12 | HAİN Mİ KAHRAMAN MI?

1551 Words
Bir buçuk yıl önce Martin beni onu ilk gördüğüm depoda beklediğini söylemişti. İşte yine aynı depodaydık. Herşeyin başladığı yerde. Herşeyi bitirmek için… Yerlerimiz aldık ve Tyler’ın saldırı emriyle içeri girdik. Aynı o gün ki operasyonda ki gibi ruh avcıları bizi görünce karşı saldırıya geçti. Onları birbir etkisiz hale getiriyorduk. Bu sefer sayıca onlarda üstündük ama elimizden her seferinde kaçıyorlardı. Bir tanesi bana arkadan saldırdı. Öne eğildim ve onu sırtımdan aşağı fırlatım. Bileklerinden tutup onu ters çevirdim ve hançerimi sırtına sapladım. Ayağa kalktım ve ilerde ecelini bekleyen başka bir ruh avcısına doğru saldırıya geçtim. Yüzüne birkaç yumruk indirip onu sersemlettim ve yer devirdim. Sonra da hançerimi sırtına saplamak için harekete geçtim ama benden hızlıydı kendine geldi ve elimi yakaladı. Bir anda yer değiştirmiştik. Beni yere yatırdı. Elimde tuttuğum hançeri bana saplamak istiyordu ama ben karşı koyordum. Sonra gözleri acıyla açıldı ve yere devrildi. Başı kaldırdığımda William’ı gördüm. “Önemli değil” dedi ve elini uzattı. Elini tuttum ve ayağa kalktım. O Tyler’a yardıma gitti. Bende Mason’a yardım etmek için harekete geçtim ama merdivenlerin başında onu gördüm. Martin! O gün ona geldiğimde de beni orda bekliyordu. Arkasını döndü ve yukarı çıktı. Ayaklarım onun peşinden gidiyordu. Onu öldürmek için değil. Tamamen ona çekildiğim için. Merdivenleri hızla tırmanmaya başladı. En sonunda deponun çatısında onu yakaladım. “Ah! Kate. Benim güzel sevgilim. Seni tekrar görmek ne güzel” dedi ukala ses tonuyla Ona öfkeyle bakıyordum. Hayatımda sadece bir ukala istiyordum ve bu Martin değildi. “Saçlarını toplamanın sana yakıştığını daha önce söylemiş miydim? Elbette söylemiştim. Ben sana pek çok güzel şey söyledim” dedi sevcen bir şekilde.Sonra tüm sevecenliği yüzünden silindi ve yerini öfkeye bırkatı “Ama sen hepsini elinin tersiyle ittin” diye tısladı  “O sersem Lord seni benim kadar mutlu ediyor mu?” Bunu nerden biliyordu? Mason’la aramda olanlardan kimsenin haberi yoktu. Kimsenin haberi olacak zamanı olmamıştı çünkü. “Ne o? Şimdide kendine gizli ajanlar  mı tutuyorsun? Kendi işini kendin yapamayacak kadar aciz durumda mısın,Martin?” diyerek onu kışkırtmaya çalıştım. Buraya neden  geldiğimi unutmamam gerekiyordu. Ona çekilmem çok aptalca olurdu ama yine de kendimi engelleyemiyordum. Bir buçuk yıl önce bana ne yaptıysa,yine aynısını yapıyordu. “Hayır Kate” dedi “Değilim. Sadece benim için bütün bunları yapacak insanlar varken neden ben yapayım?” diye açıkladı ve sonra midemi bulandıran o kibirli sesiyle ekledi “Ayrıca gizli ajan felan tutmadım. Sadece kadınlar bana hayır diyemiyor” “Benim dışımda” dedim kendimden emin,net bir ses tonuyla Kibirli ifadesi silindi. Şimdi ikimizde aynı dilden konuşuyorduk. Belki farklı sebeplerden ama ikimizde öfkeliydik ve intikam istiyorduk. Geçen seferki gibi tereddüt etmek istemiyordum. Onu öldürebilirdim,ne olursa olsun,o kim olursa olsun öldürebilirdim. “Yakında Kate. Yakında herşey eskisi gibi olacak” dedi “Ne istiyorsun?” diye bağırdım Artık tahammülüm kalmamıştı. Kendimi iyice kastım. Bacaklarım ona doğru gitmeye programlanmıştı sanki ama mantığım benden yanaydı. “Seni” dedi net bir sesle Güldüm. Bu kadar kolay mıydı? ‘Beni istiyordu’.Gerçekten bana yaşattığı şeyden sonra beni geri alabileceğini mi düşünüyordu? Düşünmeye başladım. Beni istiyordu ve eğer almazsa herkesi öldürecekti. Aslında alırsa bile öldürecekti. “O zaman al” dedim hiç tereddüt etmeden. Direnişimin sonuydu bu. Herşeyin bittiği o an.Artık karşı koymayacaktım.Kendimi ona bırakacak ve ne olacaksa olmasını bekleyecektim. “Ne?” dedi Bu cevabı beklemiyordu. İçten içe sevindiğini biliyordum. Herşekilde bana değer veriyordu.Beni seviyordu. Biliyordum.Hissedebiliyordum. “Beni geri alsanda almasanda burda ki herkesi öldüreceksin. Ben bunu izlemek istemiyorum. O yüzden yaşam enerjimi,hayır ruhumu al ve beni kurtar. Hem sonsuza kadar senin bir parçan olayım hemde bu işkence bitsin artık” Gözlerini bana dikti. Teklifim onu şaşırtmıştı. Ne diyeceğini bilmiyordu. “Bunu yapamayacağımı biliyorsun” dedi “Hayır yapabilirsin. Hem…” diye konuşmaya başladım ama bağırdı ve lafımı kesti “Hem ne?” Korkuyordu.Bana zarar vermekten mi? Derin bir nefes aldım.Kaçmanında,saklanmanında faydası yoktu artık. “Hem biri ruhumu alacaksa bunun sen olmanı isterim.” Suratında anlamsız bir ifade vardı. Söylediğim şeyler kafasını karıştırmıştı. Teklifimi kabul etmek istiyor ama bunu nasıl yapcağını bilmiyordu. Gözlerini üzerime dikti ve yavaş adımlarla bana yaklaştı. Ondan uzaklaşmadım. Bana gelmesini bekledim. “Onu sevmiyor musun?” diye sordu. “Seviyorum. Onu seviyorum ama seni merdivenin başında gördüğümde sana karşı koyamadım ve peşinden geldim. Onu seviyorum ama sana karşı koyamıyorum” dedim Söylediğim şey hoşuna gitmişti. Gülüşü geri geldi. Güldüğü zaman onun zararsız biri olduğunu düşünebilirdiniz ama değildi.Korkunç bir canavardı ve zararsız onun için kullanacağım sıfatların arasında değildi. “Aslına haklısın. Biri ruhunu alacaksa bu ben olmalıyım” dedi. Kendinden emin,kibirli havası geri dönmüştü.Geri çekildi ve bana baktı. Ellerini bana uzattı. “Sonsuza kadar aşkım” dedi ve ruhumu yavaşça kendine almaya başladı. Başım dönüyordu. Sinirlerimin kollarımdan çekildiğini hissettim. Kalp atışlarım hızlanmıştı. Aynı Mason’ın anlattığı gibi. Yer altımdan kaymaya başladığında aklımda tek bir düşünce vardı. Mason! Şu an ölürsem de sorun etmezdim. Martin’in beni kendisine çekmesine izin vermiştim. İşte buydu.Bu benim aslında kim olduğumun en somut kanıtıydı. Bir hain! Bulduğum ilk yere tutundum ve dengemi korumaya çalıştım. Tüm gücüm tükeniyordu. Artık sonum gelmişti.Tüm acılarım dinecekti.Sonsuza kadar.Ben sendeleyince Martin koştu ve gelip belimden beni tuttu. İşte gelmişti. Evet bu bir sondu ama neyin,kimin sonu olduğunu ancak Tanrı bilirdi. “Kate iyi misin?” dedi paniklemiş bir şekilde  “Tanrım! Özür dilerim! Bunu yapmamalıydım. Seni bu şekilde kaybedemem” Ona baktım ve gülümsedim. Konuşacak gücüm yoktu ama ona fısıldayarak bir şey söylemeyi başardım. “Martin. Bana…bana son kez sarılır mısın?” diye sordum. Bu isteğimi geri çevirmedi. Nasıl çevirebilirdi ki? Şu an karşı koyamayan,iradesiz biri varsa o da Martin’di.Başıyla beni onayladı ve tüm gücüyle bana sarıldı. -MASON’IN AĞZINDAN- Ruh avcılarının hepsini öldürmüştük. Nefes nefese şekilde etrafıma bakındım ve Kate’i aradım ama yoktu. Herkese onu görüp görmediklerini sordum.Onu son gördüklerinde ruh avcılarıyla uğraştıklarını söylediler. Diğerlerini aşağıda bıraktım ve yukarı çıktım. Merdivenleri ikşer ikişer çıktım ve adını seslenerek bütün katları aradım.Nerdeydi? Martin’in bir  tuzak kurup onu yakalamış olduğu ihtimalini düşünmek bile istemiyordum. Çatıya kadar çıktım ve sonunda onu buldum. Martin yanındaydıMartin onu belinden tutuyordu. Kate çok güçsüz görünüyordu. Bu pislik Kate’in yaşam enerjisini almaya kalkmış sonra da pişman olmuş olmalıydı.Kate’e nasıl baktığını görmek bile öfkeyle kabarmama sebep oldu. Ona değer veriyordu. Ah,Tanrım! Kate’in gözlerine baktı. Kate son gücüyle ona bir şey söyledi ve o da başıyla Kate’i onaylayıp ona sıkıca sarıldı. Ne yapıyordu bu? Kate ona ne söylemişti ki ona sarılıyordu? Kate’i onu kollarının arasından çekip almak için bir adım attım ama bir şey beni durdurdu. Bilmiyorum belki de bu 6.hissimin bana bir uyarısı belki de bir oyunuydu. Kate, Martin ona sarılırken elini saçına götürdü ve topuz tokasını çekip saçlarını serbest bıraktı. Bu Kraliçe’nin verdiği tokaydı. Tokanın bir ucundan tuttu ve elini kaldırdı. -KATE’İN AĞZINDAN- Saçlarım serbest kalmıştı. Tokanın bir ucundan tuttum ve sivri ucunu havaya kaldırdım. Bir saniye sonra o uç Martin’in sırtına saplanmıştı. Martin acı bir çığlık attı ve beni bırakıp yere yığıldı. Beni bıraktığı anda son gücümde tükendiği için bende yere yığıldım. Gözlerimin önünde parlak bir ışık yanıyordu. Hani derler ya ışığı gördüm diye.İşte bende aynı durumdaydım.Martin’e karşı koyamamış olabilrdim ama o da bana karşı koyamamıştı ve oyunuma düşmüştü. Bu benim sonumdu ama uçurumdan düşerken onu yanımda götürmek huzurla ölmeme sebep olacaktı. Herşeyin bittiğini düşündüğüm anda Mason’ın sesini duydum.Bu belki gerçekti belki de hayaldi. Koşarak yanıma geldi ve beni kollarının arasına alıp,başımı dizine yasladı. Yüzümün önünde ki saçları geriye iterken“Kate. Cevap ver. Sen iyi misin?” diye sordu. “Benim…ruhumu…ruhumu almaya çalıştı” diyebildim zorlukla nefes alarak Gözleri ateş saçarak açıldı. Başını bir saniye için kaldırıp Martin’e baktı. Ölmemiş olmasını ve onu kendi elleriyle öldürebilmek için Tanrı’nın ona bir şans tanımasını diledi.Sonra tekrar bana döndü. “Lanet Olsun! Buna nasıl izin verdin! Tanrım! Seni hemen burdan götürmeliyiz” dedi. Beni kaldırmak için elini boynumun altına attı ama onu durdurdum. “Dur Mason! Artık bitti. Uğraşma” dedim Gözleri dolmuştu. Ağlamasına dayanamazdım.Benim için ağlamasını istemiyordum. Onu gülen,ukala yüz ifadesiyle hatırlamak istiyordum “Hayır. Böyle konuşma ölmene izin veremem Kate” “Yapabileceğin bir şey yok” diye fısıldadım. O sırada Tyler,Frank ve William kapıda belirdi. Beni yerde,Mason’ın kollarında yatarken görünce donup kaldılar. Hareket edemiyorlardı.Sonra yere yığılıp kalan,Martin Benson’ın ölü bedenine baktılar. Mason bir saniye için durdu ve düşündü. Bu iyi değildi.Tereddütle onlara baktı ve bir süre  daha düşünüp,bana döndü. “Evet var” dedi. Elini kalbimin üzerine koydu ve gözlerini kapattı. Vücudumda bir ısının yayıldığını hissettim. Kan dolaşımım tekrar başlamıştı sanki. Tekrar nefes alabiliyordum. O an neyaptığını anladım. Yaşam enerjisini bana veriyordu. Diğerleri onu şaşkınlıkla izliyordu. Onların şaşkın bakışlarına aldırmadan yaptığı işe devam etti. Hayatım iki farklı ölüm meleğine bağlıydı. Ya biri canımı alacaktı ya da öbürü bana kendi canından bir parça verip hayatımı kurtaracaktı.Sadece ölmek istiyordum.Biraz huzur istiyordum. Mason bir süre sonra durdu ve tekrar saçlarımla oynamaya başladı. “Saçlarımla oynuyorsun” diye fısıldadım. Kıkırdadım.Mason bilmesede gülüşüm acıyla doluydu. “Ve bu hoşuna gidiyor” diyip eğildi ve anlıma bir öpücük kondurdu. “Nasıl hissediyorsun?” diye sordu, doğrulmadan önce. Yorgun olduğumu söyledim. Bana bunun çok normal olduğunu söyledi. O sadece fiziksel yorgunluğumu biliyordu ama ruhumun,kalbimin ne kadar yorgun olduğu hakkında en ufak bir fikri yoktu. Beni kucağına aldı ve ordan götürdü. Martin Benson ölmüştü. Az önce onu kendi ellerimle öldürmüştüm ve bu bana kendimi hiç olmadığım kadar suçlu hissettirmişti.Suçlu hissetme nedenim bu değildi? Suçlu hissediyordum çünkü doğruydu,peşinden ona karşı koyamadağım için gitmiştim. Aynı ormanda olduğu gibi. Onu o gün orda öldürebilirdim ama yapmadım. Yapamadım. Bana suçlu hissettiren buydu. Ben bir haindim ve yine Kurtulanlara ihanet etmiştim. Mason’a ihanet etmiştim ve bu duygu beni hayatımın sonunda kadar kovalayacaktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD