14 | KARŞILAŞMA

2462 Words
BİR YIL SONRA -MASON’IN AĞZINDAN- Bir günümde toplantısız geçsin! Çok şey mi istiyorum? Sadece şirketin ve Kurtulanların işlerinden uzak bir gün istiyorum. Toplantı biter bitmez kendimi dışarı attım. Çünkü daha fazla burda kalırsam cinnet geçirecektim. Toplantılarla geçirdiğim her saniye benim için eziyetten farksızdı. Başımı, not almasını söylemek için, asistanıma her çevirişimde artık bir asistanım olmadığını hatırlıyor ve korkunç bir acıyla sarsılıyordum. Toplantı odasından çıktığımda, Charlotte beni bekliyordu. Önünde, abartılı bir şekilde eğildim ve selam verdim. “Majesteleri” Gözlerini devirip hafifçe güldü.“Kes şunu Mason. İstediğim son şey senin Prenses’in olmak” dedi ve bir elini kalbinin üzerine diğer elinide benim omzuma koyarak “Sadece arkadaş olsak” dedi abartılı bir ses tonuyla. Güldüm ve “Siz nasıl isterseniz PRENSES’İM” dedim. Omzuma bir yumruk attı. Sert bir yumruk. Prenseslerin bu kadar güçlü olmasını beklemeyebilirsiniz ama Charlotte üç ruh avcısıyla tek başına aynı anda savaşır sonra da üzerine erkek arkadaşının onu uğruna terk ettiği kıza güzel bir ders verebilirdi. Bunu yaptı ve izlemesi hiç keyifli değildi. “Doğum günüme geliyorsun değil mi?” diye sordu yanımda yürürken Omzumu kaldırıp, dudağımı büzdüm “Bilemiyorum. Pek havamda değilim” İnleyerek derin bir nefes aldı ve gözlerini devirdi.“Sen bir yıldır havanda değilsin, sersem. Toparlan artık. Bakarsın bu gece şeytanın bacağını kırarsın” dedi Gerçekten parti havasında değildim. Bu partinin Charlotte’un doğum günü partisi olması bile önemli değildi. Evime gidip yatmak ve yarın yapılacak yeni toplantılardan önce rahatlamak istiyordum “Hadi.” Dedi bana yalvaran gözlerle bakarak. “Öğleden sonra partinin yapılacağı otele gideceğim. Bütün konuklarımda neredeyse o saatlerde yerleşmek ve hazırlanmak için gelirler zaten. Sonra doğum günü partisi ve yarında güzel bir kahvaltı. Sonra serbetsin. Lütfen beni kırma ve yanımda ol.” Yüzüne bir yavru köpeğin masum bakışlarını yerleştirdi. Güldüm ve onu onayladım. Zaten başka çarem yoktu. Evet diyene kadar beni bırakmayacaktı. Sevinçle güldü ve bana hafifçe sarıldıktan sonra yanımdan ayrıldı. Harika, şimdi birde bu partiyle uğraşmak zorundaydım. Kamptan çıkıp, eve gittim ve parti için takım elbisemi aldım. Birkaç dosya işini halletmek için çıkmadan önce çalışma odasına gittim.Kapıyı açtığım anda yine o muhteşem kokusu içime işledi. Ne yaparsam yapayım çıkmıyordu. Odanın her köşesine sinmişti. Aslında bu kokuyu seviyordum ve bana kalan bu tek hatırayı kaybetme fikrinin hoşuma gittiğini söyleyemezdim. Çalışma masama gidip dosyaları aldım ve gerekli imza işlerini halledip oradan çıktım. Artık kampa dönebilirdim.  Kampa döndüğümde bir kahve içmek için ortak salona çıktım. Burası kahramanların kampta olduklarında boş zamanlarını değerlendirip zaman zaman da çalışmak için kullandıkları bir odaydı. Kahvemi yaptım ve bir yudum aldıktan sonra terasın cam kapısının önüne gittim. Camdan dışarı izledim ve Charlotte’un gelip beni bulmasını bekledim. Kahvem biteli bir iki dakika olmuştu ki peşinde hizmetçileriyle içeri girdi. Gitme zamanı gelmişti anlaşılan. Birlikte odadan çıktık ve arabama doğru gittik.Hizmetçileri eşyalarını arabaya yerleştirdikten sonra gittiler. Biz de arabaya bindik ve partinin yapılacağı otele doğru yola çıktık. Otele vardığımızda, kapının önünde durduk. Park alanına çekmesi için anahtarları valeye verdim. Ardından bellboylar gelip eşyalarımız aldı ve biz giriş işlemlerini hallederken odalarımıza çıkardı. Giriş işlemlerimiz bitince Charlotte’a veda ettim ve yarım saat sonra bir şeyler içmek için lobide buluşmak üzere sözleşip, ayrıldık. Prensesin kavalyesi olunca her isteğini yapmak gibi bir mecburiyetiniz oluyordu. Ne harika öyle değil mi(!)? Odama gidip eşyalarımı yerleştirdim ve aşağı inmeden önce duşa girdim. Valizimden lacoste yaka bir tişört ve kot pantolon çıkarıp giydim. Hazırlandıktan sonra odadan çıktım ve aşağı inip prensesi beklemeye başladım. Yarım saat sonra buluşacağız mı demiştik? Ben yanlış anladım sanırım o 1 + yarım saat olacaktı! Sonunda aşağı indi ve karşımda ki sandalyeyi çekip oturdu. “Üzgünüm, geciktim. Annemle davetli listesini gözden geçirdik,her neyse hadi kalk!” Kaşlarımı çatıp ona baktım. “Daha yeni geldin ve bana bir kahve sözün var” dedim Bıkmış bir şekilde derin bir nefes aldı. “Önce birkaç konuğu karşılamam gerekiyor. Sonra geri gelip bir kahve içebiliriz” dedi. Çığlık atmak için uygun bir yerde olmadığımızdan kendimi tuttum. Zaten parti olayı yeterince can sıkıcıydı. Bir de kapıda onunla durup konukları mı karşılayacaktım? “Charlotte lütfen bu görevde beni azad et” diye yalvardım. Ne yaparsam yapayım beni bırakmayacaktı. Ayağa kalkıp yanıma geldi ve beni elimden tutup kaldırdı. “Hadi ama. Mızmızlanmayı kes.”  Lobiden dışarı çıktık ve kapının önüne gittik. “Hem…” dedi “Prensesler karşılarında ki kişilerin zararına şeyler yapmazlar. Aksine onların mutluluğu için çalışırlar” dedi Döndüm ve ona baktım “Burda benim mutluluğuma olan noktayı göremediğim için beni bağışlayın prensesim ama sizinle konuklarınızı karşılamak beni nasıl mutlu edebilir?” Şu an beni mutlu edebilecek tek şey otelin şarap mahsenin de kilitli kalmaktı. “Çok basit” dedi küçük bir kıkırtının ardından “Ben mutlu olunca doğal olarak sende mutlu olacaksın” Gözlerimi kapatıp, başımı geriye yasladım. Prenses Charlotte, Tanrı’nın bana ‘egoistliğinin cezası’ deme şekliydi, kesinlikle. Gelen konukları tek tek selamlıyorduk. Son model arabalardan inen kahramanları ve şen şakrak gruplar halinde gelen Charlotte’un arkadaşlarını karşıladık. Bir saatim öylece geçmişti. Otelin önünde siyah bir araba durdu. Şöförü indi ve hızla arabanın önünden dolaşıp  yolcu kapısına gitti. Kapıyı açtı ve içindeki kişinin inmesi için bekledi. Arabada ki kahramanın indiği o beş saniye benim için beş saat gibi geçmişti. Yavaş çekimde gerçekleşmişti herşey. Önce, bir bayan olduğunu anladığım, kahraman bir bacağımı dışarı attı. Sonra diğerini ve iki ayağının üzerine yüklenip arabadan indi. Ardından yavaşça başını çevirdi ve o an kalbim bir saniye için durdu. Kate! Charlotte önce arabaya baktı ve sonra fark etmemiş gibi bana döndü. “Gördün mü bak! Benim mutlu olmam seni nasıl da mutlu etti” dedi dalga geçer gibi Şu an hissettiğim şeylerin yanında ‘mutlu olmak’ tam anlamıyla yetersiz kalıyordu -KATE’İN AĞZINDAN- Arabadan indiğimde kapının önünde Prenses’le birlikte gelen konukları beklerken buldum onu. Onu gördüğüm anda kalbimin yerinden çıkmaya niyetli olduğunu anladım. Çok hızlı atıyordu. Durması için yalvarıyordum. Tamamen durması için. Şu an ölmek çok işime gelebilirdi. Heycanımı gizlemeye çalışarak, bir nefes aldım ve Prenses’in yanına gittim. Acaba geleceğimi biliyor muydu? Prenses’in önünde eğildim ve selam verdim. “Prenses’im” “Leydi Katharina sizi burda görmek ne güzel. Gelmeniz için çok dua ettim ve dualarım kabul oldu” dedi en sevecen ses tonuyla İçten içe, bunu kabul etmek istemesem de, Mason’ın burda olmasını dileyerek gelmiştim buraya. Daveti aldığımdan beri bu ihtimali düşünüyordum. Korkmuştum ama ne kadar korksam da onu bir kez daha görme düşüncesi beni inanılmaz heyecanlandırmıştı. “Davetinizi alır almaz elbisemi sipariş ettim efendim. Böyle özel bir günde yanınızda olmak benim için bir onur” Prenses bana güzel gülümsemelerinden birini gönderince kaçınılmaz olanla yüzleşmek üzere Mason’a döndüm ve başımla ona selam verdim “Lord Mason” Aynı şekilde o da, başını eğerek, yüzünde muzur bir gülümsemeyle, bana selam verdi. “Leydi Katharina” Sesinde bende kahkahalara boğulma isteği uyandıran bir alaycılık vardı.  Kesinlikle birbirimizle dalga geçiyorduk ama başka çaremiz yoktu. Birbirimize en yakın olabileceğimiz nokta buydu. Selamlaşma kısmı bittikten sonra, izin istedim ve yerleşip hazırlanmak için odama çıktım. Eşyalarım odama yerleştirildikten sonra herkes dışarı çıktı. Leydi olmak tuhaf bir şeydi. Herşeyi senin için yapan adamların vardı. Aslında bu hoşuma gidiyordu ama yine de işimden nefret ediyordum. Leydi olmak istememiştim. Hak etmemiştim. Etrafımda ki insanlar aksini söylese de ben öyle düşünmüyordum. Banyoya girdim ve küveti doldurup rahatlamak için içine girdim. Onu tekrar görmek beni çok sarsmıştı. Bir yıl olmuştu ve ben onu hala unutamamıştım. İçimde ki suçluluk ve vicdan azabı hala beni öldürüyordu. Olanları asla unutmayacaktım. Kendini acımanın bir sınırı varsa eğer ben o sınırı çoktan geçmiştin. Kendime acımak artık hiçbir şeydi hislerimin yanında.Ben kendimden nefret ediyordum. Yine de onu görmek bana çok iyi hissettirmişti. İyi olduğunu bilmek rahatlamama sebep olmuştu. Mason’ı tekrar gülerken görmek, bana gülerken görmek… işte dibe batmış hayatımı, sonsuza kadar, bir nebzede olsa aydınlatacak bir neden. Keyif banyoma bir son verdim ve hazırlanmak için, istemeye istemeye de olsa, küvetten çıktım. Bornozumu giyip saçıma bir havlu sardım ve içeri geçip telefonu elime aldım. Önce o da servisini arayıp kahve siparişi verdim. Daha sonra yardımcımı arayıp kuaför ve makyözü hazırlanmam için yarım saat içinde gönderebileceğini söyledim. Ben telefonu kapatırken kapı çaldı. Oda servisinin bu kadar hızlı gelmesini beklemiyordum. Kapıyı çalan kişiye kim olduğunu sordum. “Oda servisi” dedi kapıda ki ses. Gözlerimi yumup başımı arkaya yasladım ve içimden Tanrı’ya neden beni bu şekilde sınadığını sordum. Bu sesi tanımamam mümkün değildi. Bir Lord’du, bir ölüm meleğiydi ama 5 yaşında bir çocuktan farksızdı. Pekala, bunun olacağını biliyordum. Asla vazgeçmeyecekti ve büyük ihtimal bana bu geceyi zehir edecekti. Gittim ve kapıyı açtım. Gözlerimi devirdim ve sıkkın bir ses tonuyla “Olmadığın bir bu kalmıştı onu da başardın Mason. Tebrikler” dedim “Geleceğimi biliyordun demek” dedi pişkin bir yüz ifadesiyle Hafifçe kıkırdadım “Bunu da nerden çıkardın?” diye sordum “Benim için hazırlanmışsın” dedi beni ukala surat ifadesiyle baştan ayağa süzerek “Hiç gerek yoktu” Ona gözlerimi devirdim. Çocuk.Beş yaşında bir çocuk. Zeka yaşı ise beş yaşında bir çocuğunkinin yanında maymun zekası gibi kalıyor. “Tamam. Buraya gelirken beni, her zaman ki gibi, çileden çıkaracağını bilerek geldim. Bu benim hatam. Şimdi mızmızlanmamam gerek” dedim, sanki o burada yokmuş gibi, kendi kendime Hafifçe güldü “Leydi olmak sana yaramış bak ünvanlar kalkınca nasılda anlaşıyoruz” dedi Başımı öne eğip salladım  “Bunun Leydi olmamla alakası yok. Ben ünvanları uzun zaman önce kullanmayı bıraktım” dedim ve gözlerimi kahve bardağına diktim “Şimdi” diyerek bardağı gösterdim “Soğumadan kahvemi alabilir miyim?” Başıyla beni onayladı ve kahvemin olduğu tepsiyi bana uzattı. Bende onu yavaça alıp sehpanın üzerine koydum. Kapıyı kapatmak için döndüğümde hala ordaydı “Ne bekliyorsun bahşiş mi?” dedim Dudağını büzdü ve tek gözünü kapatıp, yüzüne oyunbaz bir ifade yerleştirdi “Ödemeyi nasıl yapacağına bağlı?” dedi İnleyerek derin bir nefes aldım ve nefesimi birkaç saniye tutup, bırakmadan önce başımı geriye yaslayıp, gözlerimi sıkıca yumdum. Tuttuğum nefesi bırakırken ona baktım. Ukalalıklarını nasılda özlemiştim. Bu sağlıklı değildi. Birlikte olmamız gerektiğini düşünürken, üzerimde bir bornozla onu özlediğimi düşünemezdim. “Ödeme şöyle olacak” dedim ve merakla beni izleyen gözlerine baktım “Yaklaş!” diye ekledim. Kapıya doğru yavaşça yaklaştı, yaklaştı ve yaklaştı. Odanın tam içinde değildi ama bir adım sonrası odanın sınırlarıydı. “İşte ödeme” dedim ve kapıyı suratına kapattım. Ben sırtımı kapıya yaslayıp, üzerimde bıraktığı etkiden kurtulmaya çalışırken “Bende seni özledim, Kate” dedi alaycı bir ses tonuyla bir saniye durdu. Hala kapının önünde olduğunu hissedebiliyordum. Sonra yavaş, kısık ve çaresiz bir ses tonuyla ekledi “Bende seni özledim” Gözyaşlarımı tutmaya çalışarak gözlerimi sıkıca yumdum ve kapının önünde yere doğru kaydım. Berbat bir fikirdi. Burda olmak kesinlikle berbat bir fikirdi. Kendime yeteri kadar acı çektirmiyormuşum gibi bir de buraya gelmiştim. Kapının önünden kalkıp,içeri geçtim ve kahvemi içtim. Sonra tekrar kapı çaldı ve beni hazırlayacak olan ekip geldi.Elbisemi giymeme yardım edip,makyajımı ve saçımı yaptılar. İşim bittiğinde parti zamanı gelmişti. İçerde ki herkesi dışarı çıkardım ve aynada kendime son kez baktım. Bunu yapabilirdim.Bu geceyi atlatıp evime dönecektim ve Mason’ı bir daha görmeyecektim. Mason’ı bir daha asla görmeyecektim. Ah, Tanrım! Düşüncelere dalmış bir şekilde odamın kapısını açıp, dışarı çıktım ve koridora adım attığım anda biriyle çarpıştım “Çok özür dilerim! Benim dikkatsizliğim” dedim ve yoldan çekildim. Karşımda uzun boylu, kumral ve fena halde yakışıklı bir adam duruyordu. “Hayır benim hatam” dedi kibar bir ses tonuyla “Önüme bakmadan yürüyordum. Ne büyük bir aptallık yaptığımı şimdi daha iyi anlıyorum” Böyle ucuz numaralara başvuracak kadar düşmekte büyük bir aptallıktı. Yakışıklılığı az önceki yılışıklığıyla gölgelenmişti resmen. “Lütfen kendimi tanıtmama izin verin” dedi adam Elimi tuttu nazikçe tuttu ve dudaklarına götürüp öptü. “Ben Lord Austin” dedi. Hafifçe başımı eğerek ona selam verdim ve “Tanıştığıma memnun oldum Lord Austin ben de…” diye lafa girdim ama hızla lafımı kesti. “Durun tahmin edeyim” dedi ve tek gözünü kapatıp düşünür gibi yaptı “Afrodit mi?” Ne? Espri miydi şimdi bu? Çok komik! Tanrım sanırım kusucağım.Daha kılişe olabilir miydi? Bu basit numaralara karnım kesinlikle toktu. Bir ruh avcısı ve bir ölüm meleğiyle –yani olmaması gereken kişilerle- ciddi ilişkilerimin olmuş olması, kolay baştan çıkan biri olduğum anlamına gelmezdi “Hayır” dedim ve “Leydi Katharina” diyerek kendimi tanıttım “Ah! Sen osun. Kahramanların, kahraman kızı. Martin Benson’ı ruhu pahasına öldüren kız” derken gözleri parlıyordu Neden herkes böyle söylemek zorundaydı? Niyetleri bana acı çektirmekse başarıyorlardı. Ben Martin Benson’ı öldürmekle gurur duymuyordum bile! “Evet, ben oyum. İzninizle şimdi gitmeliyim. Yoksa partiye geç kalacağım” diyerek ondan kurtulmaya çalıştım. Dedim ya sadece çalıştım. İleri doğru bir adım attığım anda önüme geçti ve beni durdurdu. “İzin verirseniz, size eşlik etmekten onur duyarım, Leydi Katharina” dedi Lord Austin. Bir tane, sadece bir tane aklı başında Lord’la tanışmak istiyordum. Zaten sonra onunla kesin evlenirdim. Bu sıralar düzgün bir Lord bulmak çok zor! Tam ona cevabını vermek için ağzımı açtığım sırada odasından çıkan Mason’ı gördüm. Beni başka bir erkekle konuşurken görmek onu öfkelendirmişti. Bu hoşumama gitmemeliydi ama gitmişti. Beni kıskanıyordu. Hem de ne kıskanmak. Elimde onu çileden çıkarmak için bir koz vardı ama ne karşımda ki yılışık Lord’la birlikte partiye gitmek istiyordum ne de Mason’ı kışkırtıp,bana daha çok yakınlaşmasını sağlamayı Austin’e döndüm. “Maalesef sizi reddetmek zorundayım” dedim ve yanından geçip gittim. Mason, Austin’e baktı ve peşimden geldi. “Kate!” diye seslendi arkamdan “Tanrım! Mason dur artık!” dedim iki elimi yana açıp arkamı dönerken “Hayır! Durmak istemiyorum. Beni sürekli istemediğim şeyler yapmak zorunda bırakıyorsun Kate. Bu adil değil” diyerek çıkıştı Hayat adil değil! Sabrımın sınırındaydım artık. Benimle ukala bir şekilde uğraşması bir şeydi ama beni ona geri dönmeye zorlaması, bunu kabullenemiyordum. Beni anlamamasını anlıyordum ama bunun bana acı verdiğini görememesini anlamam mümkün değildi. “Bende yapmak istemediğim birçok şeyi yapıyorum. Hayat her zaman bize istediklerimizi vermiyor. Kabullen ve yoluna devam et” dedim Durdu ve bana doğru bir adım atıp, gözlerini gözlerime kenetledi “Ya yoluma devam etmenin önünde ki engel, senin yanımda olmayışınsa?” dedi Çığlık atmanın tam yeri ve zamanıydı. İşte bundan bahsediyorum. Resmen bana zulüm ediyordu. Bilerek ve isteyerek. “Ah!” diye inelemekten başka bir şey yapamadım. Ellerimi belime koydum ve gözlerimi devirdim. Geri çekilip kollarını göğsünde kavuşturdu ve ukala gülüşüyle konuşmaya başladı. “Bana dayanamıyorsun kabul et!” “Sana katlanamıyorum” diye, bastırarak, çıkıştım. “Aynı şey!” diye diretti. “Hayır değil. Vazgeç artık Mason!” dedim ve önüme dönüp ilerlemeye devam ettim. Az önce iki defa onu öldürmek istemiştim ve o hala peşimden geliyordu. Pekala,bana bir bıçak verin.Kadim noktasına saplayıp bu beladan kurtulacağım. Kolumdan tutup, çekti ve beni durdurdu. “Kate, dur lütfen! Bunu yapma. Benimle konuş. Bana uzak davranma. Buna dayanamıyorum” dedi yalvararak Gözlerine baktım. Buna dayanamıyordum. Bana baktığında gözlerinde gördüğüm o güçsüz adam içimde cam parçaları varmışta her nefesimde kalbime batıyormuş gibi hissetmeme neden oluyordu. “Benim için kolay mı sanıyorsun?” dedim kısık bir ses tonuyla. Kendimi kontrol etmek o kadar zordu ki şu an!   “Ama yapamam Mason. Sana bunu daha önce anlattım. Yapamam. Üzgünüm” dedim Kolumu, ellerinin arasından kurtardım ve yoluma gittim. Bu gece kesinlikle berbat olacaktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD