Lucian avcının avına yaklaştığı içgüdüsü ile odasının her köşesinden gelen aklını yüreğini karıştıran, kokuyla kulağına aşina olmayan sesle rüya mı hayal mi gerçek mi arada kalsada o sesin de kokunun da kaynağını yerin yedi kat dibine girse dahi bulacak ayaklarının altına alacak ezecek kim onunla dalga geçiyorsa ruhunu emecekti.
Belkide düşmanları aklıyla oyun oynuyordu kazandığı savaşları düşününce çokça alçak düşman edinmişti. Peki hangi aklı eksik buna cüret edebilir idi ki kimse ağzından çıkan homurtu ve alev topuyla odasında bulunan ailesi ve askerlerin kanını dondurdu.
Semia cesaretle abisine bir iki adımda yaklaşıp omzuna dokunup herkesin içini kemiren merakla dolduran o soruyu herkes adına dile getirdi. Yoldaş işi bu öfkeyle bütün gezegeni aleve verecekti.
"Abi bizi neden çağırdın henüz güneş dahi doğmadı"Güneş mi dedi Lucian gözlerini sisli ufka çevirmişti. Onun güneşi asırlar önce batmış bir daha da doğmamıştı.
"Şeria" dedi sadece kız kardeşini es geçerek! Semia içten içe kırılsa da bozulsada belli etmedi. Çünkü abisinin gri harelerin'de öfke ve yorgunluk hakimdi.
"Buyrun efendim" diyen Şeria'ya ise aşkla baktı. Bakışlarını düzeltip kuzeninin yanına geçti.
"Bana son iki ayda krallığa gezegene kim girdi kim çıktı. Bulup görüntüleriyle birlikte geliyorsun sana iki gün mühlet şimdi hepiniz çıkın salona inin" dediğinde kimseden çıt çıkmadı.
Herkes tek tek inerken odada biri eksikti üvey oğlu Karen bunu fark eder etmez, odasının bulunduğu kata inerken neden çağırdığı halde gelmediğini merak etmişti. İkinci katın sağına saparken kapısında bekleyen askerler selam vermişti.
Kralları komutanları Lucian Harnes, bütün gezegenin belkide evrenin korkulu rüyasıydı. Tek bakışıyla küle hatta buza dönen çok olmuştu. Prensin odasını iki yandan açıp kralın geçmesini beklediler.
Derin uykuda olan Karen'i Hastar uyandırır iken Damlaya sus bakışları attı. Genç kız odaya çöken ağır havanın kasvetin farkına vararken Lucian'ın girişiyle iki üç adım bulunduğu yerden uzaklaştı.
Karen, ağrıyan başıyla uyanırken, gözlerini ovuşturdu.
Tam karşısında, öfke ve nefretle yanan bir çift göz…
Babası.
Lucian, odanın havasına sinen o kokuyla daha da çılgına döndü. Adımlarını ağır ama ölümcül bir kararlılıkla attı.
Oğlunun özenle seçtiği, siyah çerçeveli yatağına kadar geldi ve durdu.
O koku… burada da vardı.
"Ba_ba" dedi uyku sersemi çünkü henüz ayılmış değildi.
Lucian Karen'in boğazından tutup yere firtlatırken, delirmemek için zor duruyordu. Piç kurusu oyun mu istiyordu. Oda oynardı o vakit!
Oğlunun kalkmasına müsade etmeden ayağıyla karnına baskı yaptı. Üstten bakarken ağzının kenarıyla gülmüş bir yandan da odanın her köşesini taramıştı.
"Bana oyun oynama Karen söyle şimdi o kokuyu nerden buldun kadın kim" Karen şaşkın şaşkın bakarken sözlerine anlam veremiyordu.
"Ne kokusu ne kadını ne saçmalıyorsun sen" demiş tek hamleyle babasının ayağını tutup çekmişti.
Baba oğul karşı karşıya gelirken Damla ise korkuyla bekliyordu.
"Almıyor musun kokuyu" Lucian havayı tekrar solurken tanıdık koku tekrar nüfus etti ciğerlerine.
"Kafa bulma benimle baba kazan gibi beynim" desede babası kolundan çekip odanın dışına atmıştı. Askerlere bakarak emrini verdi.
"Alın bunu atın zindana iki gün sonra çıkarın" diyip kapıyı yüzlerine kapattı.İki eli kapıya yaslı iki üç saniye durup düşmanlarına korku salan kahkahasını atarken Hastar bu gülüşün anlamını bildiğinden Damlayı tek bırakarak kraliyet salonuna indi.
Odayı çınlatan kalbini korkudan attıran kahkaha sesiyle, üzerine doğru yürüyen iri büyük cüsse ile o kadının gidişiyle geriye adımlamak istese de yapamadı. Sanki çivelenmiş gibiydi Lucian aldığı o tanıdık kokuya adım adım yürürken "Görünmezlik sihri ha Hastar" desede kadından eser yoktu.
Damla otoriter soğuk sesle yutkunup burdan gitmenin nasıl mümkün olacağını düşünüyordu. Kaşlarını çatıp biraz kapıya doğru kaymak istedi lakin önünde duran heybetli beden ile adım atamadı.
"Immm" diliyle dişlerini yalayan kral bozuntusuna bakmamak için direndi.
"Allah'ım kurtar beni buradan" diye dua etti.
"Kokun onun gibi ama sesin yabancı kimsin kimin oyuncağısın bilmiyorum seni bulduğum zaman ayaklarıma kapanıp af dileyeceksin" egosu dağı aşan adamla ağzına gelen argo kelimeyi yuttu.
"Aptal herif" Lucian duyduğu ufak mırıltı ile hafif hafif güldü.
"Hmm ses tonun çocuğu andırıyor ortaya kendin mi çıkarsın yoksa ben mi çıkarayım küçük kız" tam o sırada Hastar gelmiş Lucian'ın sihir yapmasına fırsat vermeden pencerede açtığı portala Damlayı güçlükle sokmuştu.
Lucian gördüğü portal ve orta boylu siyah saçlı kadınla çığlık atarcasına bağırdı. Yer yerinden oynarken Damla gitmeden bağıran gri gözlü adamla göz göze gelmiş korkuyla açılan delikten girmişti.Hastar portalı kapatır kapatmaz kendini saklandığı dağ mağarasında bulmuştu. Kötü olmuştu Lucian'ın bu denli açık gözlü olduğunu unutmuştu.
Gördüğü bal rengi gözlerde gördüğü o tanıdık ritim hırs asilik canını sıkmıştı. Kimdi o kadın krallığında Hastar ile ne işi vardı. Yıllardır gömdüğü hisleri iki çift bal haresi ve aşina olduğu lanet kokuyla darmaduman olmuştu. Yüreği pare pare geziyordu. Ama hayır bu oyuna gelmeyecekti.
Damla korku ve endişeyle etrafında uçuşan rengarenk geçişle son kez Lucian denen adama bakıp gözlerini kapattı. Bedenini korkuya hapseden adamdan kaçarak evine yuvasına dönmüştü. Lakin eşinin bağırtısıyla banyodan çıktı.
Hastar o ise yaptığı şeyin sonuçlarının ailesine bulaşmasını istemiyordu. Bu yüzden ailesini de alıp kaçacaktı. Tabi gitmeden Lucian'a son kazığını atıp eli mağarada ki çıkıntıya gitti. Üç yazan mavi sonsuzluk işareti olan çıkıntı.
Kırılan camlar ayakları altında çatır çatır ederken indiği bastığı her adımda askerler gördüğü ifade ile başlarını öne eğdi. Lucian salon kapısını gürültü ile açarken tahtına ilerleyip oturdu.
Sakalını okşarken gözlerinin önüne düşen bal haresiyle elini yumruk yaptı. Kimdi o kadın ne işi vardı Karen'in odasında krallığında bunu er yada geç öğrenecek peki öğrendiğinde kalbi sökülüp atılırsa o zaman ne yapacaktı.
"Aryen Hastar'ı buldun mu" dedi öfkeli öfkeli neye öfke dolu olduğunu dahi bilmiyordu.
"Hayır efendim maalesef ama ipucu buldum" Lucian ok misali dikti gözlerini.
"Söyle" Aryen terleyen avcunu pelerinin ucuna sildi.
"Harnes dağı efendim orda gizleniyor olabilir" aklına üşüşen anılarla yüreği dağlandı.
Asira o dağda ölmüş bedeni kayıplara karışmıştı. Hastar'ın orda olduğunu bilmek sinirine dokunuyordu o kadın o kadını bulup ağzına kazık sokacaktı.
"O dağa giriş çıkışları yasakladım ben ve konsey bunun kararını asırlar önce verdik buna nasıl cesaret edecek ailesini esir al Aryen oğlunu kızını eşini zindana at kendi ayağıyla bana gelecek" dedi soğuk soğuk o sırada Hastar başına geleceklerden habersiz gitme planları yapıyordu.
"Nasıl isterseniz efendim" başını eğip selam verdi.
"Daha sözlerim bitmedi uzun siyah saçlı bak gözlü 1.70 boylarında hafif tombul bir kadın bütün evreni ara tara bana o kadını bul Aryen" kendi de bulurdu. Lakin Emir vermek hoşuna gidiyordu.
Aile üyeleri şaşkınlıkla bakarken Leila öfkeyle bakmış ağzını açmıştı. Pişman olacağını bile bile!
"Yeni sürtüğün mü Lucian" kelimeler ağzından çıkar çıkmaz bedeni acıyla kıvranılmış kendini havada asılı bulmuştu.
Lucian nedendir bilinmez sürtük lafıyla deliye dönmüştü.
"Leila Leila Leila haddini hiç bir zaman bilmedin kuzen olmamızı kullanıyor olman sana musamma göstereceğim anlamına gelmez" ses tonu alçak ama oldukça otoriter çıkmıştı.
"Ahhh bırak beni" bedeninde oluşan buz kütleleri canını oldukça yakıyordu.
"Hadsiz" Leila'nın bedenini büyük camdan dışarı atarken duyduğu tiz çığlıkla suratını buluşturdu.
"Efendim doktor çağıralım mı" diyen Aryen ve Şeria'ya sonra kuzenleri ve amcalarına döndü.
"Doktorda benim komutan da askerde kralda Aryen bu işte en ufak bir parmağınız varsa hepinizi uryas gezegenine sürgüne yollarım sana bir hafta mı vermiştim iki günün var sadece iki gün" diyip gözlerini kapattı. Ağrıyan başını avuç içiyle ovdu.
İki gün dediler iki gün!
Damla eşinin bağırması üzere hızla odasından çıkarken çocukların korkuyla ağladığını görüp ikisinide alıp odalarına götürmüş " Şştt sakin olun bakalım uslu uslu oturup beni bekleyin" demiş eşinin yanına gitmişti.
Kapıda tartışan abi kardeşe bıkkınlıkla baktı.
"Kemal çocuklar korkuyor kavganızı sonra yapın" aklı şuan şu Lucian denen adamda idi.
Kenan Damlaya odaklanmıştı.
"Sen nerdeydin Damla?" Dedi Kemal karısını yatakta bulamamış her yere bakmıştı.
Yutkunan Damla ifadesini sabit tuttu.
"Banyoda" dedi Kemal şüpheyle yaklaştı.
"Oraya da baktım nerdeydin" işte şimdi ne diyecekti ki!
Lucian ise dalgın dalgın ufka bakıyordu zaman su gibi akıp gidiyor Aryen hala aramaya devam ediyordu. Taki gördüğü yüze kadar!
"İşte buldum seni"
Acılar çoğaldıkca mutluluk azalırdı.
Bölüm Sonu?