11 | AŞK

2602 Words
“Sen…sen Martin Benson’la mı birlikteydin?” dedi ayağa kalkarken. Ses tonu değişmişti. Fazlasıyla yüksek çıkıyordu. Cevap veremedim öylece sustum. Burası onu yeni bulmuşken kaybettiğim kısımdı. Aman ne eğlenceli. “Yani şimdi…Ah! Tanrım! Kate lütfen bana bunun bir şaka olduğunu söyle!” dedi ellerini saçlarının arasından geçirirken. Gözlerim dolarken başımla bunun bir şaka olmadığını söyledim.Keşke bir şaka olsaydı. Bunu hiç yapmamış olmayı dilerdim ama yapmıştım. “O gün restaurantta onu gördüğünde o yüzden gerildin” dedi nefret dolu bir sesle Nefret dolu! O nefret sahibi ben miydim? “Ah! Lanet olsun! Sen bunu bana söylemeliydin,Kate. Bunu benden saklaman haksızlıktı!” diye bağırdı Bana bağırması iyi hissettiryordu. En azından kendimden nefret etmemi kolaylaştırıyordu ama onun benden nefret etmesi… “Üzgünüm ama bana kimseye söylememi söylediler” Göz yaşlarımın arasında sesim titreyerek konuşmaya devam ettim “Ben…ben seninde başın belaya girsin istemedim”  son kelimeye doğru sesim iyice kısılmış ve o son kelime iki dudağımın arasından küçük bir fısıltı olarak çıkmıştı. Ayağa kalktım ve yanına gittim ama ben yanına gidince bir adım geri çekildi. “Ben….gitmeliyim” dedi ve arkasını döndü. “Mason!” diye seslendim arkasından,onu durdurmak için. Son bir kez bana döndü ve zorla,yutkunarak konuştu. “Lütfen. Bana biraz zaman ver!” Kapıyı açtı ve arkasından çarparak çıktı. Olduğum yerde öylece kaldım yatağa oturdum ve ağlamaya başladım. Onu daha yeni bulmuşken tekrar kaybetmiştim. Ona söylememeliydim. İçimden kendime küfürler savururken yatağa uzandım ve uyuya kaldım. - - - Uyandığımda etrafıma bakındım. Ne olmuştu?  Ah!Mason’a ,Martin Benson’ın eski sevgilim olduğunu söylemiştim ve o da sinirlenip gitmişti. Hala onun dairesindeydim ve o hala geri dönmemişti. Ayağa kalktım ve Mason’ın dairesinden çıktım. Merkez binanın dışına çıkıp kulübeme ilerledim. İçeri girdim ve kendimi yatağa attım. Eğer bir silahım olsaydı kendimi kısa ve acısız bir şekilde tek kurşunla öldürürdüm.Arkamdan kimsenin üzülmeyeceğine emindim. Zorla nefes alarak başımı kaldırdığımda,Martin’in bana verdiği müzik kutusuna baktım. Baktım,baktım baktım…ve sonra ondan uzaklaşıp,banyoya girdim. Soğuk suyun altında olanları aklımdan çıkarmaya çalıştım ama olmuyordu. Olanlar aklımdan çıkmıyordu. Masın aklımdan çıkmıyordu. Banyodan çıktım ve saçımı kuruttum. Gece vardiyasında giydiğim kıyafetlerimi üzerime geçirdim. Ardından pelerinimi aldım ve bağlarını boynumda bağladım. Müzik kutusunu elime aldım. Pelerinimin şapkasını başıma geçirdim ve kulübeden çıkıp ormana doğru ilerledim. -MASON’IN AĞZINDAN- Kate’in söylediklerinden sonra öfkeyle kamptan uzaklaşmıştım. Şimdi ise ne yapacağımı ve söyleyeceğimi bilemeden geri dönmüştüm. Öyle çıkıp gitmemeliydim.Onunda en az benim kadar berbat hissettiğine emindim.Üstelik pişman olduğu her halinden belliydi. Benimle olmak istediğini de biliyordum. Peki niye bu kadar zorluyordum?Zamana felan ihtiyacım yoktu.Sadece Kate’e ihtiyacım vardı ve onu kaybetmemeliydim. Onunla konuşmak için merkez binaya doğru giderken kulübesinin kapısının açıldığını gördüm. Bu Kate’di.Üzerinde ki pelerinle kendini gizlemişti. Ormana doğru ilerliyordu. Onu izlemeye başladım. Ormanın arka taraflarına doğru ilerledi ve eski bir evin önünde durdu. Evin önünden birkaç odun parçası topladı ve kapıyı itip içeri girdi. Ne yapıyordu? Burası neresiydi? Sorularıma son verdim ve peşinden eve girdim. -KATE’İN AĞZINDAN- Yerden birkaç odun parçası topladıktan sonra eve girdim. Odunları şöminenin önüne bıraktım ve şapkamı indirdim. Müzik kutusunu sehpanın üzerine bıraktım ve şömineyi yakmak için odunları içine attım. Sonra bir kibrit buldum ve onu odunların arasına attım. Şömineden yayılan ateş etrafını ısıtmaya başlamıştı. Elimi uzattım ve ısınmaya çalıştım. Ateşin sesini dinleyip rahatlamaya çalıştım. Yanan odunlardan çıkan kıvılcım sesleri belki fiziksel olarak ısınmama yardımcı oluyordu ama duygusalar olarak…kalbim buz tutmuştu resmen.Tenim sıcaktı ama üşüdüğümü hissediyordum ve deli gibi titriyordum.Şömineye biraz daha yaklaştım. İçimde şöminedekinden daha büyük ve sıcak bir ateş yanıyordu ama yine de kalbim buz gibiydi işte. Kulaklarım ateşin sesine gittikçe daha çok alıştı. O kadar ki en sonunda başka bir ses duyamaz olmuşum.Ta ki onun sesini duyana kadar “Demek senin eğlence anlayışın bu” Arkamı döndüm ve kapının önünde durmuş beni izleyen Mason’ı gördüm. Beni nasıl bulduğuna bir anlam vermem mümkün değildi.Çünkü bu mümkün değildi. Böyle bir gücü olmadığını biliyordum ve burayı bir tek benim bildiğimi de. “Lord’um?” diye sordum tek kaşımı kaldırarak “Burda ne işiniz var?” Sesimin ne kadar kırılmış ve çaresiz çıktığının farkında değildim. Büyük ihitmal görünüşümde öyleydi. Gözlerimin yerinden çıkacak gibi şiş durduğundan emindim. Sesim de bir o kadar boğuktu. “Yine başa döndük sanırım!” dedi kısık bir ses tonuyla ve başını öne eğip yavaşça salladı. Ona Lord’um demiş olmamdan bahsediyordu.Sonra kendi kendi kıkırdadı ama bunun keyifli bir kıkırdayış olduğundan emin değildim. “Afedersin. Alışkanlık” dedim başımı yere eğip.Sonra derin bir nefes alıp başımı kaldırdım ve yüzüne baktım “ama sorum hala geçerli” “Seninle konuşmaya geliyordum ve kulübenden çıkıp buraya geldiğini gördüm” diyerek açıkladı Her kelimede bana doğru bir adım attı. Sonunda yanıma geldi ve yanıma çöküp benimle birlikte ateşi izlemeye başladı Bir inleme şeklinde güldüm. “Şimdide sapık takipçi mi oldun?” Hafif bir kahkaha atıp gözlerini kırpıştırdı. “Ben istediğim herşey olabilirim” dedi abartılı,ukala ve kendinden emin bir ses tonuyla O an benim sevdiğim ve benim farkında olmadan aşık olduğum Mason olmuştu. Sonra gözlerini bana dikti. Bir sonra ki çaresiz ve üzgün bir Mason’dı. “Sadece senin için. Senin için herşey olabilirim” diye fısıldadı Gülüşüm kaybolmuştu. Sessizce bekledim. O bana bakıyordu,ben ateşe. Kelimeleri kafamda toparlamaya çalışıyordum.Yanlış bir şey söyleyip onu tekrar kaçırmak istemiyordum. “Ben…” diye başladım söze ama sesim çıkmıyordu. İnleyerek derin bir nefes aldım ve zorlukla,ona bakmadan konuşmaya devam ettim. “Ben özür dilerim. Belki de bunu sana anlatmam için yanlış bir zamandı” Bedenini bana doğru çevirdi ve iki eliyle elimi sıkıca kavrayıp,bakışlarını yüzüme sabitledi. “Hayır!” diye ani ve yatıştırıcı bir tepki verdi ve ardından sakin ve bana huzur veren bir ses tonuyla devam etti “Öyle düşünme,Kate. Aksine bence bunu daha önce anlatmalıydın. Ben…belki o zaman seni daha iyi koruyabilirdim. Yine de,ne olursa olsun,bana anlattığın için mutluyum” “Öfkeyle çıkıp giderken pek mutlu değildin” dedim ve yüzümü ona çevirdim Sesimin yüksek çıkmasını istedim ama yapamadım.Artık herşeyden o kadar yorulmuştum ki! Sadece Mason’ın kollarının arasına girmek ve sonsuza kadar o huzurla yaşamak istiyordum. Belki buna hakkım yoktu,belki bu artık mümkünde değildi ama istiyordum işte. Yaşlar tekrar gözlerime hücum etti.Yine de son ana kadar onları gözlerim içinde tutacak ve akmalarına izin vermeyecektim Gözlerini bana dikti. Sanki ne diyeceğini bilmiyor gibiydi. Ne diyebilirdi ki? O bana öyle bakarken nefes alamadığımı hissettim. Boğazımı sıkan pelerinimin bağlarını çözdüm ve ondan kurtuldum. Elimi,ellerinin arasından çekip ayağa kalktım ve ona arkamı dönüp odayı incelemeye başladım.Derin bir nefes alıp başımı geriye yasladım. Bir süre sonra ayağa kalkıp yanıma geldi ve arkamda durdu. “Öfkem sana değil Kate” dedi usulca Öfkesi bana değilse kimeydi? Gözlerinde gördüğüm o nefret neydi? Kafamda cevaplanmamış o kadar çok soru vardı ki! Her bir soru beni daha çok nefessiz bırakıyordu. Son saniyelerimi yaşıyormuş gibi hissediyordum “Kampta kime sorarsan sor herkes Martin Benson adını duyunca çılgına döner” diye açıklamaya başladı “Biliyorum” dedim,titrek ve kısık sesimle. Yüzümü ona döndüm ve elimi kalbimin üzerine koydum “Ben çok pişmanım. Ona aşık olmam hataydı” “Hayır. Söylemeye çalıştığım bu değil” dedi. Bugün ne çok derin nefes almıştık böyle. Sanki yaşadığımız dünyada bize yetecek kadar hava yoktu ve boğuluyorduk. Mason bir nefes daha aldı ve ben daha çok boğulmaya başladım ama dedim ya eğer o iyi olacaksa benim nefesim,hayatım onun olabilirdi. Konuşmaya devam etti “Sana söyledim. Aşık olacağımız insanları biz seçemeyiz. Sen… sen Martin Benson’a aşık oldun ve…” “Ve?” diyerek hızla araya girdim. Bu ‘ve’ nin arkasından ne gelecekse,kaderimi belirleyecek olan şeydi o. Mason bir anda ona konuşmak için gereken bütün cesareti toplamış gibi hızla anlatmaya başladı. Nefes almak için durmadan,hızlıca. “Ve herkes ondan nefret ederken,sen bile ondan nefret ederken ona aşık olman. Ben…bununla nasıl baş edebileceğini bilemedim. Böyle bir nefreti yenmek için çok güçlü bir aşk gerekir” dedi ve en sonunda durup derin bir nefes aldı. Söylediği şey komik değildi ama ben gülümsedim.Öylece,kendi kendime,kıkırdayarak gülümsedim ve başımı öne eğip salladım “Ne?” dedi,tek kaşını kaldırıp. Gülmem onu öfkelendirmişti ama elimde değildi.Burda kesinlikle hoşuma giden bir şeyler vardı. “Yani gittin çünkü beni kıskandın” dedim Bu sefer iki kaşını birden kaldırdı ve gözlerini üzerime merakla sabitledi. “Bundan çıkardığın sonuç bu mu?” Başımla onu onayladım ve gülmeye devam etti. Güldü.Rahatlamış gözüküyordu.“Evet” dedi yavaşça “Sanırım kıskandım” Gözü müzik kutusuna kayınca,rahatlamış hali tekrar kayboldu. “Üstelik etrafında ki herşey sana onu hatırlatıyor,Kate” diye söylendi. “Nasıl kıskanmam? Bununla nasıl baş edeceğimi bile bilmiyorum” Sert ve düşünceli bir ifade takındım. “Hala ona aşık olduğumu düşünmüyorsun,değil mi?” diye sordum Bunu düşünmesi çok gereksiz ve saçmaydı.Martin Benson’a karşı beslediğim duygular aşkın yanından bile geçemezdi. Ondan tiksiniyordum.Adını duymak bile tüm kanımın çekilmesine sebep oluyordu. Benden çaldığı her saniye için,mahvettiği hayatım için ondan nefret ediyordum. Aşk gibi bir duyguyu şu an sadece karşımda duran çaresiz adamın isminin yanında anabilirdim. Evet.Mason’a aşık olmuştum. “Öyle değil” dedi nasıl açıklayacağını bilmezmiş gibi. “Sadece bir zamanlar ona olan hislerinin ne kadar güçlü olduğunu bilmiyorum. Geçmişinle nasıl başa çıkacağımı bilmiyorum. Seni onlardan kurtarmak ve yaralarını sarmak istiyorum ama nasıl yapacağımı bilmiyorum” Müzik kutusuna baktım. Tek sorun bu muydu? Onunla olan geleceğimde aramıza giren tek şey geçmişim miydi? “Bak” dedim ve bir adım öne çıkıp elini tuttum “Ben Martin’e karşı artık sadece nefret besliyorum. Aşk… hayır. Kesinlikle hayır. İkisini yanyana anmıyorum bile. Geçmişime gelince…” Müzik kutusunu elime aldım. Ona bir süre baktım ve onu şömineye attım.Sonra başımı kaldırdım ve beni şaşkınlıkla izleyen Mason’a baktım. “Hayatımda bana geçmişimi hatırlatan hiçbir şey istemiyorum. Benim için artık sadece şimdi ve gelecek var  ve…” diyip durdum. Ellerimi ellerinden çekip yüzünün iki yanına koydum ve gözlerimi gözlerine sabitledim “hem şimdi hemde gelecekte sadece sen varsın Mason” dedim. Bu ona yetmişti. İstediği tek şey ona izin vermemdi. Yanımda olması,yaralarımı sarması,beni koruması ve beni sevmesi için izin vermemdi.Ben ona izin verdiğimdeyse artık önünde onu mutsuz edecek hiçbir engel kalmamıştı. Güldü ve dudaklarını dudaklarıma bastırdı.Beni tutkuyla ve büyük bir ihtiyaçla uzun uzun öptü. Sıcacık öpücüğü,kalbimin etrafını saran buzların erimesine sebep olmuştu. Martin’e hissettiğim şeyin aşk olmadığını anlamıştım. O sadece takıntıydı. Bilemiyorum belki de beni kaçırmasının ardından Stockholm sendromuna felan yakalanmıştım.Çünkü aşk,şu an hissettiğim şeydi. Geri çekildi ve eliyle yanağıma dokundu. “Seni seviyorum Kate” dedi. Uzandım ve onu tekrar öptüm. Beni öptüğünde tüm dünya tekrar silinmişti. Öpüşmemiz gittikçe şiddetli bir hal aldı. Elini tişörtümün altına soktu ve sırtımda gezdirmeye başladı. Gömleğinin düğmelerini açmaya başladım. Onu istiyordum. Beni istemesini istiyordum. Hiç kimsenin bizi ayırmamasını istiyordum. Sonsuza kadar onunla olmak istiyordum. Belki ben yaşlanıp sinir bozucu bir ihtiyar olurken o hep genç ve hala yakışlıklı kalacaktı ama umrumda değildi. Onu seviyordum ve şu an önemli olan tek şey buydu. - - - Saçlarımın arasında hissettiğim bir elle uyandım. Gözlerimi açmadan olanları hatırladım. Mason yanımdaydı ve şu anı hiç birşeyin bozmasını istemiyordum. “Saçlarımla oynuyorsun” dedim kıkırdayarak “Ve sende bundan hoşlanıyorsun” diye karşılık verdi. “Evet” dedim ve gözlerimi açtım. Başımı kaldırıp ona baktım. Ordaydı ve bana bakıyordu. Bana hep öyle bakacağını bilmek bambaşka bir duyguydu. Güven veriyordu,huzur veriyordu. “Merhaba”  dedi fısıldar gibi Aynı şekilde bende ona “Merhaba” dedim Eğildi ve dudaklarıma bir öpücük kondurdu. Dudakları benimkilere temas ettiği an başımın döndüğünü hissettim. Bir insanın mutluluktan sarhoş olması mümkünse ben kesinlikle mutluluk sarhoşuydum. Geri çekildiğinde ona daha sıkı sarıldım. Hiç bırakmak istemiyordum. Aslında hep böyle kalmak istiyordum.Kollarının arasında ve sıcak. “Ne zaman uyandın?” diye sordum “Biraz oldu” dedi. Ben tam beni neden uyandırmadığını soracaktım ama konuşmama izin vermedi “Neden uyandırmadın diye sorma. Çünkü o zaman çok klişe bir cevap vermek zorunda kalırım” Kıkırdadım.Ukala ve komik.Ukala ve sinir bozucu değil. Ukalağalığına gittikçe alışmaya başlamıştım. “Peki sormam” dedim. Bana sarıldı ve saçlarımın arasına bir öpücük kondurdu. Bir süre öylece sarmoş dolaş uzandık ve sessizce bu anın tadını çıkardık. Her güzel şey gibi bu anında bir sonu olması gerekiyordu. “Geri dönmemiz gerekiyor farkındasın değil mi?” dedim. “Hayır gerekmiyor! Ben Lord’um sen de asistanım. Seni canım ne zaman isterse, istediğim yere,istediğim süre boyunca götürürüm ve kimse buna karışamaz” Ne kadar da kendinden emindi böyle! Bir de mız mız bir çocuk gibi davranmasa. “Evet ama bu kamp saldırı altında olmadığı zamanlarda,LORD’UM” dedim ünvanına bastırarak söyleme hafifçe kıkırdadı.Doğruldum ve ona baktım. “Biraz daha kalamaz mıyız?” diye sordu. Keşke kalabilseydik ama bize ihtiyacı olan insanlar vardı ve bizi merak eden insanlar. “Maalesef. Hadi kalk.Kampa dönmeliyiz” dedim Kollarımdan tuttu ve beni kendine çekti. “Hayır değiliz” dedi ve beni öptü. Beni kesinlikle bırakmaya niyeti yoktu. Bırakmasını istemiyordum ama mecburduk.Bir süre daha beni öpmesine izin verdikten sonra geri çekildim ve onu zorlada olsa kaldırdım.Giyindikten sonra dışarı çıktık ve kampa doğru ilerlemeye başladık. Ormandan kampa doğru ilerlerken Mason elimi tuttu ve bende ona iyice sokuldum.Sonra telefonumun mesaj sesini duydum. Bir elimle onun elini tuttuğum için öbür elimle cebime uzandım ve telefonumu aldım. Mesajı açtım ve okudum. ‘Bu son şansınız Kate. Nerde olduğumu biliyorsun. İlk kez bana geldiğin yerde seni bekliyorum. Bana geri dön ve bende bu işe bir son vereyim_Martin’ “Lanet Olsun!” dedi Mason. “Bu sefer o gerzeği kendi ellerimle öldüreceğim” Bir yandan,Martin’in mesajının yarattığı korkuyle uğraşırken