4. Bölüm

2928 Words
Kendimi şanssız bir insan olarak tanımlayan ben şu an aslında öyle olmadığını fark etmiştim. Titreyen ellerim ve kasılan kalbim ile durduğum noktadan bir adım ileriye gittim ve huzursuzca kıpırdandım. Işıldayan gözlerle avıma baktım .Üstümdeki siyah elbise bana yapışmış gibiydi. Tehlike kokan bir atmosfer hakimdi şu an. Hislerimi tercüman edecek sözler bulamıyordum. Sanki batmış gibiydim ama bir şey yapmalıydım. Onunla konuşmam lazımdı. Günlerdir peşini kovaladığım bu adam ile aynı yerdeydik üstelik çok yakışıklı görünüyordu. Arkadaşına sabırsız gözlerle bakıyordu. Bana ise bir kez bile bakmamıştı. Gülümsemeye çalıştım. Alaz Akın buradaydı... Beceriksiz Özkan'ın yapamadığını yapmış ve onun arkadaşıyla tanışmıştım. ''Geliyorum hemen bir saniye'' Yılmaz arkasındaki adama geleceğini söyleyip bana tekrar çevirdi bakışlarını. Gülümseyen suratla yanıma yaklaştı. ''Rica etsem bana numaranı verir misin? Biliyorum çok hızlı oldu ama lütfen zamanım yok ve kül kedimi kaybetmek istemem'' Seve seve canım ne olacak Telefonunu bana uzatınca yavaşça numaramı yazdım rehbere Elisa diye kaydettim. Bugün çok ballıydım. Omuzumdaki ceketi ona uzattım ama eliyle durdurdu, sanırım bende kalacaktı. ''Şimdi üşüyeceksin lütfen sende kalsın, buluştuğumuz gün verirsin'' Yılmaz son bir kez gülümseyip Alaz'a doğru yürüdü. Alaz bana hiç baktı mı bilmiyorum ama bir ara sanki hafifte olsa bakmış gibiydi ama ondan da emin değildim. İkisi de asansöre binip gittiler. Onu burada göreceğimi biliyordum ama arkadaşıyla tanışacağımı düşünmüyordum. Numaramı vermem iyi olmuştu böylece buluşunca Alaz ile zorunlu tanışacaktık. Dudaklarımı yaladım. Özkan ve Demir'e gerçekten hayret ediyordum. Bazen benim bile yapamadığımı onların yapmaması canımı sıkmıştı. Beni terasa göndermelerine rağmen hem arkadaşıyla hem de Alaz ile tanışmıştım ama onlar ise hala oturuyordu. Kafamı kurcalayan diğer bir sorun ise Demir'in ne yapmak istediğiydi. Bu iş bitince ne durumda olacaktık? Umarım sadece basit bir röportaj için bu kadar uğraşılmış olsun. Yoksa diğer türlü başımı yakacaktı. Alaz medyaya boy boy fotoğraf vermeyen bir adamdı. Böyle bir adam bana ne yapardı bilmiyorum. Tabii önce onunla konuşmam lazımdı. Bu yüzden ikisini aramaya çalıştım. ''Ah Özkan ah sen otur ancak bebeğim'' Yüzünü net görememiştim ama gözleri yakıcıydı. O gözlerin bana öfkeyle bakmasını asla istemezdim o yüzden arkadaş olmaya çalışacaktım. Belki de becerebilirdim bu işi. Omzumdaki cekete bir kez daha bakıp asansöre bindim ve partinin olduğu alana inmiştim. Muhtemelen bugün benden mutlusu olmayacaktık. 'Kız Elisa bir taşla iki kuş hem gördün hem numara aldın' Beni gören ilk Özkan olmuştu. Yanıma yaklaşıp önce omzumdaki cisme baktı ardından Demir'e dönüp; ''Bu kız yanlış kişiyle tanışmış'' Gözlerimi devirdim. Şimdi kadehi yüzlerine fırlatsam acaba ne hissedecekti? Böyle konuşması sinirimi bozuyordu. Demir ise bana bakıyordu sonra etrafa bir bakış attı. Yalan yok üniversitedeki tanıdığım Demir arasında dağlar kadar fark vardı. O etrafa bakınca ben de bir göz gezdirdim. Herkes şaraplarını içiyor ve eğleniyor gibi görünüyordu. ''Hayır ne alakası var'' Yanlarına yaklaştım. ''Az önce onun arkadaşının omzu boştu muhtemelen sana ceketi Yılmaz verdi ve rica ediyorum bana onunla tanıştım deme bende kalp ver Elisa!'' Güldüm, gülerken de sesli kahkaha atmayı da ihmal etmemiştim. ''Siz o kadar aptalsınız ki karşıma Yılmaz geldi ve onunla tanıştık benim numaramı aldı hatta Alaz arkamızda bitip Elisa beni aldatma dedi bende tamam aşkım dedim'' Özkan kızgın bir ses tonuyla ''Ciddi bir şekilde anlat şunu'', Etrafa da bakıyordu arada çünkü dinleme potansiyeli vardı. ''Ya işte arkadaşı verdi hatta numaramı aldı sonra Alaz geldi aldı götürdü çocuğu'' Dişlerini sıkarak ''Ve sen bunca şeye rağmen onunla tanışmaya çalışmadın mı?'' ''Bodoslama üstüne mi dalsaydım? Bekle biraz sabırsız olma üstelik Yılmaz kim anlat bana'' Kendimi CIA'ya üye bir ajan gibi hissediyordum. Biraz daha devam edersek bu konuşmaya ağzıma puro götürüp dosyaları karıştıracaktım. Ciddi ciddi ajan olmuştum. ''O onun en yakın arkadaşı ve sana aşık olursa sıçtık'' Zaten Yılmaz da bana aşık olmak için kapımda bitiyordu. Aşk bunlar için ne kolay kelimeydi, üstelik ben siteme daha yazmaya cesaret bulamazken. Acaba bir gün yazacak bir cümle bulur muydum? Aşkı en iyi şekilde tanılamak istiyordum. Ama doğru cümleleri bulmak çok zordu. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar yazmak isterdim. İnsanın bilmediği bir duygu hakkında konuşması sinirimi bozduğu için genelde aşk hakkında öyle atıp tutmazlar yapmazdım. Dudağımı ısırıp güldüm ''Neden Özkan'cığım'' Konumuza dönmeliydim. Özkan gerçekten kısa duruyordu. Demir zaten uzundu ve ikisi birlikte gözüme uyumsuz gelmişti. ''Çünkü Alaz arkadaşının sevgilisiyle arkadaş olmaz'' Hadi ya mahvolduk Bir şey yapmalıydım. ''Merak etme mesaj falan atarsa kanka diyeceğim ona'' Bu hayatın sillesini yemekten bıkmıştım. Özkan ensesini kaşıdı ''Neyse'' Sesimi kısarak ''Buradalar mı şu an'' Demir öne atılıp; ''Yok buraya gelip bir kaç kişiyle vedalaşıp çıktılar muhtemelen eve gider Alaz'' Gitmesi biraz kötü olmuştu. Etrafa baktım sessizce. Herkes oldukça eğleniyor ve vaktini güzel geçiriyordu. Canım sıkılmıştı çünkü ben Alaz için gelmiştim. ''Eve bırakalım seni'' Özkan'ın sesiyle kafamı salladım ve beni yönlendirmelerine izin verip asansöre bindik. Asansörde bile hala onu düşünüyordum. Oysaki ne kadar da yakışıklı görünüyordu. Dev adam olma ihtimali var mıydı acaba? O kasları ve belirgin dudakları göz hapsime tabi olmuştu. Uzun bir süre incelemek istemiştim. Daha kötüsü bu adam bir kez bile bakmamıştı bana? && Salı sabahının güzel bir yanı varsa o da güzel uyanmaktı. Saatime baktığımda Dokuza beş vardı. Kalkmak için hala erkendi çünkü uykuma çok düşkündüm. Mutfağa geçip hayattan zevk almıyorum kahvaltısı hazırladım. Tabağa yalnızca gelişigüzel bir peynir ve salam koydum başka da bir şey canım çekmiyordu. Amacım sadece karnımı doyurmaktı. Bu sabah ilk işim Alaz'ı sahte bir hesapla işletmekti. Normalde her Türk genç kızın olduğu gibi benimde İnstagramda sahte bir hesabım vardı. Çayımı koydum ve içmeye başladım. Bir yandan da telefonla onun ismini aratıyordum. Dün gece uyumadan önce kontrol etmiştim. Twitter kullanmıyordu ama i********: ve ekşi sözlük hesabı vardı. Hatta ekşi sözlüğü bulmam bayağı zorlaştırmıştı beni ama bir şekilde hallettmiştim. İnstagramda hiç fotoğrafı yoktu ve yalnızca 4 kişiyi takip ediyordu, içlerinde Yılmaz da vardı. Yılmaz'ı görmem ile onun olduğunu anlamıştım. ''Şimdi sana bir mesaj atalım Alaz'' Gülümseyerek ne yazacağımı düşündüm ve mesaj kutusuna tıklayıp yazmaya başlamıştım. AsumanDiyebilirler: sSelam, maya kehanetlerine göre bu aylarda tanışmak istediğiniz biri varsa atağa geçmezseniz bir daha ruh ikinizi bulamayacaksınız Salla Salla Elisa nasılsa bedava sallamak. Şimdi Ekşi sözlük hesabına bakacaktım dün pek kontrol etmemiştim. Burada yazar olmuştu ve kullanıcı adı bayağı komiğime gitmişti. 'SonAlbertEinstein' Defalarca bakıp acaba gerçek mi diye bakmıştım. Bu nasıl bir egoydu ki kullanıcı adını sayılı dahilerden birinin adını yapmıştı. ''Benimle tanışınca IQ'ün düşecek Alaz'' Dudağımı dişleyip girdiği entryleri okumaya başlamıştım. Çok fazla yazmamıştı ama ekşi itiraf adlı bir başlıkta dün saat 21:45 de bir yorum yazmıştı. Ekşi itiraf: Bulunmak istemediğim ortamlarda bulunduğumdan beş yaşındaki bir çocuk gibi ağzımı büzebiliyorum. Sanırım yardım derneği için düzenlenen partiden bahsediyordu. Komiğime gitmişti. Tekrar girdiği başka entrylere baktım ve yavaş yavaş ilgimi çekenleri okumaya başlamıştım. Loreena mckennitt: Favorim Santiago Adına yorum yaptığı kişi bestekardı bunu da not etmiştim bir kenara. Baba: R.I.P Babasıyla ilgili böyle bir entry görünce şaşırdım ve bir kez daha okudum acaba ne zaman ölmüştü. Jamie Dornan: Şu adama nasıl yakışıklı diyorlar aklım almıyor? Kırkına basmış bir adamı da beğenmezsin. Ne? Bir kez daha okudum son dediğini. Ne yani Alaz, Jamie Dornan'ı beğenmiyor muydu? Muhtemelen kördü ve farkında değildi. Nefesimi dışarıya verip beğenmeme butonuna bastım. Kullanıcı adım farklı olduğu için rahattım ama yaptığı resmen saçmalıktı. Beğendiği yani fovorilerine ait olan kısma girdim ve son saatler sadece poxic uygulamasıyla ilgili bir şeyler beğenmişti. Poxic isminin üstüne tıklayınca tam tamına 1000 tane entry girildiğini fark etmiştim. ''1000 kişi yorum yapmış cidden ünlü bir uygulama'' Kendi kendime konuştum. Üstelik bu Türkiye'deki sayıydı. Zavallı peynirim eziyetle hala onu yememi bekliyordu. Ağzıma atıp yavaşça çiğnemiştim. İş mi aşk mı? : İlk önerme. Aşk değil iş demişti bu kadar işkolik olduğunu elbet tahmin ediyordum ama neden birisine aşk duymuyordu asla aklım almıyordu. Çayımı bitirip küvete koyup devam ettim okumaya. Kolpaçino: Tayfun Allah senin belanı versin, hani bunlar İstanbul'un en nezih insanlarıydı? Bu filmle ilgili de bir şeyler yazmıştı. Gülümseyerek uygulamayıp kapatıp ortalığı topladım. Gerçekten de Alaz çok ilginç bir insandı. Belki de göründüğü kadar kötü olmayabilirdi. Kolpaçino izleyen insandan zarar gelmez. Salona geçtiğimde Asuman kucağıma gelmişti, kafasını okşadım meleğimin. İnstagrama bakıp mesaj kısmına girmiştim ama görüldü yemiştim. ''Öyle pes etmek olmaz'' AsumanDiyebilirler: Tayfun Allah senin belanı versin, hani bunlar İstanbul'un en nezih insanlarıydı?' Şimdi bu mesaja cevap vermemezlik yapmazdı. Muhtemelen ekşi sözlük hesabını kimse bilmediği için bu kadar rahat yazıyordu ve aynısını yazdığım için şaşıracaktı. Dakikasında görüldü yemiştim. AsumanDiyebilirler : Albert Einstien anlat bakalım bugün Einstien olmak için ne yaptın Mesajı gönder. Nefesimi dışarıya verip görüldü yemeyi bekledim ama aksine yazmıştı. Alazakın: Kimsin diye sorsam çok mu kabalık ederim? Ay canım olur mu öyle şey hatta nikah dairesinde bu soruyu sorsan daha müteşekkir olurum. AsumanDiyebilirler: Hayır Einstien ama ismim Asuman' Kedi: Ben ne alaka Mecbur onun ismini koymuştum çünkü aklıma başka bir şey gelmemişti. Cevap yazmayınca meraklanıp bir kaç satır daha yazdım. AsumanDiyebilirler : Bu arada Jamie Dornan kırmızı çizgimdir eğer evleneceksek lütfen onu da sev sonuçta karının sevdiği adam olacak' Görüldü AsumanDiyebilirler: Ah hadi ama cevap yazmak yok mu?' Görüldü AsumanDiyebilirler: Korkak! Yazıyor... AlazAkın: Muhtemelen karım ben dışında başkasının hayranı olsaydı bir daha karım olmazdı' Engellemişti beni. Engel yemiş olmanın ağırlığıyla telefonu koltuğun üstüne bırakıp diş fırçamı aldım ve dişlerimi fırçalamaya başlamıştım. Normal şartlarda bunu başka bir erkek yapsaydı sinirden köpürürdüm ama itiraf etmeliyim ki klas bir hareketti. İşim bitince banyodan çıkıp üstümü giyindim ve makyajımı yapmaya başlamıştım. Bizim tıknaz birazdan arardı, şimdiden hazır olmalıydım. Kapım çalındı o arada da her şeyim hazırdı. Özkan bir eli kapıda bana bakıyordu. Bu iş çok uzamıştı artık ciddi bir şekilde Alaz ile yüz yüze konuşmam lazımdı çünkü gittikçe sakıza dönecekti. ''Günaydın Elisa hanım günaydın günaydın'' ''Günaydın dansö-- Özkan'' Yanlışlıkla ağzımdan kaçıracaktım. Gülümseyerek baştan aşağı süzdü ve kolundaki saate baktı. Yüzünü buruşturmuştu hemen. ''Hazırsan çıkalım güzel bir yemek yeriz ve plan hazırlarız'' Çantamı taktım ve onunla birlikte sarı taksisine bindik. Acaba daha ne kadar uğraşacaktım onu bilmiyordum. Bu işin tamamen sonuçlanması lazımdı. Özkan camı açıp müziği açmıştı. Zayn, Taylor Swift- I Don't Wanna Live Forever çalıyordu. Yüzümde geniş bir gülümseme vardı. ''Ela ve Demir olacak'' ''Tam Paul ailesi desene'' Kaşlarını kaldırıp; ''Onlar Alaz'a ihanet etmiyor çünkü Alaz'ın sikinde değiller emin ol. Bakma Ela'nın erkek arkadaşım dediğine ben inanmıyorum'' ''Hadi ya yoksa gay mi'' Artık herkesten her şey bekliyordum. ''Hayır tabii ki de ama Ela biraz fazla takıntılı yani onun yanında diye onun kız arkadaşı olarak görüyor kendini ama hiç bir şeyden haberi de yok. Ne sorsam bilmiyorum diyor bence değiller'' Burnunu kırıştırdı. Çatılan kaşlarımla dikkatle dinlemeye çalıştım. Böyle bir şey olabilir miydi? Alaz duymuyor muydu bunları? Sonuçta kızın birisi ona erkek arkadaşım diyor. Duyup tepki vermesi gerekirdi. ''Ne sıklıkla buluşuyorlar'' Gözü yoldaydı ''Neredeyse haftanın 1 günü ama o da Alaz isterse'' Sırıtıyordu. ''Aralarında fuckbody ilişki var mı sence?'' ''Hayır sanmıyorum ben hatta onun biriyle beraber olduğuna bile şüpheliyim çünkü kadınlardan hoşlanmıyor'' ''Çok karışık ya'' Kafam iyice karman çorman olmuştu. Ben Alaz olsam arkamdan bu kadar konuşanlara çoktan müdahalede bulunmuştum. Belki de umursamıyordu. Özkan da Ela hakkında bu kadar atıp tutuyorsa yeni tanıyordu. O zaman o da piyondu? ''Röportaj bitsin de kurtulsak'' Arabayı durdurdu ve bana baktı ''İşte bunu sen yapabilirsin inan bana yeter ki iste. Hadi inelim geldik'' Arabanın kapısını açıp onunla temas etmeden yürümeye başlamıştım. Demir ve Ela kafede oturuyor ve konuşuyorlardı bizi görünce el salladılar. Kendimi bir an ufak tefek cinayetlerde hissetmiştim. Tam teşkilat olmuştuk. ''Selam'' Gülümsedim ve Demir'in yanındaki koltuğa oturdum. ''Nasılsın Elisa'' Elaya dönüp ''İyiyim sen nasılsın?'' ''İyiyim bende dün Alaz ile karşılaşmışsın ama konuşamadınız sanırım'' Garson gelince Özkan dört kahve demişti. ''Evet ama bakalım Yılmaz'dan haber bekliyorum eğer ararsa sayesinde tanışacağım'' Son iki kelimeyi Özkan'a bakarak söylemiştim. Demir sırıtarak kolunu masaya koydu. ''Yılmaz'a dikkat et onu kullanma sakın'' ''Yok öyle bir şey yapmam'' Dedim Demir'e bakarak. Bu ortam beni fazla geriyordu. Şimdi Rümeysa olsa saatlerce sohbet edip eğlenebilirdik. ''Yılmaz nasıl birisi?'' Bu soruyu ortaya sormuştum. ''İyi kendi halinde, fazla dürüst ailenin akıllı uslu çocuğu'' Konuşan Demir'di. ''Onunla aran kötü mü?'' Kahvemin gelmesiyle içmeye başladım. Tadı acıydı. ''İyi değil ama kötü de değil sadece eskisi gibi değiliz fakat hala iletişimimiz kopmadı'' Yılmaz'a cidden bu uğurda asla ümit vermeyecektim. Onun suçu yoktu hatta Alaz'a da böyle yaklaşmayacaktım. ''Alaz'ın evinde aşçı açığı varmış, Özkan senin gastronomi mezunu olduğunu söyledi. Yılmaz ile bir şekilde arkadaş ol ve iş aradığını söyle. Bunu söylerken aşçı olduğunu da ihmal etme çünkü sana direkt Alaz'ın aradığını söyleyecek.'' Ela'nın tiz sesi düşüncelerimi bölmüştü. ''Bana bu kadar güvenir mi?'' ''Onu da sen yapacaksın güvendir kendine Elisa'' ''Deneyeceğim'' İçtiğim kahve mideme iyi gelmişti. Acı güzeldi... Demir'e baktığımda çok dalgın olduğunu fark etmiştim. Yüzünde garip bir ifade vardı. Özkan da fark etmiş olacak ki Demir'e doğru dönerek konuştu. ''Neyin var bir asık yüzün bugün'' ''İşle ilgili doktor olmak kolay değil'' Demir doktor olmuştu şimdi öğrenmiştim. Tıp okuduğunu biliyordum ama mesleğini devam ettirmeyeceğini söyleyip dururdu. ''Sen devam etmeyeceğim diyordun'' Kahvesini içip bana baktı ''Tercihler değişiyor Elisa.'' İmalı konuşmasını anlamamıştım ama şu an onunla uğraşamazdım. Özkan saatine bakıp ayağa kalktı; ''Hadi çıkalım Elisa seninle gideceğimiz bir yer var'' Şaşırarak ''Nereye?'' Acaba bugün Alaz diye kiminle tanışacaktım çok merak ediyordum. Çantamın içine telefonumu koyup üstümü düzelttim. Demir de bizle birlikte kalkmıştı. ''Elisa'yı ben bırakırım, arabanın anahtarını ver, benimkini al Özkan'' ''Olur tamamdır'' Cebinden çıkarıp eline verdi. Demir belimden tutup dışarıya yönlendirmişti beni. Ortamda bir an bir gerginlik oluşmuştu ama şu an bunu düşünmeyecektim. Bulunduğumuz kafe yine lüks bir kafeydi. Kapıyı bana açıp aracı çalıştırmıştı. Nereye gideceğimizi çok merak ediyordum ama muhtemelen Alaz ile karşılaşacağım bir yer olacaktı. Sonbahara rağmen üstümde elbise vardı ve biraz dizimin üstündeydi. Bileğimde bulunan tokayla saçlarımı bağlayıp emniyet kemerimi taktım. ''Üşüyor musun? Klimayı çalıştırdım ama üstüne şal verebilirim bagaj da var'' ''Yok iyiyim bir problem yok'' ''Nereye gideceğiz Demir?'' ''Gidince görürsün'' Güzel cevap ama eksik. Camı açıp dışarıyı izlemeye başladım. Yoldan sapınca şehir dışına çıktığımızı anlamıştım. Acaba Alaz'dan ümidi kesip beni organ mafyalarına mı götürüyordu? Bu devirde babana bile güvenmeyeceksin. ''Nereye gidiyoruz son kez soruyorum ve adam akıllı cevap ver Demir'' Kızgın mı bakıyordu anlamıyordum ama kaşlarını çatıyordu. Araba durunca nefesini içine çekip bana doğru baktı. Ana yolun ortasındaydık o yüzden kenara çekmişti. ''Emin misin bu işi yapmaktan?'' Bu muydu karın ağrısı? Ellerimi ovuşturup; ''Evet, başta biraz ikilemdeydim ama niye bu kadar abartıyorsun anlamıyorum alt tarafı röportaj yapacağım adamı soymayacağım'' Dizimde duran ellerimi kendine çekmişti fakat panikle geri çektim. ''Basit bir röportaj ama ya ona aşık olursan Elisa? Sonuçta ne olacağı belli olmaz'' Bu ihtimali de düşünmüştüm ama öyle bir adama aşık olacağımı asla düşünmem. ''Yok yok güvenin bana ya öyle bir şeye izin vermem Demir'' Gülümsedim. ''Güveniyorum o zaman yani en çok sana güveniyorum herhangi bir sorun çıkarsa bana ilk söyle Özkan'a da çok güvenme'' Şeytan Özkan. ''Olur teşekkür ederim'' Arabayı çalıştırıp tekrar sürmeye devam etti. Ormanlık bir yola sapınca aklıma kötü kötü şeyler gelmişti ama korkmamaya çalıştım. Kırk dakika içinde inmiştik. Ruh halim çok farklıydı bugün. Demir bagajdan bir şeyler indirip bana komut verdi. ''Arkamdan beni takip et'' Acaba yine nereye ve neden gidiyorduk. Alaz yoksa kurbanlarını bu ormana mı getiriyordu. Elinde kocaman poşetler vardı ve merak içindeydim. Onun arkasından yürüyüp otlara basmamaya dikkat ettim. Kuru yerlerden gidiyordum, nerede bir yeşil yer görsem içim otomatik üzülüyordu, basarım da ezilir korkusuyla. ''Ne yapacağız burada yoksa define mi arayacağız'' Kahkaha attı. ''Kampa geldik Elisa'' ''Hadi ya ne güzel ne güzel'' ''Alaz'ın bugünkü programı burada kamp olacakmış Ela söyledi. O yüzden sende güya öyle yapıyormuşsun gibi karşılaşacaksın'' Sinirle ''Ya burada kurt varsa beni tek mi bırakacaksın?'' Ayılardan ve hayvanlardan korkardım ben. ''Evet arabayı park ettiğim yerde olacağım. Telefon da çekiyor burada herhangi bir durum olunca direk ara beni ben uyumam muhtemelen gelirim yanına ve lütfen tersleme adamı'' Az sonra gelmiştik. Kocaman yeşillik bir alan ve nehir vardı. Alaz'ın çadırı hala görünürde yoktu. Demir eşyaları yere bırakıp tek tek dizdi. Burada yaşamsal faaliyet nasıl oluyordu acaba? Çadırı hızlı bir şekilde kurmuştu. Poşetten termosları ve bir kaç yiyecek şeyler çıkardı. Bana döndü ''Burada yiyebileceğin fazladan yemekler var şal da koydum yastık her şey var tamam mı?'' Kolumu tuttu ''Bak bir şey olunca haber ver lütfen'' ''Tamam'' ''Ben gidiyorum Alaz muhtemelen buraya yakın çadır kurar çünkü genelde burada kalıyor ve seni görünce bayağı şaşıracak'' ''Tamam sen git ben halledeceğim görüşürüz'' Gülümseyerek ''Görüşürüz'' Şarjımı kontrol ettiğimde yeterince vardı ve Demir Powerbank da bırakmıştı. Bütünüyle hazırdım güneşte batmıştı. Normalde böyle yerleri seviyordum ama tek kalmaktan korkuyordum açıkçası. Çadırın içine baktığımda her şeyden fazla olduğunu fark ettim. Nehir tam karşımda duruyordu ve göz alıcıydı. Oraya girip yüzesim bile gelmişti. Ankaralı olduğum için denizimiz yoktu ama bazen bir gece vakti İstanbul da denizin içine girmiş saatlerce yüzmüştüm. Sanırım sevdiğim tek aktiveydi. Telefonu çadırın içine bırakıp üstümdeki elbiseye baktım. Keşke biraz daha kalın bir şeyler getirseydim yanımda, pişman olmuştum. Dört gün önce sıradan bir garsonken şimdi aksiyon bir filmin oyuncusuydum. Röportaj bittikten sonra sanırım özleyecektim çünkü şimdiden alışmıştım. Artık eve geldiğimde ayaklarımı uzatıp uyuduğum vakitler yoktu. Saçımı açtıktan sonra çadırın olduğu yerden biraz uzaklaştım ve üstümü hızlı bir şekilde çıkartıp buz gibi suya doğru yürüdüm. Terlikleri çıkarıp yavaş yavaş ayaklarımı soktum. Soğuktu ama bu adrenalin beni kesmiyordu. Parmaklarımı üşüten suya aldırmadan ileriye doğru biraz daha yürüdüm. Yazın yüzmektense kışın yüzmeyi tercih ederdim. Bütün su köprücük kemiklerime gelene kadar derine doğru gitmiştim. Şu an Alaz bile umurumda değildi tamamen keyfimi çıkartacaktım. Hayat gerçekten yaşayana çok güzeldi. Biraz daha boğazımı bulduğunda ayaklarımın yerden kesildiğini anlamıştım. Yavaşça kulaç atmaya başladım ama akıcıydı nehir. Korkmaya başlamıştım şahsen. Ayaklarımla yere temas etmeye çalıştım fakat hala bulamıyordum taşların delici uçlarını. Biraz daha yukarıda kalırsam kollarım ağrıyacaktı. Gözümle etrafa bakmaya çalıştım ama su gözlerimi bulmuştu. Boğuluyor muydum? Yok artık? İyice o korku ile düşünmeye çalıştım. Ayaklarım ve ellerim hareket ediyordu ama su o kadar çok akıyordu ki izin vermiyordu yönümü bulmaya. Demir neredesin? Aklıma ablam, kardeşim geldi... Ben ne yapacaktım onlarsız? Yüzmeye çalıştım bir ara sırt üstü suyun üstüne çıkmak istedim fakat çok fazla su yutuyordum. Ağzıma ağzıma giriyordu. Zorlukla ''Yar-yardım edin'' Kim vardı ki şu an sesimi duyabilsin? Alaz bile duyamazdı eğer geldiyse tabii Çok uzaktaydım ama konuşamıyordum. ''Yardım edin lüt-lütfen'' Ölüm hissi bedenimi bulduğunda belimi tutan eller ile kafam suyun yüzüne çıkmıştı ama çoktan gözlerim kapanmıştı boğulma korkusuyla.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD