5.Bölüm

2799 Words
Ölüm hissi yalnızca beden miydi? Ruhen de ölüm yok muydu? Vücudum, ellerim karıncalanıyordu adeta. İlk kez ölmekten korkmuştum. Boğazımın içinden akan su ve gözlerimden fışkıran gözyaşlarım artmaya başlamıştı. Bir el belimdeydi ama kim olduğunu kestiremiyordum. Sırtımı toprağı bulunca bir şeyler hissetmiştim. Ne yapacağımı bilmiyordum. Daha doğrusu ne tepki verilir anlayamıyordum. Sadece kulağımdan çıkan sular düşünlerimin esiri olmuştu. Sırtım toprağın kumunu yutmuştu ama gözlerimden su akıyordu. Bunlar korkunun yaşı mıydı? Sanki bir yerde taş batmıştı ayaklarımın içine. Bunu net anlıyordum. Bütün vücudum üşüyordu. Sonbaharın soğukluğunu ilk kez böyle ayazlı hissetmiştim. Ne yapacağımı bilmeden gözlerimi açmaya çalıştım ama nafileydi. Lanet olsun dedim içimden. Kendimi düşürdüğüm şu durumu asla unutmayacaktım tabii eğer yaşayabilirsem. Omurgalarım tozu toprağı yutmuştu. Ölüm bu kadar kolaydı işte? Belki de şimdi cehennemdeydim bilemiyordum. Bilinçaltım bile çalışmıyordu sanki beynim durmuş gibiydi. Korkum kat kat yükselmişti. Buz olan dudaklarımın üstünde küçük bir temas hissettim her temasta ağzımdaki su dışarıya fışkırıyordu. Ben su mu yutmuştum yoksa gördüğüm ve hissettiğim şey halüsinasyon muydu? Ne yapacağımı bilmiyordum. ''Duyuyor musun beni?'' Kimin sesi olduğunu idrak edemiyordum. Demir mi gelmişti acaba? ''De-Demir'' Kendimin bile zor duyabileceği ses tonuyla konuştum. Hala boğazımdan su akıyordu boğuluyordum. Ağzımın üstü yine yumuşak bir şekilde kapanmıştı. Biri suni teneffüs yapıyordu ama şu an canımın derdindeydim. ''Ses ver'' Yok bu Demir olamazdı. Kafamı kaldırdığımda belimi tutup kendine çekmişti. Kafam göğsünü bulmuştu. Elleri sırtımı bulmuş ve kendine doğru çekiyordu. Şu an kim olduğunu bile göremiyordum. Mahvolmuştum ben gerçekten bugün mahvolmuştum. Üstümde yalnız iç çamaşırı vardı, üşümeye başlamıştım. ''Üşüyorum'' Bakışlarım ona sabitlenince hadi canım bakışı attım. Beni az önce boğulmaktan kurtaran Alaz mıydı? Endişeli gözlerle bana bakıyordu. Alaz benim hayatımı kurtarmıştı ona minnettardım. Çenemi tuttu ve yüzümü kontrol etmeye başladı. Gerçekten hayretler içerisinde kalmıştım. Onun beni kurtaracağını asla düşünmüyordum. Buz gibi gözlerinden ne düşündüğünü kestirmek imkansızdı ama korkuyor görünüyordu. Gözlerini yumdu sonra bana bakmaya devam etti. O an evren durmuş gibiydi. Yalnızca ben ve o vardık. ''Salak mısın iç çamaşırı ile nehre giriyorsun kadın'' Elimi tutup kaldırdı ve yere attığım elbisemi eline alıp sesli küfür etti. Bana salak demişti? Bana hem de bana? Şu an idrak ediyordum. Beynimin artık tamamı su doluydu ancak kendime gelmiştim. ''Sen kimsin de bana salak diyorsun kendine gel'' Elbisemi elinden çektim. ''Kurulan önce giyme onu'' Kolumdan tutup çadırların olduğu o tarafa yürüttü. O da çadırını kurmuştu ve yanına ateş yakmıştı. İçeriye girip eline aldığı şalı bana uzattı. Ateşin efekti yüzünde parlıyordu ve yüzünü daha iyi incelememe sebep olmuştu. Alaz esmer ve oldukça yakışıklı bir adamdı. Yüzünde bir yara da yoktu? Trans olduğuna dair bir belirti de yoktu. Eee bu adamın sorunu ne? Elbisem toprak olmuştu. Acınacak haldeydim ve bunun sebebi bendim ben ben. Az sonra elinde kazakla ile gelip bana uzattı. '' Giy şunu, kıyafetin giyilecek durumda değil'' ''Gerek yok'' arkama dönüp gidecektim ama kolumu tuttu hafif ''Bak giy şunu güzelce inat etme, kusura bakma salak dediğim için sadece bu karanlıkta çıplak bir şekilde nehirde ne işin vardı anlamaya çalışıyorum? Nehirde yüzülür mü? Durgun su orası'' Bu benim Ankara'lı olduğumu bilmiyordu. ''Tamam neyse teşekkürler' Parmaklarından alıp üstüme hızlıca geçirdim ve şalı omuzlarıma attım. Elinde iki bardakla gelmişti sanırım kahveydi ve sıcak görünüyordu. Birini alıp yavaşça yudumladım. Önüme kamp sandalyesi bırakıp otur işareti yapıyordu. Tersine gitmemeye çalışacaktım daha ilk anda adama bağırmıştım ama şu an sakin durmalıydım sonuçta o benim arkadaşım olacaktı tabii eğer becerirsem. ''İyi misin?'' Sesi mesafeliydi. Sanki sormak için soruyor gibiydi. ''Teşekkür ederim hayatımı kurtardın'' Kafasını yere eğip benimle göz teması kurmamaya çalıştı. ''Önemsiz'' Onun için önemsiz olabilirdi ama ben az daha ölüyordum. Eğer gelmeseydi ne yapacağımı bilmiyordum. Şu an burada karşısında durmam bile mucizeydi. ''Sen o geçen günkü çocuksun değil mi?'' Konu açmaya çalıştım. Sustu bir şey demedi. O da kahvesini içmeye devam ediyordu. Zenginin kahvesi bile ayrı güzel oluyordu. ''Yılmaz'ın arkadaşı?'' Yılmaz da sanki askerlik arkadaşımmış gibi konuştum. ''Evet'' Yüzüme bakmıyordu ama onu tanıdığıma sanki bir afallamıştı. Muhtemelen benden şüphelenecekti hemen düzeltmem lazımdı. ''Şey ölen amcama benziyorsun da ondan yüzün aklımda kalmış'' Dudağımı ısırdım. ''Genelde yaşından büyük gösterirsin derler ama o kadar büyük göründüğümü bilmiyordum'' Eyvah pot kırmıştım. Toparlamaya çalışarak; ''Genç yaşta vefat etti'' Kaşını kaldırıp dudakları düz şekli aldı. Alaz normal sıradan gözüküyordu. Hakkını yiyemem, yakışıklıydı ve bir havası vardı ama pek arkadaş canlısı olmadığı da her halinden belli oluyordu. Kazak çok uzundu, bacaklarımın yarısını kapatıyordu. Isınmıştım. Bu onun kazağıydı belki de yedek olarak yanında tutuyordu. Çünkü buram buram güzel bir koku geliyordu. Şimdi ne sorsam acaba diye düşündüm. ''Hangi partiye oy veriyorsun?'' Parti önemli. Şaşırmıştı soruma ama cevap vermedi sadece bu ne saçmalıyor diye baktı. ''Ben konu açmaya çalışıyor...'' Eliyle beni durdurup ''Konu açmak zorunda değilsin'' Zorundaydım. 'Ah Alaz röportaj yapacağız mecburum' ''Ben sadece senin sayende şu an iyiyim teşekkür etmem lazım'' Gülümsedim Gülmedi. Hani gülmek bulaşıcıydı? ''Aç mısın? Güzel bir pizzam var'' '' I am not hungry '' ''Ne?'' Hadi ya ben bunu dışımdan mı söylemiştim. ''Im Ben İngilizce öğrenmeye başladım da alıştırma yapıyorum öylesine'' Çadırına doğru gitti ve elinde paketlerle geldi. Ortaya da küçük katlanır olan masadan dizmişti. Pizzayı koyup yanına bir kaç yiyecek daha bıraktı. Alaz ne yapıyorsun ben şimdi hayvan gibi yiyemem ki? İki adet bardakla gelmişti onlara maden suyunu doldurup önüme bıraktı. Kola yok mu reis? Bir dilim aldım ve ağzıma attım. Yavaş yavaş yiyip ağzımda eriyen yiyeceğe gözümü hafifçe yummuştum. Açlıktan olsa gerek hayatımda yediğim en güzel pizzaydı. Parmaklarıma bulaşan yemeği umursamayarak tamamını bitirmiştim. Kafamı kaldırdığımda Alaz'ın bana bakan bakışlarıyla karşılaşmıştım. Utanmıştım. ''Şey çok acıktım da ondan böyle garip bir harekette bulundum'' Kibar olamam kusura bakma. Hiç bir şey demeden maden suyunu içmeye devam etti. Fakat pizzaya dokunmamıştı bile sadece etrafı izliyor ve nehre arada bakıyordu. ''Yılmaz nerede?'' ''Ben kampa tek gelirim'' ''Trans mısın?'' ''Anlamadım'' Dudağımı ısırıp ''Şey öyle konu açıyorum'' ''Dediğim gibi konu açmana gerek yok rahat ol'' Rahatsızdım işte. Hala trans mısın sorusuna cevap vermemişti oysaki gayet makul bir soruydu. Evet ya da hayır diyebilirdi. Sanırım içimi okumuş olacak ki konuşmaya başladı. ''Trans değilim'' Aptal uydurmasyon dansöz Özkan Bu soruyu neden sorduğumu asla dememişti. İnsan bir merak ederdi değil mi? ''Bu arada sahte i********: hesabı açarken kendi numaranın üzerine bir daha açma.'' Sanırım bunu başkasına diyordu. Asla üzerime alınmamaya çalıştım. ''Bana mı diyorsun'' Gül Elisa gül. Yediğim yemek zehir olmuştu. ''Evet sana diyorum, Asuman sen değil misin'' Hayda ''Hayır iftira'' ''Hesabın numarasını buldum ve şansa Yılmaz yanımdaydı ona verdiğin numarayla aynı çıktı.'' Özkan boşuna bu adam şeytan demiyordu. Bulmak bu kadar kolay mıydı? Utancımdan yerin dibine girmiştim. Şaka yapıyordu belki de sazan gibi atlamak istemiyordum. Ben az önce rezil olmuştum. Dudaklarımı dişimle ısırıp nefesimi dışarıya verdim. Yanaklarım alev alevdi. Fıstıklı mı olsun helva yoksa cevizli mi? ''Açıklayabilirim'' Ne diyecektim Allah aşkına. Alaz ben röportaj yapacağım seninle ondan tanışmamız lazım mı diyecektim? ''Yok hayır gerek yok ama ekşi sözlük hesabımı bile araştırman tuhafıma gitti açıkçası'' Ben gerçekten mahvolmuştum. Üstüne oturduğum kamp sandalyesini hafif sıkıp ona bakmayarak konuşmaya çalıştım. Eliyle pizzayı göstererek ''Yemeğini ye lütfen nehirde enerjini çok tükettin'' Asıl şu an enerjim sömürülmüştü. ''Beni yanlış anladın evet instagramda mesajı atan bendim ama ben herkese bunu yapıyorum. O hesap zaten bunun için var. Seni gördüm bir yazayım dedim bu başka bir şey yok. Zaten önerilenlerde karşıma çıktın'' ''Ortak arkadaş bile yoktu emin misin?'' Sol kaşını hafif kaldırmıştı. ''Muhtemelen Yılmaz'ı bulmak için aradım ve seni de öyle tesadüfen gördüm'' Sırtımı dikleştirmiştim. Bu adam şu an belki burada olmamı bile tesadüf bulmuyordu. Resmen rezalet rezalet... ''Yılmaz seni arayacaktı zaten keşke bekleseydin ama merak etme ona söylemedim bu hesap olayını. Sadece onun rehberinde numaranı arattım ve sen çıktın'' ''Neden söylemedin?'' Pizzamı yemeye devam ettim. Oysaki bilmemesi gereken kişi Alazdı. ''Yanlış anlardı üstelik dün senden bahsetti seninle buluşmayı düşünüyordu'' Of bir de şu an cidden Yılmaz ile mi uğraşacaktım. Umarım o gün numaramı verdim diye yanlış anlamamıştı. İkimizde sustuk. ''Demir'i nereden tanıyorsun?'' Parti de görmüştü galiba. ''Üniversiteden arkadaşım'' Tok sesimle konuştum. ''Anladım'' ''Demir'i asıl sen nereden tanıyorsun?'' Aferin güzel atak yapmıştım. ''Yakın arkadaşım'' Acaba yakın arkadaşının ihanetinden haberi var mıydı? Başım ağrımaya başlamıştı. Yemeği de bırakmak istemiyordum çünkü sohbet kesilebilirdi. Karnıma hafif dokundum göbeğim gün yüzüne çıkmıştı. Dudağını ıslattı. Bu sessizliğe daha fazla dayamayacaktım. Ayağa kalktım ''Yemek için teşekkürler'' Omzumdaki şalı eline verdim ama izin vermedi. ''Lütfen kalsın üşütme'' ''Teşekkür ederim Alaz, sen olmasaydın ölebilirdim'' ''Önemsiz'' Elimi uzattım ama sıkmamıştı. Gözlerimi ellerimi buldu sonra yüzünde yanan ateşin simasıyla gülümsedi ve kafasını hafif salladı. Temastan hoşlanmıyor muydu? ''İyi geceler Elisa'' ''İyi geceler Alaz'' Çadırıma doğru yürüyüp içeriye girdim. && Gözlerimi açtığımda gün ışığının tenimde kavrulmasını seyre daldım. Akşam birkaç kez kalkmış ve çadırdan Alaz'ı izlemiştim. Sanırım hiç uyumamıştı çünkü sürekli nehre doğru oturmuş bir şeyler düşünüyor gibi duruyordu. Şaşırmıştım açıkçası. Kafamı hafif kaldırıp gökyüzüne baktım. Uyanmak istemiyordum ama artık gitmem gerekiyordu. Dünkü nehir faciası beni biraz ürkütmüştü. Çadırdan çıktığım an Alaz'ın telefonla konuştuğunu gördüm. Birine bir şeyler diyordu ama sesi çok kısıktı ne dediğini duyamıyordum. Uyandığımı görünce yanıma geldi Telefonu kapatıp; ''Kahvaltını et çıkalım'' Bana mı diyor? Şaşıran gözlerle masanın üzerindeki yiyeceklere baktım. Telefonu cebine koydu ve termostaki çayı kağıt bardaklara doldurdu. Konuşacak konu bulmalıydım. Neyden bahsedeceğimi bile bilmezken hiç tanımadığım bu adamın benimle sohbet edeceğini düşünmüyordum. Neden kötü davranıyordu? Geçmişinde ne yaşamış olabilirdi ki? Sanki hep kırgın bakıyor gibiydi. Mutlu değildi ondan emindim. Psikolojik tespitler yapmayı sevmezdim fakat gözlerinden farklı bir enerji almıştım. Düz siyah saçları çok hoştu. Yüzü, gözleri, dudağının altındaki ben muhteşemdi ama gözünden akan ışık kesinlikle kırık kırık yansıyordu. Bir şey onu zamanında mutsuz etmiş olmalıydı. Ama neydi? ''Benimde yiyeceklerim var gerek yok teşekkür ederim'' Sandalyeye oturup bardağın birini elime uzattı. ''Hepsi çok bitiremem şimdi uğraşma ye şunları'' Tersinden mi kalkmıştı. Bardağı elinden aldım ama parmak uçlarımız hafif birbirine değmişti. Bu temastan rahatsız olmuşçasına elini geri çekti. Kaşları çatılmıştı. Sandalyeye oturup peynirden bir parça ağzıma attım. Poğaça bile vardı. ''Sormadım sana ama bugün burada kalmayacaksın değil mi?'' Kafamı salladım ''Hayır bir gece için gelmiştim zaten'' Yalan ''Tamam ben seni bırakırım evine'' Demir'e mesaj atmalıydım muhtemelen beni girişte bekliyordu ve Alaz'la gitme gibi bir fırsatım varken onun arabasına binemezdim. Telefonum yanımdaydı ama dikkat çekmeden bir mesaj atmalıydım. Demir'in numarası bile yoktu mecbur Özkan'a yazacaktım. Alaz bana bakmıyordu, gözleri yine yerdeydi. Cebimden cihazı çıkarmış ve mesajı atmıştım. 10:56 Özkan( Tıknaz olandan): Demir beni ormanın girişinde bekliyor, ona acil ulaş ve eve dönsün çünkü Alaz beni bırakacak! Numarası yok bende hadi Alaz çayını içiyordu ve kaşları çatıktı. Sürekli böyle kaşları çatık mıydı acaba? Erken yaşlanacaktı ama farkında değildi. Telefonu masanın üzerine bırakıp poğaçadan bir ısırık aldım. Tadı harikaydı bayılmıştım. Telefon titreyince ikimizin de gözleri masayı bulmuştu. Heyecanla elime alıp okumaya başladım. Az önce yere bakan gözleri şimdi bana bakıyordu. Ne yaptığımı izliyordu. 10:59 Özkan( Tıknaz olandan): Şimdi aradım onu tamamdır problem yok. Bu arada eve geçince anlat bana merak ettim ne konuştunuz ? 11:01 Ben: Tamamdır Yavaşça yazdım ve kafamı kaldırınca onunla göz göze geldim. Gülümseyerek; ''Kaşların yine sürekli çatık mıdır? Erken yaşlanacaksın bak'' Bardağındaki son yudumu alıp yere bıraktı. ''Botoks yaparım'' Göz kırptı Onu botokslu asla düşünemiyordum gerçekten komik bir görüntü olurdu. Yemeğim bitince ikimiz birden ayaklanmıştık. Yanıma yaklaşıp çadırıma doğru yürüdü ve katlamaya başladı. Ona zahmet vermek istemiyordum. ''Alaz ben hallederim'' ''Olmaz sen dur ben yaparım'' Sesi yine mesafeliydi. Masadaki boş kapları poşete koyup hepsini tek tek bağladım ve en yakın yerde çöpe attım. O da işini bitirmiş ve poşetlere koymuştu. Kendi çadırını da katladı her şey tamamdı. Nehir bugün durgundu, dünkü akıcı halinden eser yoktu. Tuhaf bir şekilde bakasım yoktu. Az daha bir röportaj yüzünden canımdan olacaktım. ''Ben taşırım'' ''Elisa bir şeyi bir kez söylüyorum dinle'' ''Üzgünüm çadırımı kendim taşımayacaksam niye varım? Ben kimsenin sözünü dinlemem ver şunu'' Gereksiz yükselen sesime kaşlarını çatıp bana bakmadan yürüdü. Peşin sıra onu takip etmiştim. ''Alaz sen normal değilsin gerçekten neden anlamıyorsun'' Tersine gitme tersine gitme ama olmuyordu. Beni dinlemiyordu, cebinden anahtarını çıkarıp yaklaşık beş dakikanın sonunda arabayı bulmuştuk. Yanıma yaklaştı. ''Kapı açık içeriye geç hava soğuk'' ''Bir daha sakın çadırımı taşıma ben yapabilirim bunu sırf erkeksin diye her şeyi tek başına mı yapacaksın'' Ben bir daha sakın mı demiştim? Resmen onunla yine kampla geleceğimizin imasını yapmıştım. Allah'ım rezillik. O da anlamış olacak ki ''Bir dahakine nehirde boğulmazsan çadırını sen taşırsın'' Dudakları yukarıya doğru kıvrılmıştı. Arabanın kapısını açıp içeriye attım kendimi. Böyle bir rezilliklerin içinde her gün kendimi utandırmadan duramıyordum. Kapıyı açtı o da şoför koltuğuna geçti. ''Kusura bakma senin başına dert oldum'' Kontağı çevirdi ''Önemsiz'' Önemsiz miydi cidden? Acaba her gün böyle birilerini kurtarıyor muydu? Bunu da düşünmeyecektim beni ilgilendirmezdi sonuçta. Yola çıktığımız an düşündüğüm tek şey şu aşçılık işiydi. Eğer mutfağına girersem kendimi ona sevdirir ve sonunda Yılmaz ile nasıl oldularsa benimle de o şekilde olup röportaj konusunda ikna edebilirdim. Giriş kısmını halletmiştik, sıradaki gelişme kısmı ve o da olunca sonuç istediğim gibi olacaktı. ''En sevdiğin yemek ne?'' Soruma şaşırmış olacak ki ''Konu açmak zorunda değilsin bak dün de dedim sana'' Biliyorum canım ama yeterli sebeplerim var sadece sen bilmiyorsun. ''Hayır öylesine soruyorum zaten yoksa sana meraklı değilim'' ''Sen söyle senin sevdiğin bir yemek var mı?'' Karides çorbası, karides salatası ve karidesli yemek ''Kuru fasulye'' Güldü ''Türkiye bir yiyecek olsaydık muhtemelen Kuru fasulye olurdu'' Bana vizyonsuz mu demişti? Ne bekliyordu ki yulaflı et mi olacaktı. Alaz garip birisiydi onu net anlamıştım. Ne zaman ne yapacağını anlamak imkansızdı. Dümdüz bir adamdı. Duygularını hatta sevincini hiç göstermiyordu. Robotun insanlaşmış haliydi. Bazen bu tür insanlara özenirdim. Üstümde hala onun kazağı vardı ve vermeye de hiç niyetli değildim. Acaba kaç para? Beş bin dolar var mıydı? ''Ekşi sözlükte adımı nasıl buldun Elisa'' Kafamı yola çevirip ''O gizli'' Gizli değildi, sadece poxic uygulamasının ilk başlığını o açmıştı ve direk anlamıştım. Zaten instagramda ona mesaj atınca yem gibi düşmüştü tepki göstermişti çünkü o yorumları atan oydu. Onun olmasaydı asla cevap vermezdi bana. ''Ben bana evlenme teklifi ettiğin hesabını nasıl bulduğunu söyledim ama'' Onunla bunun ne alakası vardı. ''Ben evlenme teklifi etmedim'' ''Korkak olma'' Başladık yine ''Ben etmedim ne alakası var sadece dalga geçtim herkesle geçtiğim gibi'' Söylediklerime kaşlarını çatmıştı dalga kelimesi hoşuna gitmemişti. Bir eli direksiyonda diğeri de camdaydı. ''Dalga geçeceğin son insan bile olmamalıyım bir daha karşıma çıkma'' Sanırım ben büyük bir yanlış yapmıştım. Bazen dilimin kemiğini kontrol edemiyordum. Toparlamam lazımdı. ''Neden kızdın bu kadar'' Dediğimde arabayı aniden durdurmuştu. Yanıma yaklaşmadan mesafeli bir şekilde; ''Bir sapık olabilirdim ya da tecavüzcü nasıl bu kadar kolay insanlara mesaj atabiliyorsun? Sosyal medyada tanışıp öldürülen onca kadın var salak mısın kızım sen'' Ben senin kızın değilim. ''Abartma bu kadar alt tarafı basit bir mesaj, özür dilerim gerçekten seninle de dalga geçmezdim normalde ama tanımıyordum işte'' ''Şu an tanıyor musun? Mesela şimdi senin saçlarından tutup öpsem kimin ruhu duyar? Neye güveniyorsun? Kampa bu yüzden mi geldin'' Alaz gerçekten akılsız bir çocuktu. Kızaran yanaklarımla nefesimi dışarıya verdim. ''Öyle biri olmadığını düşünüyorum sonuçta prestijin var kaybolmasını istemezsin'' ''Ben Alaz'ım yapmam ama başkaları yapar dikkatli ol'' Arabayı çalıştırdı ve tekrar sürmeye devam etti. ''Bu kampa geldiğini bilmiyordum üstelik ben sana takıntılı bir ruh hastası değilim. Sadece büyük bir tesadüf ama iyi ki karşılaştık yoksa hayatımı kim kurtaracaktı'' Bir şey demedi. Sadece sık sık nefes alıp veriyordu ama bir şeye sinirlendiğini anlamıştım. Belki de ayak bağı olmuştum. Normal şartlarda hiç bir erkek için kılımı kıpırdatmazdım ama buna mecburdum yapacak bir şeyim yoktu. Acaba açık bir şekilde röportaj olayını söylesem ne tepki verirdi? ''Bir daha rahatsız etmem seni sosyal medyadan'' ''İyi olur'' Bu dört ay acaba nasıl geçecekti. Ben şimdiden tahammül edemiyordum... Telefonu çalınca cebinden çıkarıp açtı. Hadi bakalım şimdi duyma zamanı. 'Söyle' ** 'Ne zaman maçın gelirim izlemeye' ** Nefesini tekrar dışarıya verdi. ' Yok yalnız geleceğim' ** 'Ela'yı çağır sen bilirsin' Ela'nın adını duyunca tenim karıncalanmıştı. 'Şimdi dışarıdayım eve geçerim iki saate sonra ararım seni hadi görüşürüz Mali' Futbolcu arkadaşıydı galiba. Maç deyince aklıma başka bir şey gelmemişti. Canım şimdiden sıkılmaya başlamıştı. Eve gidip uyumak istiyordum ama önce Özkan'a anlatacaktım. Hiç bir şey demeden sürmeye devam etti. Kırk dakikadır yoldaydık. Arabanın durmasıyla küfür mü etmişti bilmiyorum ama gözünü yoldan ayırmadan bana döndü. Neye baktığını merak ediyordum kafamı kaldırdım ve tam tamına koca bir ordu gazetecinin yolu kapattığını görmüştüm. Hem çevirme vardı hem de bir sürü gazeteci burada duruyordu. ''Muhabirler burada geri de dönemeyiz'' ''Ne yapacağız'' Dedim ama saniyeler içinde bir kaç kişi camın etrafını sarmıştı. Bir heyecan basmıştı beni. İlk kez bu olaya şahit oluyordum. Günlerdir buluşma kovalayan ben gazetecilerin burayı bulmasın şaşırmıştım. Onlarda benim gibi Alaz'ı görmenin heyecanını yaşıyordu. ''Yanınızdaki bayan kız arkadaşınız mı Alaz bey?'' Konuşan sarışın bir kadındı ''Uygulamanızın İngiltere'ye de satıldığı söylendi bu konu hakkında düşünceleriniz nedir?'' Alaz sinirlenmemeye çalışarak soranlara döndü. ''Arkadaşlar anlıyorum işiniz bu ama şu an çevirme var ve inanın bana uğraşacak vaktim yok sonra sonra'' Öndeki çocuk ona diğer kanalın mikrofonunu tuttu; ''Peki yanınızdaki sevgiliniz mi? Kamptan döndüğünüzü öğrendik'' Alaz burnundan soluyarak ''Bu çektiğiniz fotoğrafları silin beni çıldırtmayın şurada'' Bu adamın neden resim takıntısı vardı? Niye çekilmesinden hoşlanmıyordu. Genç bir adam bu sefer mikrofonu bana uzattı. ''Gizemli bayan siz misiniz'' Alaz sertçe baktı hem bana hem onlara. Pot kırmamaya çalışacaktım ama üzgünüm Alaz her şey için çok geç Mikrofona doğru yaklaşıp Alaz'ın elini tuttum ''Lütfen çok yeniyiz bizi utandırıyorsunuz başka zaman arkadaşlar'' Dediğimde önce yanımdaki adamın çatılan kaşları ardından muhabirlerin şaşırması aynı anda olmuştu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD