4. Bölüm

1119 Words
Gece sokağı çeviren siyah arabalar yoktu. Onun yerine beni takip ettiği Mercedes vardı. "Bin," derken epey sert davranmıştı hatta polis aracına bindirir gibi zorla bindirmişti. Kafamın uyuşukluğundan yaşadığım fiziksel acıyı bile düşünemiyordum. "İtip durma!" derken sinirlerim bozulmuştu. Kendisi de bindikten sonra göz ucuyla bana baktı ve bir anda üstüme doğru eğilip emniyet kemerimi taktı. Afallamış şekilde ona bakıyordum. "Çok güvendeyim şu an!" dediğimde cevap vermedi ve arabayı çalıştırdı. Uzun bir süre sessizlik oldu arabada. Sessizlik sinirimi bozunca radyonun sesini açtım ve kafamı cama yasladım. Bu adamın elinden kurtulmak için bir yol bulmalıydım. Yollar uzayıp giderken çok sevdiğim denize baktım. Umarım son görüşüm değildir diye geçirdim içimden. Gülüp eğlenerek geçtiğim sokaklara baktım. Bu adamın hayatımı karartmasına izin veremezdim. Bir yandan annem ve abimin durumunu düşünüyordum. Ne olmuştu da her şey bu hale gelmişti anlayamıyordum. “Annem ve abimin hayatta olduğundan nasıl emin olacağım?” Sessizliği bozan ben oldum. “Benimle evlendikten sonra emin olacaksın.” Yola odaklanmıştı ve duygusuz bir ses tonuyla konuşmuştu. Gözlerim doluyordu ama bu adamın yanında ağlamak, güçsüz görünmek istemiyordum. Aksine bu adamı her şey için pişman etmek istiyordum. Bizi bu yola soktuğu için pişman olacaktı. Eğer bir yolunu bulup elinden kaçarsam annem ve abime bir şey yapar mıydı diye düşünüyordum. Muhtemelen beni aramak için uğraşırdı ve beni bulana kadar da onlara bir şey yapmazdı ama beni bir şekilde bulurdu. Tüm bunları kafamda kurup kurup geri bozdum. Elim kolum bağlanmıştı. “Nereye gideceğimizi söyleyecek misin?” “Mardin’e gidiyoruz.” Şaşkınlıkla ona döndüm. “Mardin mi? Neden?” Hayatımda hiç gitmediğim bir yerdi. Keyifli bir kahkaha attı. “Neden mi? Evimiz orada Roza. Bundan sonra Mardin’in Menzari ilçesinden başka yuva yok sana.” “Hayatımda hiç görmediğim yer mi yuvam olacak?” “Dik başlısın,” derken göz ucuyla bana baktı. “Bunları değiştirmemiz lazım. Mardin’e gidene kadar vaktimiz var. Uslu olmayı, söz dinlemeyi öğreneceksin.” Ona doğru yan dönüp yüzüne baktım ama o yola odaklıydı. “Ev kedisi mi alıyorsun kendine.” Bu söylediğime kahkahayı bastı. “Onun gibi bir şey işte. Şu an şokta olmana veriyorum bu hareketlerini, başkalarının yanında sakın ama sakın benimle böyle konuşma yoksa sonuçlarına sen katlanırsın.” Başkalarının ne düşündüğünü çok önemsiyordu. Evime gelen sağlıkçı kız ona ağam demişti. Bu detaya takılarak konuştum. “Sen ağa mısın?” “Evet ve gideceğimiz yerde sen hariç herkes bir ağaya nasıl davranması gerektiğini çok iyi biliyor.” Sinirlerim bozulurken kahkaha attım. “Ağa mı? Bu devirde ağa mı kalmış ya?” Yandan ters bir bakış atması yerime sinmeme neden oldu. “Oraya gidince görürsün ağayı.” Tabii seninle gelirsem diye geçirdim içimden. Korkuyordum ama ona karşı korkusuz durmaya ant içmiş gibiydim. Tülay beni merak ederdi. Ona ulaşmam gerekiyordu. “Telefonum…” daha cümlemi bitirmeden lafa atladı. “Telefon kullanman yasak.” “Tülay var… Arkadaşım. Ona haber vermeliyim.” “Biz evlendikten sonra haber vermene izin vereceğim. Nikaha kadar kimseyle iletişim kurmayacaksın.” Sinirden delirmek üzereydim. Sorduğum her sorunun cevabı ‘evlendikten sonra’ oluyordu. “Ne olacak sanıyorsun? Mutlu güzel bir evlilik falan mı yaşayacağız sanıyorsun?” dedim sinirle. Gülüp bana baktı ama bakışları beni süzer gibiydi. “Merak etme ikimiz de çok mutlu olacağız.” Gözlerimi kaçırarak yola baktım. “Şimdi biz evlendiğimizde annem ve abim serbest mi kalacak?” “Evet ama yurtdışında olacaklar. Bir kere konuşmana izin vereceğim. Sonrasında onlar yokmuş gibi devam edeceksin ama merak etme sözüm sözdür, hayatta kalmaya devam edecekler.” Gözlerim şaşkınlıkla büyüdü. “Ne olduğunu anlayamıyorum. Abimin yaptığı bir şeyi abimle neden çözemedin?” Hemen sinirlendi ve arabayı sağa çekerek ani fren yaptı. “Abinin yaptığı şey sadece abinin canıyla çözülecek bir şeydi. Sonra kafasına silah dayalıyken bana seni sundu. Aylar önceden takibe aldım seni ve bu teklif hoşuma gitti. Artık anladın mı? Daha fazla soru yok.” Sinirden konuşamıyor gibiydi. “Peki evlendikten sonra?” Doğrudan bana bakıyordu. “Evlendikten sonra… benimsin. Daha ötesi var mı?” Hiçbir cevap vermeden önüme döndüm ve o da arabayı tekrar çalıştırdı. Adam tüm dengemi alt üst etmişti ve Mardin’de beni her ne bekliyorsa bu beni sevindirecek bir şeye benzemiyordu. İşler gittikçe sarpa sarmıştı ve ne yapacağımı bilmiyordum. Yolda saatlerimiz geçti. Ben sadece başımı cama yaslayıp uyudum ve onun gece uyuyup uyumadığını bile bilmiyordum. Bu şekilde ne kadar araba süreceğini de bilmiyordum. Sanki acil bir yere yetişecekmişiz gibi sürüyordu. Uykulu gözlerle kafamı kaldırıp dışarıya baktığımda havanın kararmaya başladığını gördüm. “Neredeyiz?” dedim yerimden doğrulurken. “Adana civarlarındayız,” dedi dümdüz yola bakarak. Aynaya baktığımda arkamızda takip mesafesinde duran siyah bir araba gördüm. Oraya baktığımı fark etmişti. “Bizdenler.” Dedi sadece. Biz demesi sinirlerimi bozmuştu ve açlıktan karnım gurulduyordu. “Sen acıkmıyor musun?” dedim kaşlarımı çatarak. Bu şekilde sormama şaşırmış gibiydi. “Müstakbel karımı aç bırakmam. Yakınlarda bir tanıdığımın yeri var. Orada duracağız. Kaçmak gibi bir aptallık yapma çünkü adamlarım her yerdeler.” Önceliğim yemek yemekti zaten çünkü açlıktan bayılacak kıvama gelmiştim. Otoyoldan çıkıp sağdan ıssız bir yola girdi. Dar bir yoldu ve etrafında boş arazi vardı. Bu adamın beni kalabalık bir yere götürmesini beklemiyordum zaten. “Dağ başında mı yicez yemeği?” dedim somurtarak. “Ne bekliyordun?” derken güldü. Kararmaya başlayan gökyüzünde hafif bir aydınlık kalmıştı. O arabayı sürerken yüzünü inceledim. Kemikli yüzü, kısa sakalları ve sert ifadesiyle bana birkaç saniye bakması bile yerime sinmeme neden oluyordu ve gülerken bile güldüğünü anlayamıyordum. Sert ifade sanki yüzünden hiç silinmiyor gibiydi. Çiftlik gibi bir yere gelmiştik ve kimse yoktu. Kapıya yaklaştığımızda otomatik kapı açıldı ve büyük bir bahçeye giriş yaptık. Geldiğimiz yer tek katlı taş ev gibi bir yerdi ama anladığım kadarıyla restorandı. Tuhaf olan ise kimse yoktu. “Neden kimse yok?” dedim istemsizce. İçimden düşünürken sesli konuşmuştum. “Bize özel hazırladılar,” dedi arabayı park ederken. Arkamızdan bizi takip eden siyah vito tipi araç da giriş yaptı. Renas arabadan indi ama bana beklememi söyledi. Diğer arabadaki adamlara bir şeyler söyleyip onları yan kapıdan yönlendirdi. 2 tane adam arabanın başında durdu. Sonra bana döndü ve kapımı açtı. “Yürü hadi.” Önüne geçmemi bekliyordu. Arabadan inip önünden yürürken beni kapıya doğru yönlendirdi. Loş, sarı ışığın hakim olduğu bir yerdi burası. İlerideki masayı gösterdi ve geçmemi bekledi. Ardından burayla ilgilendiğini düşündüğüm adamla konuşup o da masaya geldi. “Siparişi verdim.” dedi kabaca. “Bana sormadın.” dedim şaşkınlıkla. “Bana güven, seveceksin.” Kullandığı kelimeler onunla ancak bu kadar zıt olabilirdi. “Yiyeceğim yemeğe de karışmıyorsun değil mi?” derken kaşlarımı çattım. “Pek seçenek yoktu. Burası normalde kapalı bir yer. Bizim için açtırdım.” “Çok romantiksin,” dedim göz devirerek. Her biz dediğinde kusasım geliyordu. Doğrudan gözlerimin içine baktı. “Dalga geçmeye devam et. Evlendiğimiz gece senin için epey romantik olacağım Roza.” Yutkunarak gözlerimi kaçırdım ve dışarıya baktım. Sonucunun ne olacağını bilmiyordum ama artık emin olduğum tek bir şey vardı. Kaçmak zorundaydım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD