Parti başlamıştı.
Generaller, Komutanlar Lordlar, Leydiler, Kraliyet ailesi üyeleri ve Prenses’in kurtulanlardan haberi olmayan arkadaşları ile dolu bir salon dolusu insan.
Bütün gece Tyler’ın yanında gezip yeni insanlarla tanıştım. Diğer Kurtulan kamplarında görev yapan Kahramanlar ve kibirli iş ortaklarıyla tanışıp, el sıkışıyor ve birkaç yapmacık kahkahanın ardından ordan ayrılıyordum. Buna daha ne kadar katlanabileceğim hakkında en ufak bir fikrim yoktu.
Tyler beni en sonunda Kraliçe’nin yanına götürdü. Mason, Prenses’in yanında durmuş ona eşlik ediyordu. Charlotte anlaşılan Mason’ı bütün bir gece için tutmuştu. Halinden pek memnun göründüğü söylenemezdi. Sıkılmış gibiydi.
Beni görünce bakışlarını çekmek gibi bir incelikte bulunmadı. Aksine gözlerini üzerime daha da çok dikti.
“Katharina, seni tekrar görmek ne güzel. Evine alışabildin mi?” diye sordu Kraliçe
Başımla onu onaylayarak “Evet Kraliçem” dedim “Sizi de tekrar görmek çok güzel”
“Eğleniyor musunuz Leydi Katharina?” diye sordu Prenses
“Evet efendim. Çok güzel bir parti olmuş” diye karşılık verdim.
İçten bir şekilde güldü “Sevindim” dedi ve yanında duran Mason’ın koluna girdi “Doğum günüm her zamankinden sıkıcı geçiyor. Bu gece Lord Mason bana eşlik etmeseydi baygınlık geçirebilrdim. Burda olduğu için ne kadar şanslıyız, değil mi?”
Bir keresinde Mason’ın bana, Prenses Charlotte’la yakın arkadaş olduklarını söylediğini hatırladım.
“Kraliçem” dedi bir ses.
Sesin geldiği yere döndüm. Bu bana odamın önünde asılmaya çalışan Lord Austin’di.Asılmaya çalışmak mı? Bana bariz bir şekilde asılmıştı resmen. Bir sersem, bir kasıntı ve şimdi de yılışık bir Lord.
Tanrım sen beni koru!
“Lord Austin” dedi Kraliçe başıyla selam vererek “Hoş geldiniz. Yolculuğunuz nasıldı?”
Austin yolculuğunun uzun olması dışında iyi olduğunu söyledi ve Prenses’e döndü.
“Beni doğum günü partinize davet ettiğiniz için onur duydum, Prenses’im. Umarım yeni yaşınız bol şanslı ve…” dedikten sonra bir an için partiyi inceleyip kendi kendine kıkırdadı ve tekrar Prenses Charlotte’a dönüp “eğlenceli olur” diyerek, kadehini kaldırdı.
Prenses’e bariz bir şekilde laf mı atmıştı o? Bu adamla başları beladaydı. Kamptan uzak durmam için bir sebep daha!
Prenses hiçbir şey demeden başıyla ona teşekkür etti ama daha sonra Mason’a attığı bakışlarda, Lord Austin’e sinir olduğu belli oluyordu.
William ve Mason gözlerini ona dikmişlerdi. İkiside ondan hoşlanmamışlardı. Çünkü bay kasıntı ve sersem, harika birer kişilikti ve varlıkları kampa ve Kurtulanlar’a huzur veriyordu(!).
Lord William ve ben, kahraman ilan edilmemden sonra aramızda ki buzları eritmeyi başarmıştık. Bir keresinde bana çok cesur olduğumu ve cesaretimin işe yarayabileceğini söylemişti. Dünya da ki en çekilmez adamları etrafıma toplamak, cesaretimin en büyük işaretiydi!
Kraliçe, William ve Mason’a döndü.
“Lord Austin, aynı sizin gibi, bir süreliğine kampta bizimle olacak. Umarım iyi anlaşırsınız beyler” dedikten sonra bu sefer Austin’e döndü “Lord Austin. Daireniz hazır. İstediğiniz zaman gelip yerleşebilirsiniz”
Ne William ne de Mason bu durumdan hoşnuttu. Ah! Tam anlamıyla kudrumuşlardı. Kampta olup birbirleriyle saçma sapan bir erkek çatışması içine girdiklerini görmek çok eğlenceli olabilirdi. Kampta olma kısmı hariç.
“Austin bu genç bayan, Leydi Katharina” diyerek hiç beklemediğim bir şekilde beni, Lord Austin’e takdim etti.
Austin kendinden emin bir gülümsemeyle bana döndü.
“Biz kendisiyle zaten tanıştık ama sizi tekrar görmek güzel Leydi’m” diyerek bana selam verdi.
İstemsizce gülümsedim. Austin’in sulu hareketleri beni olduğu kadar Mason’ı da delirtiyordu. Göz ucuyla ona baktım ve Austin’e döndüm.
“Sizi de. Bu arada yeni göreviniz hayırlı olsun”
Başıyla bana teşekkür etti. çok sevdiğiyle ilgili bir şeyler zırvaladıktan sonra, izin isteyip yanımızdan ayrıldı. Mason’la yanyana olmaya dayanamadım ve bende izin isteyip ordan uzaklaştım.
William peşimden geldi.
“Bir ara Lord Austin’i bakışlarıyla eritecek zannettim” dedi kulağıma eğilip
Hafifçe inleyerek, güldüm. “Bunun garantisini veremezsin. Ne zaman ne yapacağı belli olmuyor. Mason hakkında kesin tek bir şey var o da bir sersem olduğu”
“Evet, ama sana deli gibi âşık bir sersem” dedi ve önüme geçip, beni durdurdu.
Kollarımı göğsümde bağlayıp, keskin bakışlarımı üzerine diktim. William’la aram son bir yıldır oldukça iyiydi ama tek bir sorun vardı. Ona da katlanamıyordum! Aslında etrafımda gezip bana, Mason’ın beni ne kadar sevdiğini ve ona geri dönmemekle nasıl bir aptallık yaptığımı söyleyen hiç kimseye katlanamıyordum. Bunu bende bilmiyormuşum gibi sürekli söyleyip duruyorlardı.
“Biliyor musun bana kötü davranıp hatalarımı yüzüme vururken seni daha çok seviyordum” dedim
İşaret parmağını yüzüme doğru salladı. “O zaman şimdi hatanı yüzüne vuruyorum” dedi ve işte yine aynı konuşma “Sersemlik yapıyorsun. Kimseye ihanet etmedin ya da onu aldatmadın. Sadece ikinci kez dünyanın en büyük sersemine aşık oldun”
Neden tanıdığım bütün Lordlar salaktı? Buralarda bir yerde dedikodu yapıp, Mason konusunda bana hak verebilecek bir Leydi var mıydı? Buna kesinlikle deli gibi ihtiyacım vardı.
“Çok güzel moral veriyorsun Will! Bu kısımda ne yapmam lazım, omzuna yatıp ağlamam mı?”
Ben anlayış bekledikçe insanlar sürekli aynı konuyu açıyor ve üzerime geliyorlardı. Yaptıkları şey kurtulmama değil daha çok dibe batmama sebep oluyordu.
O sırada Tyler geldi ve beni William’dan kurtardı. En azından o an için. Tyler, konuşmak için,beni bir kenara çekerken,William’da başka bir Kurtulan grubunun yanına gitti.
“Kate seninle bir konu hakkında konuşmalıyım” dedi, Tyler beni kimsenin duyamayacağı bir köşeye çektikten sonra
Tyler’ın yüz ifadesi oldukça ciddi görünüyordu. Bir şeyler için endişelendiği kesindi.
“Neler oluyor?” diye sordum kaşlarımı çatarak
“Önemli bir şey değil. Sadece...” dedi ve sustu. Dudaklarını yalayıp,derin bir nefes aldı ve elini beline koyup bana iyice yaklaşarak fısıldadı “Kraliçe senin bir süreliğine kampa dönmeni ve orda kalmanı istiyor.Nedenini bilmiyorum.Son günlerde sürekli huzursuz. Kimseye bir şey söylemiyor. Lord Austin’i buraya apar topar çağırdı. Çok tuhaf şeyler oluyor, Katharina” Gözlerini gözlerime dikti ve bastırarak “Çok tuhaf şeyler” dedi
Tyler söylediklerine bakılırsa, Kraliçe önemli bir sorunla uğraşıyordu. Tyler,Kraliçe’nin en çok güvendiği adamlarından biriydi. Genelde ona en gizli olayları bile anlatırdı ama şimdi bir şey söylemediğine göre sorun gerçekten büyük olmalıydı. Ona seve seve yardım ederdim ama kampa dönmemi istemesi benim için sorun oluşturuyordu. Bir süreliğine bile olsa.
Ayrıca neden yanında bizi tutmak istiyordu? Ben,Mason,William ve Austin? Daha saçma bir dörtlü olabilir miydi?
Kraliçe bile çıldırmışken kimse benden mantıklı düşünmemi beklemesin!
Elimden gelen herşeyi yapardım ama kampa dönmek…
“Tyler bak ben dönemem. Biliyorsun!” dedim yalvaran, çaresiz bir ses tonuyla
“Evet, biliyorum” dedi ve ellerimi ellerinin arasına aldı “Ve seni anlıyorum, sevgili kızım. En azından anlamaya çalışıyorum. Fakat sana kimseye olanları anlatma dediğimde bundan bahsediyordum, Katharina!”
Kaşlarımı çatıp ona baktım. Tyler’la konuşmak bana kendimi hep iyi hissettirmişti ama bazen benden istediği şeylerin nedenini anlayamıyordum. Beni korumak için yaptığını biliyordum ama temelde yatan sebep hep çok karışık oluyordu.
“Ben bile senin kendine olan hislerin konusunda yanıldığını düşünüyorum. Sense kalkmış doğru düzgün tanımadığın bir Lord’un seni anlamasını bekliyorsun”
Tyler zaten hep benim hakkımda en iyisini düşünürdü. Bir gün Mason’ı öldürdüğümde vicdan azabı çeksemde çekmesemde beni destekler ve en doğrusunu yaptığımı söylerdi. Neden Mason’ı öldürmek üzerine bir örnek verdiğim hakkında en ufak bir fikrim yok. Bazen eski sevgililerini katleden o psikopat kızlardan biri gibi hissediyorum
Bana bir baba şefkatiyle yaklaşarak konuşmaya devam etti “Benim güzel Kate’im. Sen hep çok hassas bir kız oldun. Aynı annen gibi. Bütün zorluklar karşısında güçlü durmaya çalıştın ama olanlar seni öyle ya da böyle yaraladı. Şimdi daha fazla yara almaktan korkuyorsun ve bu sana kendine acıma gibi zalimce bir his olarak geri dönüyor” dedi.
Gözlerim yaşlarla dolmuştu ve konuşmaya devam ederse ağlamaya başlayacaktım. “Sen daha kendini anlayamazken insanlardan seni anlamasını bekleyemezsin. O yüzden bazı şeylerin gizli kalması gerekir”
Başımı öne eğip, gözyaşlarımı geri itmek için, gözlerimi sıkıca yumdum. Tyler ellerini ellerimden çekip omuzlarımın üzerine yerleştirdi.
“Bunları üzülmen için söylemedim. Aksine, yaşadığın şeylerin farkına varman ve bir yerden hayatına devam etmen için söyledim. Sen bir kahramansın,Kate. Öyle hissetmediğini, olmak istemediğini söylesen de öylesin ve görevlerin var”
Tyler’ın haklı olduğu inkâr edilemez bir gerçekti. Ne kadar aksini iddia etsem de, ben bir kahramandım, bir leydiydim ve bir leydi gibi davranmalıydım.
“Ayrıca Frank ve ben seni çok özledik” dedi gülerek
Ona cevap olarak verdiğim küçük kahkaha ağzımdan hafif bir tıslama olarak çıktı. Kollarımı gövdesine doladım “Yanımda olduğun için sağol,Tyler” dedim
“Her zaman, kızım” dedi
Duygusal birkaç dakikanın ardından ona kampa ‘bir süreliğine’ döneceğimi söyledim ve içecek bir şeyler almak için ona veda edip, yanından ayrıldım.
Ben içki masasına gittiğimde Lord Austin kendine sinirlerini bozmak için en yanlış kişiyi seçmişti.
Yanlarına gittiğimde o ve Prenses Charlotte tartışıyordu.
“Sizden kurtulmak için ne yapmam gerekiyor?” diyerek isyan etti Prenses
“Benden kurtulmak mı?” dedi sahte alıngan bir ses tonuyla “İkimizde birer içki almak için sırada bekliyoruz majesteleri. Sanırım oldukça adil ve tarafsız bir konumdayız”
Tanrım, ne adam ama!
“Öyle olsun. Sanırım bir anda susuzluğum geçti” dedi Prenses ve hızla sıradan çıkıp gitti.
Prenses’in arkasından şapşal bir yüz ifadesiyle baktıktan sonra başını çevirdi ve beni gördü. Onu takmadan içki sırasına girdim ve doğal olarak yanıma geldi.
“Sizce de burası çok sıcak değil mi Leydi’m?” dedi
Ses tonunda ki ima üzerine gözlerimi devirdim. Ben, Prenses, ben…sanırım Charlotte’a kaçmasını söyleyen bir mesaj atacağım.
“İsterseniz size soğuk bir içecek getirebilirim” dedi Austin
Ya da ben onu kendine alabileceği en soğuk içeceği alması için, kıçına attığım bir tekmeyle kutuplara yollayabilirdim.
“Aslında kendi içkimi kendim alabilirim. Bu yüzden burdayım” dedim ve içkimi alıp yanından uzaklaşmak için harekete geçtim.
En azından peşimden gelmek gibi bir intihar girişiminde bulunmamıştı.
İçkimle beraber balo salonunun dört bir yanını saran camlardan birine doğru ilerliyordum ki adımın söylenmesiyle yarı yolda durdum ve arkamı döndüm.
“Kate!”
Dönüp baktım. Bir kız bana doğru geliyordu. 16 yaşında güzel bir kız. Bana doğru hızlı adımlarla gelen o güzel, güler yüzlü kızı görmek Tyler’la yaşadığım duygusallık ve Austin’in sebep olduğu öfke nöbetinden kurtulmama sebep oldu
“Mia!” diye haykırdım adını kızın ve adımlarımı ona doğru çevirdim.
Onu gördüğüme sevinmiştim. Mason’ın asistanlığını yaparken birlikte piyano çalmıştık. Yaşına göre harika bir sesi vardı. Onunla piyano çalarken uzun bir aradan sonra ilk kez kendimi huzurlu hissetmiştim.
“Burada ne işin var?” diye sordum.
“Lord Mason bizi özellikle çağırdı. Babama olanlardan sonra bize çok destek oldu”
Babasına ne olmuştu? Soru soran gözlerimi Mia’ya dikince olanları anlatmaya başladı.
“Geçen sene annem ve babamla birlikte çıktığımız bir seyahatte saldırıya uğradık. Tekrar birlikte birşeyler yapıyor olduğumuz için sevinirken ruh avcıları babamı öldürdü. Sonra Mason bizi sığınma kampına getirdi”
Mia için çok üzülmüştüm. Aslında onu anlıyordum. Ben de babamı ruh avcıları yüzünden kaybetmiştim .Babamı ve annemi ve bütün hayatım…
Mia’nın annesi ve babası ayrılmıştı. Mia babasını çok severdi. Annesi erkek arkadaşlarıyla dışarı çıkarken onunla babası ilgilenirdi. Geçen sene Mason’la da çıkmıştı. Bense önce çalışma odasında öpüp, sonra da çıktığı orta yaşlı kadının çocuğuna bakan, zavallı asistanını oynamıştım.
“Annen nerde?” diye sordum.
Arkasını döndü ve salona bakındı. O annesini ararken “Kavalyemi oyalıyor” dedi bir ses
Başımızı çevirdiğimizde Prenses Charlotte’u gördük. Gözleriyle bize ilerde bir noktayı işaret etti.
Öfkeli bakışlarımı Mason’a diktim. Partiden önce ona geri dönmem için bana yalvarıyordu ama şimdi Elena Rodrigez’le flört ediyordu. Her seferinde beni aynı taktikle çileden çıkarıyordu ya ben artık Mason’a söyleyecek tek bir lanet olası sözcük bile bulamıyordum.
“İşte orda. Genç ve yakışıklı lorduyla. Her neyse. Ben gitmeliyim. Seni görmek güzeldi, Kate” dedi ve önce bana sonra Prenses’e veda edip yanımızdan ayrıldı.
Mason başını bir an için çevirdi ve onu gördüğümü fark etti. Öfkemi hissedince keyifle güldü ve Elena’ya döndü. Elbette gülerdi. Onu kıskandığımı saklamaya çalışmıyordum bile. Kıskanmak mı? Cinnet geçirmek üzereydim. Ona biraz daha yaklaşıp koluna hafifçe dokundu.
“Sersem Lord” diye söylendim kendi kendime
“Kim o? Sevgilin mi eski sevgilin mi?” diye sordu bir ses.
Başımı çevirince Lord Austin’i gördüm. Zaten sinirliyim bir de sen üzerime gel tam olsun. Bütün öfkemi döndüm ve ondan çıkardım.
“Sizi ilgilendirdiğini sanmıyorum Lord Austin” dedim
“Hadi Kate. Sen Başka bir Lord’u daha öldürelecekler listene eklemeden burdan gidelim” dedi, Prenses Charlotte
Elini sırtıma koydu ve beni yılışık lord, Austin’in yanından uzaklaştırdı.
“Mason’ın sinirlerini bozmasına izin verme. Austin’in de” diyerek beni sakinleştirmeye çalıştı, Prenses
Derin bir nefes aldım ve Prenses’e dönüp iyi olduğumu söyleyip yanından ayrıldım.
Bu parti benim için kesinlikle bitmişti. Hızla odama gittim ve üzerimdekilerden kurtulup makyajımı sildim ve yatağa girdim. Fakat sinirden uyuyamıyordum. Sırf bana inat olsun diye nasılda onunla flört etmişti ama ona istediğini vermeyecektim.
Gözlerimi kapattım ve yavaşça uykuya daldım.
-
-
-
Odamda ki telefonun çalmasıyla uyandım. Ben sadece beş dakika daha uyumak istiyordum. Kahrolası beş dakika daha uyumak istiyordum ama telefon susmak bilmiyordu. En sonunda pes ettim ve kalkıp telefonu açtım
“Alo!”
“Bayan Garcia, Bayan Parker kahvaltının 15 dakika içinde başlayacağını haber vermemi istedi” dedi telefonda ki ses. Teşekkür ettim ve telefonu kapattım.
Prenses’in doğum günü partisi, Kraliyet ailesiyle kahvaltı… Tanrım bu iş bitmeyecek miydi? Dün olan onca şeyi hazmetmeme izin verilmesi için bir dilekçe yazıp Kraliçe’ye sunacaktım.
Yataktan kalktım ve hazırlanmaya başladım.
Siyah yüksek belli bir pantolon ve beyaz gömleğimi giydim. Belime bir kemer taktım ve platform topuk ayakkabılarımı ayağıma geçirdim. Bir taç yardımıyla saçlarımı hafifçe arkaya ittim ve Mason’la ilk tanıştığımda taktığım küpeleri taktım. Oyun istiyorsa seve seve onunla oynayacaktım. Gerçi büyük ihtimalle Elena’ya bakmaktan küpeler dikkatini çekmeyecekti bile ama olsun ben yine de takacaktım.
Telefonumu aldım ve odamdan çıkıp aşağı indim.
İndiğimde neredeyse herkes gelmişti. Mason’ın yanında Elena oturuyordu. Mia ise onun yanındaydı.
Aman ne güzel! Aile tablosuna da bakın hele. Bu tabloda eksik olan tek şey çirkin bir köpek. Bir de Elena’nın bir anneye uygun kıyafetleri. Bu haliyle saati beş dolardan çalışıyormuş gibi duruyor!
Mia, beni görünce gülümseyip el salladı. Ona hafifçe elimi kaldırıp karşılık verdim. Ve Kraliçe’nin yanına gidip o ailesine günaydın dileklerimi sundum.
“Afiyet olsun efendim” dedikten sonra, yerime geçmek için ilerledim. Giderken Tyler ve Frank’in yanında durup onlara hafifçe sarıldım.
Ardından hızla yerime geçtim ve oturdum. Biri gelip bana çay doldurdu ve kahvaltı için ne istediğimi sordu. Siparişimi verdim ve çayımdan bir yudum aldım. Bir saniye sonra Lord Austin kahvaltı salonunda içeri girdi. Az önce benim yaptığım gibi Kraliçe ve ailesine selam verdi ve gelip yanımda ki sandalyeye oturdu. Onca boş yer varken gelip benim yanımda ki sandalyeye oturdu.
Tam karşımda oturan Mason bundan fazlasıyla rahatsız olmuştu. En azından ben Elena’nın yanında olmasına sinir olduğumu belli etmiyordum ya da ediyordum sanırım sadece bunu düşünemeyecek kadar çok kıskanmıştım.
“Günaydın Leydi’m” dedi, Lord Austin.
Başımla ona selam verdim. Ondan tarafa bakmıyordum. Önüme bakıyor ve Mason’ın bakışlarından kaçıyordum.
“Dün gece partiden ayrılırken sinirli gibiydiniz. Umarım daha iyisinizdir” diye sordu Lord Austin, oldukça patavatsız bir şekilde.
Lanet Olsun!
Bunu söylemek zorunda mıydı?
Başımı hafifçe kaldırdım ve Mason’a baktım. Keyifle gülümsedi ve çayından bir yudum aldı. Güzel. Eğlenmene bak sen. Ben burada kıskançlık krizlerine girerken, bakalım beni nasıl geri döndürmeyi planlıyorsun? Sersem Lord!
Austin’e döndüm ve sorusuna cevap verdim.
“Daha iyiyim sorduğunuz için teşekkürler” dedim.
Sandalyesini çekerek bana yaklaştı ve kulağıma eğilip fısıldadı “Hep böyle mesafeli misindir?”
Yeter artık ama!
Şimdi çığlık atacağım!
Yılışıklığında bir sınırı var. Benden uzak durması için ne yapmam gerekiyor? Sandalyesini itip onu yere düşürebilir ve sonra da üzerinde zıplayabilirim.
Aynen onu gibi eğildim ve fısıldadım
“Sadece resmi ortamlarda. Günlük hayatta hitap şekilleri konusunda daha esneğimdir” diye cevap verdim
Önüme döndüm ve çayımdan bir yudum almak için bardağımı ağzıma götürdüm.
“Güzel, ilk randevumuzda bunu değerlendireceğim” dedi
Söylediği şey üzerine çayım boğazıma kaçtı ve öksürmeye başladım. Sıçak çay dilimi yakmıştı ve korkunç bir acı çekiyordum Bir peçete alıp çayımı tükürmemek için ağzıma götürdüm. Masada ki herkes göz ucuyla bize bakıyordu. Mason ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Görevlilerden biri bana bir bardak su verdi. Suyu içtim ve yavaşça Austin’e dönüp gözlerimi ona diktim ve fısıldadım.
“Efendim!” dedim şokumu gizlemeye ihtiyaç bile duymadan
“Bu kadar heyecanlanmana gerek yok.”
Elim sandalyesini itmek üzere harekete geçti ama sonra topluluk önünde kahvaltısını etmeye çalışan bir leydi olduğumu hatırladım. Derin bir nefes alıp sakinleştim ve ona dişlerimin arasından tıslayarak cevap verdim.
“Heyecanlanmıyorum. Çünkü böyle bir şey söz konusu bile değil” dedim.
Kahvaltı mı? Biraz daha burda durursam yemediklerimi bile kusacaktım.
Kraliçe’ye döndüm.“Bugün önemli bir toplantım var. Üzgünüm ama izniniz olursa hazırlanmak için odama çıkmak istiyorum” dedim
“Elbette Katharina” dedi ve gülümseyerek bana veda etti.
Hafifçe eğilerek ona selam verdim ve masada ki gerzek Lordlar ordusundan hızla uzaklaştım.
Bunu sonsuza kadar yapmanın bir yolu olmalıydı.
Odama çıktım ve hazırlanmaya başladım. İşim bittiğinde yardımcılarım geldi ve eşyalarımı aldı. Odayı son bir kez kontrol ettim ve kol çantamı alıp aşağı indim.
Aşağı indiğimde Mason kapıda biriyle konuşuyordu. Bunu yapabilrdim. Ona veda edebilirdim. Medeni insanlardık, değil mi? Gitmek istediğimde, bunu yapmak istediği halde, beni zorla tutmayacağını biliyordum. Adımları yavaşlattım ve yanına yaklaştım. Konuşması bitince yanında ki adam gitti ve o da arkasını dönüp beni gördü.
“Merhaba” dedim
Başıyla bana selam verdi. Ne diyeceğini bilemiyor gibiydi ya da biliyordu ama ağzında dökülecek sözcüklerin benim için ne anlam ifade ettiklerini çözemiyordu.
Ah! Öyle çok şey ifade ediyorlardı ki…
“Gidiyor musun?” diye sordu
Hafifçe kıkırdadım ve yüzüme ondan ödünç aldığım ukala bir ifade yerleştirdim.
“Ne o, benden kurtulmaya mı çalışıyorsun?” dedim alaycı bir ses tonuyla
Derin bir iç çekti “Senden asla kurtulmaya çalışmam. Elimde olsa seni sonsuza kadar bir odaya kapatıp yanımda tutarım ama elimde değil” dedi kederli bir ses tonuyla
Lütfen yap diye haykırmak istiyordum ama yapamazdı. Acı çekiyordum. Kendimle savaşıyor ve ondan uzak durmaya çalışıyordum. Bu konuda yüzde yüz sınıfta kaldığım kesindi ama yine de daha çok çabalarsam başarmayı umut etmekten başka şansım yoktu.En azından içinde bulunduğum bunaltıcı ruh halinden kurtulana kadar.Belki bir gün kendime acımayı keserdim ve –eğer hala beni isterse- Mason’la birlikte olabilrdim. Fakat şimdi bu ikimiz içinde imkansızdı.
“Zaten benden kurtulamazsın. Tyler, Kraliçe’nin bir süreliğine kampa dönmemi istediğini söyledi” dedim
Ona umut vermek istemiyordum ama yüzünde ki kederli ifadeyi silmek için bütün dünyayı yakabilirdim.
“Ve bu senin için kötü bir şey değil mi?” diye sordu
“Sayılır” dedim dudağımı büzerek
Yüzünde ki kederli ifade gittikçe genişledi “Beni görmek istemediğine eminim” dedi kısık bir sesle
Bunu nasıl söylerdi? Elbette onu görme istiyordum. Onu her gün her saniye görmek istiyordum ama yüzünü görmek bana hatalarımı anımsatıyordu. Onu aldattığımı düşünmeden duramıyordum.
“Bu doğru değil, Mason. Sadece buna dayanamıyorum” dedim
Güldü. “ Bence katlanamıyorsun” dedi alaycı bir ses tonuyla
Gözlerimi devirdim ve kontrol edemediğim bir gülümseme ile “Aynı şey dedim”
“Hayır değil” dedi beni taklit ederek.
Başımı geriye yaslayıp bir kahkaha attım. Sonra tekrar yüzüne baktım ve “Kampta görüşürüz Lord Mason!” dedi
“Bu bir dilek miydi?” dedi gülerek.
Hiç değişmeyecekti. Hep benimle dalga geçecekti. İlişkimiz böyle devam edemezdi. Zaten bir ilişkimiz yoktu.
“Sersem Lord”
Pişkin surat ifadesiyle bana baktı ve gözlerini kıstı. Bir de o ukala sırıtışı yok mu… tamam kendine gel Katharina.
“Leydi olduğumdan beri düşüncelerimi daha çok dışa vuruyorum” dedim, tek omzumu kaldırarak
Güldü. “Yeni hayatına alışmana sevindim”
“Deniyorum” dedim.
Yüzümüzde ki gülüş silindi. İşte yine veda zamanıydı. Bundan hep nefret ediyordum.Neden burda olmak zorundaydı ki? Onu görmeden gitmeyi istemezdim ama tercih ederdim.
“Hoşça kal, Kate” dedi ve bana acı dolu bir dejavu yaşattı.
“Hoşçakalın, Lord’um”
Kederinde ölecekmiş gibi, tıslayarak hafifçe güldü. Başımla ona veda ettim ve dönüp arabama binip ordan uzaklaştım.
Hep böyle mi olacaktı? Onu her gördüğümde hıçkırıklara boğulup ağlamak mı isteyecektim? Böyle yaşayamazdım. Onsuz nasıl yaşayacağımı çözememişken şimdi bir de kampta sürekli etrafında olamazdım. Fakat elimden bir şey gelmiyordu. Kraliçe’nin emriydi ve yarın benim için yeni ve zor bir gün olacaktı.