Uyandığımda kulübemdeydim. Güçsüz hissediyordum ve biraz da başım dönüyordu.Görüşümün düzelmesi biraz zamanımı almıştı.
Başımı çevirdiğimde,bir kadın silüeti gördüm. Kim olduğunu seçmek için gözlerimi kırpıştırdım.
Kraliçe Leah başımdaydı. Onu görünce doğrulmak istedim ama hızla ayağa kalkıp,elini omzuma koyup beni engelledi.
“Yorgunsun Katharina. Dinlen. Lord Mason olmasaydı seni nasıl kurtarırdık bilemiyorum. Ona bir teşekkür borçlusun” dedi “Bir can!”
Mason!
Aman Tanrım! O herkesin önünde beni ölüm dokunuşuyla iyileştirmişti.Ona bir can borçluydum.Şimdi gidip ona canımı alması için yalvarsam asla kabul etmezdi. Martin’e ruhumu almasını istediğim kişinin o olduğunu söylediğimde ciddi değildim evet ama Mason’ın ruhumu hemen şu an burda almasını istiyordum.Bunu onun yapmasını istiyordum.
Zaten yaşamıyordum ki!
“Siz…” dedim yutkunarak
“Ben en başından beri biliyordum” diyerek ben daha sormadan,istediğim cevabı verdi “Sadece diğerleri görünce biraz şok oldu ama onlara bir sorun olmadığını söyledim ve Mason’ın tercihleriyle alakalı onları bilgilendirdim”
Mason!
Varlığını düşünmeyi kesmem gerekiyordu. Onu düşünmemem gerekiyordu.Onu unutmam gerekiyordu.
“O nerde?” diye sordum
“Bütün gece burdaydı ama sana yaşam enerjisinden verdiği için o da çok yorgundu. O yüzden onu dairesine gönderdim. Bu hiç kolay değildi emin ol” diye açıkladı “İstersen hemen çağırttırabilirim”
“Hayır” diyerek onu durdurdum. “Gerek yok” Kraliçe anlamayan gözlerle bana bakınca “Şey dinlensin” diyerek toparladım.
“Siz nasıl isterseniz Leydi Katharina” dedi Kraliçe
Leydi kim? Ona soru soran bir şekilde bakmaya başladım.
“Sen Martin Benson’ı öldürdün,Katharina. Bu seni bir kahraman yapar” diye açıkladı ve devam etti
“Ayrıca onu öldürmek için ruhunu feda ettin. Bu çok büyük fedakarlık ki bu da seni Leydi yapar”
Ne yani ihanetimin bedeli olarak Leydi mi olmuştum? Şimdi birde ünvanımın vicdan azabıyla yaşayacaktım.Başımı yastığa gömüp,gözlerimi kapadım ve nefes almaya çalışarak inledim.
“Neden Mason’ı çağırmamı istemedin?” diye sordu,Kraliçe şüpeci bir ses tonuyla.
Sustum. Kraliçe’ye güvenebileceğimi biliyordum.Üstelik,şu güne kadar ne yaparsam yapayım bana gösterdiği şefkat,sabır ve sevginin karşılığını asla veremezdim.
O yüzden “Çünkü kendimi onu görmek için hazır hissetmiyorum” diye,büyük bir dürüstlükle cevapladım.
Söyleyecek çok şeyi olduğuna emindim ama bir şey söylemedi.
“Pekala. Bir şeyin ihtiyacın olursa haber vermen yeterli” demekle yetindi ve gitmek için ayağa kalktı.
Kapıya doğru ilerledi.Tam çıkıyordu ki onu durdurdum.
“Aslına efendim,bir şeye ihtiyacım var!”
-MASON’IN AĞZINDAN-
Çıldırmak üzereydim!
Neden hala uyanmıyordu? Neden bana geri dönmüyordu? Ya başaramadıysam? Ya onu kurtaramadıysam?
Hayır böyle düşünme Mason!
Aklımda ki kötü düşüncelere son verdim ve yerimden kalkıp biraz hava almak için dairemden çıktım.
O uyanana kadar dolaşmak ve temiz hava almak bana iyi gelecekti.
Merkez binadan dışarı çıktım ve birkaç adım ilerledikten sonra Kraliçe Leah’ı gördüm. Arkasında hizmetçileri vardı. Başlarını pelerinlerinin şapkalarıyla örtmüşlerdi. Bir yere gidiyor gibi bir hali vardı.
“Kraliçem” dedim ve önünde eğildim
“Lord Mason” dedi ve başıyla bana selam verdi
Vakit kaybetmeden ona Kate’in nasıl olduğunu sordum. Durumunun hala aynı olduğunu ve uyuduğunu söyledi.Neden uyuyordu?
Çünkü yorgundu ve dinlenmesi gerekiyordu. Kendimi böyle sakinleştiriyordum.
Kraliçeye veda ettim ve Kate’in kulübesine doğru ilerledim.O iyi olacaktı. Uyandığında yanında olacak ve elini tutacaktım. Birlikte Martin Benson’ın ölümünü ve onun Leydi oluşunu kutlayacaktık. Tüm o geçmişinin anılarından kurtulacaktık ve yeni bir hayata başlayacaktık. İyi umutlarla birlikte ulübesine gittim ve zaten açık olan kapıyı açıp içeri girdim İçeri girdiğimdeyse,tüm iyi umutlarım silindi.Kulübe boştu. Kate yoktu. Eşyaları yoktu. Gitmişti.
Neler olduğunu anlamadım ve etrafıma bakındım. Belki de kahraman olduğu için onu merjez binada bir daireye taşımışlardı. Ama hala uyuyordu. O uyanana kadar beklemeleri gerekirdi.
Yatağın üzerinde bir kağıt vardı. Tedirgin adımlarla ilerledim. İçimden bir ses kağıtta yazan şeyi görmemin iyi bir fikir olmadığını söylüyordu.Yavaşça uzandım ve kağıdı elime aldım.
‘Ben sizin sandığınız kişi değilim Lord’um.
Ben bir hainim ve bu gerçeği size olan aşkım bile değiştiremez. Üzgünüm. İyiliğiniz için en doğrusu beni unutmanız.
Hoşçakalın.
-Kate
Bu da neydi şimdi? Ne saçmalıyordu? Kate nereye gitmişti?
Hızla kulübeden dışarı fırladım ve bütün kampı dolandım. Hayır.Gidemezdi.Gitmiş olamazdı. Bir kez daha olmazdı.Bu kez olmazdı.
Onu bulamayınca ormana doğru ilerledim ve eski eve gittim. Orda da yoktu. Nerdeydi? Beni bırakıp gitmiş olduğu gerçeğini kabul etmek istemiyordum. Bu saçma düşüncelerin aramıza girmesine izin verdiğini de. Eve bakındım. Dün burda herşeyi unutmaya hazırdı. Sadece bana aitti ve şimdi neyi değiştiğini aklım almıyordu. Öfkeme hakim olamayıp,duvara sert bir yumruk attım.
Onu aramakla geçen iki saatin sonunda pes ettim ve kampa döndüm. Kamptan ayrılmış olmalıydı.
Doğru ya,o artık bir kahramandı. Kamptan özgürce ayrılabilirdi.
O sırada kampa geri dönen kraliçeyi gördüm. Hızla yanına koştum.
“Majesteleri” diye seslendim ve yanına gelince durdum “Kate” dedim nefes nefese “O gitmiş. Yok!”
Ondan duymayı en son beklediğim şeyi söyledi ve “Biliyorum” dedi.
Biliyor muydu? Ama nasıl? Kate nereye gitmişti? Ona soru soran gözlerle baktım.
“Uyandığında seni çağırmamı isteyip istemediğini sordum. İstemediğini,seni görmeye hazır olmadığını söyledi. Sonra onu burdan, bu kamptan sonsuza kadar çıkarmamı söyledi. O artık bir Leydi ve eğer isterse özgürce burdan ayrılabilir,Lord Mason. Bende istediğini yaptım ve onu çıkardım” diye açıkladı
Kate sen ne yaptın? Neden gittin? Nereye gittin?
“Şimdi nerde?” diye sordum
“Bunu size söyleyemem,Lord Mason! Bu Katharina’nın özgür kararı. Ona biraz zaman verin. Yaşadıkları kolay şeyler değil. Nasıl olsa ünvanını almak için törene katılacak. Onu o zaman görebilirsiniz,ancak gitmek isterse onu kimse burda tutamaz”
Kraliçe son sözlerini söyledi ve yanımdan ayrılmıştı.
Kate gitmişti ve ben elim kolum bağlı,öylece kalmıştım.
O geri gelene kadar da yapacak başak bir şeyim yoktu. İyi olduğunu bile görmeme izin vermeden öylece gitmişti ve ben bir yanım eksik kalmış gibi hissediyordum.
-KATE’İN AĞZINDAN-
Kraliçe isteğimi yerine getirmeyi kabul etmişti. Hızlı bir şekilde eşyalarımı topladım ve pelerinimi giyiyindim. Kraliçenin hizmetçilerinden biriymiş gibi davrandım ve kimseye görünmeden kamptan çıktım. Mason’la karşılaştığımızda beni tanımaması için dua ettim.
Fark etmemişti. Arabaya bindik ve ben yeni hayatıma doğru yola çıktım.
Evime gidiyordum. Ailemle birlikte yaşadığım eve. Babam bu evi hep çok sevdiğini söylerdi. Bende seviyordum.
İngiltere’den ayrılmak onun için çok zordu ama mecburdu.
Eve girdim ve Kraliçe’nin bana tahsis ettiği yardımcılarım eşyalarımı yukarı çıkardı.
Şanslıydım ki ev hepimize yetecek kadar büyüktü.Eşyalar odama çıkarken bende salona gittim ve mobilyaların üzerinde ki örtüleri kaldırdım. Etrafıma baktım ve çocukluğu düşündüm. Bana valsi babam öğretmişti. Daha henüz 7 yaşındayken bu salonda onunla dans ederdim. Sonra annemin bizi izlerken nasıl güldüğünü hatırladım. Gülüşü kulaklarımda çınladı bir anda.
Sonra o gün… Frank ve Tyler bize gelmişlerdi. Ardından da ruh avcıları. Annemin çığlıklarını hatırlıyorum. Sonra yere yığılışını. Ardından babamda onun yanına yığılmıştı. Frank beni dışarı çıkardı ve bir adama teslim etti. Sonra içeri döndü. Tyler’a yardım etmeye gitmişti büyük ihtimalle. Geri döndüğünde ikisininde suratında acı bir ifade vardı. O gün bu evde ki son günümdü.
Bu evden büyük bir acıyla ayrılmıştım, şimdi yine büyük bir acıyla geri dönüyordum.
Mason’ı nasıl unutacaktım? Nasıl kalbimden ve aklımdan söküp atacaktım?
Düşüncelerimden kurtuldum ve yukarı çıktım. Bir yerden başlamak zorundaydım.
1 HAFTA SONRA
-MASON’IN AĞZINDAN-
Bir hafta olmuştu.
Kate olmadan geçen bir hafta. Onu arıyordum ama telefonu sürekli kapalıydı. Nereye gittiğini bilmiyordum. Belki geri döner diye kampta kalıyordum ama geri dönmüyordu. Töreni beklemekten başka çarem kalmamıştı ama sanki günler geçmiyordu. Neden böyle bir şey yapmıştı? Ona defalarca kendine acımamasını söylemiştim ama o hala kendine acıyordu. Onu bu düşüncelerden kurtardım sanarken tekrar başa dönmüştük ve ben ne olduğunu bir türlü anlayamıyordum.Kate’in beni neden bırakıp gittiğine anlam veremiyordum.
Bunları düşünmekten kafam kazan gibi olmuştu. Odadan çıktım ve rahatlamak için ormanda bir yürüyüşe çıktım. Ormanda olmak bile artık bana huzur vermiyordu. Huzurum beni bırakıp gitmişti.
-KATE’İN AĞZINDAN-
Bir hafta olmuştu. Eve tamamen yerleşmiştim. Rahattım. Mutlu muydum? Hayır!
Mason’ı özlüyordum ama bu hiçbir şeyi değiştirmezdi.
Pencerenin önünde durmuş dışarıyı izlerken yardımcım geldi ve bana bir paket olduğunu söyledi.
Kutuyu elime aldım. Üzerinde bir not vardı.
‘Seninle gurur duyuyorum,Kate. Bunu törende giymen için gönderdim. Bu annenindi. Sana çok yakışacağına eminim. –Tyler.’
Ah! Bu adamı seviyorum. Göz yaşlarıma hakim olmaya çalıştım ve kutuyu açtım. İçinde çok hoş,mavi,uzun bir elbise vardı. Elbiseye baktım ve gülümsedim.
Bu gece resmi olarak bir kahraman,bir Leydi ilan edilecektim ama bunu haketmiyordum. Bu vicdan azabıyla nasıl başa çıkacaktım?
Hazırlanmak için yukarı çıktım ve duşa girdim. Duştan çıkınca saçlarımı kurutup şekil verdim ve sonra elbisemi giydim. Elbiseme uygun hafif bir makyaj yaptım. Sadece küpe ve bir yüzük taktım ve artık hazırdım.
-MASON’IN AĞZINDAN-
Sonunda törene saatler kalmıştı. O ünvanını aldıktan sonra,onu bir köşeye çekip neler olduğunu sorabilirdim. Gitmemesi ya da en azından nerde olduğunu söylemesi ve beni bırakmaması için yalvarmam gerekiyorsa yapardım.Onu içine hapsolduğu düşüncelerden kurtarmalıydım.
Evdeydim. Tören için hazırlanıyordum. Takımımı giydim ve aynada kendime baktım. Çalışma odasına gittim. Kate’in kokusu bütün odayı sarmıştı sanki. Gözlerimi kapattım ve kokusunu içime çektim.
Eğer gitmeseydi şu an burda olurdu belki de. Bu odada yaşadığımız anları düşündüm. İlk gün onu sıkıştırdığımda ki surat ifadesini asla unutmayacaktım. Kalbinin ne kadarda hızlı attığını düşündüm ve güldüm. Sonra onu ilk kez öptüğüm an. Beni reddetmişti ama bu bana karşılık verdiği gerçeğini değiştirimezdi.
Lanet Olsun! Kate nerdesin?
Derin bir nefes aldım ve dışarı çıktım.
Gitmeye hazırdım. Aşağı indim. Tonny arabanın arka kapısını açtı. Arabaya bindim. O da ön koltukta ki yerini aldı ve kampa doğru yola çıktık.
Kampa vardığımızda Prenses Charlotte’la karşılaştık. Önünde eğilerek reverans yaptım.
“Lord Mason. Çok şık görünüyorsunuz”
“Sizde nefes kesicisiniz Prenses’im” dedim.
Prenses Charlotte benimle yaşıttı. Kim olduğumu fark ettiğimde o ve Kraliçe bana çok yardımcı olmuştu. O benim için bir Prenses’den,bir kız kardeş gibiydi.
“Olanları duydum. Üzgünüm. Umarım Katharina kararını değiştirir” dedi,teskin edici bir ses tonuyla.
“Umarım” diyerek ona karşılık verdim. Tekrar sevecen yüz ifadesini takındı.
“Törende bana eşlik eder misiniz Lord Mason?” dedi abartılı bir şekilde
Hafifçe kıkırdadım “Zevk duyarım Prenses’im” dedim aynı abartılı ses tonuyla ve koluma girmesi için ona kolumu uzattım.
Koluma girdi ve tören alanına doğru ilerledik.
Bir süre sonra Kraliçe geldi.Olanlar hakkında kısa bir konuşma yaptı ve Martin’in öldüğünü ilan etti.
Martin Benson’ın öldüğünü bilmek,kampta büyük bir sevinç dalgası yaratmıştı. Dünyadan bir pisliğin daha eksildiğini bilmek….evet bu epey iyi bir haberdi.
Kraliçe sevinçle bağıran halkı eliyle susuturdu.“Şimdi karşınızda ruhu pahasına onu öldüren kişi,Leydi Katharina” dedi ve Kate’i taktim etti
İşte gelmişti. Kate burdaydı. Kate’im burdaydı.Bir saniye sonra Kraliçe’nin yanında belirdi. Mavi elbisesiyle nefes kesici görünüyordu. Gözlerimi ona diktim.Zaten ondan başka bir şeyi göremiyordum ki!
Bir süre sonra beni fark etti. Bana bakıyordu ama bu daha önce yüzünde görmediğim bir bakıştı.
-KATE’İN AĞZINDAN-
Kraliçe beni anons edince yanına gittim. Kalabalık adımı haykırıyordu. Gözlerimi gezdirdim ve onu aradım.
Ordaydı.
Gözlerini dikmiş bana bakıyordu. Bunu yapmaması için ona yalvarmak istiyordum. Törenden sonra benimle konuşmaya çalışacaktı. Beni vazgeçirmeye. Ben ona neden gittiğimi açıklayacaktım o kabul etmeyip,kendime acımamamı söyleyecekti. Yapabileceğim başka bir şey yoktu. Suçlu hissediyordum ve böyle hissederken onunla birlikte olmaya devam edemezdim. Bunu ne kendime ne ona yapamazdım.
Kraliçe Leydi olduğumu ilan etti ve bana bir yaka iğnesi verdi. İğneyi elbiseme taktı ve beni tebrik etti.
Frank ve Tyler’a baktım. Benimle gurur duyarak orda duruyorlardı. Gururlarını hak etmiyordum. Onlara gülümsedim ve sonra Kraliçe’ye döndüm. Önünde eğilip selam verdim ve teşekkür ettim. Son bir kez Mason’a baktım ve Kraliçe’nin yanından ayrıldım.Olabildiğince hızlı bir şekilde arabama doğruyürümeye başladım. Törende daha fazla kalamazdım.İnsanlar benim yerime kutlama yapabilirlerdi. Benim için kutlayacak bir şey yoktu.
Adımlarımı daha daha hızlandırdım ve bir an önce arabama ulaşmaya çalıştım.Oraya gittiğimde ise
Mason beni bekliyordu.
“Veda etmeden mi gidiyorsun?” dedi.
Nasıl benden önce oraya varmıştı? Ben törenden ayrılırken hala orda durmuş bana bakıyordu oysa ki!
Yorgun bir sesle ona cevap verdim. “Mason bunu yapma. Herşeyi daha da zorlaştırma”
“Ben bir şey yapmıyorum,Kate” diye çıkıştı “Senin için ne kadar endişelendiğimden haberin var mı?
Ben seni kurtaramadığımı sanırken sen eşyalarını toplamış kaçıyormuşsun. Yaptığın tek açıklamaysa,benim sandığım kişi olmadığın ve iyiliğim için seni unutmam gerektiği. Bu saçmalıkları ne zaman keseceksin? Sürekli aynı şeyi söylüyorsun ve bende hep aynı şeyi söylüyorum. Eğer iyiliğimi düşünüyorsan yanımda kalırsın. Kampta kal demiyorum ama bana nerde olduğunu söyle. Beni bırakma” diye hızlı hızlı konuştu.
Sesi çok yüksek çıkmıştı ama açık bir şekilde bana gitmemem için yalvarıyordu.Ben de kalmak istiyordum.Bu hislerden kurtulmak ama beni öyle bir ele geçirmişlerdi ki kurtulamıyordum işte. Böyle hissederken kalmam bize zarar verecekti. Aramızda ki şeye zarar verecekti. Onunla yaşadığım güzel anıları kaybetmek istemiyordum. Hastalıklı düşüncelerimle bunu kirletmek istemiyordum.
Nefesim kesiliyordu. Ellerim titremeye ve gözlerim yaşarmaya başlamıştı.
“Ailemin evine döndüm. Eğer merak ettiğin buysa öğrendin. Şimdi izin ver gideyim” dedim,güçlü kalmaya çalışarak
Gitmek için hareket ettim ama önüme geçti ve yolumu kesti.
“Hayır!” dedi net bir sesle “Bana olanları anlatmadan gitmeyeceksin.Bu sefer sır yok. Benden kaçmana izin vermeyeceğim”
Derin bir nefes aldım. Ondan sır saklamanın bir işe yaramadığını biliyordum.Zaten herşey bitmişti daha fazla uzatmaya gerek yoktu. Ona nedenini tereddüt etmeden anlattım. Ormanda olanları, o gün
Martin’in peşinden gidişimi. Ona karşı koyamayışımı ve tereddüt edişimi.
“Bu mu yani? Bu yüzden mi gidiyorsun? Tereddüt ettiğin için mi? Geçmişinin senin çekmesine izin verdiğin için mi?” dedi herşeyi sorgulayarak. Anlamamasını anlıyordum. Kabul etmek istemiyordu ama olan buydu.Artık hiçbir şeyle uğraşacak gücüm yoktu ve gitmem,kendimi bulmam gerekiyordu.
“Bunlar çok normal şeyler,Kate. Herkesin başına gelebilir. Bu senin bir hain olduğun veya Martin’e hala aşık olduğun anlamına gelmez. Öyle olamdığını ikimizde biliyoruz”
“Değilim” dedim. Değildim.Mason’a aşık olduğumdan kesinlikle emindim “O öldüğü için mutluyum ama anlamıyor musun? Bu his… beni deli ediyor ben etrafımdakileri kandırmış gibi hissediyorum. Seni kandırmış gibi hissediyorum ve bu şekilde nefes alamıyorum. Şimdi bir de kahraman ilan edildim. Bir
Leydi. Ben ruhumu feda etmedim. Onu benden almasını istedim çünkü dayanamıyorum. Artık bütün bu olanlara dayanamıyorum. Hayatım berbat bir halde. Bir tek sen…sen onu iyi hale getiriyorsun ama bunu sana yapamam ben geçmişimle savaşırken senden buna şahit olmanı isteyemem” diye açıkladım.
Beni anlaması için ne yapmam gerekiyordu? Beni serbest bırakmalıydı. Kanadım bir kez kırılmıştı ve şimdi tekrar kendi başıma uçabilmem için beni serbest bırakması gerekiyordu.Kendimi acıdığıma şahit olmasını istemiyordum.Bu çok zavallıcaydı.
Göz yaşlarım sonunda serbest kalmıştı. Ağlıyordum ama bu umrumda değildi. Burda dururken ona karşı koymak o kadar zordu ki. Gidip boynuna atlamak istiyordum ama yapamıyordum.
“İsteyebilirsin. Benden herşeyi isteyebilirsin bunu biliyorsun” dedi.
“Yapamam Mason. Üzgünüm”
Bana gözlerini dikmiş yalvararak bakıyordu. Kalmak istiyordum ama gitmeliydim.
Bir süre daha bana baktı.Bana engel olamayacağını biliyordu.
“Pekala” dedi “Söylemediğim hiçbir şey seni kalmaya ikna edemeyecek. O zaman git. Sana engel olmayacağım”
Bana doğru bir adım attı ve yüzümü ellerinin arasına alıp,alnını alnıma yasladı.
“Ama eğer gideceksen,beni bırakacaksan,izin ver seni son kez öpeyim. Bana seni hatırlatacak bir şey bırak,Kate” diye fısıldadı yalvararak
“Ne istiyorsun?Acı çekerek ölmememi mi? Beni öldürmenin daha kolay yolları var,Lord Mason!” dedim dalga geçerek
Güldü “Bu senin suçun.Bütün bu saçmalığa son vermek senin elinde” dedi
Ellerimi göğüsünün üzerine koydum.
“Kendime acımaya devam edeceğim ve buna şahit olmanı istemiyorum.Kendimi kurtarmak için çırpındığını görmeni istemiyorum.Hatırlamanı istediğim,Kate o Kate değil. O yüzden,evet.Sana beni iyi hatırlaman için bir şey vereceğim” dedim ve usulca uzanıp onu son kez öptüm.
Hep özleyeceğim dudaklarının tadına son kez bakıyordum. O yüzden onu,daha önce hiç öpmediğim kadar büyük bir tutkuyla öptüm. Geri çekilmiyordum.O anında tadını çıkarıyordum. Onu öperken yaşlar yanaklarımdan akmaya devam ediyordum. Sonunda kendimi geri çekmeyi başardım. Gözlerini yavaşça açtı.
“Hoşçakal,Kate” dedi kısık bir sesle
Geri çekildim ve kollarının arasından sıyrıldım.Geri geri ondan uzaklaşırken “Hoşçakalın,Lord’um” dedim ve onu son kez güldürdüm.
Belki farkında değildi ama gözünden bir damla yaş düşmüştü. Benim yüzümden ikinci kez ağlıyordu.
Arkamı döndüm ve arabama bindim. Şöförüm de arabaya bindi ve kamp alanının dışına doğru sürmeye başladı.
Herşey bitmişti. Yeni bir hayatım vardı ama bu hayatta Mason yoktu!