Ben Prens Carl’a vals adımlarını çalıştırırken Kraliçe pencere kenarında ki köşesinde dikkatle bizi izliyor ve memnuniyetle gülüyordu.
Dans ederken kafamda ki düşüncelerden kurtulmayı başarmıştım.
Dün hayatımın en kötü günleri listesinde oldukça yukardaydı. Ormanda saldırıya uğradım. Lord Mason’ın bir ruh avcısı ah çok özür dilerim bir ‘ÖLÜM MELEĞİ’ olduğunu öğrendim. Darcie,bir anda geçmişime dair kesinlikle hatırlamak istemediğim bir anının içinden çıkıp gelmiş gibi karşıma çıkmış ve üzerime yürümüştü.
‘Sende onlardan birisin’
Sözleri beynimin içinde yankılanınca irkildim. Ben onlardan biriydim! Ama artık… artık kim olduğumu bilmiyordum.
Üstelik bir de bütün geceyi bir kahraman olan patronumun kollarının arasında uyuyarak geçirmiştim.
Tanrım!
Bu gidişle anti-depresan kullanmaya başlamam gerekecekti. Evet,prozac ve benim aramda gayet seviyesiz bir ilişki gelişebilirdi kesinlikle.
Dikkatimi Prens Carl’ın duruşuna ve adımlarına verdim. Sonra kendi adımlarımıda kontrol ettim ve derse devam ettim.
Kendimi işime kaptırdığım bir anda kapı çaldı ve Lord Mason içeri girdi. Ben işimi bölmedim ve Prens’e verdiğim derse devam ettim. Yine de içeri girdiğinde ona kaçamak bir bakış atamadan duramadım.
Kraliçe’nin yanına gitti. Önünde reverans yaptı ve sonra yanına oturdu. Sohpet ediyorlardı. Arada bize bakıyor ve gülümsüyorlardı. Mason’ın dün bütün gece onun kollarında uyuduğumu Kraliçe’ye anlatmamış olmasını ümit ettim. Gerçi büyük ihtimal Kraliçe anlamıştı. Üzerimde dün giydiğim kıyafetler vardı ve darmadağan bir haldeydim. Üstelik en son Lord Mason’la birlikteydim. Umarım hakkımda yanlış bir izlenime kapılmazlar. Ah,neler düşünüyorum. Ciddi ciddi bir terapisti görmeyi felan düşünmem gerekiyordu. Gerçi,hainlerin terapiye gitmesine izin verdiklerini sanmıyordum.Onları direk tımaraneye kapatıyolardı.
‘Kendine acımaktan vazgeç’ dedi beynimin içinde Lord Mason’ın sesi.
İrkildim. Aklımı okuyup bunu onun söyleyip söylemediğini merak ettim ama sonra ruh avcılarının ve dolayısıyla ölüm meleklerininde zihin okuyamadıkları geldi aklıma. Zihnimle oynayabilirdi ama onu okuyamazdı. Tamamen paranoyak bir ruh hali içindeydim ve beynimin içinde konuşan Lord Mason,kesinlikle benim uydurmamdı.
Ders bittikten sonra Prens Carl’ın önünde eğilerek selam verdim ve Kraliçe’nin yanına döndüm.
“Majesteleri dersimizi bugünlük bitti. İzniniz olursa gidip biraz dinlenmek ve iş için hazırlanmak istiyorum” diyerek.çekilmek için izin aldım.
“Elbette Katharina. Bu arada umarım daha iyisindir. Dün olanlar gerçekten tuhaftı. Hazır olduğun zaman lütfen gel benle konuş” dedi ve bana izin verdi.
Başımla onu onayladım ve eğilip ona selam verdim. Sonra Mason’a döndüm ve başımla ona da selam verdikten sonra odadan çıktım.
Kulübeme gittim ve kapıyı kapatıp bir süre arkasına yaslandım. Üzerimden kamyon geçmiş gibi hissediyordum. İçimden bir ses o kamyonu kullanan kişiyi tanıdığımı söylüyordu. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. O sırada kapı çaldı. Kapıyı açtığımda karşımda Lord Mason’ı gördüm.
“Lord’um?” dedim,neden bırda olduğunu anlamadığım için,meraklı bir ses tonuyla
“Merhaba KATHARINA. Umarım daha iyisindir.” Adımı bastırarak söylemisi içimi ürpertmişti
Neden adımı bastırarak söylemişti?
“Evet. Daha iyiyim. Teşekkürler Lord’um” dedim
“Ne için teşekkür ediyorsun?” diye sordu
Suratında ki pişkin ifadeden beni köşeye sıkıştırmaya çalıştığını anladım. Dün geceden bahsetmemi istiyordu ama ona istediğini vermemekte kararlıydım. Ne sanıyordu? Patronum olduğu için beni sürekli köşeye sıkıştırabileceğini mi? Burda hem mecaz hem de gerçek anlamlı bir köşeye sıkıştırmadan bahsediyoruz.
“Nasıl olduğumu sorduğunuz için Lord’um” diyerek açıklama yaptım.
Güldü ve başınını öne eğip hafifçe salladı.Anlaşılan ona bu tarz bir cevap vereceğimi biliyordu.Sadece vermememi umuyordu.
“Pekela. Benim burda biraz işlerim var. Bir saat içinde gitmeye hazır ol” dedi ve arkasını dönüp gitti.
Bende kapıyı kapattım ve odama gittim. Yatağa uzandım ve elimi anlıma koyup tavanı izlemeye başladım. Sonra başımı çevirdim ve müzik kutusunu gördüm. Orda duruyordu. Hala.Ben kaldırmadığım sürecede durmaya devam edecekti. Neden bu aptal müzik kutusunu aşağı indirmiştim?
Kontrolüm dışında yavaşça ona doğru uzandım.Kutuyu açtım ve kurup müziğini dinlemeye başladım.Notalar yine usulca yaklaşıp kalbimin üzerine sıcak öpücükler bıraktı. Beni isteğim dışımda kolumdan tutup geçmişe götürdü. İstemiyordum. Sadece şu anda olmak ve yaşadıklarımı unutmak istiyordum. Yaşların gözlerimde biriktiğini hissettim ve kendimi tutamayarak ağlamaya başladım.
Neden lanet olası geçmişim bir türlü peşimi bırakmıyordu ki?
Toparlandım ve banyoya gidip yüzümü yıkadım. Kendine gel Katharina! Daha fazla kalbi kırık,küçük hain kız olamazdım.Hayatıma devam etmeliydim ama lanet olsun ki yapamıyordum.
Kendime geldikten sonra dolabımdan yeni kıyafetler alıp giyindim.
Ben üzerimi giyindikten sonra kapı çaldı. Gidip kapıyı açtım.
“Lord’um?”
Gelen Mason’dı. Neden erken gelmişti ki? Daha en fazla yarım saat olmuştu.Bu adamın zamanlamayla ilgili sorunları vardı.Ya geç kalıyrodu ya erken geliyordu…
“İşim sandığımdan erken bitti bende uğrayıp hazır mısın diye bakmak istedim” dedi ve sonra gözlerini kısıp yüzümü dikkatle inceledi. O yüzümü incelerken bende gözlerimi ondan kaçırdım.
“Sen ağladın mı?” diye sordu
Anlaşılan yeteri kadar iyi kaçıramamışım gözlerimi ondan.
“Şey…evet,belki.Biraz.” Bir bataklığın içindeymişim gibi hissediyordum.Çırpındıkça batıyordum. “Ben birazdan hazır olurum. Siz de isterseniz ben hazırlanırken içerde bekleyebilirsiniz efendim.” diyerek konuyu değiştirdim.
Güldü ve içeri girdi. Koltuklardan birine yerleşti. Kulübem o kadarda büyük değildi. Salon ve yatak odası iç içeydi. Bir banyom ve ıvır zıvır eşyalarım için bir tavan aram vardı ve birde yemeklerimi yapabilmek için küçük bir mutfak ama o da salonun ve yatak odasının bulunduğu odanın köşesindeydi.
Mason otururken ben de yatak odası kısmına geçtim ve takılarımla ilgilenmeye başladım. Takılarımı taktıktan sonra tarağımı elime aldım ve saçlarıma götürdüm. O sırada Mason’ın sesini duydum.
“Güzel bir müzik kutusu” dedi.
Bakışlarımı ona çevirdim. Yatağımın başında duran müzik kutusuna bakıyordu. İstemsizce tebessüm ettim.
“Evet. Evet öyle” dedim kısık bir sesle
“Sanırım bir hediye. Özel birinden” dedi. Ses tonu meraklıydı ama yine de yaptığı tahminden oldukça emindi.
Bu kadar çok şeyi nasıl bilebiliyordu? Sinir bozucu,sersem Lord.
“Öyle” dedim
Güldü.”Kendini çok fazla ele veriyorsun Kate. Sesinde ki en ufak titreme ve ton değişimi. Yüzünde ki en küçük hareket,bana senin kim olduğunu anlatmaya yetiyor”
Ayağa kalktı. Önce müzik kutusunun yanına gitti ve onu eline alıp inceledi. Sanki kutunun üzerinde bana dair bir şeyler arıyordu. Ona benim aslında ‘kim’ olduğumu anlatacak bir şeyler.Kutuyu yavaşça yerine bıraktı ve bana doğru geldi.Yüzünde her zaman ki ukala ifadesinden eser yoktu. Ciddi bir tavırla bana bakıyordu.
“Kate benim en büyük sırrımı biliyorsun ama ben hala sana,bana olanları anlatman için yalvarmak zorundayım.” dedi ve bir kaç saniye durup yüzümü inceleyerek ne tepki vereceğimi bekledi.
Yutkunup,derin bir nefes aldı ve konuşmaya devam etti “Şimdi sana yine yalvarıyorum. Bana neler olduğunu anlat. Seni neden hain olarak anıyorlar ve o kız seni nerden tanıyor?” diye sordu
Gözlerini gözlerime dikti. Benden bir cevap bekliyordu ama ona istediği cevabı vermezdim.
Geri çekildim ve eşyalarımı almak için hareket ettim.
“Şey ben hazırım efendim gidebiliriz” diyerek onu geçiştirdim.
Ona bakmadan eşylarımı toparladım ve yine yüzüne bakmadan yanından geçip gitmek için harekete geçtim.
Beni kolumdan hızla tuttu ve kendine çekti. Gözlerini tekrar gözlerime kenetledi. Nefesinin gittikçe yaklaştığını hissediyordum. Bana gittikçe yaklaşıyordu. Ona karşı koymam gerekiyordu ama yapamıyordum.
“Bana napıyorsun Kate?” dedi fısıldayarak.
İkimizden biri nefes almayı bırakmıştı ama bunun kim olduğu hakkında en ufak bir fikrim yoktu.
Ona ne mi yapmıştım? Bu nasıl bir soruydu? Ona hiçbir şey yapmamıştım. Değil mi?
Sonra kapımın çalmasıyla ikimizde irkildik. Mason’ın elinden kurtuldum ve kapıya doğru gittim. Her tarafım alev alev yanıyordu. Ateş basmıştı. Tanrım! Burası gerçekten çok sıcak.
Kapıyı açtım.
“Bayan Garcia, General Tyler sizi acil görmek istediğini söyledi”
Acil mi? Neyse. Ne olduğu umrumda değildi. Benimde ACİL burdan çıkmam gerekiyordu.
Başımla onu onayladım ve Mason’a bakmadan hızla dışarı çıktım ve Tyler’ın dairesine gittim.
“Beni çağırmışsınız General” diye sordum içeri girer girmez
“Gel Kate” dedi ve yanıma oturmamı söyledi. “İyi misin?”
Başımla onu onayladım. Artık ne kadar iyi olabilirsem!
“Bunu sana söylememem gerekiyor ama bilmen gerektiğini düşündüm. Kate büyük bir tehlikenin içindeyiz. Birileri tüm kamplara teker teker saldırıyor. Bu işin başında kim olduğunu bilmiyoruz ama o kimse,söylediğine göre eğer ona istediğini verirsek bizi rahat bırakacakmış. Ne istediğini bilmiyoruz ama tehlike gittikçe büyüyor. Ruh avcıları insanları kontrol altına aldı ve onlarıda saldırılara dahil etti.”
Tyler bana olanları anlatmaya devam ederken onu dikkatle dinledim. Ruh avcılarının insanları kontrol altına aldıklarını biliyordum. Onları sonsuz bir hayatın hayaliyle kandırıyorlardı. Ortada sonsuz bir hayat vardı ama sadece ruh avcılarına aitti.
“Bunu bana neden anlatıyorsunuz?” diye sordum.
“Çünkü insanlar olanları unutmuyor kızım. Dün yaptıkları gibi seni yine sıkıştıracak ve birşeyler bildiğini düşünecekler”
“Ben dün birşeyler biliyordum efendim” diyebildim.
“Biliyorum.” dedi ve derin bir nefes alıp devam etti “Seni sıkıştırmalarına izin verme Kate. Kimseye bir şey söyleme. Eğer söylersen seni rahat bırakmazlar. Tekrar yaralandığını ve acı çektiğini görmek istemiyorum. Sen bana babanın emanetisin Katharina. Sana bir şey olmasına izin veremem. O yüzden kendine dikkat et” dedi ve iki eliyle omuzlarımı kavradı.
Başımla onu onayladım. Bana sıkıcıa sarıldı. Onun kollarında gerçekten güvendeydim. Ona sarıldığımda aklıma babam geliyordu.
Ona veda ettim ve odasından çıktım. Kulübeme döndüğümde Mason gitmişti. Eşyalarımı aldım ve kampın girişine gittim. Mason beni bekliyordu. Arabası burda olmadığı için benim arabamla onun evine doğru yola çıktık. Yol boyunca hiç konuşmadık.Bu iyiydi.Zaten konuşacak kadar iyi değildim.
Eve geldiğimizde de sessizlik devam etti. Davranışları değişmişti. Bana karşı mesafeli davranmaya başlamıştı. Bunun için biraz geç kalmamış mıydı?
Çalışma odasına çıktık ve dosyalara gömüldük. Sadece iş hakkında konuşuyorduk. Ne bana karşı bir iğneleme yapıyor ne de kendini övüyordu.Sonra yine sessizlik odaya hakim oldu.
“Kate bana bir kahve hazırlayabilir misin?” diye sordu nazik bir ses tonuyla
Nazik mi? Ateşi felan mı vardı bu adamın? Bugün işte 3.günümdü ama onu yeteri kadar tanıyordum ve şu an kesinlikle tuhaf davranıyordu.
“Tabi Lord’um” dedim ve elimdeki işi bırakıp kahve makinesinin başına gittim.
Kahveyi hazırladım ve ona götürüp masasına bıraktım.
O sırada elinde ki dosyaları yere düşürdü ve aynı anda almak için yere eğildik. Kağıtları topladım ve vermek için başımı kaldırdım. Başımı kaldırdığımda gülen gözlerle bana bakıyordu.
“Sana daha önce saçlarının çok güzel olduğunu söyleyen oldu mu?”
Derin bir nefes aldım.O kadar ani bir şekilde değişmişti ki ruh hali…
Az önce surat asmış,deli gibi bir şeyler düşünüyordu ama şu an...şu an harika bir gülümsemeyle beni izliyordu.
Güldüm.Çünkü evet,bana bunu daha önce söyleyen olmuştu.
“Evet Lord’um birkaç defa” diyerek cevap verdim
Gülüşüme karşılık verdi. Hala gözlerini dikmiş bana bakıyordu. Gözlerimi ondan kaçırmak istedim ama yapamadım.
“Tüh” dedi abartılı bir sesle ve kıkırdadı “Bunu sana söyleyen ilk kişi olmak isterdim”
Eliyle yanağımı tuttu. Elektrik akımını tekrar vücudumda hissettim. Dokunuşu beni sanki yakıyordu.
“O zaman sana farklı bir şey söyleyim. Sen… sen çok güzelsin Kate” dedi ve yavaşça eğilip beni öptü.
Elimde ki kağıtlar anında düştü. Öpüşü beni öyle hazırlıksız yakalamıştı ki vücudumu saran elektrik akımı beni çarptı ve tenimin her santimetresini yaktı.
Kontrolümü kaybettim.Ellerimi boynuna doladım ve öpüşüne karşılık verdim. Beni büyülüyordu. Karşı koymama engel oluyordu. Sanki… sanki ona karşı koymak istemiyormuş gibi hissediyordum ama bu doğru değildi. Ona karşı koymalıydım. Hızla geri çekildim.
“Lord’um durun” dedin
Soru soran gözlerle bana baktı.
“Ben…ben…ben bunu yapamam Lord’um?” diye konuşmaya devam ettim sesim titreyerek
“Neyi yapamazsın Kate?” diye sordu.
Eli hala yanağımdaydı. Beni usulca tutuyordu. Sesi şefkatliydi ve bana huzur veriyordu ama ondan kaçmam,uzaklaşmam içinde beni uyarıyordu adeta
“Bunu. Yani…Tanrım! Ben çok özür dilerim.Bu…bu olmamalıydı.” dedim ve ayağa kalktım.
Arkamı döndüm ve eşyalarımı alıp kapıya yöneldim. Arabama doğru hızla ilerledim.
Beni son anda yakaladı ve durdurdu.
“Kate dur. Neler oluyor anlamıyorum?” diye sordu tamamen şoka uğramış bir şekilde
“Bakın bu çok yanlış” dedim ve ondan kurtulmaya çalıştım ama beni bırakmıyordu.
Başımı iki elinin arasına aldı. Vücudunun sıcaklığı beni kesinlikle baştan çıkarıyordu.
Durması için ne yapmam gerekiyordu.Ayaklarına kapanıp ağlamam? Bir bebek gibi ağlamam?
“Hayır Kate. Bu…bu doğru.Bir şey beni sana çekiyor ve ben ona karşı koymak istemiyorum. Sen sanki hayatımı aydınlatan bir melek gibisin ve gitmene izin vermek istemiyorum.” diye fısıldadı usulca.
Sanki direk kalbime doğru fısıldamıştı bu sözcükleri. Geçmişim ve şu anım çarpıştı. Beynim patlamak üzereydi ve kalbim…kalbim sızlıyordu.
Ellerinden kurtulup geri çekildim.
“Hayır. Ben sandığınız kişi değilim. Bir melek hiç değilim. Kendi iyiliğiniz için benden uzak durun Lord’um. Ben bir hainim ve Darcie haklı,onlardan biriyim.Üzgünüm”
Arkamı döndüm ve arabama binip kontağı çalıştırdım ve kampa doğru yola çıktım.
Onu reddetmek canımı çok yakmıştı. Buna bir anlam veremiyordum. Ona aşık mı oluyordum? Ona aşık olamazdım. Tekrar aşık olamazdım. Bunu hak etmiyordum. Kimseyi sevmeyi ve kimsenin sevgisini hak etmiyordum.