Gizem hayatının en önemli gecesinin, aynı zamanda en acımasız gecesinin sabahına vücudundaki her zerrede sızıyla uyandı. Ancak yüzünde bilinçsizce oluşmuş kocaman bir gülümseme vardı. Bedeni ise bir savaş meydanı gibi harap olmuştu.
İlk içgüdüsü yatağın diğer tarafına bakmak oldu. O boş, soğuk, ıssız tarafa dokundu. Andaç yoktu. Bu sessiz terk ediş, gece boyunca çektiği tüm acıların üzerine tuz basmıştı. Onun varlığı, çektiği ıstırabın bir anlamı olabilirdi; yokluğu ise sadece kullanılmışlık hissi bırakıyordu ardında.
Vücudundaki ağrılar Andaç'ın kontrolsüz arzularının kanıtlarıydı. Parmak uçlarına kadar her yeri ağrıyordu. Ancak Gizem'in kalbi bu eziyetin izlerini bile bir aşk nişanesi olarak görüyordu.
Kapının sert ve ısrarlı vuruşları onu yatakta doğrulmaya zorladı. İnci Hanım, Gizem'e artık kalkmasını söyledikten sonra Gizem "Uyandım İnci anne," diye karşılık verdi.
İnci Hanım "Kendini hemen toparla kızım
Kahvaltı da seni bekliyorum" diyerek uzaklaştı.
Çarşafı üzerinden çekip bedenine baktığı an nefesi kesildi. Çıplaklık, teninin doğal rengi değildi artık. Bedeni Andaç'ın saplantılı ve cezalandırıcı sahiplenişinin mürekkeple yazılmış bir haritası gibiydi. Göğüslerindeki morluklar, bacaklarındaki parmak izleri, saç diplerindeki sızı... En utandığı, en mahrem yeri ise adeta bir savaştan çıkmış gibi kabarmış, tahriş olmuştu.
Yatak çarşafındaki lekeleri görünce yüreği ağzına geldi. Bekaretinin masum kanı Andaç'ın vahşeti sonucu olan diğer izlerle karışmış, bir bütün haline gelmişti. Hızla banyoya girdi. Banyoda soğuk su kadınlığına değdiği an hissettiği yanma çok şiddetli olsa da soğuk iyi gelmişti. Aynayı eline alıp kalınlığına göz attığında ise nefesi kesildi. Deliği mosmordu. Kadınlık dudakları da aynı şekildeydi. Ayrıca çok şiş duruyordu.
Banyoda yaralarını temizleyip giyindi ve alt kata indi. Amacı bu yeni hayata adapte olmaktı. Acaba kahvaltıyı o mu hazırlayacaktı? Ama Andaç yalnızca benim odamdan ve yemeğimden sorumlusun demişti. Önceden de öyle olsa da sofra kurmaya yardım ederdi. Şimdi ne yapacağını bilemiyordu. Ayrıca şalı olmadığı için boynundaki morlukları kapatamadan aşağıya inmek zorunda kalmıştı.
Yemek masasında yalnız oturan kayınvalidesi İnci Hanım ile karşılaştı. İnci Hanım, Gizem'in boynundaki morlukları hemen fark etti ancak tek kelime etmedi. "Gel kızım sofraya otur" diyerek ayakta dikilen Gizem'i çağırdığı an kendisi ayağa kalktı. "Otur geliyorum" diyerek gözden kayboldu. Gizem çekinerek sofraya otururken mutfaktan daha önce birlikte çalıştığı ama hiç anlaşamadığı kızlar çıktı. Kızlar sofrada Gizem'in tek başına oturduğunu görünce ellerindeki tabakları masaya dizerek kendi aralarında kıkırdadılar. Bunu da Gizem'e bakarak, ona rahatsızlık vererek yapmışlardı.
Birkaç dakika sonra İnci hanım elinde bir şalla masaya döndü. Kızların dalga geçercesine kıkırdadılarını ve birbirlerine Gizem'i gösterdiklerini görünce sesini yükseltti.
"Bana bakın, Gizem hanımınızın yanında bir daha böyle saygısızlık yaptığınızı görmeyeceğim anladınız mı?" Kızlar gelen uyarıyla irkilip kafalarını önlerine eğdiler. Gizem ise İnci annenin kendisini böyle savunması ile kalbi yeniden minnetle doldu. Çok seviyordu İnci annesini.
"Özür dileyin hemen hanımınızdan. Bir daha görürsem kendinizi kapı dışarda bulursunuz?"
Kızlar sinirden kudursa da boyunları eğik bir şekilde "özür dileriz Gizem hanımım" dediler. Bu kız onlarla aynı statüdeyken Andaç ağanın karısı olmuştu. İlk duyduklarında şoka uğramışlardı. Sürtük ne yaptı etti tavladı ağayı diye dedikodu yapmışlardı. Hatta hamile kaldığına ve Andaç ağanın evlenmek zorunda kaldığına emindiler.
Kızlar çekilince İnci hanım "bakma sen onlara" dedi. "Andaç bir saat önce işe gitti. Sana çok bağırdı duydum kızım gece. Merak etme zamanla sen de alışırsın" diyerek konuyu değiştirdiğinde Gizem'e bir anne şefkatiyle kahvaltı etmesini ekledi. Gizem, İnci hanımın verdiği şalı boynuna dolayıp teşekkür ettikten sonra yemeğine başladı. Bu zorlu evde tek sığınağı İnci hanımdı.
Tam o sırada yemek odasının kapısı itilerek açıldı ve odaya giren genç, sinsi bir enerji yaydı. Andaç'ın aksine daha çelimsiz ancak gözlerinde tehlikeli bir küstahlık taşıyan bu kişi, İnci Hanım’ın oğlu Yusuf'tu.
"Günaydın Mirzaoğlu'lar" diyerek gevşek gülümsemeyle Gizem'i süzdü. Yusuf'un en baştan beri Gizem'de gözü vardı. Naz yapıyordu ona göre ama yakında o bazı yumuşatacağını düşünürken Gizem Andaç'un karısı olmuştu annesinin planıyla. Sırf olan yüzünden ses çıkarmıyordu. Yakında Gizem'i de elde edecekti tıpkı Andaç'ın her şeyinin aslında Yusuf'a ait olması gibi.
Yusuf'un bakışları anında Gizem'in yüzüne ve boynundaki emanet şala kaydı. Yüzünde gizleyemediği iğrenç bir alay belirdi. Masadaki boş bir sandalyeye oturmak yerine, doğrudan Gizem'in yanına dibine kadar sokuldu. Eğilip masanın üzerinde duran Gizem’in eline uzandı.
"Oo, Ağabeyimin yorucu bir geceden sonra hayatta kalmayı başaran karısı" dedi Yusuf sesindeki açık imayla. Gizem elini hızla çekmeye çalıştı ama Yusuf'un parmakları onun elini bir an için yakalayıp okşarcasına sıktı.
Gizem’in yüzü bembeyaz olmuştu. Bunadam ona daha önce de yaklaşmıştı ama şimdi bunu İnci annenin yanında açık açık yapıyordu. Korku dolu bakışlarını İnci anneye çevşrdi. Andaç'ın vahşiliğini bile kabullenmişti ama bu yabancıdan gelen dokunuş ona iğrenç geliyordu.
"Ne o yenge? Biraz hırpalanmışsın. Merak etme, Mirzaoğlu'larda bu adettir" diye devam etti Yusuf, sesi hâlâ alaycıydı "Ağabeyimin bıraktığı yaraları sarmayı iyi biliriz. Ne de olsa hepimiz bu evin..."
Sözü masanın diğer ucundan gelen çelikten daha sert bir sesle kesildi.
"Yusuf!" İnci Hanım'ın sesi odadaki tüm havayı dondurdu. "Dön önüne. Kahvaltını yap. Saygısızca laflar etmeye cüret etme yengene."
"Takılıyorum anne abartma" dedi Yusuf göz devirerek. Ardından Gizem'e kaydı bakışları. "Hem biz yengemle anlaşıyoruz değil mi yengecim?"
Gizem bu kelimeden nefret ederken cevap vermeden ağzına bir parça zeytin attı.
Kahvaltıyı hızlı bir şekilde yapan Gizem izin isteyerek odasına çekildiğinde İnci Hanım Yusuf'u sessizce kütüphaneye çekti. Kapıyı kapattığı an yüzündeki şefkatli maske düşmüş, yerini buz gibi bir öfkeye bırakmıştı.
"Seni ahmak çocuk!" diye hışımla titreyen bir sesle çıkıştı oğluna. "O kafandaki şehveti bir an olsun kontrol edemeyecek misin? O kız bizim tek şansımız! Anlamıyor musun?"
Yusuf sırıtarak omuz silkti. "İki eğleniyordum anne ne var bunda? Andaç onu zaten önemsemiyor ki."
İnci Hanım oğlunun koluna sertçe vurdu. "Kapa çeneni! Eğlence falan yok! O kız mirası almak için tek şansımız. Andaç'ın bu ay doğum günü var. 26 yaşına girecek. Yani önümüzdeki bir yıl içinde meşru bir varis dünyaya getiremezse Mirzaoğlu mirası ve ağalık sana geçecek."
Yusuf'un gözleri parladı ancak İnci Hanım bir uyarı parmağını kaldırarak sözünü kesti.
"Bu kızın çocuk doğuramadığını söylemiştim sana. Sık dişini, sabret, rolünü oyna. Miras bizim olduktan, ağalık senin olduktan sonra..." İnci Hanım'ın dudaklarında zalimce bir gülümseme belirdi. "O zaman o kıza istediğini yaparsın. Ama şimdi değil! Şimdi o, en kıymetli hazinemiz. Anladın mı beni?"
Yusuf bu vaat karşısında gülümsedi. Bekleyiş sonunda ona zafer getirecekti. Hem tüm miras hem de Gizem'le istediği gibi eğlenecekti. "Anlaşıldı anneciğim" dedi. "Sadece bir sene."
***
Akşam Mirzaoğlu Konağı'nın taş duvarlarına ağır bir sessizlik çökmüştü. İnci hanım odasında oturmuştu tüm gün. Planının üzerinden defalarca geçmişti ve bir hata yoktu. Kahvesini yudumlayarak akşam olmasını bekledi.
Akşam Andaç'ın eve dönüşü bir fırtınanın habercisi gibiydi. Her adımı taş döşemelerde bir yıldırım sesi gibi çınlıyor, evin içindeki her ruhu bir ürperti kaplıyordu. Yemek masasına oturduğunda odaya giren Gizem'in gözleri ilk önce ona takıldı. İnci Hanım'ın verdiği ipek şal, boynundaki mor izleri örtmüştü ancak Andaç'ın delip geçen bakışları adeta o kumaşın altındaki her lekeyi, her yarayı görüyor gibiydi.
Dün gece duvağı açtıktan sonra kızı ilk kez gördüğünde gözlerine inanamamıştı. O kadar masum ve duru bir güzelliği vardı ki Andaç bir adım geriye sendelemişti. Kızın gözlerindeki isteği gördüğü an ona kurduğu tuzak aklına gelmiş ve ona çok sert davranmıştı.
İçine girdiğinde hissettiği o bekaret engeli inanılmaz bir zevk vermişti Andaç'a. Ancak kızın istekli bir şekilde kalçalarını ona doğru sunması öfkeyle kabarmasına yetmişti. Hayatı boyunca çok kadınla birlikte olmuştu ama bu yaşadığı ilişki aldığı en yoğun zevkti. Kızın ses tonu onu daha da tahrik ettiği için konuşmasına izin vermemişti. Ona izinsiz dokunduğu an boşalacak gibi hissetmişti ama bu kıza ceza vermek için işini uzatması gerekiyordu. Bu yüzden ellerini arkasından başlamıştı. Kıza ne kadar sert olsa da onun da aldığı zevki, titremeleri hissetmiş ve bu Andaç'ı daha da delirtmişti. Güneş doğana kadar kıza doyamamıştı.
"Sofraya otur," diye emretti. Andaç çoktan masanın başköşesine oturmuştu. Yanında İnci Hanım, karşısında ise Yusuf yerini almıştı.
Gizem nefesini tutarak Andaç'ın diğer yanındaki sandalyeye usulca yerleşti. Hâlâ aynı kıyafetleri giyiyordu. Zaten çok kıyafeti yoktu Gizem'in. Sessizlik içinde yemekler yenmeye başlandı. Gizem tabağına bakmaktan başka bir şeye cesaret edemiyordu. Andaç'ı dün geceden sonra ilk kez görüyordu ve kalbi buna artık dayanamayacak gibiydi. Hissettiği kokusu bile yetiyordu Gizem'e.
Sessizliği ilk bozan Yusuf oldu. Andaç'a yaranma çabasıyla masada iş konuşmaya başladı.
"Abi ben sana bir yeni işten bahsetmiştim ya? Hani şu yurt dışından getirilecek malların..."
Andaç ağzındaki lokmayı ağır çekimde yuttu. Başını hafifçe kaldırıp bakışlarını bir kılıç gibi Yusuf'a sapladı. "Söyle bakalım, dert mi arıyorsun yine kendine?"
Yusuf ağabeyinin sesindeki tehlikeye rağmen devam etti. "Ama Abicim bu defa olacak bak gör. Ciddi bir yatırım gerektiriyor, sermayemi verirsen... Söz veriyorum işi nasıl büyüttüğümü göreceksin."
İnci Hanım'ın kaşları oğlunun ısrarcılığı yüzünden hafifçe çatılmıştı. Dilenciye verir gibi kendi parasını ısrarlar sonucu istiyordu Andaç'tan.
Andaç başını sağa yatırdı ve gözlerini kısarak Yusuf'a baktı. Bir an önce yemeğini bitirip taze karısıyla odaya kapanmak istiyordu. Kızın kokusuna ve tenine bayılmıştı.
"Yeni batıracak iş mi buldun kendine? Kaçıncı kez söz veriyorsun bu ay bana Yusuf?" Sesi zehirli bir soğukluk taşıyordu.
Yusufsıkıntıyla yutkundu. "Ya Abicim..."
Andaç sözünü kesti. Önce kısa bir an annesine sonra yemeğine döndü. "Tamam" dedi, pes eden ama uyarı dolu bir tonda. "Sabah hesabına sermayeni atarım Yusuf. Ama bu son. Bu işi de beceremezsen, benden zırnık yok sana artık."
Yusuf içten içe köpürdü. "Kendi paramı sanki bana lütfediyor," diye düşündü hırsla. Andaç ona sürekli yüklü miktarda para vermesine rağmen Yusuf, ağabeyinin bu üstten bakan tavrına tahammül edemiyordu.
Odayı yeniden boğucu bir sessizlik kapladığında Andaç beklenmedik bir hareket yaptı. Sol elini arka cebine uzattı ve kalın, deri cüzdanını çıkardı. Sessizliği cüzdanın tok sesli kapanışı yırtıyordu. Masadaki herkes onu izliyordu. Cüzdanın içinden simsiyah, parlak, limitini ancak hayal edebileceğiniz bir kredi kartı çıkardı.
İnci Hanım'ın gözleri anında parladı. Böyle bir kart sadece Andaç'ın kendisinde vardı. Mirzaoğlu ailesinin en üst düzey statü sembolü olduğunu biliyordu. Sonunda ona kart çıkartmış diye içten içe sevindi.
Ancak Andaç siyah kartı masanın üzerinde, Gizem’in tabağının hemen önüne sanki değersiz bir kâğıt parçasıymış gibi sertçe bıraktı. Başını Gizem’e doğru çevirip yan bir bakış attı.
"Al bunu" dedi, sesi buyurgan ve sertti. "Yarın anamla gidip alışveriş yap kendine. Dolaba koyduğun o paçavraların hepsini de at. Her şeyin en iyisini, en güzelini al."
Gizem bu beklenmedik lütuf karşısında nefesinin kesildiğini hissetti. Kalbi o kadar hızlı atıyordu ki yerinden fırlayabilirdi. Andaç ona kart vermişti, ona değer veriyordu!
Yüzünde beliren aşk dolu, minnettar ifadeyle Andaç'a döndü. Ama Andaç onun bakışlarıyla karşılaşır karşılaşmaz gözlerini hızla kaçırdı ve tekrar yemeğine odaklandı.
Bu sırada İnci Hanım sinirle kısılan gözleriyle elini masadaki karta uzattı. Gizem'den önce kartı alıp ters çevirdi. Kartın üzerinde altın harflerle yazan isme baktı: GİZEM MİRZAOĞLU.
İnci Hanım'ın tüm damarları gerildi. Andaç bu sümüklü, fakir kıza siyah kart mı çıkartmıştı? Kendisine bile vermediği limitsiz kartı bu kıza mı? Kıskançlık ve öfke boğazına oturan bir yumru gibiydi.
"Oğlum, bu kart fazla değil mi?" diye sordu, sesi kıskançlıkla titriyordu ama belli etmeme konusunda profesyoneldi. Elini Gizem'in kartı almasını engellercesine kartın üzerinde tutuyordu.
Andaç annesine kayıtsızca baktı. "Fazla değil ana. O Andaç Mirzaoğlu'nun karısı, farkındaysan." Göz ucuyla bir saniye Gizem'e baktı ve yeniden annesine döndü. "Altın, takı, mücevher falan da al ana, sen anlarsın."
Gizem Andaç'ın ağzından çıkan o sihirli kelimeyle yıkıldı: "Karısı." Bu kelime, dünün tüm acılarını, bugünün tüm aşağılanmalarını silip süpürmüştü. Yanaklarından süzülmek için hazır bekleyen sıcak bir damla gözyaşını zorlukla tuttu. Ona bu evde bir kimlik vermişti. Halbuki dün gece karım olduğunu kimseye söylemeyeceksin diye kural koymuştu. Bu ondan duyduğu en güzel iltifattı; karım...
İnci Hanım ise sinirden kudurmuş haldeydi. Yüzüne zoraki bir gülümseme yerleştirdi.
"Tamam oğlum" dedi, elini karttan yavaşça çekti ve kartı Gizem'in almasına izin vermek zorunda kalarak onun önüne bıraktı. "Ben en iyilerini seçerim elbette." Yusuf ise sessizce başını eğmiş, sinsice dişlerini sıkıyordu.