🧭 ULAK 1 BÖLÜM 🧭

1537 Words
Gökyüzünün eşsiz maviliğini bölen, kara bulutlar yeryüzünü sarsan gökgürültüsü Damla'nın aklına sabaha karşı gördüğü anlamsız rüyayı getirdi. Başını sağa sola sallayarak önüne dönmüş yağmur yağmadan işe gitmeyi planlamış idi. Son kez kahvaltı masasını kontrol ederken pişen omleti tabaklara bölüp salona doğru seslendi. "Umut, Masal Kemal" diye bağırırken koşturmaca sesleriyle yüzü güldü. Kumral saçlı tombul yüzüyle oğlu annesine öpücük atarak sandalyesine kuruldu. Kızı ise annesine tebessüm ederek kardeşinin yanına oturmuştu. Kocası ise karısına sarılarak saçlarından öpmüş yerine geçmişti. "Hayatım haftasonu pikniğe gidelim diyorum" Damla saatine bakarken bir iki lokma alıp kalktı. Çünkü 07.30' du ve işe geç kalmak demek kovulmak demekti. "Olur gidelim canım annemlere haber vereyim mi?" Gözlerini deviren Damla eşine ters ters baktı. "Ailece dedim Kemal" eşinin ses tonundaki rahatsız edici tını hoşuna gitmemişti. "Damla ifadeni düzelt" kocasının sert uyarıcı sesine hiç aldırmadan çocuklarını bol bol öperek Kemal'e döndü. "18 yaşında evlendim seninle kaçtık bu şehre sığındık değil mi annen beni istemedi. Her gördüğü yerde aşağılayıcı bakışlarıyla süzdü kuzenin Selma'yı gözüme gözüme soktu hepsini görmezden geldim geldin yapma Kemal" karısının yeşilleri dolu dolu olmuştu. Çocukları içeri yollayan Kemal eşinin belinden tutup kendine çekti. "Ailemi atamı anamı kenara atamam Damla isteme bunu" hırsla Elini itip mutfaktan çıkmadan eşine döndü. "Bir gün pişman olacaksın Kemal" diyip evden ayrıldı. Karısının haklı sitemini geçte olsa fark etmiş lakin yinede ailesine sırt dönemiyordu. Çocukları alıp önce okula bırakmış ardından kendi de iş yerine geçmişti. En son isteği eşiyle arasını bozmaktı. İstifini bozmadan önüne gelen dosyalara göz atarken yağan yağmura bakıp kahvesini içti. 20.04.2025 Nisan yağmurları dedi içinden eşinin sevdiği aylar arasında idi. Masasının üzerindeki aile fotoğrafına, bakarken ilk kez eşine hak vermişti. Ufak cılız öksürük sesi ile başını sesin sahibine Semaya çevirdi. Bu kadının burada olma nedeni annesi idi. "Ne var Sema" dedi ters ters. "Kemal akşam bize yemeğe gelecekmişsiniz" Sarı saçlı uzun boylu mavi gözlü toplu güzel bir kadındı. "Öyle mi kim karar verdi buna" dedim alayla. "Halam yani annen Kemal" ah anne ah! "Karımla çocuklarımla yemeğe çıkacağım çık bir daha da kapıyı çalmadan girme" Sema bozularak odadan çıkarken hemen halasını arayıp haber vermişti. Gülay hanım anında oğlunu aramış, lakin oğlu yanıt dahi vermemişti. Annesinin bu tavırları ufaktan sıkmaya başlamış idi. Gün geçtikçe karısına hak vermiyor değildi hani çünkü evliliklerin ilk günü annesi Damlasına hakaret etmiş kovmuştu. Defalarca arayan annesinin ısrarcı tavrıyla sonunda aramayı yanıtlamıştı. "Alo" ilk defa anne dememişti. "Oğlum Kemal'im Sema aradı da akşam yemeğe gelin dışarda yemeyin boşuna masraf edersiniz" ofladı. "Anne ailemle baş başa yemeğe çıkacağız gelemeyiz işim çok kapatıyorum" diyip kapattı. Gülay öfkeyle tekli koltukta gazete okuyan eşine döndü. "Bak bak gör Gürkan bey Gürkan bey oğlun anasına hayır dedi" hiç oralı olmayan adam eşine gözlüğünün altından baktı. "Gülay uğraşma oğlunun yuvasıyla bu seni son uyarım" sesi sert soğuk çıkmıştı. Gülay geri adım atarken büyük oğlunu uyandırmak için odasına çıkmak için salondan ayrılırken soğuk nevale eşine kırgın kırgın baktı. Çünkü onu bu evde sadece Kenan anlıyordu. "Ah ah Bir sen kaldın elimde Kenan'ım " kızı yoktu iki oğlu vardı. Kenan ve Kemal Kenan dört yaş büyüktü Kemal'den evin sert dik asi başlı oğlu oydu. Geceleri çıkar sabaha karşı eve dönerdi. Merdivenlerde soluklanırken dış kapının kilit sesini duymuş oğlunun yine gece gittiğini anlamıştı. Oflayarak direkt kapıyı açtı. Uzun boylu iri cüsseli kumral tenli mavi gözlü oğluna, elleri belinde baktı. "Kenan hayırdır yavrum otel mi burası" annesini öpücüklere boğup ayakkabısını girişe çıkardı. "İşler güçler biliyorsun çok uykum var yatacağım ufaklıklar gelirse uyandır" demiş babasına selam verip odasına girmişti. Kaşlarını derinden çatıp üstünde ki siyah ceketi çıkartıp yere fırlattı. Öfkeyle nefes alıp verirken gözleri halıya sabitli idi. Vakti vardı vakit onunda sırası gelecekti! Damla mesai saatinin bitiminde, çantasını alıp çalıştığı bürodan ayrılırken arkadaşı Selin ona eşlik ediyor arada ayrıldığı ona aldatan sevgilisinden Hakan şerefsizinden söz ediyordu. "Gece kapıma geldi öküz affet beni eşeklik ettim hata ettim bir anlık şeytana uydum dedi. Peki ben can dostun Selin ne yaptı dersin şeytana uydun he dedim aldım elime oklavayı aa bak bende şeytana uydum diyip vurdum kafasına götüne sikine oda yetmedi aldım benim Tefal vok tavayı yer misin yemez misin işte kolu komşu aldı götürdü bunu" Damla Selin'in sözleriyle güldü. "Aferin kız aferin neyse Selin burdan kaçayım ben pazartesi görüşürüz canım" vedalaşıp karşı caddeye geçmiş sabahki kabusu düşler iken ne ara alt sokağa geldiğimi anlamamış önüme çıkan Hacer teyzeyle durmuştum. "Damla yavrum seni gördüğüm iyi oldu he geçen gün kaybettiğin şu Melek motifli lapis lazüli kolyen var ya onu benim evde buldum al" şaşkınlıkla kolyeyi uzatan avcundan aldım ama zinciri kayıp idi. "Ama bütün sizin evdeydik aradık bulamadık" dedim kıs kıs güldü. "Ah derin dondurucunun üstünde buldum zinciri kayıp sen yenisini alırsın hadi pazara geç kaldım" demiş koluma vurarak gitmişti. Kolyenin ucunu çantama koyup, mahalle parkına giriş yapıp boş banklardan birine oturdum. Sabah ki havadan eser yoktu. Sadece uğultulu rüzgar vardı Açık saçlarım uçuşur iken gözümün önüne orta yaşlı tombul yüzlü kadın geldi. Ne demişti bana "hatırla özünü bul kendini gel benimle gör gerçeği" kadının tok sesi kulaklarında yankı yapıyordu adeta nefes alamadığını hissettiği an kalkıp gökyüzüne bakarak derin nefesler aldı. "İyiyim iyiyim sorun yok" kafasındaki düşünceleri atıp parktan ayrılırken evine dönen sokağı geçip müstakil bahçeli güllerle çevrili evini görünce gülümsedi. Eşi çocukları evi nefes aldığı alacağı yerdi. Hızlıca bahçeye girmiş gülleri tek tek koklayıp yan taraftan sulamak için kullandığı büyük sprey kovayı alıp sulamaya başlamıştı. Belinde hissettiği kollar ile irkilsede belli etmedi. "Hadi içeri geç hazırlan akşam yemeğini dışarda yiyelim" boynundan öpen eşiyle sevinçle odasına koşup hazırlandı. Üzerine kırmızı diz üstü saten çiçek detaylı kalın askılı elbisesini giyip hafifçe makyaj yapmış ardından çocukları da hazırlayıp evin kapısını kilitleyip onu bekleyen kocasına adımladı. Kemal karısının güzelliği karşısında, yutkunurken bir kez daha aşık oldu. İyi ki diyordu iyi ki kaçırmışım evlenmişim o kalbi beni seçmiş! Arabanın arka kapısını açıp önce çocukları oturtmuş sonra ön kapıyı açıp eşinin geçmesini sağlamıştı. Geceleri güzel geçecekti. En azından öyle umuyordu. Ateş ailesi eğlenceli geçen akşam yemeğinin ardından eve geçerken daha ev yolunda uyuyan çocukları kucaklarına alıp ayrı ayrı odalarına yatırmış hem iş yoğunluğu hem günün yorgunluğunu atmak adına karı koca duşlarını almış Damla kısa gecelik şort takımını Kemal ise sadece boxer ile kalıp yatağına geçmişti. Karısını kollarına alıp gözlerini kapatırken yorgunlukla uykuya dalması çabuk olmuştu. Kocasının nefes alış verişlerinden uyuduğunu anlayıp dirseğinin üzerinde doğrulup parmağının ucuyla Kemal'in sakallı çenesini okşayıp yastığına uzandı. Bedenine çöken ağırlıkla, gözleri loş ışığının aydınlattığı odayı taradı. Kapının hemen önünde ona bakan kadını görünce çığlık atmak istesede kendini tuttu. Çünkü rüyasında gördüğü kadın şeffaf ama koyu kahverengi gözleriyle adeta içini delen hareleriyle usulca yatağından kalkıp gümbür gümbür atan kalbine inat kadına ilerledi. Karşı karşıya durdukların da "sen" Hastar tek işaretle ortamı değiştirdi. Bulunduğum yer evimizin kileri sayılırdı. Bütün bunlar birer şaka olmalı idi değil mi? "Sonunda gördün beni Damla bunu anı uzun zamandır bekliyordum" üzerimde ki şoku atlatıp ters ters cevap verdim. "Kimsin ne istiyorsun benden" güldü ama acıyla karışık birazda alayla. "Eşin çocukların derin uykuda sabaha kadar uyanmazlar merak etme şimdi kapat gözlerini Dünya bedeninde olduğun için gözlerin kör olabilir" demiş tam duvara yakın yerde büyük beyaz içi rengarenk bir yuvarlak gibi şey açmıştı. "Bu ne" dedim şaşkın şaşkın. "Portal kapat gözlerini kızım" kapattım elimden tuttu ama eli ateş gibiydi. Beni geçitten geçirmiş duyduğum uğultulu sesler sinirimi bozsada belli etmeden anın bitmesini bekledim. Beş saniye geçti geçmedi sesini duydum. "Aç gözlerini" açtım etrafim karanlık ama kırmızı ışıkla loş hale gelmişti. Bulunduğum oda büyük ve kocaman idi odanın içerisinde üç farklı kapı ortasında ise yuvarlak en az 100 kişinin sığacağı büyüklükte yatak vardı. İçinde ise iki metre aşağı yukarı boylarda esmer tenli siyah saçlı yüz üstü yatmış çıplak bir adam yanında ise kızıl saçlı elini adamın beline atan seksi kadın vardı. Adamın omur iliğine yakın tam ortasında akrep🦂 ve ay 🌒 dövmesi dikkat çekiyordu. "Bunlar kim neden getirdin beni buraya" Hastar denen kadın yüzüme baktı. "Asira o adam Lucian " dedi sadece gözlerimin önünden film şeridi gibi görüntüler geçerken hiç birine anlam veremedim sadece duyduğum kahkaha sesleri idi. "Ben o değilim değilim" Hastar denen yaşlı bunak tamamen saçmalıyor idi. "Yaklaş ona en büyük aşkına yasak aşkına asırlardır öldü biliyor seni" adımlarım benden bağımsız ona giderken yanındaki kızıl saçlı hatunu Hastar derin uykuya daldırmış olmalıydı. Büyük geniş yatağın baş ucuna geldiğim an siyah saçlı iri bedeni gözlerim inceleyip yüzünde durdu. Nefes alış verişlerinden uykusunun ne kadar derin olduğu anlaşılıyordu. Gür sık kirpikleri şekilli burnu sakallı sert çehresi ile hem yakışıklı hem kârizmatik dursa da içimi saran anlamsız huzursuzlukla biraz üzerine eğilip yüzüm yüzüne gelecek şekildeydik bu adam bu adam buram buram tehlike kokuyordu. Kulağına yaklaşıp "Lucian" dedim ama bedeni irkildi. Hızla çekilip Hastar'ın yanına gidip " götür beni derhal" halime bakıp başını olumsuz yönde salladı. "Henüz değil" parmağını tepemde tutup ağzından anlamsız sözler çıkardı. O adamın odasından daha küçük bir odaya girmiştik ortam karanlıktı. Camın yanında orta boyda bir yatak vardı. Sarışın hafif iri uzun boylu biri yatıyordu kimdi ki bu! "Bu kim" dedim. "Karen nişanlın Lucian'ın üvey oğlu" şaşkınca yutkundum. "Sen ne saçmalıyorsun bütün bunlar oyun dimi" sesim acıklı çıkmıştı. "Değil sen ve lucian yasak aşkın baş yapıtı isiniz herşey zamanla Asira" Hah diye ses çıkardım. "Prensin kalbinden sök at Asira denen kadını" diyebildim. Damla o odada Hastar ile konuşurken Lucian duyduğu o fısıltılı ses burnuna dolan o eşsiz kokuyla gri gözlerini açmıştı.Burnunu tıpkı avını koklayan kurt gibi dikmişti. Odasına birisi girmişti. Ve Türkiye'de ise Damla'nın evinin kapısını Kenan yumrukluyordu. Bölüm Sonu!
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD