Üç

1393 Words
''İşiyorum farkındaysan.'' dedi, çenesiyle önünü işaret ederken. Yakut'un kısılmış, yeşil gözleri önce çocuğun ifadesiz suratını inceledi; sonra sırayla adem elmasının hareketini, ilk iki düğmesi açılmış siyah gömleğinin üzerinde duruşunu ve en son, seyrine tamamen açılmış kasık bölgesini. İkisi de sanki birbirlerini böyle görmeye aşinaymış gibi ne utandılar, ne de herhangi bir tepki verdiler. ''Ee?'' diye sordu, yutkunmadan önce. Midesindekilerin boğazına değin çıktığını hissettiğinden olsa gerek, panik sebebiyle gözleri dolmuştu. Yine de konuşmaya devam etti: ''Ne yapabilirim? Tutayım mı?'' ''Ancak rüyanda.'' dedi Rasim, imalı bir sırıtmayla. ''Sıranı bekle. Önce ben geldim.'' Kız, umutsuzca dizlerinin üzerine çöktü ve hala lavabonun kenarına tutunuyorken gözlerini kapattı. Sık sık yutkunuyor ve birazdan kusacağını biliyor olmanın o depresif hissi yüzünden alt dudağını ısırıyordu. Göktuğ, İrem ve Hüseyin'in hazırladığı kokteylden kesin içmesi gerektiğini söylemişti ve şimdi bu haldeydi. Zaten en son sabah kahvaltı yapmıştı, üstüne açken üç bira ve turşu suyu ve votkayla hazırlanmış kokteylden iki bardak içmesi; midesinin kaldırabileceğinden fazlaydı. Keşke Emir'i dinleseydim, diye geçirdi içinden; zira alkolle arasının iyi olmadığını en iyi o biliyordu. Rasim, sol tarafında yere oturmuş olan kızın ufalmış bedenine baktı. Kalbinin hızlanma sebebi neydi? Ergenlik hormonlarıydı, orası kesin. Yabancı bir evin banyosunda, yalnızca ikisi oradayken, yarı çıplak oluşuna hiçbir tepki vermeyen; üstüne bir de ironik bir yorum yapan Yakut'a karşı hissetmemesi gereken bir şeydi. Hatta yaşadıklarını arkadaşlarına anlatmalı ve dalgasını geçmeliydi. Belki kendinden birkaç yorum daha eklerdi. ''Dayanamayacağım, çekil.'' dedi kız, fısıltı şeklinde. Beyaz mermere tutunmayı bırakıp, dizleri üzerinde klozete ilerledi ve duyanların midesini alt üst edecek bir sesle öğürdü. Rasim, refleksle geri çekildi; ancak tiksindiği için değil. Önce sağ eliyle pantolonunu yukarıya çekti ki kasık bölgesini kapatabilsin. Sonra, kendisinden beklenmeyen biçimde eğildi ve diğer eliyle uzun, uçları ıslanmış siyah saçları avcu içinde topladı. Başını yukarıya kaldırarak sabır diler biçimde bir nefes vermişti. Halbuki buradan siktir olup gitmesi gerekirdi. Kapının aralanma sesini duyduğunda ise zihninden binlerce olasılık geçti. Gelen Yasemin ise, bu durumu ona açıklayabilirdi; fakat başka biriyse onların ağzını kapatamazdı. Hemen kıza yetiştirirlerdi ve soyunma odasında takımdakilerin dilinden günlerce, hatta haftalarca kurtulamazdı. ''Kapat lan kapıyı.'' diye öfkeyle seslendi Fatih'e. Futbol takımından, kaleci olandı. Yetenekli ve dersleri iyi olmasına karşın tam bir pislikti ve nedense, kendi hakkında yapılacak yorumlardan çok, Yakut'a edilecek laflar içinde bir şeylerin sıkışmasına sebep oldu. Zira biliyordu ki, Fatih gördüğü şeyi yanlış anlatırdı ve her durumda iftiradan sıyrılabilen sadece kendisi olurdu. ''Tamam, işinizi bitirin siz.'' dedi çocuk, hafif bir sırıtışla; sonra ise kapıyı ardından kapattı. ''Of Yakut,'' dedi çocuk, bıkkınca. Fakat devamını getiremedi, zira kız bir kolunu yukarıya uzatıp sifonu çektiğinde; zaten yüzünde utanmış ve mahcup bir ifade vardı. Rasim, siyah tutamları sonunda bıraktı ve çıplak omuzlarına dökülmelerine izin verdi. ''Kusmaktan nefret ediyorum.'' dedi, burnunu çekmeden önce. Elinin tersiyle ağzını sildiğinde, gözyaşları, kızarmış yanaklarında ince izler bıraktı. ''Ve özür dilerim. Sürekli rahatsız ediyorum seni.'' Rasim, sonunda iç çamaşırını ve pantolonunun fermuarını yukarı çektiğinde, Yakut'un ne denli dağılmış olduğunu fark etti. Sadece şu anki durumla ilgili değildi sanki; başka bir şeyler vardı. Şu an ağlamasının tek sebebi bu olamazdı. ''Kalk hadi,'' dedi çocuk, geçiştirir gibi. ''Yüzünü yıka.'' Yakut başını olumlu anlamda sallayıp da avuçlarını kalkabilmek için yere bastırdığı sıra, kapı tıklanmadan açıldı. Beyaz tişörtüne içki dökülmüş olduğundan bir kısmı sararmış olan Emir, önce kısaca ne olduğunu çözmek ister gibi ikisine de baktı. Rasim, ayakta dikiliyordu; yüzünde her zamankinden farksız bir ifade vardı: Sıkılmış, ilgisiz. Yakut ise pek iyi sayılmazdı. Çok içtiğinden olduğunu biliyordu Emir, zaten ona dair çoğu şeyi bilirdi. Ortada yanlış anlayacak bir durum da yoktu; söylenenin aksine. İki adımda kalkmaya uğraşan kıza yaklaştı ve kollarından kavrayarak yardımcı oldu. Rasim'e bakışında öfkeli bir şeyler olduğu kesindi; fakat çocuk umursamadı. Yalnızca ellerini ön ceplerine sıkıştırdı ve ikisini yalnız bırakarak banyodan çıktı. ''Ne oldu? İyi misin?'' diye sordu, çeşmeyi açtığında. Sağa çevirerek ayarı soğuğa getirdi; hava sıcaktı, bir de ayılması gerekiyordu. ''Eh işte.'' dedi Yakut, ufak bir gülümsemeyle; onu endişelendirmeyi istemedi. ''Fatih bir şeyler söyledi ama...'' dediğinde, kız başını olumsuz anlamda salladı. Dışarından nasıl göründüklerini bilmiyordu; tek bildiği Rasim'in ona yardım ettiğiydi. ''Kötü bir şey yapmadı.'' dedi, güven verircesine. Bu sırada Emir, yüzünü daha rahat yıkayabilsin diye lavaboya doğru eğildi. Saçlarının uçları, yukarıya toplanmasına rağmen kirlenmişti ve iğrenç koktuğunu hissediyordu. ''Yemin ederim.'' diye devam etti, tekrar nefes alabildiğinde. ''Onunla konuşma.'' dedi sakince. Başka birinin havlusuyla Yakut'un yüzünü silmek istemediğinden, tişörtünün ucunu kaldırarak yeni belirginleşmiş karın kaslarının görünmesini sağladı. Alnından başlayarak yanaklarını ve dudak üstünü kuruladığında; bu kez de akmış olan makyajı sebebiyle kıyafeti lekelendi. ''Kıskançlık gibi düşünme bak. Az da olsa tanıyorum. Hüseyin gibi değil o.'' Kız, başını olumlu anlamda sallasa da, söylediklerini dinlemeyeceğinin farkındaydı. Rasim'le aynı ortamda olmak veya iletişime geçmek ona iyi veya kötü, hiçbir şey hissettirmiyordu. Evet, yakışıklıydı ve birçok kızın hakkında konuştuğu biriydi, ancak Yakut hayatının herhangi bir döneminde insanları dış görünüşüne göre bir statüye koymamıştı ki. ''Gidelim mi ya?'' diye sordu, Emir'in koluna girerken. ''Pizza falan yiyelim. Çok açım.'' ****** ''E doğrusunu anlat o zaman? Ne yapıyordunuz?'' Parti bitmişti. Saat gece bire yaklaşıyordu; Yasemin'in evinde yalnızca Kerem, Hüseyin ve İrem kalmıştı. Bu tartışmaya şahit olan tek kişi Hüseyin'di, zira diğerleri yukarıdaki odalardan birinde uyuyakalmıştı muhtemelen. Ortalık hala dağınık olmasına rağmen, en azından boş şişeler kasaların içine yerleştirilmiş ve atıştırmalık paketleri çöp poşetlerine doldurulmuştu. ''Ben işiyordum.'' dedi, suç kabul etmez biçimde omzunu silkerken. ''Onun da midesi bulanmış. Ben de saçını tuttum, ne var bunda?'' ''Yalan söyleme ya! Emir'le Fatih konuşurken duydum. Dedi ki, fermuarın açıkmış. Yakut da-'' ''O sapığın dediğine mi inanıyorsun, bana mı?'' diye, bu kez öfkeyle sorduğunda, ayağa dikilmek zorunda kaldı. Şimdilik yalnızca birkaç kişi biliyordu, fakat bu dedikodunun yayılacağı belliydi; zira, Yasemin sır tutabilen biri değildi. İrem'e mutlaka anlatırdı ve Emir sebebiyle Yakut'a kurulmuş olan kız da tüm okula yayardı. Rasim, kendisi için korkmuyordu; hem de hiç. Onu etkilemezdi. Ama Yakut, gerçekten hiçbir şey yapmamasına rağmen herkesin hedefi haline gelirdi. Sonrasında, düşündüğü şeye hayret etti. Zaten kıza senelerdir aynı muameleyi yapmıyor muydu? ''Bilmiyorum.'' dedi Yasemin, pes etmişçesine. Omuzları düşmüştü ve yüzünde hüzünlü bir ifade vardı. Kahkülleri birkaç saat öncesinin aksine dağılmıştı ve kahverengi saçlarını da dağınık bir topuz halinde toplamıştı. ''Eğer yukarı çıkalım dediğimde beni reddetme sebebin oysa,'' ''Saçmalama. Sen varken başkasına bakar mıyım?'' dedi, ona yaklaşırken. Hüseyin, tartışmanın ortasında, üçlü koltuğa oturmuş; göğsüne yastıklardan birini bastırmıştı. Sanki ebeveynleri kavga ediyordu da, travmasını yaşayan oydu. ''Bakmaz mısın? Bilmiyorum. Birbirimizi o kadar tanımıyoruz ki.'' ''Tanımadığın biriyle niye çıkıyorsun o zaman?'' diye, dişlerinin arasından sordu Rasim. ''Yasemin, yorma beni. Gereksiz kıskançlık yapıyorsun. İnsanlık yaptık yardım ettik ya! Neyi büyüttün bu kadar?'' ''Fatih öyle anlatmadı!'' ''Yeter be. Fatih, Fatih. Bana ne o piçin ne anlattığından? Git kafanda kur şimdi sabaha kadar; acaba ne yapıyorduk?'' Rasim koltuğun kol kısmına koyduğu telefonunu alırken, Hüseyin de ayağa kalktı. Çocuğun yüzünde, Yasemin'i öylece bırakıyor oluşunun mahcubiyeti vardı. İkisi birlikte kapıya yöneldiğinde kız arkalarından seslendi: ''Ayrılıyor musun benden?'' ''Bilmem.'' dedi, kapıyı açtığında. ''Henüz karar vermedim.'' Dışarı çıktığında yaz havası yüzünü okşadı. Gece boyunca yağan hafif yağmur, bahçedeki taşları ıslatmıştı, şimdi ise nemliydi. Hüseyin ayakkabılarını giyerken Rasim telefonun ekranını açtı. Birkaç mesaj bildirimi vardı. Fatih'ten gelen mide bulandırıcı stickerlera görüldü attıktan sonra, Hüseyin'in kolunu dirseğiyle dürtmesi yüzünden ona döndü. ''Ne oldu?'' diye sordu arkadaşı, yargılamayan bir ifadeyle. ''Valla ne anlattıysam o oldu. Sakso falan çekmedi.'' ''İnsanlar öyle anlatacak ama.'' ''Anlatsınlar. Çok da sikimde.'' ''Yakut için de aynı şeyi söyleyebilir misin?'' Rasim bakışlarını yola çevirdi ve herhangi bir cevap vermedi. Hüseyin ise yüzünde alışılmadık bir ciddiyetle devam etti. ''Herkesin diline düşerse ne yapacaksın?'' ''Ne yapmamı istiyorsun?'' ''Doğruyu söyleyebilirsin.'' Rasim bu kez bağırarak cevapladı: ''Lan söyledim ya! Duyan da iftira atıyorum sanacak.'' ''Yasemin'e açıklama yapmakla, insanlara laf anlatmak bir mi amına koyayım? Yasemin her şekilde affeder seni. Faturası Yakut'a kesilir.'' ''Ya bi' siktir git. Vicdanım mısın sen benim?'' Hüseyin bu kez gülmedi. Her durumda eğlenecek bir şey bulurdu normalde, ancak bu tarz şeylerle dalga geçmezdi. Üç ablayla büyümüştü, belki bu sebepten çevresindeki yarım akıllı ergenlerden çok daha bilinçliydi. ''Ciddiyim. Fatih orospu evladının teki. Bir şey uydurursa herkes inanır. Sonra da kız tepki alır. Sen de öyle durup hiçbir şey yapmazsın.'' ''Çok konuşuyorsun.'' ''Sen de hep kendini düşünüyorsun.'' ''Gelme lan peşimden.'' ''Aynı sitedeyiz. Geri zekalı.'' Rasim istemsizce gülümsedi; fakat birkaç saniye içinde kayboldu. Zihnin meşgul eden görüntü, Yakut'un yüzüydü. Neden ağladığını merak ediyordu, sonra ise kendisini ilgilendirmediğine dair telkin veriyordu. Özür dilerim. Sürekli rahatsız ediyorum seni. Rasim kaşlarını çattığında, dudaklarından istemsizce bir küfür kaçtı. Kendisini ne rahatsız etmişti, ne de bir şey yapmıştı. Öyleyse özür dilemesinin sebebi başka bir şey olmalıydı. Bir an çıldıracak gibi hissetti. Her hareketinin altında bu kadar anlam aramasının bir manası yoktu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD