3. Bölüm

1256 Words
Gözlerimin üzerinde anlamsız bir ağırlık vardı. Öyle ağırdı ki sımsıkı kapalı olan gözlerimi açmakta zorlandım. Başım çatlıyordu ve üşüyordum. Üzerimdeki battaniyeye sıkıca sarılıp ısınmaya çalıştım ve gözlerimi tamamen açtım. Hava aydınlıktı ve odamdaydım. Yataktan doğrulup birkaç saniye düşündüm ve gece yaşadığım şeyler aklıma gelince beynimden vurulmuşa döndüm. Gerçek miydi? Gerçekten yaşamış mıydım dün olanları? Yoksa bir kâbustu da yeni mi uyanıyordum. Ensemdeki ağrı ve bacağımdaki sızlayan çizik kadar gerçekti aslında dün gece ama ben ısrarla inanmak istemiyordum. Ensemi ovuşturarak üzerimdeki peluş ev bornozuna baktım. Dün gece bilincim giderken üzerimde bu yoktu. İnsafa gelip üstümü mü giydirmişti zorba herif. "Kimse yok mu?" diye bağırdım. Umarım yoktur. Titreyen adımlarla yataktan kalktım ve ev bornozumun ipini sıktıktan sonra kırık olan odamın kapısından mutfağa doğru gittim. Ben güçlüydüm, hep güçlü olmuştum ve yine öyle olacaktım. Mutfağa girdiğimde orada değildi. Bir an için evde olmadığını düşünerek rahatlasam da kısa süre salondan ses geldi. "Güzellik uykundan uyandığına göre çabucak hazırlansan iyi edersin." Salona doğru ilerlemeden önce mutfak çekmecesini açtım ve en keskin olduğunu düşündüğüm bıçakla salona geçtim. Tam karşıda kanepede oturmuş ayaklarını orta sehpaya uzatmıştı. Bir saniyeliğine elimdeki bıçağa, ardından bana baktı ve keyifli bir kahkaha attı. "Beni bıçaklayacak mısın?" "İnan daha fazlasını yapmak isterdim," dedim dişlerimi sıkarak. "Bi denemeni isterim aslında, eğlenceli olur." İstifini bozmaması sinir bozucuydu. Salonumun ortasında bu rahatlıkla takılan adamın ismini bile bilmiyordum daha. "Dün gece bana bir şey yaptın mı?" Sorum netti ve bunu sorarken nefesim kesilmişti. Beklemiyormuş gibi kollarını kavuşturdu ve geriye doğru yaslandı. "Yapmadım." Cevabıyla tuttuğum nefesi dışarı verdim. "Abim sana naptı?" Bıçağı ona doğru tutuyordum. Rahat yüz ifadesini anında öfke bürüdü. "Abin..." kanepeden hızlıca kalktı ve bana doğru yürüdü. Bıçağı ona doğru çevirirken duvara yaslandım. "Yaklaşma." Yaklaşma dememe rağmen dibime kadar girdi ve bıçağın ucu kalbine değerken bunu umursamadı. "Abinden bahsetmek şu an senin yararına olmayacak Roza." "Sana dün gece tek bir fırsat verdim ve sende kaldın. Artık malımdan farklı değilsin." Bıçağı tutan elim titriyordu. "Bana fırsat sunmadın. Bana tek bir seçenek bıraktın ve o iğrenç seçenek yüzünden kalmak zorunda kaldım!" Titreyen elime ardından gözlerime baktı. "Hayat bazen aynı yola çıkan ikilemler sunmayı sever. Sende seveceksin merak etme." Alaycıydı. "Kimsin ya sen? Kimsin sen? Tek gecede mahvettin hayatımı? Kafamın içi karmakarışık, uyuşuk hiçbir şey düşünemiyorum." "Kim miyim?" Sadece gözlerime bakıyordu. Elini aniden uzatıp elimdeki bıçağı aldı ve yere yırlattıktan sonra çenemi tuttu. "Renas Hanzade'yim ben. Bana kalkan bir elin kırılmaktan başka çaresi olmayan adamım ben." Çenemi sıkıca tutup ona bakmamı sağlarken vücuduyla vücuduma baskı kurdu. Kafesin içinde gibiydim. "Şimdi ismimi öğrendin ürkek gelinim. Git hazırlan bir an önce." "Gelinin mi?" Titriyordum. "Sen dün gece karım olacaksın dediğimde şaka mı sanıyordun?" Her kelimesi alaycıydı. "Bak..." derin bir nefes alıp gözlerine baktım ve çenemi tutan eline dokunup tiksinerek elini tutup yüzünden çektim. "Üzerimden çekilir misin düzgünce konuşalım?" Eline dokunarak ona temas etmeme şaşırmış gibiydi. Vücudunu bedenimden uzaklaştırdı ve meraklanmış bir ifadeyle konuşmamı bekledi. "Bak... Renas," dedim yutkunarak. "Benim okulum var, benim bir hayatım var, ben buradaki her şeyi bırakıp seninle nasıl evleneyim? Nolur, nolur başka bir çare bulayım sana. Abim ne yaptıysa başka bir şekilde ödeyeyim abimin borcunu." Yüzünde hiçbir ifade olmadan ona yalvaran yüzümü izliyordu ve sessizliği korkutucuydu. "Nolur," derken gözümden yaşlar süzülmeye başladı. "Yalvarırım." Bir anda kahkahayı bastığında kalbim korkuyla hızlandı. Keyifle gülüyordu bu halime. "Sen hala oyun falan sanıyorsun bunu. Boşuna yalvarıp durma, bundan sonra bana yalvaracağın tek yer yatak olacak müstakbel karıcığım. Şimdi git eşyalarını topla. Derhal!" Son anda bağırması sıçramama neden olurken dişlerimi sıktım ve kapıya doğru döndüğüm gibi sinirime hakim olamayacak kapının cam kısmına sert bir yumruk geçirdim. Yumruğu geçirdiğim gibi elim camın içinden geçti ve cam binbir parçaya ayrılırken elimin acısıyla çığlık attım. "Kendimi öldürücem! Kendimi öldürücem!" Haykırarak ağlamaya başlamıştım. Sinirlerim mahvolmuş durumdaydı. Ben bu haldeyken Renas denilen herif bir yere telefon etti ve beni kolumdan tutarak yerden kaldırdı. Kanepeye doğru neredeyse sürükleyerek götürdü ve zorla oturttu. Öfkesinden nefesini tutmuştu ve sadece elimdeki kana bakıyordu. "Aptal kızın tekisin." "Umurunda mı elim hayvan herif! Beni öldürmekten beter ettin!" "O güzel sesini artık kesmezsen seni gerçekten mahvedeceğim!" 10 dakika geçmeden kapım çaldı. Renas koltuktan kalkıp kapıya gittiğinde kim olabilir diye düşünüyordum. "Polistir umarım!" Kapıyı kendi eviymiş gibi açtığında şaşkındım. Genç bir kadın elinde ilk yardım çantasıyla salona geldi. "Merhaba Renas Ağam, hoş geldin." dedi kadın. Ağam mı? Şaşkınlıkla kadına bakıyordum. Yüzüme bakmadan yanına geldi ve orta sehpaya oturduktan sonra elime bakıp ilk yardım çantasını açtı. Renas ayaktaydı. "Dikişlik bir öey var mı?" dedi Renas sadece. Kadın ben orada değilmişim gibi sadece Renas ile konuştu. "Yok ağam, çiziklerden kanamış." Renas kollarını kavuşturup ayakta beklerken kadına baktım. "Sen kimsin?" Kadın benimle konuşmadı ve sorum cevapsız kaldı. Sadece elimdeki camları temizledi ve pansuman yaptı. "Fazla meraklısın gelinim," konuşan Renas'dı. "Delirmek üzereyim," dedim dişlerimi sıkarak. "Seninle ben izin verirsem konuşabilirler." Kafayı yemek üzereydim. Bu ne demekti şimdi? "Nasıl? Anlamıyorum." Sorumu yok sayarak kadına döndü. "Sağol Delal, sen artık gidebilirsin." "Siz sağolun ağam, sizin sayenizde bugünlerimizi gördük. Sağlıkla sıhhatle kalın." Kadın bunları söyledikten hemen sonra eşyalarını toplayıp hızlıca gitti. Söylediği hiçbir şeye anlam veremiyordum. Renas sargılı elime baktı. "Eşyalarını toplama, üstüne giydiğin minicik şeyleri artık giyemeyeceksin ne de olsa. Yürü gidiyoruz." "Annem ve abimi görmek istiyorum." dedim bir anda. "Annenle abin epey uzaktalar ve görmen yasak. Sadece yaşadıklarını bileceksin." Kalbim hızlanıyordu. "Neredeler? Neden görmem yasak." Alayla güldü. "Irak'talar, adamlarım onları oradan kaçarken yakaladı. Görmen yasak çünkü görürsen sende onlara benzersin." Tüm bunların ne demek olduğunu keşke tekte anlayabilseydim. "Annemle abime benzemek mi?" dedim şaşkınlıkla. "Evet, karımın onlar gibi olmasını istemem." Karım demesi yüzümü ekşitmeme neden olmuştu. “Ve,” dedi sargılı elime bakarak. “Karımın bir daha kendine zarar vermesini de istemiyorum çünkü onun bedeni bile artık bana ait.” Adam her cümlesinde beni daha fazla nasıl şoka uğratabiliyordu anlamıyordum. Annemle abim yüzünden düştüğüm duruma mı yansaydım, kendime mi? Bundan sonra olacaklara mı? Hangi birini düşüneceğimi şaşırmıştım. “Renas.” İlk kez sakin bir şekilde ismini söylemiştim. Anında bana döndü ve ne var der gibi baktı. “Başka bir yolu yok mu bunun?” “Yok, tüm yolların bana çıkıyor artık.” Bunu söylerken doğrudan gözlerime bakıyordu ama gözlerimdeki öfke ateşini görebildiğinden emin değildim. Dişlerimi sıkmaktan canım acıyordu. “O yollara benzin döker kendimle bielikte yakarım.” derken kelimeler benden bağımsız çıkıyordu ağzımdan. Önce göz bebeklerimin içine ardından dudaklarıma baktı ve keyifli bir kahkaha patlattı. “Benim karım tam böyle olmalı işte.” Karım kelimesinden tiksindiğimi bildiği için bastırarak söylüyordu. “Yüzü hadi fazla oyalandın,” derken bileğime yapıştı ve beni de peşinden götürdü. “Eşyalarım!” dediğimde bileğimi daha fazla sıktı. “Arkandan toplatırım daha fazla direnip beni zor kullanmak zorunda bırakma.” “Renas!” dedim kapıya vardığında. Bıkmış bir şekilde bana döndü ve ne var der gibi baktı. “Özel eşyalarımı almam lazım.” Yutkunarak devam ettim. “Onları benden başkası toplamamalı.” Tek kaşı havaya kalktı. Aklından ne geçtiğini anlayabiliyordum. Kapıyı tekrar kapatıp kollarını kavuşturdu. “O özel eşyaların arasında eski sevgilin olacak piçe ait bir şey var mı?” Bakışları öfkeyle parladı. Aldığım nefes boğazıma takıldı. “Hayır yok! Sen nerden biliyorsun benim hayatımı.” “İnan bana düşündüğünden daha çok şey biliyorum.” Odama doğru yürürken peşimden geldi. Kırık kapıdan geçerken o da kapıya yaslanmış beni izliyordu. Çekmecelerimi açtım ve elime aldığım büyük çantaya notları, fotoğraflarımı ve özel birkaç şeyi daha doldurdum. Elim bilgisayarıma gitmişti ki “hayır,” dedi. “Ona ihtiyacın olmayacak.” Sonra eliyle başucu çekmecemi gösterdi. “Oradaki iç çamaşırlarına ihtiyacın olabilir.” Mideme kramp girerken kaşlarımı çattım ve çantanın ağzını kapattım. Yanından geçerken de nefretle konuştum. “Bana şimdi istediğin kadar gül inanma, dalga geç ama ben sana gelen o yolda ikimizi de yakacağım!”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD