Selamlar🦭
İyi okumalar 👉🏻❤️👈🏻
.......
Bazı insanlar sadece yaşamaz... Onlar, sessizce var olurlar. Yok olana dek kimse fark etmez.
Yağmur, geceleri uyumadan önce nefesini saymayı öğrenmişti.
Bir, iki, üç, dört...Tavan arasındaki çıtırtılar bitene kadar değil, içindeki fısıltılar susana kadar devam ederdi bu sayı oyununa.
Yetimhanede buna "sessizlik oyunu" derlerdi.Ama aslında hayatta kalma oyunuydu.
Henüz on yaşındayken bir gece, beton zeminde sırtüstü yatarken anlamıştı:
Sessiz kalırsan, seni fark etmezler.
Ve fark edilmemek, bazen hayatta kalmanın tek yoludur.
Bir çocuğun en çok korkması gereken şeyin karanlık olduğunu sanırsınız.
Ama Yağmur'un en büyük korkusu ayak sesleriydi.Ağır, sürünen ve geceyi bölen o ayak sesleri.
Bir kere duydu mu, gözlerini kapar, nefesini tutar, vücudunu kıpırdatmazdı.
Çünkü kimse, ölüyü rahatsız etmek istemezdi.
Yağmur, çoğu gece "ölü" gibi davranarak hayatta kaldı.
Ve bu sessizlik, yıllar sonra bile onun tenine işledi.Şimdi akademideki gülüşlerin arasında bile kaybolmayı başarmasının sebebi oydu.Çünkü sessizliği çok erken öğrenmişti.Ve kimse sessiz olanı dinlemezdi.
Kalabalık, her zamanki gibi gürültülüydü. Emek yiyenler de vardı yemeyenler de, gülüp sohbet ederinden tut ödevini yetiştirmeye çalışanda vardı ama genel olarak hepsi emeklerini ayrı masalarda arkadaşlarıyla beraber yiyordu
Herkes bir aradaydı...
Yağmur ise ,elinde tepsisiyle içeri girdiğinde-pilavmı köfte ve yanınd içecek limonata ama lüks tarzda özel şefler tarafından yapılmış bir emek vardı -, kimse başını bile kaldırmadı - en azından onu görmek istemeyenler bakmamıştı -Ama tam da o an, bir grup öğrenci sessizce göz göze geldi. Sanki onunla değil, onun varlığıyla dalga geçmek için hazırlık yapıyorlardı.
Çok değil ilk beş-altı adımında ,ki boş yer bulma umuduyla etrafa boş gözleri ile bakınırken tepsisine limonata döküldü. Bazıları güldü,bazıları umursamadı bile, Yağmuru her zaman ki gibi ilk önce duraksamış ve yeniden yürümeye devam etmişti .
Devam etmişti çünkü bunun olacağını biliyordu ,sadece bir anlık yemeğin bir kısmını ayırdı yere bakmış sonra hemen geri çekmiş ardından boş yer arayışına koyulmuştu.
Bunu yapanlar ise sanki az önce bir insanın emeğine limonata dökmemiş gibi yanındaki arkadaş gurubuna anlattığı-komik olduğunu zannettigi -olayı anlatıyordu
Yağmur artık alışmışti, günlük rutin gibiyi onlar için ya yarım bıraktıkları içecekleri yemegine döker yadan yemeklerini Yagmurun daha dokunulmamış yemeği ile karıştırır ardından...
"Bunlar bizden..."
"Yetimhanede böylesi yoktur değil mi?.."
"Al kardeşlerin açtır şimdi..." gibi dalga geçer ardından cekip giderlerdi.
Ve çok geçmeden biri bilerek omzuna çarptı, bu sayede kendine ayrì yemek için ayırdığı ekmek yere düştü ve çarpan çocuk "pardon" bile demeden geçti.
Şimdi gözler Yağmur'un üzerindeydi..
Herkes susmuş derin bir sesizlik olmuştu ama herkesin aklında bir soru yankılanıyordu
Eğer o ekmeği yerden alırsa...
Yağmur bunun farkındaydı ama... yıllardır duymadığı annesin sesi bugün sanki o anda yankılanır gibi oldu kulaklarında yada belki bir anı da olabilirdi...
"Ekmek hak edilmeli,saygı gösterilmesi degilmi ?sakın onun gibi olma bebeğim"
Bu sözler belki burnunun acıyla yanmasına, boğazının dugumlenmesine sebeb olabilirdi olduda, ama ilk önce eğilip ekmeği yerden aldı,ekmeye bakmadan tepsisine koyup hızla yürümeye başlamıştı ama daha bir kaş saniye olmadan. Yankılanan sesler Yağmur'un titrek bir nefes almasına sebep oldu
"YUHHH ebesinin amı amına koyayım",
"Aldı salak","Yazık amına koyayım"," Bu akademiye böylesi.... köret beni Ismayilll"
Erkeklerin çoğusu arkadaşlarını dürterim bağırıyor gülüyor küfürler emekhanede yankılanıyordu...
Kızlar ise gözler ve hafif kıvrılan dudak çizgileri ile aşağılıyor onu...
çok kötü bir his
Yağmur artık bir yere oturup yüzünü kapatıp, yemeğine limonata dökulmemeiş yemekleri ayıklayarak yemek istiyordu çünkü karnı açtı yetimhanede hafta içi kahvaltı yasaklanmıştı ona - çünkü bursu o kazanmıştı- bir yer gorduve yavaşça oraya doğru ilerledi ama hemen cevap geldi "bizim masada sana yer yok" diyerek onun oturabileceği tek sandalyeyi kapattı.
Ben ne yaptım sana?
Yağmur'un elleri titredi burnu yandı.Ama alışkındı.Bunun adı "zorbalık" değildi onlara göre.Bu sadece eğlenceydi.
Yağmur dakikalar sonra koytu köşeden boş yer bulduğundı oturdu.Sırtını duvara yasladı. Ve tepsisinde ardından tabağında gezdirdi gözlerini neredeyse her şey limonataydı .Ama bu sefer sanki kaderin bir oyunu gibi ayırdığı kısım ıslanmamıştı. Yagmur buna sevinmelimiydi yaksa üzülmelimi? Ne fark eder. Bugün hiçbir şey yemedi ki. Önüne köyulanı emek zorundaydı...degil mi?
Ki kaşığını pilava ilk sapladıgında yüz ifadesi hiçmir sey şyansıtmıyor sanki az önce hiç birşey yokmuş normal yemek yiyen birisi gibi görünüyordu
Ama içindeki yangın her saniye körukleniyor ağlamak çığlık çığlığa bu rayı zengin cocuklarının başlarına yıkmak için kalbi segiriyor, acıyor kasılıyordu ama bunu hiçkimse dışarıdan anlayamazdı
Ki bu yüzden her lokmada içini susturmaya çalıştı,ilk kaşık....iki kaşık....her kaşıkta derin nefes alıyor limonata ekşi limonata tadını bastırmak için kirpikleri titreyene kadar sımsıkı yiyordu emeklerini elleri titriyordu
Ama yemek, boğazına takıldı. Zaten ne kadar dayana bilirdiki?
Çünkü utanç, açlıktan daha ağırdı.
Bir anda yan masadan gelen bir kahkaha...
"Yetimhane artığı burada da mı yemek yiyor ya?"
O cümle uğultunun ,seslerin ve az önceden kalma fısırlıların içinde boğulmadı.
Netti.
Yeterince hemde
Ve ardından kahkahalar işlerinde çalınan zil sesi buna eşlik etti..
zill bile tepki göstermişti .... gülmüştu
Yağmur'un gözleri masaya indi ve yemeginde dolaştı bir müddet, ardından pilavla dolu kaşığına baktı ve o an fark etti ki ellerini sıkıyordu öyle ki boğumların beyazlamış
Bedeni dayanamıyordu
Derin bir nefes ile ellerini gevşetti.
Bir şey söylemedi.
Çünkü savunmak, varlığını kabullenmektir.
Ve o, hâlâ görünmez kalmak istiyordu.
--
Yağmur'un ayakları onu bilinçsizce kütüphaneye taşıdı.Zaten her zaman böyle oluyordu.Kalabalık canını acıttığında, kitapların suskunluğu onu iyileştiriyordu.
Rafların arasında yürürken, gözleri hiçbir şey görmüyordu boş gözler bos adımlar ama ellerindeki titreme hâlâ geçmemişti.
Arka tarafa, en dipteki masaya geçti. Defterini kitabını çıkarıp özenle dizdi masaya teker teker sonra kalem aldı eline. Bir kaç dakika iç savaş verdi
Neden?,niye?çokmu eğlenceliydi benim çöküşüm? Çokmu iğrenç yere düşen ekmeği almam
O bunları düşünürken pencereden yansıyan soluk gün ışığı, defterine düştü.
Ama o, yazmadı.
Çenesini sıktı başını göğe kaldırıp boğazında düğümlenen yumruyu gidermek için yutkundu ve derin nefes alıp gözlerini kapattı.cok geçmeden başını kollarının arasına gömdü.
Ve ağladı.
Sessizce.
Kimse duymasın diye nefesini tutarak.
İçinden bir şeyler kırıldı o an.
Kalbinde incecik çatlaklar oluştu.
Sadece kendisinin duyabildiği bir çatırtı...
Sanki ruhu, yavaşça dağılıyordu.
Dakikalar geçti.
Saat ilerledi.
Kütüphane sessizliğe büründü.
Ve Yağmur, gözyaşları içinde uyuya kaldı.
---
Meriç, her zaman yaptığı gibi geç saatte kütüphaneye uğradı.
Yalnız olmayı seviyordu.
Sayfalardaki kokulara karışan sessizlik, onu rahatlatıyordu.
Ama o gece bir şey farklıydı.
Ayakkabısının altı, bir sayfaya bastı.
Eğilip baktı:
Küçük bir şiir defteri.
Ve sonra onu gördü.
Rafların arasında, kıvrılmış bir çocuk gibi yatan Yağmur'u. Yanına ilerledi usulca Başını kollarının arasına gömdü sadece yüzünün bir kısmı gözüküyordu
Göz altlarında kurumuş tuz izleri uzun kirpiklerini ıslanmıştı.Üzerine eğildiğinde burnuna hafif bir ıslaklık kokusu geldi; gözyaşıyla ıslanmış tenin o garip, tanıdık kokusu.
Bir an kıpırdamadı.
Kalbinin bir köşesi sızladı.
Ve fark etti...
Yağmur'u hep uzaktan izlemişti ama ilk defa bu kadar yakınındaydı.
İlk defa bu kadar... kırık görünüyordu.
Ceketini çıkarıp yavaşça üzerine örttü.
Bir çocuğu örtmek gibi.Kırılmasın diye, incinmesin diye.
Ama çoktan kırık bir kalbe sahipti
Yavaşça karşısına oturdu etrafına bakındı neredeyse çıkış saati oldugu için çogu öğrenci gitmişti ,bu sebeb ile Meriç rahatlamış ardında Yağmur doğru bakmıştı
İlk defterleri sonrada yüzünü süzdü yumuşak bakışları ile ,sonra parmaklarını uzatıp saçına dokundu.
Yavaşça.
Bir tüy gibi.
Uyandırmadan.
Sadece... orada olduğunu hissettirmek ister gibi.
İlk defa birini izlerken değil, birine yaklaşırken kalbi böyle attı.
Ve o gece, iki yalnız ruh birbirine hiç söylemeden yaklaşmış oldu.
Biri farkında olmadan korundu.
Diğeri farkında olmadan bağlandı.
Ve hayat, tam da bu sessiz anlarda karar değiştirirdi.
---
Ne hissediyorsun 👉🏻👈🏻?
Yorumlarınızı bekliyorum 🦭🦭