Cesaretimin ortaya saçılan kırıntılarını tek tek toparladım bir avucu bile sığdırmayacak yüreklilikle ona dönüp aklımdakileri tek tek söyleyecektim ki bir şey oldu. Bu sefer konu bendim daha doğrusu kuyruğum. Büyük elinin, parmakları arasında olan yumuşak tüylerim aralık duran parmaklarının boşluğundan fırsat bilerek kaçmıştı. Kuyruğum çıktığı günden beri ufacık bir tehlike sezsem bile direkt tepki verir ve bana işaret vermek ister gibi en küçük tüylerime kadar havaya kalkar ve göründüğünden daha gür bir hale gelirdi. Bazı zamanlar ben farkında olmadan bile bu tepkiyi veren kuyruğum sayesinde çok belayı ucuz atlatmıştım ve o zamanlar bunu arkadaşlarıma söylediğimde kimsenin kuyruğunun böyle tepkiler vermediğini öğrenmiştim hatta aklıma kuyruğumun canlı olabileceğini bile düşündürtmüşlerdi ama bunu büyüklerime sorduğumda benimle alay edip böyle bir şeyin olamayacağını hatta imkansız olduğunu dile getirmişlerdi onlara o zamanlar inanmasam da şu an komik geliyordu.
Belki de bir lefa olduğum için bu kuyruğum bu kadar hassastı. Bilmiyorum ama Yarkın’la göz göze geldiğimizde o an onun kuyruğumun bu tepki vermesinde ki sebebini bildiğini hatırladım. Unutmamıştı. Ben ise benimle ilgili ufacık bir anıyı bile unuttuğuna o kadar çok inandırmıştım ki şaşırmadan edemiyordum. Aniden kafasını kaldırıp arkamdan bir noktaya bakmaya başladığında her şey o kadar hızlı gelişmişti ki zaman bile bize göre yavaşmış gibi hissettirmişti.
Hemen arkamdan büyük bir ses gelmeye başladı. Aniden müziğin sesi kesilmiş ve yanan tek ışıkları yani kırmızı ışıklar tek tek patlamaya başladı. Hızla omzumun üzerinden arkama baktım. O kadar çok insan vardı ki kimin bunu yaptığı belli olmuyordu ama son kalan ışıkta sessizce yok olunca etraf birkaç saniyeliğine sessizliğe gömülse de sonra bir anda çığlık sesleri gelmeye başladı. Berrak ve yanındaki kız yanımızda bir şeyler bağırıyorken kaçmamız gerektiğini haykırıyordu. İstemsizce elim Yarkın’ın dizine dokunup güç alarak ayağa kalkıyordum ki, Yarkın’ın kanadı etrafıma sarıldı ve geriye tekrar koltuğa oturmamı sağladı. Otururken bile ondan kısa kalan bedenim yüzünden kafamı kaldırmış yüzüne bakmaya çalışmıştım ama o kadar karanlıktı ki tilki olmama rağmen gözlerimin alışması zaman alıyordu.
Yarkın diğer kanadını da bir refleks ile etrafıma sarınca bir nesnenin kanadına çarpıp yere düşerek ayak ucumuzda kırılma sesini net bir şekilde duyabilmiştim. Zihnimin en dar ve karanlık olan koridorlarının kapılarının ardından yükselen aynı seslere kulak tıkamak isterdim ama ne yaparsam yapayım susmayacaklardı ve zihnim ne yaparsa yapsın ‘seni, bizi koruyor, o hala bizim başımıza bir şey gelmesinden korkuyor’ söyleyen o sesleri duymamazlıktan gelmeye devam edecektim.
Kanatlarının sıklığından dolayı göğsüne yaslanan bedenimi nasıl sakinleştireceğimi bilmiyordum ama aldığım kokusuyla o anlık kargaşanın içinde bile bana huzurun bir köşede beklediğini hissettiren kokusunun hiç değişmemesi gözümden bir damla yaşın akmasını sağlamıştı.
Yarkın birilerine bağırıyor, yanındaki adam çığlık atan kızını sakinleştirmeye çalışıyorken ben burada geçmişimle boğuşuyordum. Ellerimi göğsüne koyup kendimi geriye çekmeye çalıştığım da kanatları etrafımı daha sıkı sardı. “Bırak beni, ben kendimi korurum.”
“Benim yanımdayken olmaz.” dedi bağırarak ama bana bağırmıyordu sadece sesini duyurmaya çalışıyormuş gibiydi.
Bu kanatların ardında ne oluyor bilmiyorum. Berrak’ın nereye gittiğini bilmiyorum. Başına bir şey gelirse benden bilirler mi onu da bilmiyordum. Elbisemin kirlenmesini umursamayarak dizlerimi koltuğun sert yüzeyine koyup kafamın biraz daha yukarı çıkmasını sağladım. Kanatlarının arasındaki o küçük boşluktan kafamı uzatıp etrafa baktım. Hala her yer karanlıktı ama birkaç kişinin elinde gezen büyük fenerler az da olsa etrafımı görebilmemi sağlıyordu. Bazı insanlar hala dans etmeye çalışırken bazıları fazla alkolden yere yığılmış garip garip gülüyorlardı. Yarkın aniden yüzümü tutup kendine çevirdi. Kafamı çıkardığımı yeni fark etmişti. Yanağıma bir yapbozun kayıp parçası gibi yerleşen büyük eli beni tekrar kanatlarının arasına sokmuştu. Kaşları çatılmıştı. Gözlerimi kırpıştırarak yüzüne bakmaya devam ederken o an kısacık bir anda gözleri yüzümün diğer kısımlarında gezindi ama bu o kadar kısaydı ki alışmayı yeni bitiren gözlerimin küçük bir yanılsaması bile olabilirmiş gibiydi.
“Etraf kontrol edildikten sonra seni buradan çıkaracağım.”
“Hayır,” dedim nereden geldiğini bilmediğim yüreğimin gizli sandıklarından sürpriz bir şekilde çıkan öz güven ile, “Sana dedim ben kendimi korurum.”
Başını yüzüme doğru eğdi. Artık onun da yüzünün bir kısmı kanatlarının arasına gizlenmişti. “Biliyorum. Sana öğrettiklerimle pekala korursun kendini ama bir yerde ben varsam orada küçük bir olay bekleme.”
Resmen beni küçümsüyordu! Tamam dövüşmeyi, kendimi koruyabilmeyi o öğretmişti bana ama bunu yüzüme vurmasına gerek yoktu!
Gözlerinin içine bakarak konuştum. “Beni. Korumana. İhtiyacım. Yok!” tüm kelimeleri bastıra bastıra söylemiştim ama gözü yanağıma kayınca parmağı gözümün altını usulca okşadı. Islanan parmağına baktıktan sonra gözlerime öyle baktı ki yer yarılsa da içine girsem diye düşünüp durdum. Anlamıştı. O hep anlardı.
Yabancı bir ses, “Her yer temiz rahatça çıkabilirsiniz. Patronumuz şehir dışında olduğu için sizinle daha sonra bir randevu talep edecekmiş.”
Yarkın gözlerimin içine öyle bir bakıyordu ki sanki orada bir şeyler vardı ve o şeyi bulmuş gibi bakıyordu. Bu gözlerde çocukluğumuzdan başka hiçbir şey bulamazdı.
Yavaşça kendini geri çekti ama gözlerini çok sonradan çekebilmişti. Daha yeni konuşan adama dönüp kafasını gelişi güzel salladı. Gevşeyen kanatlarından faydalanarak kendimi o sıcak tüylerin arasında kurtardım.
İlk oturduğum yerde bıraktığımı fark ettiğim çantamı alıp arkama bile bakmadan, görevlilerin tuttuğu fenerlerden yardım alarak o mekanda ayrıldım. Nereye gittiğimi umursamadan yürüdüm çok değil on dakika sonra önümden geçen boş taksiye binip evime gittim.
6.BÖLÜM
Parmaklarımı sık sık bastırırdım onu her düşündüğümde artık rutin haline geldiğini bildiğim bir hareket olmuş. Başımı iki yana salladım ve üşenmeden kalkıp yüzümü yıkamaya gittim. Soğuk bir suyun benim için iyi gelmeyeceği çok az şeyi vardı.
Ayılmam gerekti çünkü onu düşünmekten başka düşünmem gereken o kadar çok şey vardı ki, onları bir an önce halletmem gerekiyordu. Özellikle annemin benden istediği şeyi bir an önce yerine getirmem gerekiyordu. Çok acil olduğunu bastıra bastıra belirtmişti.
Bu kadına borcum çoktu ve benden istediği şeyi onun için alıp gelsem bile borcumun en ufak kısmını bile ödemeye yetmezdi. Bu arada yanlış anlaşılmasın o benim öz annem değildi, üvey bir anne de değildi. Hatta ona anne dediğimi bile bilmezdi ama onu bana soran insanlara annem olduğunu defalarca dile getirmişimdir ondan habersiz.
Ama o normal bir kadın değildi eminim onun hakkında böyle konuştuğumu duymuştur ama duymamış gibi davranıyordu.
Nabzımın boşluklarından geçmişime zehirli bir kanın damarlarımdan geçerken hala o günü tekrar tekrar kez yaşıyordum betonun soğukluğuna kadar hissedebiliyordum. Her yerim titriyordu o ıslak kaldırdım da. Yorgunluk bedenimin her kıyısına vurmuş umudunun taşıdığı sandal parçalanmıştı. O gece anneme kuyruğumdaki ziftin geçmediğini göstermiştim. Bir gelenek olarak kuyruğu çıkan her kızın, kuyrukları tüylenmesini bitirdikten sonra onları tespit edip toplayan yaşlı bilge ve herkesçe bilenen kadın bizleri bir çukurun önünde toplamıştı.