bir yandan da Mason’ı sakinleştirmeye odaklanmıştım “Sakin ol! Hadi hemen kampa dönelim ve olanları anlatalım” dedim Hızlı adımlarla kampa döndük. Merkez binaya girdik. Toplantı odasına doğru ilerledik ve içeri girerken,Mason gardiyanlardan biriyle acil toplantı yapmamız gerketiğini söyleyen bir mesaj gönderdi ve herkes beş dakika sonra ordaydı. Herkes gelince telefonumu aldı ve onlara mesajdan bahsetti. “Oraya gidip Martin’i tuzağa düşürmeliyiz. Nerde olacağını biliyoruz” dedi William Bu iyi bir fikirdi. Martin Benson’ı yakalamak ve öldürmek için elimizde gayet geçerli bir sebep vardı. Uzun zamandır ilk defa onu öldürme fikri karnıma kramplar girmesine sebep olmuyordu.Aksine,kan basıncım yükselmişti ve damarlarım adrenalinle dolmuştu. Onu öldürmeyi gerçekten istiyordum. “Pekala. Operasyon için hazırlıklara başlayalım o zaman” dedi Tyler. Herkes hazırlıklara başlamak için harekete geçtiği sırada Mason bir adım öne çıktı. “Kate’de bizimle gelmeli” dedi Herkes şok olmuş şekilde ona bakıyordu. Bende.Ben onlarla gidemezdim.Sonsuza dek cezalı olduğumu ne çabuk unutmuştu böyle. “Martin’in yerini o biliyor. Ayrıca harika bir savaşçı. Onu daha önce savaşırken gördüm. Bize yardım edebilir” diye devam etti. Sersem Lord! Benim bir dövüşte bulunmamın yasak olduğunu ona söylediğim halde bunu nasıl söylemişti? “Bak o gelemez Mason. Onun bir yasağı var.” Dedi William anlayışlı ve sakin bir ses tonuyla “Ayrıca bize yeri tarif ederse orayı bulacağımızdan eminim” diye ekledi Tyler Bunu beni tehlilkeye atmamak için söylüyordu büyük ihtimalle.Çünkü en az Mason kadar onunda,benim onlarla olmam gerektiğini düşünüyordu ama beni tehlikeye atmak istemiyordu. “O da bizimle gelmeli. Tanrı aşkına şu hain muhabbetini keser misiniz? Hain dediğiniz bu kız Martin’in bütün saldırılarını geri püskürttü. Ayrıca birine aşık oldu diye,bu kişi Martin Benson bile olsa,onu suçlayamazsınız. Bu elinde olan bir şey değil ki?” diye çıkıştı Mason Herkes büyük bir sabırla onu dinliyordu Tyler sert bakışlarını bana çevirdi. İşte bu sefer o da kızmıştı. “Ona söyledin mi?” dedi Tyler öfkeyle. Mason kapa artık çeneni. Lütfen. Ah! Başım ciddi belada. “Evet söyledi ve bu yanlış bir şey değil” diyerek araya girdi,Mason “Bilmem herkes için daha iyi. William bile bilirken ben nasıl bilmem? Ben onun patronuyum. Ayrıca birine aşık oldu diye hain ilan edildiyse aramızda idam edilmesi gerekenler var” Tamam normal şartlar altında bu söylediği çok hoşuma giderdi ama biraz daha konuşursa ormanda ki evde olanları anlatmaya başlayacaktı. Tyler ve Frank’in bunu bilmek istediğine emin değildim. “Lord’um” dedim “Bencede benim gelmemem en doğrusu. Size nerde olduğunu söyleyebilirim” “Hayır. Geliyorsun” dedi ve Kraliçe’ye döndü. Kraliçe bir süre sükunet içinde bizi izledi ve düşündü “Lord Mason haklı” dedi sonra kararlılıkla “Katharina’nın orda olması gerek” Lanet Olsun! Martin beni ve bu odada bulunan herkesi çiğ çiğ yiyecekti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD