İki

1313 Words
Yasemin'in evi, saat sekizi henüz birkaç dakika geçmesine rağmen, sanki gece yarısına yaklaşmışlar gibi dağınıktı. Salonun ortasındaki cam sehpanın üzerine plastik bardaklar ve cips paketleri konmuştu, beyaz; altın işlemeli koltukların üzerine öğrenciler yayılmıştı. Şehrin elit sayılan kesiminde, bahçeli bir evdi burası. Çok büyük olduğu söylenemezdi, ancak üç kişilik bir aile için yeterince büyüktü. Birisi The Weeknd'in son albümünü açmıştı, bir başkası buna itiraz etmiş, ufak bir tartışma çıkmıştı. Balkonun bahçeye açılan cam kapısı sürekli açılıp kapanıyor, koridordan geçenler bir başkasının omzuna çarpıyor, evin içinde birbirini tanımayan; farklı sınıftan olanlar bile birkaç dakika içinde aynı şakaya gülmeye başlıyordu. Yasemin bütün bunların ortasında, pembe, kısa elbisesiyle dikiliyor ve her şey yolunda mı diye kontrol ediyordu. Bir ara İrem gelip, futbol takımının tamamı gelecek mi diye sormuştu; onun haricinde de pek bir yardımı yoktu kızın. Fatih ve Ali'nin dış kapı yerine balkondan partiye giriş yaptıklarını gördüğünde, eliyle ileriyi işaret ederek öfkeyle bağırdı: "Biriniz daha eve ayakkabıyla girerse sizi gerçekten kovacağım!" "Ayaklarınızı görebilmek için öyle yapıyor." diye seslendi, Hüseyin. ''Fetişi var da.'' ''Iy!" diye, tiksinti dolu bir ses çıkardı kız. ''Kırk beş numara erkek ayağını kim görmek ister be?'' Rasim, Kerem'in yanında koltuğun uç kısmına oturmuş, tartışmayı izliyordu. Siyah gömleğinin kollarını dirseklerine kadar sıvamıştı. Bir elinde bira şişesi, diğerinde telefon vardı. Yasemin'in kendisine üçüncü kez seslenmesini beklemeden başını kaldırdı. "Efendim?" "Sen de bir şey yapsan?" ''Ne yapayım?" Yasemin gözlerini devirirken, tek basamaklı merdivenden inip koltukların olduğu kısma ilerledi. Arkadaki duvarı kaplayan bir kütüphane vardı ve Rasim'i ansiklopedilerin önünde otururken görmek içinde bir şeylerin ısınmasına sebep oluyordu. Elindeki şişeyi aldı, sehpanın üzerine bıraktı ve avuçlarıyla yüzünü iki yandan kavradı. "Seninle niye sevgili olduğumu bazen bilmiyorum." "Yakışıklıyım diye?" Kız eğilerek onu öptü ve bu durum Hüseyin'le Kerem'in başka yöne bakmasını sağladı; İrem'le Ceren'in ise hülyalı sesler çıkarmasını. Rasim de beline doladığı koluyla kızı kendisine yaklaştırarak karşılık verdi. Öpücükleri kısa sürdü; zira Göktuğ'un müzik sesini bile bastıran heyecanlı sesi duyuldu: ''Lan! Cennet mi burası? Kız Yakut, yarış yapalım mı? Hangimiz daha çok içecek?'' Rasim, bilinçsiz bir hareketle Yasemin'i kenara hafifçe çekti ve gelenlere baktı. Melis, turuncu tülden bir elbise giyiyordu ve Göktuğ'un koluna girmişti. Emir yine oradaydı, hep öyleydi zaten. Tek kolu, siyah saçlı kızın omzuna sarılmıştı ve sahibiymişçesine onun içmeyeceğini söylüyordu. Buna nasıl karar verebilirdi ki? Eğer Yakut, bu çocuğun onun adına konuşmasına karşı çıkmıyorsa; sandığından daha büyük bir aptaldı. Rasim, içinde kaynamaya başlayan bir duygu hissetti; ne olduğunu henüz bilmiyordu. "Birazdan benimle dans edeceksin." diyen Yasemin'e çevirdi bakışlarını. Dudaklarında beliren sırıtış eşliğinde başını olumlu anlamda salladı ve kıvrımlı, ince figürüyle dörtlü gruba doğru yürüyüşünü izledi. ''Yüzünde bok yemiş gibi bir ifade var." dedi Hüseyin sakince. "Kokundan dolayı." diye yanıtladı çocuk, kestirip atarcasına. Aslında keyfi yerindeydi. Ev kalabalıktı, müzik iyiydi, Kerem çoktan üç şişe bira daha almaya gitmişti ve Yasemin arada bir yanına gelip onu öpüyordu. Daha ne isteyebilirdi ki? Tüm bunlara rağmen, açık renk bakışları o kızın üzerindeydi. Vücuduna mükemmel biçimde oturan beyaz puantiyeli, siyah bir elbise giyiyordu. Yanakları pembeleşmişti ve Emir'e bakarken başını her kaldırdığında saçları omuzlarının etrafında su misali hareket ediyordu. Çocuk, sıkkın bir nefes alıp verdi. Elleri, onun tenini ararcasına karıncalandı; dün yaşadıkları o tuhaf karşılaşmadan olsa gerekti. Bir an göz göze geldiler ve Yakut, büyük bir gülümsemeyle ona el salladı. Rasim ise elindeki bitmek üzere olan bira şişesini bahane ederek selamına karşılık vermedi. Kız anlam veremiyormuş gibi kaşlarını çattı, yine de gülümsemesinin solmasına izin vermeden Göktuğ'a döndü. Neden böyle yapmıştı? Halbuki onun da el sallaması gerekirdi, belki kalkıp yanlarına gitmesi ve sohbet etmesi. Ancak sanki zihni pusluydu da, orada oturmaktan başka bir şey yapmaya mecali yoktu. Yakut'tan bugüne değin hazzetmemiş, arkadaş ortamında ona dair hoş olmayan birkaç şey söylemişti. Elbette kendi içinde sebepleri vardı; ancak her nasılsa, şu an hiçbirini hatırlayamıyordu. Kerem'in kucağına bıraktığı buz gibi bira sayesinde düşüncelerinden sıyrıldı. Başını sola çevirdiğinde Hüseyin'in yanından kalktığını gördü, bir de Emir'le konuşmaya çalışan İrem'i. Bu kızın davranışlarına hiç anlam veremiyordu; çocuk için kendini böyle düşürmeye değmezdi. Belki fazla içtiğinden, başı dönmeye başlamıştı. Ancak tuhaf biçimde, çevresinde olup bitenlere karşı çok daha algıları açıktı. Mesela karşılarındaki ikili koltuğa üç kişi sığışmaya çalışan Melis, Göktuğ ve Yakut'un farkındaydı. Karnının üzerine yayılan duyguyu tanıdı. Sık sık hissettiği türdendi. Antrenman sırasında Hüseyin'e pas atmasını söylediğinde, veya takımdakiler tam enerjiyle oynamadığında öfkesini yansıtmaktan geri durmazdı. Şimdi niye öfkeliydi peki? ''İyi misin oğlum sen?'' diye sordu Kerem, yüzünde endişeli bir ifadeyle. ''Evet. Niye ki?'' ''Bilmem. Gözlerini dikip baktığın için olabilir.'' ''Kime?'' diye sordu, kaşlarını çatarken. ''Biliyorsun kime.'' Bu kez biçimli dudaklarında imalı bir sırıtmayla başını koltuğun arka kısmına yasladı ve bacaklarını genişçe açarak yayıldı. ''Bakılmak istiyor ki bakıyoruz.'' dedi, biraz yüksekçe. ''Haklısın.'' dedi çocuk, ancak uzatıp da devamını getirmedi. Yakut hakkında kötü bir şey söyleyesi yoktu, zira kendine karşı bir yanlışını görmemişti. Şu anda Rasim'i düzeltmeme sebebi erkeklere özgü bir durumdu: Tepki almamak için onaylama. Yeni nesil bir Türkçe pop çalmaya başladığında, açan kişinin kim olduğunu biliyordu. Birkaç kişi dans etmeye başlamıştı bile, Emir'in gözleri konuştuğu kişiye rağmen hep aynı kızdaydı ve Göktuğ çoktan şarkının sözlerine eşlik etmeye başlamıştı. Yasemin, elinden tutup da kaldırana değin elindeki şişeyi bırakmamıştı. ''Gören de ev sahibisin sanacak.'' dedi, gülümseyerek. ''Çok mu sıkıldın?'' ''Senden asla.'' diye fısıldadı kızın kulağına doğru. Onu koltuklarla balkon kapısının arasında kalan açık ve geniş alana yürütmesine izin verdi. Sonrasında ellerini Yasemin'in kıvrımlı beline sardı ve şarkının ritmine göre sağa sola hareket ettirdi. Aralarındaki yakınlığı kesmeden dudaklarını yanağına bastırdığında, kolları arasındaki bedenin geriye doğru esnemesini sağladı. Sağ eli belinden yukarıya, omzuna, sonrasında bileğine değin sürtünerek çıktı ve parmak uçlarından nazikçe tutarak etrafında döndürdü. Tekrar kendine çektiğinde ise birbirine yaslanan vücutlarını yönlendiren, hala kendisiydi. Parfümünün çiçeksi kokusunu alabiliyordu ve bu gözlerinin kapanmasını sağladı. Ta ki, yumuşak sesi duyana kadar: ''Yukarı çıkalım mı?'' O esnada bakış açısında Göktuğ ve Melis'le etraflarında başka kimse yokmuşçasına dans eden o kız belirdi. Her yerde onu görmekten nefret ediyordu, gerçek anlamda. Üstelik nasıl göründüğünü umursuyor gibi değildi. Şarkının sözlerini yüksek sesle tekrar ederken sanki klip çekimindeydi. Kendisinin ve Yasemin'in hareketleri ne kadar yumuşaksa, onunki tam tersiydi. Eğlendiğini bahçedeki Hüseyin bile görebiliyor olmalıydı. ''Yok,'' dedi bir anda. ''Ayıp olur millete.'' ''Ciddi misin?'' dedi kız hayretle. ''Reddediyorsun yani?'' ''Tüm gece partile dur, kızım biraz daha in de benim hazineyi bul.'' diye, aynı şarkıcının başka bir parçasına eşlik ederek, tekrar etrafında döndürdü; sonra kendisine çevirdi. Dudakları birbirini bulmadan önce Rasim ona eğilmişti. Sebebi cevap vermek istemeyişiydi. Zira ne diyeceğini de bilmiyordu. Zihnimde başka birinin varlığıyla seninle birlikte olamam mı? ''Of,'' dedi bir anda, irileşmiş irislerle. ''Çok içtim. Acil işemem lazım.'' Kollarındaki bedenin sıcaklığını terk edip, itirazlarına rağmen kalabalığın arasından ilerledi ve ahşap merdivenleri buldu. Başı hala dönüyordu; kanında gezinen alkolün bu tuhaf hissine alışıyor sayılırdı. Tırabzanlardan destek alarak yukarıya çıktı, birkaç kişiye omuz atması gerekmişti; fakat önemseyemedi. Bu eve daha önce bir kere gelmişti, bu sebepten banyonun yerini biliyordu. İkinci kat karanlıktı ve eğer Yasemin'i tanıyorsa, burada bulunan tüm kapıların kilitlenmişti; zira kız, kimsenin etrafı kirletmesini istemiyordu. Koridorun sonundaki kapıya ilerlediğinde, bir anda panik vücudunun özellikle alt bölümünü esir aldı. Eğer daha hızlı olmazsa, pantolonunu kirli sepetine atmak zorunda kalacaktı. Klozetin kapağını aceleci hareketlerle yukarı kaldırdığında, sendelediğinden ötürü dirseği hemen sağındaki duşakabinin, şeffaf kapısına çarparak kırılacakmış gibi bir ses çıkardı. Boğazının derinliklerinden inlemeyi andıran bir rahatlama nidası kaçtığı sırada, kafası da geriye doğru düştü. Kemer takmıyor oluşunun avantajı büyüktü; tek yapması gereken fermuarını indirmek olmuştu. Adem elması art arda iki defa yutkunduğundan önce yukarıya, sonra aşağıya hareket etti. Orada yalnız olduğuna emindi, zira arkasından merdiven çıkan kimse yoktu. Fakat hafif birkaç adım sesi duyduğunda, sakin bakışlarla başını sola doğru yatırdı ki, gelen kişiyi görebilsin. Yakut, kızarmış yanakları, dağılmış ruju ve en az kendisininki kadar baygın gözlerle led ışıklı aynanın önünde; kare şeklindeki lavabonun kenarına tutunmuştu. Çocuğun hemen solunda, onu tamamen görebilecek bir pozisyonda, hafifçe öne doğru eğilmişti. Sanki beyaz mermerden destek almasa, olduğu yere çökecekti. Tırnaklarındaki beyaz ojelerin bazı kısımları yer yer soyulmuştu. İkisi de bulundukları durumun aksine tepkisizdi. Aralarındaki tuhaf sessizliğin arasında duyulan tek şey, henüz işini bitirmemesine rağmen çektiği sifon sesi oldu. ''Rasim,'' dedi, kız fısıltı halinde. ''Sanırım kusacağım.''
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD