Gizem kalbindeki coşkuyla kartı alıp önündeki masaya bıraktı. O anda İnci Hanım’ın yüzüne sahte bir gülümseme yayıldı. Bu kibirli kıza haddini bildirmeliydi. Götü kalkmadan hem de.
“Yeni gelinim,” dedi İnci Hanım tatlı bir ifadeyle gülümseyerek. Gizem heyecanlı suratını İnci annesine çevirdi. “Hadi bakalım, yemeğin üstüne tatlıları da sen servis et. Adettendir yeni gelinin elinden bir şey yemek."
Gizem İnci Hanım'ın sözleri üzerine gülümseyerek ayağa kalktı. O kadar heyecanlıydı ki ayakları yere basmıyor gibiydi. Andaç'ın az önceki sözleri tüm ağrılarını geçirmişti adeta.
Odadan çıkıp mutfağa doğru ilerlerken sırtında bir çift kara gözün ağırlığını hissediyordu: Andaç'ın delici bakışları gizemli bir yoğunlukla onu takip ediyordu. Şalın örttüğü boynuna doğru bir an takılı kaldı bakışları, sonra hızla önüne döndü.
Gizem'in mutfak kapısından içeri girip gözden kaybolmasıyla, İnci Hanım masaya doğru eğildi.
“Oğlum” dedi, sesini fısıltı seviyesine indirerek. Masanın üzerindeki tuzu işaret etti ama asıl amacı kapının duyma menzilinde olup olmadığını kontrol etmekti.
Andaç annesine döndü. Yüzü yeniden ifadesizliğe bürünmüştü. "Ne var ana?"
"Bak ben sana bu kızla evlenmeni önerdim biliyorsun. O ağa kızları yerine, saf ve masum birini almanı istedim. Ben bu zamana kadar senin evlilik meselene asla karışmadım, ama bu kızdaki masum ifadeyi gerçekten sevmiştim."
"Evet ana çok masum," dedi Andaç, dudaklarında alaycı bir gülümseme belirirken. Dün geceki birliktelikleri canlanmıştı zihninde. Bütün gün o anları düşünmekten aklını işe verememişti. "Siz gelmeden odama, hatta banyoma kadar girmeye cesaret etti. Saf kurnazlığa bakar mısın? Seni kırmamak için tamam dedim ben bu işe."
İnci Hanım, "Cahil kız işte, çocukça bir plan yapmış. Ancak ben yine de o ağa kızlarının entrikalarındansa, böyle saf bir kızla evlenmenin daha iyi olacağını düşündüm." İnci Hanım, dramatik bir şekilde etrafa bakındı, sıkıntılı görünmeye çalışıyordu.
Andaç da annesinin tedirgin halini fark etti. "Ana, ne oldu? Senin bir sıkıntın mı var yoksa?"
"Yok, o değil de oğlum..." Dedi kapıyı kontrol ederek. "Ben sana açık açık söyleyeceğim artık. O kıza saf, masum falan dedim ama bugün bir şeyler midemi bulandırdı." İnci Hanım sesini endişe dolu bir tona büründürdü.
Andaç'ın kaşları çatıldı, sinirli bir tonda "Ne oldu ki ana?" diye sordu.
"Oğlum, bak sakın sinirlenme," diyerek İnci Hanım, kapıya doğru şüpheli bir bakış attı. Yusuf ise annesinin bu oskarlık performansına sırıtıyordu.
"Kızın cep telefonu bile yok. Bugün yanıma gelip benim cep telefonumu kullanmak istedi. 'Kimi arayacaksın?' diye sorduğumda, eski komşusunu, bir isim verdi bana. Ben de kötü bir şey düşünmeden telefonu verdim ama... içime kurt düştü. Gizem odaya girince, kapıdan onu dinledim."
Andaç kollarını masanın üzerine koydu, ileri doğru eğildi. "Eee, sonra ne oldu?" dedi şüpheyle.
"Ee'si şu ki... o komşusuyla konuşurken sürekli kıkırdıyordu. Telefonda 'Merak etme para konusunda artık sıkıntımız olmayacak,' dedi. Bu kız sanırım sürekli para yollayacak o komşuya. Şimdiden haberin olsun oğlum her para istediğinde verme sen buna. Belki de... başka birilerine."
İnci Hanım sözünü yarım bıraktı, şüpheyi Andaç'ın zihnine ekmek için.
"Komşuyla konuştuğuna emin misin ana?" dedi Andaç, sesi buz kesmişti. Yüzünde ifadesiz bir maske vardı ancak gözlerinin derinliklerinde şimşekler çakıyordu. İnci Hanım'ın attığı bu zehirli ok, tam isabet etmişti. İnci hanım amacına ulaşınca içinden sinsice sırıttı ama yüzü endişeli maskesini koruyordu.
“Oğlum, yemin ederim komşum dedi bana. Ama sesi... sesi öyle neşeliydi ki anlamadım valla. Sanki aşığıyla konuşuyormuş gibi ne bilim!"
Andaç'ın gözleri anında karardı. Kontrol edemediği, hakkında şüphe uyandıran bir kadın... Bu onun en büyük zaafıydı. Gözleri tam o anda odaya tatlı tepsisiyle giren Gizem'e kaydı. Yüzünde hala o masum, içten gülümseme vardı. Ama artık Andaç'ın gözünde o masumiyetin ardında kurnaz bir gölge gizleniyordu. Evlenmek için kurduğu çocuksu planı tehlikeli bulmamıştı ama anasının dediği gibi bir aşığı varsa onu çok kötü yapardı. Yine de acele karar verip kimsenin günahını almak istemiyordu. Belki de peşinde onu bırakmayan birisi vardı. Andaç gizlice bunu araştıracaktı. Şimdilik sesini çıkartmayacaktı ama ona karşı içinden yeniden bir öfke dalgası yükselmişti.
Gizem tatlıları masaya koyarken hâlâ gülümsüyordu. Ancak Andaç çatalını sertçe bırakıp ayaklandı. Çıkan sesle İnci hanım ve Yusuf bakışıp sırıtırken Andaç sertçe Gizem'e bağırdı.
"Hemen odaya çık, beni bekle!"
Gizem şaşkınlıkla ve korkuyla gözlerini büyüttü. Mutfağa gitmeden önce öfkeli değil gibi görünüyordu ama şimdi gözleri zehir gibi parlıyordu kocasının.
"Ama ağam tatlı?" Diye sorduğunda Andaç elini sertçe masaya vurdu. Gizem yerinde sıçradı.
"Lafımı ikiletme. Yürü odaya!"
İnci hanım içinden kızı döver inşallah diye geçirdi. Bu sinirle onu asla koynuna almazdı artık. İçinden zaferle gülümsedi. Planı mükemmel işliyordu. Andaç'ın Gizem'e hatta bir kadına aşkla bağlanmasını asla istemiyordu. Onun için Gizem, sadece bir rahim olarak kalmalıydı ki Andaç'ın bilmediği Gizem'in rahminde tohum filizlenmezdi. Yine de her ihtimali düşünmek zorundaydı İnci. Eğer o rahim boş kalırsa her şey onun oğlu Yusuf'un olacaktı. Bu küçük sinsi şüphelerle de Andaç'ı Gizem'den soğutacak, onu yatağından uzaklaştıracak, böylece bir yıl içinde varis ihtimalini tamamen sıfıra indirecekti. Ne olur ne olmazdı. Doktorlara da pek güvenmemek lazımdı.
Andaç'ı iyi tanıyordu. Ne kadar soğuk ve zalim olursa olsun evliyken başka bir kadına asla dokunmazdı. Bu onun ilkel ama sağlam onur anlayışının bir parçasıydı. Tüm kartlar İnci'nin elindeydi. Şimdi sıra, bu yavaş ve zehirli damlanın Andaç'ın gururunu ve öfkesini kemirmesini beklemekteydi. Ve bu bekleyiş onun için bir ziyafetten farksızdı.
***
Üst kata çıkan her adım Gizem için bir işkence gibiydi. Çünkü merdivenleri çıkarken sürtünme yüzünden bacaklarının arasındaki sızı katlanarak artıyordu. Odaya geldiklerinde Andaç kapıyı arkalarından sertçe kapattı ve kilidi çevirdi. Oda ay ışığı ve banyonun loş ışığıyla aydınlanıyordu. Yine ışığı yakmayacak mı diye düşünüyordu ki Andaç uzanıp odanın ışığını yaktı.
Gizem onu görecek olmasından dolayı mutlu olurken Andaç bir terör estirir gibi odanın ortasında durdu. Yüzü masadaki anasının sözlerindeki şüphelerden sonra daha da kararmıştı.
"Soyun. Hemen."
Gizem'in yüzünde bir anlık tereddüt belirdi, Kasıklarındaki ve bacaklarındaki yoğun sızı yüzünün anlık bir acıyla buruşmasına neden oldu.
"Ama ağam... şey..." diye mırıldandı, sesindeki tereddüt Andaç'ı daha da delirtti.
Andaç bir anda dev bir gölge gibi Gizem’in üzerine yürüdü. Korku Gizem’in tüm damarlarına yayılırken, Andaç'ın eli bluzunun yakasına uzandı. Öyle bir kuvvetle çekti ki kumaş cırt diye bir ses çıkararak tek bir çırpıda yırtıldı. Düğmeler etrafa saçılırken Gizem’in teni anında havayla buluştu.
Andaç’ın gözleri Gizem’in sutyenle zar zor gizlenen, mosmor olmuş göğüslerine kaydı.
"Bana karşı mı geliyorsun, küçük sıçan?" diye hırladı, bir eliyle sütyenin ortasından tuttu ve aynı vahşetle ortasından yırtarak ikiye ayırdı. Sonra boynundaki şalı çekip aldı.
"Sana bana itaat etmen gerektiğini söylemiştim. Sözüme karşı geldiğin için bedelini ödeyeceksin."
Gizem, titreyen dudaklarından zar zor bir cümle çıkardı: "İtiraz etmiyorum."
Andaç bir adımla ona yaklaştı ve çıplak göğüslerini avuçladı. Uçları kabarmış ve mosmordu. Tam öpülesi diye düşündü. Parmakları morlukların üzerinde geziniyordu. Her dokunuşu can yakıcı ama aynı zamanda arzu doluydu. Gizem'in nefesi kesiliyordu.
"Sadece canım çok acıyor..." diye inledi Gizem gözleri dolmuştu. "Lütfen bu defa nazik olur musun?"
Andaç'ın bakışları kısa bir an için onun eteğine sonra yukarı, o ela gözlerine kaydırdı. İçinden bir ses "Kız su gibi," diye fısıldadı. O gözleri bir girdap gibi adamı içine çekiyordu. Ama o anda annesinin zehirli fısıltıları aklına üşüştü. 'Para konusunda artık sıkıntımız olmayacak...' Kafasını sertçe sallayıp bu düşünceleri zihninden kovdu. Öfkeyle boynuna bir el attı. Nefes almasını zorlaştıracak kadar sıkmadan ama tehdidini hissettirecek kadar sıktı.
"Yatağa uzan. Hemen. O eteğini de çıkar," diye emrett. Sesi gergin ve sinirliydi. Kızın güzelliğinden etkilenmesine sinir olmuştu. "Dilin çok uzun. O ağzının da kapatılması lazım" dedi. Yüzüne yaklaşmak için eğildi. "Sike sike düzelir. Başka sefere o dilini aletimle susturacağım."
Gizem titreyen parmaklarıyla eteğin fermuarını açarken Andaç onun mis gibi, taze çiçekleri andıran kokusunu içine çekti. Bu koku aklını başından alıyor, öfkesini bulandırıyordu. Andaç'ın söylediği cümleler ağzından küfür gibi çıksa da Gizem'i heyecanlandırmıştı. Andaç kendisine dokundurmuyordu. Ona dokunabileceği her şeyi arzuluyordu Gizem.
İç çamaşırını da çıkarıp yatağa sırt üstü uzandığında ağzı açık kalmıştı. 'Yine sırtını dön' derse diye üzülüyordu ama ağzına vereceğim cümlesi aşırı derecede heyecanlandırmıştı onu. Ayrıca ona dokunurken sevdiği adamın yüzünü görmek istiyordu.
"Ağzını kapatabilirsin" dedi Andaç çenesine baskı yaparak. "Şimdi burada ağzına vermemi mi istiyorsun yoksa?"
"Ben, şeyy" diyen Gizem'le sıkılmış gibi iç çekti Andaç. Hiç vakit kaybetmeden kendi kıyafetlerini çıkardı. Yemekte kızı görür görmez taş gibi olmuştu zaten. Yırtıcı bir hayvanın avına yaklaşması gibi kızın üzerine çıktı. Güçlü sert erkekliğini kadınlığına dayadığında, nemli bir ıslaklık hissetti.
Dudağının yanını kıvırarak alaycı bir şekilde sırıttı. "Demek ağrın var öyle mi, küçük yalancı?" diye sordu, kendini hafifçe bastırıp. "Peki bu amın neden hep ıslak o zaman? Yoksa doyumsuz bir amcığa mı sahipsin? Seni dün gece harap etsem bile hâlâ sikimi isteyecek kadar sürtük müsün?"
Gizem'in yanakları kızardı. Islaklığını engelleyemiyordu. Utancından yerin dibine geçiyordu ancak gözleri Andaç'ınkinden kaçmadı. Sevdiği adam bu defa tam üstüne çıkmıştı ve yüzleri birbirine bakıyordu. Kızmasın diye ona sarılamıyor, ellerini iki yanda serbest bırakıyordu.
"Bilmiyorum ağam" diye fısıldadı. "Çok acısa da... Seni istiyorum."
Sonunda söylemişti. Bu cümle onun duygularını anlatmaya asla yetmezdi ama en azından onu istediğini söylemişti.
Bu sözleri Andaç'ın içindeki vahşi bir şeyi okşadı. Yüzünde memnun ama yine de aşağılayıcı bir tebessüm belirdi.
"Çok hoşuna gitti belli ki. Bir gecede sike doyamadın demek," diye mırıldandı, burnunu onun boynuna gömerken. "Azgın küçük yalancı karım." Annesinin sözleri aklının bir köşesinde hâlâ cızırdıyordu ama şu anki kontrolü ve Gizem'in tamamen kendisine adanmışlığı o şüpheleri bastırıyordu.
"O kurnaz aklından geçenler ne bilmiyorum," diye hışırdadı kulağına, "ama sana şimdi istediğini vereceğim."
Ve ona acı ile zevkin, sevgi ile nefretin, şiddet ile arzunun iç içe geçtiği vahşi bir kuvvetle Gizem'in bedenine girdi. Dün geceki acı, yeni bir şiddetle geri dönmüştü. Gizem'in dudaklarından kaçan acı dolu inleme, Andaç'ın kulaklarına tatlı bir melodi gibi geldi. Ancak kızın gözlerinden akan yaşları gördüğü an tüm siniri buhar olup uçtu. Kızın içinde kımıldamadan bekledi. Onun durmasıyla Gizem rahatlayarak iç çekerken birkaç saniye sesini çıkarmadan bekledi. Sonra açtığı gözleriyle tam tepesinde onu izleyen karanlık gözleri görünce bedenine yeni bir zevk dalgası yayıldı. Acı şu an hafiflemişti. Hatta kalçasını ona karşı kaldırmak istiyordu.
Andaç bu koşulsuz teslimiyetin içinde kendisini bir tanrı gibi hissediyor; annesinin attığı şüphe tohumlarını, Gizem'in bedeninde ve ruhunda açtığı bu yaralarla gömüp unutmak istiyordu. Ama dün gece ilki olmasına rağmen onu çok hırpalamıştı farkındaydı. O yüzden sadece bu seferlik nazik olacağına kendine söz verdi. Sadece bu seferlik ona acıyacağım.
Sonra Gizem'im beklemediği bir şekilde yavaşça geri çıktı. Aynı yavaşlıkla içeri köklerken erkekliği tamamen kızın içine gömülmüştü.
Kasıkları tenine dokunduğu an ikisi de aynı anda inledi. Gizem'in siyahlaşmış ela gözlerine baktı Andaç. Yalancı acemi karısı da zevk alıyordu ondan. Bu duygu Andaç'ı daha da zevke getirirken ritmik bir yavaşlıkla hareketlerine devam etti. Ta ki Gizem'in de ona karşılık verip, onun temposuyla aynı anda salınmasına kadar. Andaç ilk defa bir ilişkide bu kadar çabuk sona ulaşacağını düşünüp hareketlerini durdurdu. Burnunu karısının boynuna eğerek mis gibi kokusunu içine çekti. Sonra ağzından düşüncesiyle aynı olmayan zehir gibi sözleri mırıldandı.
"Banyo yapmadın mı sen?" Diye sordu. Gizem duyduğu bu cümleyle şoka uğrarken Andaç devam etti. "Ya da kendi kokun çok kötü. Kokunu hiç beğenmedim."
Gizem'in kalbi kırılırken hareketlerini durdurdu. Ama Andaç durmadı. Yavaş ritmiyle onun içine girip çıkarken sözlerine zıt bir şekilde boynunu öpüp kokuyordu. Kötü kokuyorsun dediği halde sanki öyle değilmiş gibi öpüyordu onu. Bu çelişki Gizem'i deliye döndürüyordu. Boynunu öyle güzel öpüyordu ki aynı şekilde keşke dudaklarımı da öpse diye düşündü. Andaç onun dudaklarından hiç öpmemişti.
Elleri istemsizce Andaç'ın sırtına uzandı. O güçlü, kaslı sırtına dokunmak, ona sarılmak istiyordu artık. Bir cesaretle parmakları tenine değdiği an Andaç'ın gözleri karardı. Kafasını boynundan kaldırıp bir an hareketini durdurdu. Sonra hızlı bir hareketle ellerini yakaladı. Bileklerini sıkıca kavrayıp başının üzerine kaldırıp yatağın başlığına bastırdı.
"Gizem," diye hırladı, sesi vahşi bir hayvan gibiydi. İlk kez ona ismiyle sesleniyordu. "Sadece yat ve al sikimi. Anladın mı küçük sıçan?"
Bu kısıtlama Gizem'i daha da ateşledi. Ellerini kıpırdatamıyordu, tamamen savunmasızdı.
Andaç'ın hareketleri aniden hızlandı; yavaş ritim, yerini sert, derin darbelerine bıraktı. Her girişinde bedenleri çarpışıyor, odada yankılanan sesler karışıyordu: Gizem'in inlemeleri, Andaç'ın hırıltıları iç içeydi.
Andaç ona bakarken gözlerinde bir aşık gibi bir parıltı vardı; sanki dünyadaki tek kadın oydu, sanki onu korumak için her şeyi yapardı. Ama ağzından çıkan sözler zehir gibiydi: "Doyumsuz, pis bir sürtüksün sen. Ama tanrım, nasıl da sıkıyorsun beni... Amcığın çok ıslak."
Gizem'in bedeni isyan ediyordu; acı ve zevk iç içe geçmişti. Gözyaşları yanaklarından süzülürken, zehirli sözleriyle kalbi paramparça oluyordu. Fakat altındaki ateş onu yakıyordu, rahatlamak istiyordu. Ama Andaç bunu da yasaklamıştı.
"Ağam... lütfen..." diye inledi. Andaç onun ne istediğini anında anlayarak kafasını yukarıya kaldırıp inledi. Ardından tekrar içine köklerden "sakın boşalma!" Diye uyardı.
Gizem’in bedeni bir volkan gibiydi; her darbe onu uçuruma bir adım daha yaklaştırıyordu. Tahriş olmuş teni yanıyordu. Erkekliğinin başı rahim duvarına her çarpışında zevk patlamaları yaratıyordu. “Lütfen… dayanamıyorum… ağam, içimde patlayacak gibi…” diye hıçkırdı.
Andaç’ın dudakları kıvrıldı; vahşi bir gülümsemeyle “dayanacaksın,” diye hırladı, elini uzatıp göğüslerinden birini avuçlayıp sıktı. “Bu amın benim, bu göğüsler benim, bu inlemeler benim. Canım ne zaman isterse o zaman boşalacaksın.” Eğildi, göğüs ucunu ağzına alıp sertçe emdi. Dişleri hafifçe bastırırken diliyle daireler çiziyordu. Gizem zevkten hıçkırdı, kalçaları istemsizce kalkıyordu.
"Bu meme uçları sikimi daha da sertleştiriyor,” diye mırıldandı Andaç, ağzı hâlâ göğsündeydi. Kalçaları ritmik, vahşi darbelerle onu tüketmeye devam ediyordu. Her girişte kasıkları birbirine çarpıyor, ıslak sesler odada yankılanıyordu. “Kokun, tadın, ıslaklığın… hepsi benim malım. Seni her gün böyle sikeceğim, küçük yalancı karım. Anladın mı?”
Gizem’in gözleri yuvalarından fırlayacak gibiydi. “Evet… evet ağam… her gün… lütfen… boşalmama izin ver…”
Andaç başını kaldırdı, gözleri alev alevdi. “Şimdi küçük karım. Ak bana. Sikime akıt. Sık beni o dar şişmiş amınla.”
Gizem çığlık attı; deliği kasılıp açılırken zevk dalgası bedenini yuttu. Andaç da daha fazla dayanamadı. “Siktir… geliyorum al hepsini!” diye kükredi, son bir derin darbeyle içini sıcaklığıyla doldurdu. İkisi aynı anda sarsıldı. Gizem’in çığlığı Andaç’ın hırıltısına karıştı; oda, sadece nefes sesleri ve kalplerinin çılgın atışıyla doluydu.