, bir kediyi andıran gözleri sinsice kısılmış; kendisinin eğlenen yüzünü tarıyordu. Gerçekten pişman değildi, halbuki Yakut, inmesine yardım etti diye ona güvenmiş ve kendisini yukarı çekecek diye umutla beklemişti. ''Neyse ki Ali Ağabey beni tanıyor. 'Geç kızım, sıkıntı değil.' dedi." "Demek bağlantıların var." Kerem, kızın söylediği çok komikmiş gibi kahkahayı patlattığında, Hüseyin de sırtına orantısız bir güçle iki kez vurdu. Amacı canını acıtmaktan çok, aralarındaki iletişime dayalı bir jestti. "Ne gülüyorsunuz be?" "Adı Arif adamın. O seni tanıyor da, sen tanımıyorsun galiba." diye yanıtlayan Hüseyin, gülmek yerine motorun egzoz kaçırmasına benzer bir ses çıkarıyordu. Rasim, normalde bu kızla ne konuşur, ne onunla ilgili herhangi bir şey kendisini eğlendirirdi; fakat nedense o an, tüm bunları unutmuştu. "Sigaranı bitirdin mi bari?" diye sordu, söndürdüğünü bilmesine rağmen. "Yarısını içebildim." "Çok bile." "İğrenç bir arkadaşsın." "Yanlışın var. Arkadaşın değilim." Dördü de bir anda susmuştu sanki. Onların sessizliğinin yanı sıra, turuncu topun her yere vuruşunda çıkardığı o gıcırtılı ses ve birbirine direktif veren erkeklerin böğürmeyi andıran konuşmaları devam ediyordu. Kerem ortamı toparlarcasına öksürdüğünde, bu sefer Rasim de gülümser gibi oldu, ama bakışları Yakut'tan başka her şeydeydi. ''Doğru,'' dedi Yakut, hak verircesine omzunu silkerken. ''Neyse, görüşürüz sonra.'' dedi kız, daha fazla uzatmadan. Sonuçta bu insanlarla aynı okulda olmasına rağmen; bir kere adam akıllı konuşmamıştı. On birinci sınıfa geçeceklerdi; bu demekti ki tam iki yıl birbirlerini fark etmemişlerdi. En azından Yakut'un tahmini bu yöndeydi. "Ne alaka?" diye sordu Kerem, üçü yalnız kaldığı an. Rasim, yerdeki yedek basketbol topunu ayağıyla kendisine doğru çekti. Az önce yaşadığı şeyin gerçekliğinden emin olmasının tek sebebi, arkadaşlarının buna şahitlik etmesiydi. Yakut'la bir kere bile göz göze geldiğini hatırlamıyordu şu güne kadar. Onun gereksiz kibrinden ve kendini özel sanmasından nefret ederdi: Belki bu sebepten arkasından kötü konuşursa, değerini düşürdüğünü hisseder ve içinde bu garip bir memnuniyet yaratırdı. ''Ne ne alaka?'' "E Yasemin?" diye sorgulayan, bu kez Hüseyin'di. Çocuk, topu almak için eğildi ve tekrar dikildiğinde, Kerem'in yüzüne fırlatacakmış gibi bir hareket yaptı. ''Saçma sapan sorular sormayın amına koyayım. Ne dediğinizi kendiniz biliyor musunuz acaba?'' ''Sevgili olmadınız mı daha yeni?'' diye devam etti arkadaşı. Rasim cevap vermeden, az önce yaslanıyor olduğu potaya elindekini fırlattı; ancak çemberin kenarına çarpıp geri döndü. ''Ee? Yasemin varken ona bakar mıyım? Mal mısınız siz? Biri altın biri bakır bile değil.'' diye, itiraz edercesine konuştuğunda, sözleri kalbinde bir rahatsızlık yarattı. Yine de, Yasemin'in altın oluşunda herkes hemfikirdi. İki çocuk da, pek iyi tanımadıkları bir kızı savunmayacaklardı; zira az önce söylediği gibi, arkadaş değillerdi. Kerem, yuvarlanan topu koltuk altına sıkıştırıp, konuyu değiştirebilmek amacıyla konuştu: ''Az önce buradaydı. Karne aldıktan sonra parti vermek istiyormuş, ama sadece sen gelirsen. Gel oğlum, n'olur? Kızın babasının bira fabrikası var ya, öyle bir içeriz ki...'' ''Neredeydin?'' diye soran sesin sahibini, diğerlerinden önce görmüştü Rasim, ancak bir tepki vermemişti. Çekik gözleri, yuvarlak yüz hatları ve uzun boyuyla güzelliğinin rakipsiz olduğu kız, ellerini arkasında birleştirerek; beyaz gömleğinin gerilmesini sağladı. Açık kahverengi saçları dirseklerine değin uzanıyordu ve ince kaşlarının üzerine dökülen tatlı kahkülleri yeni kesilmişti. ''Bi' su döküp geldim.'' dedi, ona yaklaşıp da sol kolunu omuzlarına sararken. Kerem ve Hüseyin'e ne görüşürüz dedi, ne de partiye geleceğine dair bir yanıt verdi. Yasemin'i açık sahaya doğru yönlendirirken, ona doğru eğilerek sordu: ''Ter kokuyor muyum?'' ''Hem de nasıl.''

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

Yüzbaşının Cerrahı

read
1.5M
bc

The Silver Wolf

read
585.4K
bc

The Billionaire’s Intern

read
1.1M
bc

Chosen, just to be Rejected

read
896.9K
bc

Inferno Demon Riders MC: My Five Obsessed Bullies

read
1.2M
bc

Claimed by the Biker Giant

read
2.3M
bc

Unscentable

read
2.3M

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook